Kayıtlar

2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bitti,bitiyor.

Bayram öncesinden beri; sırt ve boyun ağrıları, hastane turları ile geçti zamanım. Evde yığınla iş birikti. Dün ütüye attım elimi, saatlerce ütü yaptım ama yine de bitiremedim, yığılmış yani. O kadar ütü yapmanın sonucu olarak akşam, sağ omzuma ve boynuma bir ağrı girdi, epey döndüm durdum, uyuyamadım. Bugün de bilgisayarın başından kalkar kalkmaz, evi dip-köşe temizlemeye girişeceğim, yani bu akşam da uyku yok. Bundan sonra ev işlerini biriktirmeden halletmem gerek, yoksa ağrılar dayanılmaz oluyor.

***

Bir yıl daha geçti işte, iyisiyle kötüsüyle geride bırakacağız 2007'yi.

Allah, kendisinden umutla dileyenleri, dileklerine en kısa zamanda kavuştursun ve umutlarını diri tutsun. amin.

mr, tabut, ölüm, deprem vs...

Dün akşam 19:30 civarı girdim mr'a.
Tüm uyarılara rağmen yalnız gittim.
Randevum 17:45 teydi ve 2 saate yakın bekledim.
Çok sıkıntılı hastalar vardı.
İhtiyar bir amcanın sesi geliyordu içerden, girmek istemiyordu.
"Ölümüm yakın, sokmayın beni ölmeden şu tabuta "diye bağırıyordu.

***

İsmim okundu, girdim.
Az çok bilgim vardı olacaklardan, metallerden arındım.
En çok örtümü çıkarmak zorunda kalmayışıma sevindim, boynumu açıkta bırakmam istendi sadece. Bir de tokamı çıkarmalıymışım, en az 15 dakika hareketsiz kalacağım için rahatça koymam gerekliymiş başımı. Söylenilenleri harfiyyen yaptım. Hekim yükses ses için beni uyardı, korkmamalıymışım sesten, normali buymuş.

***
Uzandım. Uzandığım yer hafifçe makinenin içine kaydı, ellerimi karnımın üstüne bağlarsam daha rahat edeceğimi söylemişti hekim, iyi ki söylemiş. Yoksa o kadar süre hareketsiz kalmam gerçekten zordu.

***
Olacakları beklemeye başladım. Önce tıkırtılar geldi, sonra da o metalik ses. İlk duyduğumda sıçradım, kalp atışlarım h…

Arada derede 2 satır döktürüvereyim,

Zabaanan, gızı alıp, ebesine bırakagodum, aaay pardon, hatlar karıştı.

Elifcik anneannesinde takılırken, ben de dişcağızlarımın ikisinin dolgu işlerini hallettim.

Haftaya bir daha gideceğim ve bitecek, ne güzel.

Bir kaç günlük hastane maceralarımın sonuna yaklaştım. Kan tahlillerim züpper, ölümüne susuzluk çeken ve her gittiği yerin wc'sini ezbere bilen biri olarak şekerden korkuyordum en çok, şükür böyle bir sorunum yokmuş, kolesterol, b12 vs... her şey normal sınırlarda çıkmış efenim. Anlaşıldığına göre zıpppkın gibi fişşek gibi bir uragan var karşınızda, dermişşşim.
ıııy, nerden çıktı bu kelime şimdi.
Böbrekcağızımda küçücük, fıçıcık içi dolu turşucuk bir kistim varmış, dünkü ultrasonun sonuçlarından çıktı. Zararsız görünüyor, senede bir defa bu sulu:) ultrasonu tekrarlayacağız.
Şimdilik bu kadar, akşam beş buçuktaki tomografi bu haftanın son hastane randevusu, oleeeeeeeeeee....
Dudağım uyuşuk ve sağa çekiyor, çok komik...
Bu kadar olur ya, günlük ziyaretçi sayısını ve online ziyaretçiyi beraber gösteren sayacım, bugün bilgisayarı açtığımda uçmuştu. Uğraş, didin, yerine iki ayrı sayaç bul, ekle vs... frre counter her tık'ı sayıyor ya, kişi sayısı belli olmuyor ya hani, neyse efendim; işlemleri bitirdim, şablonu düzenledim, son haline bir bakayım dedim, anaaaa ne göreyim, benim çift işlemli sayaç dönmüş.
ıııghh, puf.
blog sayaç tarlasına döndü yani, neyse duragosun biraz, sıkıldım zira.

İki güne;

2 röntgen, 2 ultrason ve detaylı incelemeler için bol miktarda kan tahlili sığdırdım. Yarın da dişçi randevusu ve bir de tomogrofi var sırada. Ne oluyor?
Bilmiyorum. Sırtımdaki ağrı, bayramda dayanılmaz boyutlara ulaştı. Teyzoşumla bayramda görüşür görüşmez durumumdan bahsettim ve Salı için randevulaştık.

Ben küçük bir çocuktum, annemin dikiş ipliklerini kesmek için kullandığı ve özenle sakladığı neşterini bulmuş ve bir güzel parmağında denemişti teyzem, gerçekten o kadar iyi kesiyor mu diye. O günlerden bugüne kadar uzanan cerrahlık hayali nihayet gerçekleşti ve 2 hafta kadar önce uzmanlığını aldı, o artık bir genel cerrahi uzmanı ve çok mutlu. Aramızda sadece 8 yaş var ve teyze-yeğen ilişkisinden çok kardeş gibiyiz onunla ve tabi tüm kardeşler gibi çok sık da kavga ederiz he he:)
Sağolsun dün detaylı tetkikler için elinden geleni yaptı, yanımda oldu. Bugün de eşinin, uzmanlığını almak için gireceği son sınavda onun yanında olacağından hastanede değildi.

Sabah Kikiriği babası ile bırakıp…

iki satır olsun...

*Bayramı bir telaşla, koşturmacayla geçirdim, o da bitti gitti işte.
*En güzel bayramlar, tabi ki çocukların. Keyfine varan da onlar oluyor bayramların.
anlaşılacağı üzere yazasım yok, yani;
-bitti-

Bayram

Malum bugün Arefe. Yapmam gereken işler var, o yüzden şimdiden söyleyeyim,
Tüm inananların Kurban Bayramı mübarek olsun.

"Hüsn-ü Aşk" okumaları-2

-Aşktan başka hiçbir şey söz incisini harcamaya değmez. Bu binlerce tekrarlanmış da olsa o ebedi olduğundan zarar vermez. Alem aşk derdine alışmıştır, onunla içiçedir. Bunun haricindekiler keder, elem ve uğursuzluktur. Şayet bu yolu idrak ettinse, senin yolunun üstüne hırsız çıkmaz. *
Ben-i Muhabbet Kavmini anlatırken;
-Vadileri cam şişesinin kırıkları ve kumlar sayısınca hüzün ve matemle doluydu. Çadırları yoksulluk ahının dumanı ile dolu, sohbetleri feryat ve figandı. Her biri bir güzele vurgun, ağızları kılıç gibi kanlı idi.Erzakları ansızın gelen bela ve musibet, sanki başlarına devamlı ateş yağardı. Kıvılcım taneleri eker, paramparça olmuş kalpler biçerlerdi. Onlar söze çok değer verirlerdi. Mecnun'un da o kabileden olduğunu söylerler. Her kim ki aşk belasına düşmeyi dileyip düşerse elbette o ocağa mensuptur.**

*Hüsn-ü Aşk/Şeyh Galip/Yeni Kuşak Yayınları/Ankara 2000 sayfa:20
**a.g.e. sayfa:21

haftanın günleri, say isimlerini...

eve yeni döndüm, bugün bir ara 4 günün özetini yazacağım,
demiştim.
yazıyorum işte, kısaca. zira yine yazasım yok.

