Kayıtlar

Eylül, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ramazan geldi, gidiyor...

Dün akşam iftarda Elif'in amcasındaydık. Çocuklar için bir hayli eğlenceli oldu bu ziyaret. Sık sık bir araya gelemediklerinden özlüyorlar birbirlerini. Sonra da buluştuklarında varın görün gümbürtüyü. Yedik, içtik, havadan sudan muhabbet ettik ve evin yolunu tuttuk.

***

Sahurda arayıp annemleri iftara davet ettim, bugünün iftarını da bizde yaptık. Bir yandan ev temizliği, bir yandan yemek derken bir hayli yorulmuşum. Babacığımın her zaman olduğu gibi yoğun bir programı olduğundan erken kalktılar. Elif de tutturdu "ben de size geleceğim dede" diye. Neyse efendim benimkileri eve bırakmak için hep beraber çıktık yola. Küçük hanım eve çıkıp dayısıyla oynayacaktı 15 dakika, yolun yarısına gelmeden sızdı kaldı kikiriğim benim. Son bir haftadır öğle uykularını arada kaynatıyor, ondan sonra da bir sızıyor, yerinden kıpırdatmak mümkün olmuyor. Şimdi mışıl mışıl uyuyor, rüyasında küçük kediler görüyordur eminim. Kızım hastalık derecesinde kedi seviyor ve yatırırken ona neredeyse he…

Elif'in turşusu.

Sabah dokuzbuçuk civarı uyandığımda kikiriğim, dün akşam iftar için babasıyla beraber yaptıkları bol cevizli güllaçtan koca bir dilimi mideye yuvarlamakla meşguldü. "Hani oruçluydun kızım?" dedim; "ben oruç tutamıyorum daha" diye cevabı yapıştırıverdi.

Günün geri kalan kısmında, hep birlikte pazara gittik. Elif doğduğundan beri fazla pazara gitmiyorduk aslında. Pazar ortamında çok huzursuzlanıyordu çünkü. Ama bugün öyle olmadı.

İftara pişireceğim etli dolma ve sarma için maydanoz yoktu. Kikirikle birlikte markete gitmek için hazırlanıyordum ki, evin beyi bugün pazar kurulduğunu hatırlattı. Ve pazarımız son bir aydır neredeyse ayağımıza kadar geldiğinden, pazarı atlayıp markete gitmeyelim, dedik.

İyi de oldu, taze yeşillik alma şansı bulduk. Marketteki yeşillikler genelde pek iç açıcı olmuyor. Pazara gitmişken biraz da turşuluk malzeme alıp; kornişon, biber, bir iki kelek ve acurdan mütevellit turşuyu hep birlikte kurduk. Elif'in turşu kurmak konusunda gösterdiği a…

Kikiriğin ilk sahuru

Bu gece de telefonumun alarmıyla uyandım, bir baktım ki evde bir hareket. Benim dışımdaki ahali uyanık. Yani baba-kız çoktan uyanmışlar da mutfağa girmişler bile. Yüzümü yıkayıp yanlarına gittim. Ben de hazırlığın bir ucundan tutayım diye. Küçük hanım ne dese beğenirsiniz. "Annecim sen otur, biz babamla sana sahur hazırlıyoruz" Benim tabi ağzım kulaklarımda. Hellim peyniri ile sucuk kızarttılar. Bir de babaanne gözlemelerinden vardı. Ben de onu ısıttım, kikirikten o kadarına izin çıktı.
Babası "sahur yemeği yiyeceğiz" diyor, benim ki durup durup "bu saatte mi" diyor. "bu saatte herkes uyur ama?" diyor. Anlamlandırmakta zorlandı biraz. Neyse basit bir dille birazcık sahur-oruç ilişkisi üzerine konuştum kızımla. Ezan okununca ağzını çalkaladı, oruç tutacak bakalım. Kaça kadar dayanır bilemem. Yemek yememe fikri sıcak geldi ama su içmeden akşama kadar nasıl dursunmuş.
Hadi hayırlısı...

Çok yaşa Aferin!