*perşembe günü ev işçiliği ile geçti günüm. temizlik, ütü, yemek vs.
*cuma sabahı evin beyi ile çıktık, elifle beni n. anneye bırakıp, işe geçti kendisi. kayınvalidem (yoksa kaynanam mı demeliydim biyo?) şeker hastasıve bu hastalığına bağlı olarak pek çok başka hastalıkla boğuşuyor. bayramdan önce gidip biraz evi derleyip, toplayayım dedim. cuma ve cumartesi de ev işçiliği yaptım yani
*pazar günü öğlene kadar uyudum, aaaaa! şaştım kaldım kendime, uyandım saate baktım 12, olamaz, nasıl olurlarla bir 15 dakika daha harcadım. anladım ki şaşkınlık da acayip vakit alıyor!
*öğleden sonra kikiriğe bayramlık ciciler almaya çıktık, dede de geldi bizimle. O almak istedi kızımın bayramlıklarını, e biz de kabul ettik tabii.
ne yapsaydım yani, yok olmaz vallahi olmaz, mı deseydim. tabi ki de demedim.
*akşama m. abi ve ailesi de geldiler, yemek, çay vs...
*kalktık eve gidiyoruz. m. baba, aaa ni…

adaptasyonun daniskası

Dün akşam balkonda, 10 dakikada tonla şey düşündüm.
Önce rahmetli postacı dedem geldi aklıma. Üniversitede okurken, "sınav dönemi, nasıl olsa gelemeyecek," diye ailemin haber vermediği, ölümünü sonradan öğrendiğim dedem. İzlerini bulmaya çalıştım içimde, ne kadar silikti. Bir kaç şey hatırlayabildim onunla ilgili sadece.
Her zaman oturduğu divanın köşesini (tahtıydı orası kimse oturmazdı), gittiğimde oturduğu köşeyi bana devretmesini, 6 tane 6 yı çevirdiğimizde çıkan masal hattını, yeleğinin cebinden çıkarıp verdiği çerezleri ve bir iki şey daha.
Bu kadar, hepi-topu hatırladığım bu kadar. Öldü gitti işte, dedim kendi kendime. Paylaşacaklarımızı paylaşmaya gayret etmeden, hep o köşede dururmuş gibi geldiğinden belki; ya da okulumuz, derslerimiz, işimiz ve her daim yapacak bir şeylerimiz olduğundan hatırlamaya bile vakit bulamadığımız aklıma geldi.
Sonra amcamı kaybedişimiz geldi bu defa aklıma, bir gece aniden kalp kriziyle dünyayı terk eden amcam. En son ölümünden 2 sene önce gö…

dilemek üzerine

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." İnsan suresi-30

***

Sabah takvimin arkasından okunmuştu, şimdi igoogle'daki eklentimden okudum. 6236 ayet arasından aynı ayeti bugün ikinci defa görüyorum.

başlamadan biten yazı

Oturdum blogun başına, bir iki satır yazayım diye, ama yok, yazasım yok.
Tek yazabileceğim, dün Elif'e aldığımız gonzales. Onunla ilgili detayları da kikirin sayfasında yazdım zaten.
O zaman nedir?, hep beraber söylüyoruz...
-bitti-
Hayat zor ya, gerçekten.
Hem bir bana değil, herkese zor.
6 yıldır kapı komşun olan biri,
çocuğu kucağında, ayakta duracak hali olmadan ziline bastığında...
ve sen hiç bir şey bilmeden kapıyı açıp, komşunun o halini gördüğünde...
içeri girer girmez kollarına yıkılıp kaldığında,
ne yapacağını bilememenin korkusuyla,
çocuklar anlamasın, kaygısıyla,
yarasını deşmeden sakinleşmesini sağlamaya çalışarak,
kapı çalar ve kocası gelirse diye düşünerek,
yine ne yapacağını bilemeden,
gözyaşlarını durduramadan,
şimdi nefesi kesilecek diye korkarak beklerken,
biraz su biraz kolonya
başını okşarken,
gözyaşlarını silerken,
elimi tut!
dediğinde,
tutmak,
ben bu kadar mı kötüyüm, dediğinde
hayır, tabii ki hayır,
demek
bir şey ifade etmeyince....

ve yine, yeniden ne yapacağını bilemeyince
hayat daha da zorlaşıyor....

"Hüsn-ü Aşk" okumaları-1

Resim
Şeyh Galip'in 2220 beyitten oluşan eseri, İlahi Aşka ulaşmanın zorluklarını anlatır; eser masal unsurları, tasavvuf ve şiir üçlüsü üzerine kurulmuştur*

Benim okuduğum versiyonu, Mehmet Sadık tarafından nesre çevrilmiş ve 2000 yılında yayınlanmış. Sadık, eseri nesre çevirirken, anlaşılmayı kolaylaştırma adına günümüz türkçesini kullanmış.
Bu çalışma Eski Türk Edebiyatının manzum metinlerinden, modern nesir çıkarma denemesidir, diyor; Mehmet Sadık.
-Ruhlar Allah'ın hediyesidir. Peygamberlerin Şahı'nın yolunun toprağıdır. Hakka en yakın melekler dahi onun mekansızlık aleminin kapıcılarıdır. **
-Mirac'ı Anlatan Bölüm;
...Bu karanlık gece bir nur ayinesi oldu ve sevgili sevgiliye yüzünü gösterdi.
...O nurlu ayağını özengiye basar basmaz kendini vahdet evinde buldu. Ne zemin ne zaman kaldı, her şey bir anda yok oldu. Vahdet okyanusu coşunca madde manaya döndü. Ansızın en son yer görünerek kulluğun sırrı ortaya çıktı. O secde eden oldu, Hak da secde edilen. Bu makama görünen gizli…

Topalla gezen aksamak öğrenir / Suçu gelin etseler, kimse güvey girmeyecek

Sagopa Kajmer - Bağdat

"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" Okumaları-son

Kitabın öyküsünden bahsetmiştim daha önce.
Bu defa eleştirilerimi yazacağım.
*İlk olarak Fuzuli'nin hayatından kesitler bulacağım ve efsanevi bir kitabın öyküsünü de okuyacağım için beni çok heyecanlandırmıştı bu kitap. Beklentim yüksekti, muazzam bir dil, detaylı tasvirler, teşbihler ve derin mecazlar bulmayı umuyordum, olmadı. Dil ne tam olarak sade, ne de ağdalı ve edebi bir ağırlığı yok. Kitabın yarısına kadar hiç kullanılmamış mecaz bir ifadeyi keşfeden yazar, kalan bölümlerde o mecazı sürekli tekrarlamış mesela.
*Tarihsel süreçlerden bahsederken neden bilmem bana kendini hep sorgulattı kitap, doğruluğu şüphe götürür gibi hissettim. Tarih bilgim çok iyi değil, bu yüzden sadece hislerimden bahsediyorum, yargılama yok yani. Belki de iyi araştırılmıştır ama üslup neden olmuştur buna, ya da benim şüpheciliğim, ondan emin değilim. Konuyla ilgili araştırma yapmadan da emin olamayacağım.
*Aslında kafamı meşgul eden bir iki şey daha var ama neyse. Kitabın bana olumlu etkileri de oldu, di…

amcamın türbanı

Resim
Bendeniz yıllarca türbandan, yukarda gördüğünüz, şu amcamın turuncusunu taktığı şeyi anladım efendim, Bu fotoğrafta vikipedi'nin türban maddesinde yer alıyor. Demek ki diyorum yanlış anlamıyor muşum o kadar. Hani güzel yemekler yapan ton ton Emine Beder ya da Unakıtan'ın neşeli eşinin de taktığı, boynu ve yüzün bir bölümünü açıkta bırakan örtünme biçimi.

Niye yazıyorum şimdi bunu; hani gündeme bomba! gibi düşen Tarhan Erdem'in anketi var ya ondan. Anlayamıyorum anketin sonuçlarını da ondan. Hani türbanlılar artmış ya güya, ondan.

Ben sokakta bu amca gibi örtünen kadınlara hiç rastlamıyorum doğrusu, (sokağa çıkmazsan rastlamazsın, cahil köylü!) türban ile başörtüsünü ayıran şey nedir?, bu ankette türban hangi anlamda kullanılıyor, anlayamıyorum.

"Geleneksel örtü şekliyle, çağdaş ve sıklıkla siyasi bir vurgu barındırdığı düşünülen örtü şeklini" ayırmak için bu tarz bir ayrıma gidilmiştir, diyor vikipedi. Ama devamında diyor ki; "Bununla birlikte Türkiye dışında t…

İsrail'i ve Bush'u kim teselli edecek?

Vallahi ben değil, işim olmaz yani.
Zati hastayım.
Şimdi bu soru nerden çıktı?
Efendim eskiden kalma, ama evimde internete kavuştuğumdan beri de yeniden hayatıma dönmüş olan; sabah haberlere göz atma, haber sitelerini turlama alışkanlığım neticesinde gördüğüm bir haberden çıktı bu soru.

Detaya girmeyeyim, haberin özü şu:

ABD'nin 16 istahbarat örgütü (cıa, fbı, nsa da var aralarında), "İran'ın nükleer çalışmalarının şu anda silah yapmaya yönelik olmadığı" şeklinde rapor hazırlayıp, başkana da tevdi etmişler efendim bilgileri. Tabi başkan şok!
Şimdi düşünün, Bush yıkılmasın da ben mi yıkılayım yani? İran'ın nükleer silah programı olmaması beni niye üzsün yani di mi?
Garibim(!) İsrail ve BusH...
Yazık değil mi adamlara, nasıl girecekler İran'a, girseler bunu dünyaya nasıl anlatacaklar, değil mi ama?
Reuters ajansı haberi, “İsrail’in kanatları kırıldı” başlığıyla vermiş. Benim okuduğum yer öyle diyor. Sabah sabah keyfim yerine geldi, üzerimdeki tüm hasta hale rağmen.

Haber…

"Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" Okumaları

Leyla'nın eliyle toplanmış tek bir çilek tanesi....
Başından geçenleri anlatmaya başlıyor, acının ve aşkın ona neler ettiğini; tek tek, bıkmadan usanmadan anlatıyor. Ta ki üzerine yazılabilecek bir parşömene dönene değin ve sonrasında, Leyla'nın izini üzerinde taşıyan parşömen, onun aşkından yanarak ve yandıkça daha da uzağına düşerek Leyla'sının geçiriyor, günlerini.

Ve aşık Parşömen Fuzuli ile karşılaştı.

İşte o karşılaşmadan sonra daha bir anlam kazanıyor, Leyla'nın aşkı.
İç yaralayan ama yaraladıkça derin bir haz veren dizelerle süsleniyor parşömen.
O meşhur "Leyla ile Mecnun kitabı" oluyor zamanla...
Kendine Kays diyor gah, gah Mecnun...
Farketmiyor, Aşk diyor...


Yazar elden ele gezdirdiği Leyla ile Mecnun kitabının ağzından; kendi bakışıyla dönem hikayeleri fısıldıyor okurlara. Aynı zaman diliminde yaşanan hikayeleri; Osmanlı'nın son dönem tarihinden kesitleri, Divan Edebiyatı şairlerinin hayatlarından parçaları, zaman zaman Avrupa'nın durumunu parça pa…

Yazık ki ne yazık...

Aslında bugün sadece, biten kitap ile ilgili bir iki satır yazmak niyetindeydim, ama "Türk Solu Dergisi"nin, "buyrun destekleyelim" dediği; ayrımcılık kokan, kokmaktan öte pişmiş, sofralara dağıtılmış ayrımcı rozetleri görünce kan beynime sıçradı. Ve fakat buradan bu rozetlerin fotoğrafını yayınlayarak, yaygınlaştırmanın içinde olmayacağım. Yazarak olmuyor muyum?, oluyorum aslında ama dayanamadım işte yine de...

*****

Bir de Ertuğrul Özkök'ün bugünkü yazısı var ki; "al birini, vur ötekine" diyorum; başka da bi şey demiyorum.

*****

Uğraşmayın birader, bu memleketin insanlarıyla.
Bir de şunu söylemeliyim, yoksa çatlayacağım orta yerimden.
Rövanş mantığı senin gibi adamların kafasında olur ancak Ertuğrul Efendi...

Çünkü Onlar Arsızlar, Küçük Kızım...

Önceki gün okudum aşağıdaki metni, beni çok etkiledi. Yazarıyla görüştüm, iznini aldıktan sonra paylaşmak istedim buradan.

***
30/11/2007 -Şahin Torun /cemaat.com

Çünkü onlar arsızlar, küçük kızım ve arsızlar kolay kolay doymazlar…

Üç kişiydiler, köşedeki ufarak masaya çökmüştüler. Üç kişiydiler enleri boylarına neredeyse denk, boyları kısa enleri uzun üç kişiydiler… Üçü de manşet kollu gömlek üstüne kazak ve onun da üstüne kazak ve onun da üstüne kalın, kalantor işi montlar giyinmiştiler.
Zaten iriydiler ki, böylece daha da irileşmiştiler…
Kısa boylu üç aç dev gibi, ama gerçekten de aç devler gibiydiler. İlginçtir üçü de gençtiler epeyce ve yine ilginçtir üçü de epeyce ama epeyce kel’diler. Ha birde gözleri, mazota düşmüş kara bilyeler gibi, dibe çökmüş, doymamış bir fıldır fıldırlıktaydılar. Biz içeriye girdiğimizde oradaydılar. Üç tane, kel, iri, kısa boylu, fıldır fıldır aç gözleriyle üç aç bodur dev gibi köşedeki masaya çökmüştüler. Kollarının, dirseklerinin ve aç göğüslerinin doldurdu…

Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu - Fındıklı
Tarih: 13 - 14 Aralık 2007

Türk Edebiyatının Oyun/bozanı...

Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu

13 Aralık Perşembe
09.30 – 09.45: “Sonunda Bana Bunu da Yaptınız” (Performans)
09.45 – 10.00: “Hayat Bir Oyundur” (Belgesel: Nilgün Eroğlu Maktav)
Açılış konuşmaları:
10.00 – 10. 20: Prof. Talat S. Halman (Bilkent Üniversitesi)
Prof. Rahmi Aksungur (MSGSÜ)
Doç. Dr. Handan İnci (MSGSÜ)
10.20 – 10.30: Çay arası
I. Oturum: Yöneten /Prof. Dr. Abdullah Uçman
10.30– 10.50 Oğuz Demiralp, “Oğuz Atay’a Mektup”
10.50 – 11.10: Sevda Şener, “Oğuz Atay’da Oyun ve Gerçek İkilemi”
11.10 – 11.20: Çay arası
II. Oturum: Yöneten / Yrd. Doç. Dr. Laurent Mignon
11.20 – 11.40: Füsun Akatlı, “Öykücü Oğuz Atay”
11.40– 12.00: Emre Ayvaz, “‘Ne Evet Ne Hayır’: Başkasının Derdi ve Dili”
12.00 – 12.20 Nursel Duruel, “Tahta At”
12.20– 13.30: Öğle arası / (Film gösterimi: “Oyunlarla Yaşayanlar”, I. Bölüm)
III. Oturum: Yöneten / Doç. Dr. Meral Özbek
13.30 – 13.50: Feridun…

bıla bıla bıla

Resim
* Dün bloga yazamamamın sorumlusu bu kadın dır. Kendisiyle mailleşmek suretiyle zamanımın büyük bölümünü harcadığımdan, bloga yazacak zamanım kalmamıştır. :) (zati tembelim)

*Bu mailleşmeler esnasında; içsel gel-gitler yaşamış, psikolojim hoplamış ve "başkaları tarafından anlaşılma isteğim" yıllar sonra hortlamıştır. Benzer anlaşılma kaygılarını 99 yılında canım arkadaşım la yaşamış, sonrasında bugün hala süren bir dostluğun kapılarını aralamıştık.

*Aslında üzerinde yazmak istediğim çok şey birikti iki günde ama, yavaş yavaş. Zamanla, sindirdikçe, şarkın efsanevi ağırlığıyla ve sonra.

*Ama aklımdayken, canım ceren bebek, sen ne günahsızsın ve sen ne de güzel cennet bahçelerinde olacaksın Rabbin izniyle. Allah babacığına Eyyüp (a.s)'ın sabrını versin, ...

*Biz orda burda, geyik yapıp, hallerimize ağlarken; durmayan çalışan, somut şeyler üreten ve heyecanla yoluna devam eden bu kardeş 'e ve tüm ekip arkadaşlarına çalışmaları ve "bir şeyler yapılabilir" umudunu ve…

Arıtman'ın üslubunu pek sevmem ama,...

Şimdi biyo nun blogunda gördüğüm anketi, her ne kadar ziyaretçi sayım sınırlı da olsa, buraya taşımak istedim. CHP İzmir milletvekili Dr. Canan Arıtman'ın, "Bebek tecavüzcülerinin ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını" öngören yasa teklifinin bir an önce yasalaştırılmasına destek vermek isterseniz, bir evet de siz tıklayın efendim.

Every day for us something new

Bugün yazacaklarımı yine maddelesem iyi olacak.

*İnterneti açıp da düşen uçağı ve kurtulan olmadığını öğrenince çok üzüldüm. Vefaat edenlere Allah rahmet eylesin, yakınlarına da sabır versin inşaallah.

*Havalar soğuduğundan beri sigara içmek işkence haline geldi. Bilgisayarı ve tabi çalışma odasını kikiriğin de kullanımına açtığımızdan, odayı saatlerce havalandırma imkanı da kalmadığından, balkonda sigara içiyorum. Giyin, örtün çık, üşüye üşüye iç, neyim ben yaa. Bazen tüm bu şartlara rağmen sigara içmeye devam ettiğim için salak olduğumu düşünüyorum. Üstelik benden sadece 3-4 yaş büyük eski iş arkadaşlarımdan ikisinin anjiyo olacağını öğrendim ve
tırstım. Kurtulmalı bu illetten. Yoksa genç yaşta damar tıkanıklığından gideceğimi sanıyorum.