Bir kaç gündür evde yoktum.
Ramazan başında kayınvalidemlerin 30 yıla yakın bir süredir oturdukları evin mutfağını değiştirmek üzere, kayınpederi ikna turlarını başarıyla sonuçlandırmıştık. Ve nihayet mutfak yeni bir yüze kavuştu. E tabi yapılması gereken bir sürü şey vardı, mutfak eşyalarının tümünün temizlenmesi, yeniden yerleştirilmesi filan. Biz de kalktık gittik. İki gündür oradaydık.
Mutfağın işini bitirdim, yetinmedim salondaki vitrine el attım bir de. O da yetmedi, 3 haftadır birikmiş olduğunu öğrendiğim ütüyü de hallettim.
Kahretsin, çok becerikliyim yaw :)
Bir de dün akşam bir iftar yemeği sayesinde aile büyüklerinden birini ziyaret.
İki güne çok şey sığdırdım ama, şimdi biraz rahatsızım. Hafif bir soğuk algınlığı geçiriyorum. Hafif ama, oruçla birleşince boğazımdaki yanma epey zorluyor. Ama cankurtaranım AferinFort'uma sığındım hemen eve gelir gelmez. Çok şükür şimdi daha iyiyim.
Şu an tek derdim, eğer soğuk algınlığı değil de gripse geçirdiğim, Elifime bulaşmadan atlatmak.

Bugün benim doğum günüm; ...

Resim

Nano değil, erkek egosu...

Dünya üzerindeki en gelişmiş şey nedir? Sıkı durun açıklıyorum. Erkek egosu. "Kadın dediğin, mübarek erkeğinin ihtiyaçlarını yerine getirmekle varlığını ispatlayabilecek bir yaratılmıştır sade." Hiç bir erkek, hadi büyük çoğunluğu diyelim, tırnak içindeki cümleyi eşine, annesine, sevdiğine yahut kızına hayatındaki sair kadın modellerine doğrudan söylemez, ama pek çoğunun davranış dili bunu anlatır sadece. Yani ben bu aralar öyle sanıyorum, öyle sanmak için de yeterli nedenim var!

titre ve kendine dön!

Bir kaç gündür içimde bir sıkıntı var.
Hiç gitmeyen bir uyku, yastıktan başını alamama, yataktan ancak kazınarak kalkabilme hali de sıkıntıma eşlik ediyor. 2 gündür soframızda misafirimiz yoktu, ondan mıdır, nedir?
Bilmiyorum ama içim çoooook daralıyor.

Yorumsuz

Resim
Can Dündar / 14.08.2007

Başbağı mı, gözbağı mı?

Geçen hafta Gebze'de Bahargül adlı bir kadın, çocuklarının gözü önünde, sopayla dövülerek öldürüldü. Yatağında kanlar içinde bulunan Bahargül'ün, "örf ve âdetlerimize tamamen uygun şekilde", töre gereği öldürüldüğü sanılıyor. Tırnak içindeki ifade, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e ait... Böyle bir cümle içinde kullanınca nasıl da sakil duruyor değil mi?

***

Gönül, Bakanlar Kurulu üyelerine silah hediye etme kararını eleştirenlere cevaben yaptığı açıklamada demişti ki: "Bu tabancalar birer hatıradır. Olay da hukuka, örf ve âdetlerimize tamamen uygun ve biraz da duygusaldır." Bahargül örneği gösteriyor ki, "örf ve âdetlere uygun" olan bazı şeyler, hukuka ve insanlığa ters düşebilir. Silahlanma da töredir; ama tıpkı töre cinayeti gibi, özendirilmemesi, tersine caydırılması gereken bir töredir. Duygusallığa gelince... Öldürücü silah hediye etmenin neresi duygusal Allah aşkına?.. Öyle olsa dünyanın en d…

İnternet, yedin beni!

Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp, blogumun "oku oku bitmez" başlığı altında adresleri bulunan ve içlerinde binlerce yazı ve yorum bulunduran sitelerde gezindim biraz.
Elifciğim free takılmayı seçtiğinden ve akşam için dünden kalan pek çok çeşit yemeği tüketmemiz gerektiği için yemek hazırlamayacağımdan, biraz da yeni yüklenen explorer 7.0'ı kullanmayı pratikleştirmek istediğimden saatlerimi internet başında okuyarak geçirdim.

Ve şimdi şu satırları yazarken içimden geçense 2 saatten fazla zamanımı boşa harcadığım. Fazlasını boşa harcamadan yazımı da sonlandırmak en iyisi olacak...

Biz kalksak ve dirilsek, ...