*Elifciğim son dönemde yeni yeni hallere giriyor. Sandalyelerin arasını açıp, birinden diğerine geçiyor, yüksek sehpalarımızın üzerine ellerini koyup, vücudunu yukarı çekip, bırakıyor ve bunun gibi pek çok akrobatik harekete imza atıyor sonra da "a…

haberin komediyiyeni

Dün akşam yine Birand'ı izliyorum, şu kaçırılan rahip ile ilgili telefon bağlantısı yapmış, enkırmenimiz. Fakat telefonda konuştuğu adam öyle ağır konuşuyor ki, üstelik bir şey de bilmiyor. O bağlantıyı ayarlayan muhabir yayından sonra paparayı yemiştir kesin, neyse efendim, Birand adama soruyor,
-olay nasıl olmuş?
Adam diyor ki,
-manastırdan çıkmış, yürürken bir arabaya bindirilmiş vs...
Birand gıccık oldu ya bağlantıya, gerildi zaten acayip, diyor ki;
- Malatya'dan çıkmış nereye gidiyormuş, Olay Midyatta gerçekleşmemiş mi?

Koptum gene, sen çok yaşa emi M.A.B

ziyaretçiye not:Profilimi okuma zahmetine katlanmayıp bir de üstüne, bu uragan nereden anlıyor, adam gerilmiş; muhabiri paralayacakmış filan diyorsanız; 4 yıl iki ayrı ana haber sunucusunun asistanlığını yaptım efendim, üstelik bu iki kişinin haber bültenlerinin yapımcısıydım aynı zamanda. Bilirim canlı yayın gerginliği nedir, nasıl ortaya çıkar, tedavisi nedir? Hoşa gitmeyen bağlantı sonucu, haber arasında enkırmenler muhabirl…

Hero

Bugün acayip "Hero" izleyesim var.

Uragan yumurtluyor

Dün akşam da her akşam olduğu gibi Birand'ın bültenini izliyordum. Adamcağız, operasyon ihtimali doğduğundan beri, sınır hattına yerleştirdiği muhabirleriyle canlı yayında muhabbet ediyor, bu yüzden seviyorum ben bu adamı, tarzını yani. Canlı yayınmış, hataymış, yanlış anlaşılırmış, mühim değil, Birand düzeltir. Neyse efendim, muhabire diyor ki, -Talabani ile ilgili bir gelişme var mı?
Allah Allah diyorum, biraz önce bültenin başında bulduk Talabani'yi diyordu. Bu adam ne yapıyor?
Garibim muhabirin bir şeyden haberi yok, -araştırıyoruz, soruşturuyoruz, Avrupa ülkelerinden birinde olduğu söyleniyor vs.. içi pek dolu olmayan cümleler kuruyor, kelebeğin diğer karesinde Birand hınzır hınzır sırıtıyor. Yaaa, geçirdim işte bak, der gibi gülüyor. Muhabir bir yandan konuşuyor, bir yandan da eminim, "nassı bi tonga bekliyor beni" diyordur.
Neyse efendim, çocuğun bağlantısı bitti, Birand bu habere ayırdığı dakikaları görünüşte boşa çıkaran, ama aslında "bakın her saniye günc…

boncuklu bere / çölde su arasam ütü bulurum...

Resim
Kikiriğime şirin mi şirin bir bere örüyordum, dün akşam bitirdim nihayet. Sık sık elime almadığım için bir haftadır, garibim ööle örgü torbasının içinde duruyordu.

Dümdüz olmasın, bir yerine bir şeyler yapayım şunun, dedim. Önce işleme yapmayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Elif'in kırılan kolye ve bilekliklerinin boncuklarını biriktirdiğimiz küçük bir boncuk kutusu var. İçinden kafama göre bir şeyler seçip, deneme yanılma yoluyla bu haline getirdim, bereyi. Bundan önce 2 defa başka boncuklarla işledim, hoşuma gitmedi. Büyük olmuştu diğer boncuklar, bunlar küçük küçük, yeşiller ama olsun. Sevdim ben, güzel oldu. Kikirik de beğendi zaten, gerisi mühim değil. **** Dün pek yazasım yoktu, bugün yazayım. Cuma günü, Elif'i anneme bırakıp, dişlerime yapılacak dolgular için hastaneye gittim. Efendim, randevumu hatırlattım görevliye, doktorumun adını verdim, ne dese beğenirsiniz. Doktorum trafik kazası geçirmiş ve 15 gün kadar raporluymuş. Buyur burdan yak. Neyseki çok ağır değilmiş durum…

...

Haftasonu yatılı misafirim vardı. Tabi ben hizmette sınır tanımayan ev sahibesi pozisyonunda dolaştım durdum ortalarda. Ne bloga yazabildim, ne de bi şeyler okuyabildim. Normal şartlarda bile pazartesileri evin duman olduğundan bahsetmiştim daha önceleri. Bir de misafir olunca, düşünün gerisi. Sabahtan beri evi toparlamaya çalışıyorum, ancak fırsat bulup oturabildim blogun başına.
Oturdum ama yazacak bir şeyim yok.
Eee, o zaman nedir?
-bitti-

karaRsız kasım / what's in your head?

hayat zor ya, zorluyor bazen.
bazen de ben zorluyorum sanki.
kolay da olabilir, kolay olanı seçersen.
ama seçim yapmak ta zor.
kolay da olabilir aslında
düşünmeden seçersen.
düşünmek de zor, en zoru da düşünmek.
ama düşünmemek de yokluk gibi.
yok olursun düşünmezsen,
kayıpsın o vakit.
bazen kaybolmak da iyidir.
midir?
ki
...
vazgeçtim,
en zor olanı karar vermek
...
hayır hayır
en zor olanı değişmek
...

bilmiyorum yaa
hepsi zor sanırım ya da sanmam.

-bitti-


jean devrim'i tanımam / indir-oku!

Resim
Hiç okumadım kitaplarını, tanımıyorum da zerre kadar.
Sadece bu gösterinin en altında, yanında İNdİr yazan denemeyi okudum, sevdim.
Dil önemlidir, en az annelik kadar...







Kayıp Bahçenin Çocukları Kitap Yurdu 2001 - Öykü
Kayıp Bahçenin Çocukları AltKitap 2003 - Elektronik Basım
Ben Deccal Kitap Yurdu 2005 - Öykü
Bu Şarkıları Beni Ağlatmak İçin mi Yazdılar Kitap Yurdu 2007 - Öykü
*Yeni* Die Ziekter Giett Indir! Bir Adet Deneme

yazmalı mı yazmamalı mı?

Elifciğin kontrolü vardı, ayşin doktora gittik bugün. Bademcikler küçülmüş, kızarıklıklar gitmiş ama müjde bu defa da gribiz ha hay ha hay. Biz antibiyotiğe direndikçe bu hastalık da kızımın peşini bırakmayacak diye düşünmeye başladım, ama yine de direnişe devam. "Yılgınlık yok, direniş var" Çok kalabalık ortamlara girmezsek, sigara dumanından uzak tutarsak, takviyelerimize devam edersek ve hasta insanlara yaklaşmazsak yeni bir hastalığa dönüşmeden bir hafta içinde atlatabileceğimizi söyledi ayşin doktor. İyi zaten, çocuğum. Sesi kısık, burnu akıyor, öksürüyor ama iyi. Ayşin doktorla sohbete başlayınca çıkamıyoruz odasından. Bir bebek geldi biz içerdeyken, beraber muayene ettiler bebeği. Yakında staja vereceğim Elif'i , Ayşin'in yanına :)
Doktorumuz da şaşırıyor bu duruma, "en fena hastamdı bu kız benim, tepine tepine muayene olurdu, bakmayın bu haline, neler yapardı eskiden" diyor yanındakilere. Ve her geçen gün Elifle olan ilişkisi güzelleşiyor ve bu da mu…

güzel yüzlü sabahım.

- 7 sularında kızım tarafından uyandırıldıktan hemen sonra, kendi kendime dedim ki;
uyuMa! KalK! -uyu uyu yat yat uyu uyu yat- nereye kadar yani, kır şu zinciri. Biliyorum bir gün bir saat erken kalksam devamı geliyor. Tecrübeynen sabit! Ve kendime yenilmedim, gidip hemen yüzümü yıkadım, kuzucuğun 1. kahvaltısını verdim -tahıl gevreği- Dora the Explorer ile Elifciği ve gevreği baş başa bırakıp, çıktım. (baba evde ama uyuyor) Çıkarken ekmek almaya gittiğimi, biraz uzun süreceğini, kendine zarar verebilecek şeyler yapmamaya çalışmasını rica ettim. Saat 07:15 dışardayım.
- Yürüyüş parkuruna uğramayalı neredeyse 3-4 ay oldu. Bu arada ilginç ilginç spor aletleri yapmışlar, parkurun yanına. Bir de kayaklı-salıncaklı çocuk eğlenceliği eklemişler. İyi olmuş.

- Neyse ilk 500 metrede zorlandım, parkurun müdavimi olan iki teyze var 50-55 yaşlarında, aynı tempoda yürüdük neredeyse, o kadar hamlamışım yani! Neyse 1km'lik turu tamamladıktan sonra açıldı bacaklarım, nefesim onlar kadar açılamadı, o…

amaaan, bir de başlık mı yazıcam şimdi?

Resim
Dün çocukların dağılımından sonra, -biri uykuya diğeri evine- kendimi önce ev işlerine sonra da yemeğe vurdum. Pazardan ertesi gün, ev tam bir harp meydanı şeklinde olduğundan ve birinin duruma el koyması gerektiğinden ve bu biri her zaman ki gibi ben olduğumdan, pöff, akşama kadar çalış babam çalış şeklinde geçti günüm. Pöff'e bakmayın şikayetçi değilim. Temizlik faslını bitirdikten sonra mutfağa daldım. Şu pizza pişirdiği iddia edilen aletlerden bir tane de ben de var, babacığım hediye etmişti. Pizza pişirmedim hiç onda, çünkü o kadar pizza dişimizin kovuğunu doldurmaz bizim. (dipçik not:Ben pizzayı büyük boy fırın tepsisinde pişiriyorum.)
Neyse, bari bi işe yarasın alet, durmasın mutfağın bir köşesinde diye sebzeli tavuk yaptım. Fena da olmadı hani, yok yok tevazu gösteriyorum, nefis oldu.
(kahretsin kadın becerikli, yapcek bi şi yok :])




Yazıvereyim içine ne koyduğumu da, canı çeken pişirsin, pişiremiyorsa pişirtsin yani...tavuk baget, küp küp doğranmış iki patates ve bir domates,…

oku, iyi gelir

Elif ve arkadaşı İremsu bizdeler şu saatlerde. Muhabbeti dinleyin, birisi kanguru ru olmak istiyor, diğeri köpek çilek. Tartışma çıkıyor ve şöyle devam ediyor:
elif: bak bi daha hiç gelmem size, yalvarırsın gel diye, gelmem
(ukala, ukalanın zirve yapanı, niye yalvaracakmış ki kız, ikiz kız kardeşleri var onun, sen yalvarırsın esas, anne nolur çağıralım iremsuyu diye)
iremsu: niye öyle diyosun, ben sana çukuyata getiydim geliyken ama
(Lve r de sorunu var iremsunun, aşacak çalışıyoruz bize her gelişinde, suratımız maymuna dönüyor ama, her seferinde gösteriyorum, dilin dişlerinin şurasına değecek, diye)
elif: napıyım
iremsu: vey çukuyatamı o zaman
elif: yedim ama ben onu
iremsu: çıkay o zaman, kus vey çukuyatamı
ıııııııııııııııy
elif: anneeeeeeeeeeeeeee
anneeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee

anne burada ben oluyorum,
:efendim,
elif: iremsu bana kus diyoooo

anne:ben size akşam ki pastadan vereyim yer misiniz?
iremsu: bize de getiymişsin, yedim ben, bana mı yaptun teyje?
elif:hayır annem bana yaptı.

ha…

:(

Bir kaç gündür pek nanemollayım, hastayım demek istemiyorum çünkü, o lafın psikolojisi bile 2 gün yatırıyor. En iyisi tadım yok, demek. Önce mide sorunu, bugünde bel ve eklem ağrılarım var, ama geçer. Uzun sürmez, bilirim ben kendimi.
Hem geçmese ne olacak, yapılacak tonla işim var ve bir yerinden başlamam gerek. Zaten evde bir hastacık var, bir de benim yatma olasılığım olabilir mi?
Olamaz, ben her türlü hastalığımı ayakta atlatabilmeliyim, di mi ama! :(

neyse,boşverelim moral bozucu şeyleri, izleyelim, gülelim :)

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Divan edebiyatından bir şeyler okumam en son lise yıllarında kalmıştı, bir de üniversiteye hazırlanırken, divansever :) hocamızın aralarda okuduğu beyitler var hatırımda kalan. Şimdilerde İskender Pala'nın Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ını okuyorum ya, acayip haz vermeye başladı, kitaba serpiştirilmiş beyitler. Her biri oturup saatlerce anlatmaya çalışacağımız şeyleri iki cümlede ne de güzel dillendiriyor.

Hoşuma giden bazı beyitleri buraya alıntılamak istiyorum, hem zihnime iyice yerleşsin, hem de blogu okuyanların yüzlerine doğu'nun rüzgarları değsin, diye.

"Yıkanlar hatır-ı naşadımı ya Rab şad olsun
Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun" Naili

"Kimsesiz hiç kimse yok her kimsenin var kimsesi
Kimsesiz kaldım yetiş ey Kimsesizler Kimsesi" Ruşeni

"Canandan mahabbet alıp verdiler bana
Sonra benim de canımı canane vediler" İzzet

"Aşk olduğu yerde mahfi olmaz
Aşk içre olan karar bulmaz" Fuzuli

"Gehi vuslatta aşık, gah mehc…

mosmor

morsa mor, dibine kadar

karma-karışık

Resim
Meyve tüketme konusundaki beceriksizliğimizi bu karma-karışık sulu meyve püreleri ile aştık. Evin Beyi'nin kahvaltılarımıza eklediği bu meyve karışımlarına epey alıştım, şimdi ben de hazırlıyorum. Bugünkünün içinde; elma, armut, kivi, havuç ve suyu sıkılmış portakal, geryfurt, mandalina ve biraz da bal var. Çok koyu kıvamlı olmaması için de karışık meyve suları ekledim biraz. Tarçın da yakışıyor, az miktarda eklerseniz. Önce suyunu kullanacağım meyvelerin suyunu sıkıyorum, sonra da tümüyle kullanacağım meyvelerle birlikte karıştırıcı da iyice hem-hal olmalarını bekliyorum. En son balı da ekliyorum, tamamdır. Ama içerken bardağı sık sık çalkalamak gerekiyor, yoksa sıvı kısım bardağın altına iniyor. Son fotoğrafta görüldüğü üzere :) Bardağın tümünü kikiriğe içirdim, zıpkın gibi fişşek gibi dolaşıyor ortada, dün ayılıp bayılıp bulduğu yere yatan çocuk gitti, kaplan tigger geldi:) İşin şakası tabi bu durum, ama Elifcikteki uyku durumunun Aferin PLus'dan kaynaklandığı anlaşıldı. Günde…

Hicaz aşk

"Ger ben ben isem nesin sen ey yar
Ver sen sen isen neyim ben-i zar" Fuzuli

"Gül gülse daim ağlasa bülbül acep değil
Zira kimine ağla demişler kimine gül " Bâkî


Bağlama ile birlikte söylenmiş versiyonu

ah benim canım kızım

Bu geceyi Elif'in yatağında geçirdim, sürekli nefesini dinleyerek. Dün akşam ateşlenen kikirik kızım, öyle bir mahmurlaştı ki sormayın. Aslında ateşe dayanıklı bir çocuktur, 39.5 geçmediği sürece enerjisinden bir şey kaybetmez. Ama bu defa öyle olmadı. Tabi direnci kırıldı çocuğumun, bir buçuk aydır bir artan bir azalan hastalığı, muhtemelen bünyesini zayıflattı. Doktorumuzla da görüştük, bağışıklığını güçlendirecek bitkisel bir karışım kullanacağız bir süre. Ama iyi olacak, elimden geleni yapacağım, toparlanacak benim melek kızım.
Şefkat çocukları nasıl da memnun ediyor. Ve hasta olduklarında nasıl da daha fazla muhtaç oluyorlar şefkate.
İyi ol yavrucum, iyi ol ki, iyi olayım...