Bu akşam Yardımcı ailesi ile birlikte yaptık iftarımızı. Özlemişim Nurcihan'ı. Şurda gideli 10 gün filan oldu ama...
Öğlen arayıp davet ettim, sağolsun kırmadı beni.Sofra başında uzun uzun konuştuk. Çayımızı, kahvemizi içtik. Betül giderken gitarını bana bırakmıştı, zarar görmesin diye. Bir taraftan yemek bulaşıklarını toplayıp bir taraftan da eskimez ezgilerden çalıp söyledik. Bu Ramazan bereketli geçecek inşaallah. Başından bu yana bir tek gün soframızı paylaşmadık birileriyle.
Yatmalıyım, yoksa sahura uyanamayacağım.

Din bile erkek egemen yaşanıyor bu ülkede.

Ha bu arada, camilerin bayanlar için ayrılan bölümleri konusunda çok kızgınım bu aralar. Bu gece gittiğimiz caminin bayanlar bölümü, camiden bağımsız bir salon gibiydi adeta ve imamın sesi hoparlörle camiye veriliyordu. Büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için.
Ramazandan önce de Elif, babaannesi ve ben Keçiören'de bir camiye yatsı namazını kılmaya gittik. Bayanlar bölümü kiltliydi. Pes yani ya. Camiler bile erkek egemenliği altında, inanamıyorum. Biz bayanlar olarak cemaatle namaz kılmak istesek kılamıyoruz yani.
Kızıyorum ama, haaa.

Kikirik'in ilk cami deneyimi

Bu akşam iftardan sonra, Elifciğime "beraber teravih'e gidelim mi?" diye sormuş bulundum. Kuzucum havalar uçtu. İşin kötü tarafı benim üzerime öyle bir ağırlık çöktü ki, onca yolu Elif'in hızıyla yürüme fikri beni kararımdan vazgeçirmek üzereydi. Ama kızım o kadar hevesliydi ki, hevesini kursağında bırakmak istemedim.
Önce camide nasıl davranması gerektiği konusunda epey konuştuk. Ben akşam namazını kılana dek yerinde duramadı heyecandan. "hadi anne, geç kalıcaz anne hadi" deyip durdu. Sekiz buçuk civarı evden çıktık. Yol boyunca camide ne yapacağını ve ne yapmayacağını anlatıp durdu.
"Ben akıllı bir kızım, yüksek sesle konuşmam camide"
"ben abla oldum artık, annemle namaz kılabilirim"
"Ben yaramaz çocuk değilim ki, kimseyi rahatsız etmem"
Bu cümlelerin ardı arkası kesilmedi gidene kadar. Saat dokuza gelirken camiye varmıştık. Daha önce hiç bu camiye gelmediğimden bayanlar kısmını bilmiyordum, neyse sonunda bulduk. Ama yatsı namazın…

Kikirikten uyandırma metodları

Benim kızım sabah kuşu. Bebekliğinden bu yana erken kalkmayı huy haline getirmiş olan çocuğum, maalesef anne babasını kendi kalktığı saatte uyur bulduğundan her geçen gün yeni uyandırma metodları geliştiriyor. Şimdi bir de sahur girince araya erken uyanmak da zor oluyor haliyle.

Bugün küçük hanım babasını uyandırmak için şöyle bir metod geliştirmiş. (bana gelmekten çoktan vazgeçti, top atsa uyanmıyor annesi çünkü)

Önce kalkıp, bol sütlü bir çukulata yemiş. Tabi eller çukulatalı ve mis gibi çukulata kokuyor. Kimbilir kaç defa seslendikten sonra, çukulata kokan parmaklarını babasının burnunun ucuna tutarak kokuyu almasını sağlamış. Oruçlu olan baba, çukulata kokusunu duyar duymaz uyanmış tabi. Çocuğumun yaratıcılığına hayranım doğrusu, aferin kızım, senin çözemeyeceğin sorun var mı, merak ediyorum. :)

İlginç

Dün öğlen kardeşim geldi, bugün de ben de, birlikte iftar edeceğiz. Düşündüm de üç gündür Bilal'le aynı sofraya oturuyoruz. İlginç, yıllardır bu kadar arka arkaya birbirimizi görmüşlüğümüz yok.