1,2,3,4

1. En son bundan 4 yıl önce diş hekimine gitmiştim. Ve 20'lik dişlerimden birini hekimin muayenehanesinde bırakıp gelmiştim. Neyse ki bu sefer öyle olmadı, röntgen ve diş taşı temizliği ile atlattım bu muayeneyi ama bir sonraki görüşme için iki dolgu sözü alıp geldim, adı gibi melek hekimden. Yine de şanslı sayıyorum kendimi, bunca zaman hiç kontrole gitmeden, hamilelik ve uzunca bir emzirme süreci atlattıktan sonra üstelik de diş bakımı konusundaki tüm tembelliğime rağmen iki dolguyla yırtmak mucize gibi bir şey.
2. Dün Yaseminde geçirdim günümü. Çocuklar bütün gün kavga edip, gitmemize bir saat kala elele dolaşır oldular ama yine de iyiydi. Onlardan fırsat bulabildiğimiz aralarda sohbet ettik. Yasemincim, benim çok sevdiğim soya soslu, kişnişli tavuktan yaptı. Sonra beraberce bol cevizli bir kek yaptık ve bu arada hiç durmadan çay içtik. 3 defa çay demledi sanırım, hem de şu kocaman çaycı makineler var ya, onunla. İnce bellilerde çay içip, kadınsal sorunlar üzerine konuştuk. Ve a…

Ör - me

Resim
Bu bir haftadır elimde süründüğünü söylediğim süveter. Arkası tümüyle pembe.
Saç örgüsünü yakından çektim, çok basit.
Bilmeyen yoktur herhalde ama; saç örgüsünde 6 ilmek var.
Şişten çıkarıp, ilk üç ilmekle sonraki üç ilmeğin yerini değiştiriyorsunuz o kadar.
Saç örgüsünün her iki tarafında da ikişer tane ters ilmek var.

Akşamki telefon görüşmesinden bir parça :)

- Yasemin, yarın dişçiye gidiyorum, müsaitsen oradan sana geleyim diyorum.
- hadi ya?
- ne oldu, işin mi var?
- ya temizlik var bende yarın, kadın gelecek.
- oooooooo...
- uf be kızım kırk yılın başında geliyor, her zaman almıyorum.
- neyse artık.
- sonraki gün gitsen olmaz mı?
- Olur olur, sen yarın burjuva burjuva evini temizlet, ben de proleter proleter evimi temizleyeyim, salı gelirim o zaman. :)
- aman be kızım yaaa.
- Biz ayrı kastlardanız kızım kabul et. :))

toplama

1. Facebook denen illete biraz temkinli yaklaştığımdan, bugün kardeş Bilo'nun şifresiyle gezindim biraz. Yahu ne menem bir şey bu ya. Kaç saat başından kalkamadım. İLEF' lilere baktım, bir sürü tanıdık yüz var ama arkadaşlarımdan kimseye rastlayamadım. Havva'yı bulmayı umut etmiştim, yine olmadı. ilkokul, lise vs. derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Sanırım uzunca bir süre bir daha girmem. Zaman çalan, zaman çalan...
2. Şu ayırma, dağıtma işlerini sonunda tümüyle bitirdim. Vermediğim bazı kıyafetler için başka hain planlarım var. Makas, iğne iplik belki biraz da yün ve şişle, hain planlarımı gerçekleştireceğim ama şimdi değil. O yüzden vermediklerim çekyatın altını boyladılar.
3. Şimdi değil, çünkü kitaplarımla aram iyileşmeye başladı. Bir süre araya büyük işler sokmak istemiyorum. SOnra uzunca bir süre elime kitap alamıyorum.
4. Yarın, uzun soluklu olacağını tahmin ettiğim dişçi macerama başlıyorum. Yeni açılan bir diş hastanesi var Ankara'da ve henüz pek kimseleri…

hal ve durumlar

1. Bir kaç gündür başta Elif'in sonra benim ve evin beyinin; küçülen, giyilmeyen, gardropta -belki bir gün giyilir- ihtimali üzere yan gelip yatan kıyafetleri ayırmak ve ihtiyacı olanlara dağıtmak işleri ile uğraşıyorum. Bu işlerden sıkılıyorum, çünkü eşyalarıyla duygusal bağlar kuran tiplerdenim ben de.
2. Bu hafta Ankara'da hava kapalı ve yağışlı geçiyor. Bu durum bende ciddi depresif hallere sebep oluyor. Sürekli bir yere paralel olma isteği ve uyku hali hakim günlerime. Sonsuz bir yalnızlık duygusuna teslim ettim kendimi yine. Saatlerce televizyon karşısında hiç bir şey izlemeden yatabilirim, ama yapmıyorum sanırım henüz o aşamaya gelmedim. Öyle olsa şu anda yazıyor olmazdım.
3. Kikiriğe gelince, onun keyfi yerinde. Sürekli yeni oyunlar üretiyor. Küçülen kıyafetlerinin arasından bebekleri için şapkalar filan seçti, bir süre onlarla oyalanacağa benziyor.
4. Dün akşam kahve fincanımı kapattım, kocaman dikenli bir gül çıktı, anlamını bilen var mı?
5. Adı konmamış su kesintileri y…

Bir şiir nelere kadirdir?

Resim
Hangi kelimeyle başlanır bir şiire ..............

Şiir
...

bir şiir nelere kadirdir misal?

Seçimlerimizin ağırlığını taşıyabilir mi şiir?

söylenmemiş yapar mı geri alınamayacak sözleri?

yetim çocuklara babalarını geri verir mi?

ve hangi şiir arındırır kana bulanmış bir coğrafyayı?

gerçekten soruyorum, cidden

Bir şiir nelere kadirdir?

Acı, soğuk bi kurşun gibi yerleştiğinde

bizi ayıran dağların yamaçlarına

Doğu'dan, dağların ardından

gecenin peçesini aralayan güneş

Bu sabah hangi yönden savurur ışıklarını

düşlerimize,acıdan yol bulup...

Yönünü kaybetmiş bir gün

Kederden başka ne bırakabilir ki titreyen ellerimize.

Binbir anahtar içinden

kilidi çevirecek olanı seçebilir mi şiir?

Geri çevirir mi dünü?

bağışlar mı ahireti misal.

Kelimelerle her gün tazelenen bir aşkı

yeniden sunabilir mi yaşlı yüreklerimize?

Ve güneşe doğudan

doğrudan doğmayı öğretebilir mi?

Gerçekten soruyorum, cidden

Bir şiir nelere kadirdir?
15.05.2007/ank

fotoğraflar haber 7 den alıntıdır.

Sıcak bölgede üşüyen bir çocuk...

Resim
Fotoğraf: ERHAN SEVENLER-AA

Beyaz Melek / Beklemediğim bir isim: Mahsun Kırmızıgül

"Analar babalar,küçücük evlerine küçük yüreklerine onlarca torun, çocuk sığdırırken; evlatlar kocakoca apartman dairelerine, villalarının bir köşesine yaşlı ana-babalarını sığdıramadılar..."



Fragman çok hoş, Filmi gerçekten merak ediyorum. Özellikle fragmanın sonunda senarist ve yönetmenin Mahsun Kırmızıgül olduğunu görünce daha da meraklandım.

Çarpma anı

Gece yatmadan önce son sigaramı içerken ayı izlediğimi yazdım ya daha önce, devamında yeni bir alışkanlık daha geliştirdim. Son nefesini de çektikten sonra sigaranın, balkonun en rüzgarsız köşesinden, sigarayı aşağı atıp dümdüz inişini ve yere çarptığında etrafına yayılan ateş parçacıklarını ve ortaya çıkan kızıllığı izliyorum.

Ve her defasında aklıma, Yakacık'ta bir öğrenci evinin (8. kat) balkonundan içine su doldurduğumuz balonları aşağı bırakışımız geliyor. Suyun nasıl sıçradığını görmek gerçekten güzel oluyordu.

Ziyaretçiye not:
Evet çok ses de yapıyordu ama binada sadece 3 daire doluydu;
Birinde zaten biz oturuyorduk
Diğerinde Osman abi ve Beyhan Abla
(onlardan bahsetmek istiyorum bir ara)
3. dairede ise yalnız yaşayan bir genç vardı.
Yani pek kimseyi rahatsız ettiğimiz söylenemez. :) Yani sanırım...

Yağmurlar yağsın yüzüme

Saat sabahın beşi. Yağmur yağıyor Ankara'ya. Sakin ama güçlü bir yağmur.
Sokak lambalarının ışığında yere düşen damlaların bıraktığı haleler öyle güzeller ki.
Sigaramdan derin bir nesfes çekiyorum ve rüzgarın beni üşütmesine izin veriyorum.
Rüzgarın yolunu şaşırttığı bir kaç damlanın yüzüme değişini seviyorum.
Şu ıslak sokağın orta yerine oturmak geçiyor içimden.
Oturup yağmurlarla birlikte ağlamak.
Ankara'ya yağmur yağıyor, ben şarkı söylüyorum.
Yağmurlar yağsın yüzümeee...


Anne olmak;

180 cm. enindeki yatağın 30 cm'lik bölümüne sığmaya çalışmaktır.

*Çocuğunuz hastayken; "öksürür, tıksırır, inler de duymam" endişesiyle, babayı kanepeye postalayıp, çocuğunuzu yanınızda yatırmaktır. Bununla da kalmayıp, 180 cm. lik yatağın, 150 cm.lik bölümünü; çocuğunuza ve çok küçük de olsa düşme ihtimaline karşın etrafına yığdığınız yastıklara ayırmaktır. Ve geriye kalan 30 cm.lik bölüme, ona hamileyken aldığınız kiloların genişlettiği vücudunuzu sığdırmaya çalışmaktır.

Kuklayım ben, kuklayım.

Yine taktım bu aralar Yaşar Kurt'a ama takmanın tam zamanı değil mi yani? İçinde bulunduğumuz şu dönemde, en güzel bi sistem eleştirisi...


Kaza

Dün sabah beni epeyce korkutan bir ev kazası yaşadım. Elif tuvalete gideceğini söyleyince banyoya gittik birlikte. Küçük hanımı klozete oturttuktan sonra, yerleri sildim ve düşen bir şeyi almak için eğildim. 6 yıldır yeri milim oynamamış çamaşır makinesinin yerini unutmuş olmalıyım ki, eğilirken büyük bir hızla kafamı çamaşır makinesinin köşesine çarptım. Çıkan ses öyle ürkütücüydü ki, bayılacağımı zannettim. Bayılıp kalma ihtimaline karşın aceleyle Elif'i indirip, giydirdim ve odasına gönderdim. Sonra aynaya baktım. Alnımın sağ tarafında cevizden büyük bir şişlik ve ortasında toplu iğne başı kadar bir morluk vardı. Şu insan vücudu ne kadar ilginç, 15-20 saniyelik bir zaman diliminde alnımın bu kadar şişebilmesine çok şaşırdım. Hemen buzdolabı poşetine bir avuç buz doldurup, alnıma koydum ve telefona sarıldım.
Doktor olan teyzemi arayıp, durumu deteylı olarak anlattım. Böyle durumlardaki tipik izleme sürecini tekrar anlattı bana; uyku hali, kusma, bilincin kapanmaya başlaması gibi …

Çocukluğumun en eğlenceli siyasetçisi bugün öldü.

Resim
Erdal İnönü....
Haber sitelerine bakıyordum ve şimdi ölüm haberini gördüm. Çok farklı dünya görüşlerine sahip insanlar da olsak, çocukluğumda Özal'a karşı direndiği dönemlerden severim ben onu. "limon gibi sıkıyorsunuz milleti, kemerleri sıka sıka bel kalmadı halkta" vb... cümleleri hatırmda hala. Ve sempatik bir kişilik, zeka ürünü cevaplar, hep gülümseyen yüzü. Hiç sol partiye oy vermemiş biri olarak, yine de severim İnönü'yü...
Eğer inancı varsa, Allah günahlarını bağışlasın.
Aşağıda bazı İnönü Cümleleri var, alıntı; fazlası da ekteki adreste.
*Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve Erdal Bey'e hitaben "Ölürüm yoluna" diye haykırır. Erdal Bey cevap verir: Dur, ölme. Bir oy bir oydur.
*SHP genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garsonun "Birşey almak ister misiniz, efendim" sorusu üzerine "Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz" yanıtını verir.
*İnönü gençlik yıllarında evi…

Beynimi yiyorlar anne, beynimi yiyorlar.

Kimsenin sonu böyle olmasın...

Halimiz, ahvalimiz

Resim
1. Her sabah kalkar kalkmaz tv'yi açıp, operasyon haberi olup olmadığına bakıyorum. Girildi, girilecek, ne zaman düşeceğiz birbirimize korkusuyla ve Allah yardım eder de badiresiz ve kardeşçe atlatılır bu sorun ümidiyle haber sitelerini tarıyorum sonra.


2. Sıkıntılı olduğum zamanlarda rahatlamamı sağlayan büyük kurtarıcım; şişler ve ipler hayatımı istila etti. Durmadan, usanmadan örüyorum. Bu Kikirik için ördüğüm süeter...




Ve dahası da var, başladım mı duramıyorum işte..
Kocaman bir örgü çantası yaptım kendime. Birini bırakıp, birine başlıyorum.
3. Elifciğimin; kendi varlığını ispatlama süreci epey sancılı geçse de, ben geçtiğimiz yıllara göre daha sakin kalmayı becerebiliyorum. Bazı günler tümüyle ümidimi kaybettiğim oluyor ama dışardan baktığımda sorunlarla başetme kapasitemin yükselişini pekala görebiliyorum.
4. Nihayet Lost maceramızın sonuna geldik. Dizinin Amerika'da yayınlanmış tüm bölümlerini (18 günde 70 küsür bölüm) izledikten sonra, uykusuz ve kafamda hala bir sürü s…

Ay, yine ay...

3 gecedir düzenli olarak yatmadan önce balkona çıkıp bir sigara yakıyorum. Aya bakarak ve içimden ay ile ilgili güzel cümleler geçirerek onu içiyorum. Sonra sigarayı söndürüp, tam içeri girecekken son bir defa aya bakıyorum. Ve sonra uyuyorum.

İki kişilik sınıfımız...

İki akşamdır kızımın kendisinden 1 yaş büyük olan en yakın arkadaşı İremsu yemekte bizimle oluyor. Daha doğrusu, akşam üzeri beş gibi geliyor, sonra on gibi gidiyor. Elif bu durumdan çok memnun. Dün akşam çok keyifli bir akşam yemeği yedik birlikte. Üstelik kızım tabağındaki yemeği kendisi yedi. Yuppiiiiiiiiiiiii.
Yemekten sonra, Elif'in odasını sınıfa çevirdim. Küçük masada, iki küçük kız; onlar öğrenci oldular ben de öğretmen. Onlar için çizgili kağıtlara noktalar yaptım, nasıl birleştireceklerini gösterdim. Noktaları birleştirdiklerinde ortaya çıkan geometrik şekiller çok hoşlarına gitti.
Sonra resim yaptık biraz ve ardından da boyama yaptılar. Sürekli sordular; "öğretmenim benim ki daha güzel olmuş değil mi?" Cevabım son derece diplomatik oldu tabi. "İkinizinki de çok güzel olmuş çocuklar"
Keyifliydi çok. Hep öğretmen olmayı arzulamıştım, tahminimden yüksek puan alınca da İletişim fakültesinde bulmuştum kendimi. Ama dün akşam bu atmosferde şunu tekrar anladım…

Canım fena sıkkın

Son zamanlarda kızımla başım fena halde dertte. Ukalalığı artık tahammül sınırlarını aştı ve beni çok zorluyor. En büyük sorunumuzsa sofrada yaşanıyor. Geçtiğimiz yıl yemeğini kendi yemeye gayret eden çocuk, kaşığı-çatalı çok güzel kullanabilmesine rağmen, yemeğini benim yedirmemi bekliyor. Yemesi için sürekli ya bir oyun, ya saçmasapan muhabbetler (yemezsen büyüyemezsin, bak bilmem kim yiyecek sen yemezsen....) yapmak gerekiyor ve ben bu durumdan nefret ediyorum.
Dayanamıyorum artık, ne yapacağımı bilmiyorum. Bu sabah itibariyle yedirmiyorum yemeğini. Kahvaltıda tabağına az miktarda kahvaltılık bir şeyler koydum ve bekledim yemesini. Ama şimdilik bir sonuç alabilmiş değilim. Kısa vadede işe yaracağını da sanmıyorum aslında. Umarım sabrım çabuk tükenmez.

Kendimi inanılmaz kötü hissediyorum. Ben yanlış yapıyorum bir yerlerde...

Siyah ipek bir tülün ardında...

Son zamanlarda uzun uzun aya bakıyorum.
Her halini izlemekten müthiş bir keyif alıyorum.
Hatta yatmadan önce mutlaka, cama-balkona çıkıp son bir bakış fırlatıyorum.
Güneşin doğuşunu izlemekten bile daha çok keyif alır oldum sanki.
Dün gece koyu renkli ama incecik bir küme bulutun, ayın önünden geçişini izledim.
Çok güzeldi.
Siyah, ipek bir tülün ardından aya baktığımı düşündüm.
Güzel olurdu herhalde.

Ay, nazlı ay, gelin ay...

Başkasının kurgusunda montaj hilesi olmak...

Dün bütün gün malum medyanın ve ne uzmanı olduğunu bir türlü anlayamadığım malum uzmanların Hakkari olayı, tezkere ve operasyon hakkındaki kişisel senaryolarını dinledim durdum. Gerim gerim gerildim. Neyseki seçimin son saatlerinde oy kullanmaya gittiğimde Nurcihan'ın dünya tatlısı üç kızıyla karşılaştım da, bir önceki yazıda kaleme aldığım keyifli akşamı geçirmiş olduk birlikte.
Peki gerginlik bitti mi? Tabi ki hayır. Birileri bizi Kuzey Irak'a çekene kadar da bitmeyecek sanırım. Aylardır yürütülen milleti gerim germe harekatı sonunda istendiği noktaya ulaştı.
"hadi girelim la, niye duruyoz; uçuruverek şunların hain kellelerini, temizleyek bu vatanı bilmem kimlerden."
Bugün Kuzey Irak'a girmeyin diyen ABD acaba gerçekten bunu mu istiyor? Kimin ya da kimlerin kurduğu oyunun piyonu olması bekleniyor bu milletten. Birileri Kutsal Ortadoğu planlarını uygulamaya başlamak mı istiyor? Ne oluyor?
"Kimin umurunda gardaş, girek gitsin, kurtulak bunlardan" demiyorum.

Kadife Atkı

Resim
Aile fertlerine değil, hayır işi bir atkı bu. Süper bir ipi var. Kadife gibi.  Yumuşacık da bir dokunuşu var, sıcacık...

Örü-yorum

Resim
Bu aralar işlerine takmış vaziyetteyim. Bir şeye başladım mı sonunu getiremiyorum ben. Geçtiğimiz sene ördüğüm bu hırkanın parçalarını birleştirmek, işlemelerini yapmak ve montumsu bir şey olsun diye fermuar eklemekle başlamıştım örgü işlerine.


Bir yıldır da elimi şiş filan almamıştım. Bir defa elimi ipe şişe sürünce gene delirdim. Hırkayı tamamlamakla yetinmeyip, hemen ardından kikiriğime bir süeter ördüm. Yetmedi bir atkı çıkardım aradan 2 günde. O da yetmedi şimdi de Elif'e penye ipten yazlık bir hırka başladım. Ondan sonra da okuyamamaktan şikayet ediyorum. Ben niye bir kaç işi birden götüremiyorum acaba.









Okuyamıyorum...

Sanırım kitap okuma becerimi tamamiyle kaybetmek üzereyim. Başladığım hiç bir kitabı bitiremez oldum son zamanlarda. Elimde Marquez'in "Anlatmak için Yaşamak" kitabı vardı. 1oo sayfa okudum okumadım, duruyor başucumda. Bayram'da bir arkadaştan "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" ı aldım getirdim. Daha kapağını açmadım.
Eskiden okumak için kendimi zorlamam gerekmezdi, can atardım yeni bir şeyle okumak için. Elif'in ilk bebeklik dönemlerinde bir bıraktım okumayı, tamam. O zamandan bu yana elime alıp bitirebildiğim bir kaç kitap var sadece. İbrahim'le buluşma, Hüsn-ü Aşk, sanırım bir de Ferrarini satan Bilge vardı. Yarımlar mı? Onlar çok. Tutunamayanlar, Dinler Tarihi, 3d kitaplarım... daha adını saymayacağım bir sürü kitap.
Ne oluyor bana ya...

Elif ve gitarı

Resim
Uzun zamandır gitar isteyen kızım, nihayet emeline kavuştu. Bayramda büyüklerin verdikleri harçlıkları da alıp, bayramın 3. günü daha önce de ziyaret ettiğimiz Majör'e gittik.
Bu kırmızı gitarı beğendik. Umarım uzun vadeli bir süreç olur, kikirik için.

Oradan çıkınca da Nurcihanlara bayram ziyaretine gittik. Biraz uzun bir bayram ziyareti oldu ama, neyse. Birlikte keyifle hazırlanan bir akşam yemeği, yeni arkadaşlar, gırgır şamata vs...

Olan Betül'e oldu, bizim ailenin tüm fertlerinin gitar ile ilgili sorularını cevaplamak zorunda kaldı kızcağız.

Eve gelince 2 bölüm lost izledik, sonra da uykuya teslim.

Bayram da gidiyor.

Gecikmeli de olsa; genelde tüm inananların, özelde tüm sevdiklerimin Ramazan Bayramını kutluyorum. Bayramların bayram gibi geçmesi dileğiyle...

Lost Çılgınlığı

Resim
Bu sene başında şu Lost denen diziyle ilgili bir iki yerde bir şeyle okumuş ve epey merak etmiştim. Evin Beyine de bahsetmiştim diziden. O da nasıl yaptı bilemiyorum, -Türkiye'de henüz yayınlanmamış bölümleri dahil- Lost'un tüm serisini bulmuş gelmiş. Alt yazı meselesi yüzünden ve de ... izleyememiştim.
Dün akşam, Elif uyuduktan sonra baktım evin beyi ilk dvd'yi takmış bilgisayara izliyor. (Bu arada monitörü büyütmek bilgisayarda rahatlıkla film izleme imkanı da sağladı)
1,2,3... bölüm derken en son 8.bölümü izlerken buldum kendimi. İmsak vaktine kadara izledik, dün yaptığım börekler ve çayla da sahuru yaptık, Lost'un karşısında. Bu hakikaten bir çılgınlıkmış yaw, çok sürükleyici bir senaryo. Dizi değil mübarek sinema filmi. Çekimler de hiç duraksama yok. Bu akşam da izler miyim? Sanırım hayır, yoksa bayram ziyaretlerini zombi gibi geçireceğim.

Kikirik kitap fuarında -2-

Nerde kalmıştım, Semerkand yayınlarından nihayet ayrıldıktan sonra; Diyanet Vakfı ve Din-bir-sen'den tanıdığım İsmail Hocayla karşılaştık. Ayaküstü biraz sohbet ettik, Elif'in izin verdiği kadar. Ardından yine koşuşturmaca. Sonra bir baktım yine Semerkand Yayınlarının önündeyiz. Ben nasıl olduğunu anlamaya bile fırsat bulamadan, stanttaki gençlerden aldığı bir kandil simidiyle geldi.

(Ve şaşırtıcı olanı gidene kadar simiti bitirdi!...)
Baktım, iftar saati yaklaşıyor. Babanın işyerine iftara yetişmek için çıktık avludan, biraz da camiin bahçesinde koşturup durduktan sonra, dolmuş duraklarına yürümeye başladık. Güven Parktaki duraklara gitmek için üst geçiti geçmiştik ki, hanımefendi çiçekçileri görüp, bir mutluluk çığlığı atıverdi. "Anne bak ne güzel çiçekler..."
Çiçekçinin önünde fotoğrafını çektim ve giderken çiçekçi abisi kızıma bir kırmızı karanfil hediye etti. Ve nihayet bir şekilde Balgat'a gideceğimiz dolmuşa bindik ve hatta oturduk bile.

Kızım da benim gibi ge…

Kikirik Kitap Fuarında - 1 -

Resim
Dün, kızımla birlikte çok güzel bir gün geçirdik.

Kocatepe Camii avlusundaki kitap fuarının son günüydü dün. Ben yıllardır çok istediğim halde fuara gidemiyorum. Bu sene kafaya takmıştım ve ne olursa olsun gitmeye kararlıydım.

Öğlen saatlerinde Elif'i hazırladım ve düştük yollara. Sincan'dan Kızılay'a gideceğiz, oradan Kocatepe camiine yürüyeceğiz. Aslında bir hayli zor olacağını düşünüyordum küçük gezintimizin. Ama korktuğum gibi olmadı. Otobüs yolculuğumuz sorunsuz geçti. Elif önüne gelen herkese gülücükler dağıttı, sohbet etti. Biraz susamasının dışında bir problem çıkmadı.

Başbakanlık'ın önünde otobüsten indik, daha bir kaç dakika yürümemiştik ki, eskiden aynı kurumda birlikte çalıştığım arkadaşlardan birine rastladım. Meclis Tv'ye geçmişti, epey önce. Şimdi de Çalışma Bakanlığına başlamış. Ayaküstü biraz muhabbet, selam sabah filan, ayrıldık.

Sonra Elif'in su problemini çözmek için bir dükkana girdik, suyla birlikte rengarenk akide şekerleri alıp çıktık, dükka…