Diz kapağı sesleri ve amin uğultusu

İlk günden yalnız iftar etmemek adına dün annemlere gittim. Keyifli bir iftar hazırlığı ve güzel bir yemekten sonra, iyi demlenmiş bir kupa çay ve koşa koşa Teravih namazı. Elif'i dayısına ve iftarını iş yerinde yapmak zorunda kalan ve biz çıkmadan az evvel gelebilen babasına bırakıp Ümitköy'ün yeni tamamlanmış Mevlana camiine gittik annem, babam ve ben.

Cemaatle namaz kılma duygusunun ne muhteşem bir şey olduğunu unutmuşum. Caminin sevilen Hocasının adı Ramazan Bey ve harika bir kıraati var. Yüce kelamı okuduğunda içinize değiyor kelimeler, yarım yamalak bazılarının anlamlarını yakalasam da, o an sadece bir rüyada olduğum hissini veren ilahi bir güzellik. Hele o kıraatin ardından, topluca söylenen "amin" in, camiin yüksek tavanına çarpıp, tüylerinizi diken diken eden bir uğultu olarak tüm bedeninizi ve ruhunuzu etkisi altına alışı. Ardından tıklım tıklım camideki tüm cemaatin, aynı anda diz kapaklarının yere değdiğinde çıkardığı ses.

Koşturmayan, yetişmeye çalışmayan,…

Hoşgeldin Ey Şehr-i Ramazan

Resim
Tüm inananların Ramazan'ı şerif'i mübarek olsun.Rabbim hepimize bu bağışlanma ayını, hakkıyla ihya etmeyi nasip etsin.Sahur için peynirli böreği fırına verir vermez oturdum blogun başına. Uzun uzun mahya fotoğrafı aradım, durdum. Bulabildiğimin en iyisi bu. 99 senesinde çalıştığım Tv kanalına "mahyacılar" başlıklı bir haber hazırlamıştım. Üsküdar Merkezdeki camiin, adını hatırlayamıyorum şimdi, minaresine çıkıp mahyaların nasıl asıldığını görüntülemiştik. Muhteşemdi.

Gitti de gitti...

Yarım saat kadar önce, Yardımcı ailesi yeni evlerine taşınmak üzere yola çıktı. Şimdi varmışlardır evlerine ve muhtemelen eşyayı taşıyan işçiler için hazırladığımız pideleri yiyorlardır. Gitmelerine çok üzülüyorum gerçekten ama kendi evlerine taşındıkları için de bir o kadar mutluyum. Çok uzağa taşınmadılar aslında ama yine de aynı apartmanda altlı-üstlü oturmak gibi olmayacağı kesin. Ah be Nurcihan, ne diyeyim ki sana!

Ah ayrılık...

Akşamüstü evdeki işleri bırakıp, Nurcihan'a indim. İki yıldır komşuyuz ama lise ve üniversite döneminden sonra edindiğim ilk ve en can dostum. O kadar çok şey paylaştık ki onunla, anlatsam dudağınız uçuklar.
Sabah Nurcihan'ın en küçük kızı Hümeyra bana geldi, onlarda kalan bir eşyamızı getirmek için. Ne zamandır taşınmak üzere hazırlık yapıyorlar. Yarın sabah eşyaların gideceğini söyleyince çok kötü oldum. Sanki bu süreç daha uzayacak gibi geliyordu bana hep, gitmelerini istemediğimden olsa gerek. Nurcihan da gidince kimin kapısını çalacağım bunaldığımda, bilmiyorum.
Neyse, birlikte kalan eşyalardan topladık biraz. Çay içtik, ilk karşılaşmalarımızı konuştuk, helalleştik filan. Ağır geldi. Çok alışmışım, aile gibi olmuştuk çünkü. Hesapsız, plansız, çat-kapı muhabbetler öyle güzel oluyordu ki. Geriye dönüp anlatırım belki bir ara, ama şunu söylemeliyim; ben Yardımcı ailesini sevmişim gerçekten, hem de çok sevmişim.
Umarım Allah her işinizi rastgetirir.
Hani şu Antep dizilerinde bir…

Kikiriğim kikirdiyor.

Dün itibariyle 22 inç (unutmayınız:Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dildir; tersi miydi yoksa?:) )elsidi bir monitöre sahib olduk efendim. Müthiş bir şey. Animasyon çalışma isteğim depreşti, ama ev işlerini bitirdikten sonra.
Tabi bir de kikirik izin verirse. Monitöre hasta oldu, başından kalkmak istemiyor. İki satır yazıyı yazana kadar sabredemedi. Araba yarışı oynayacakmış. Var ya hani NFS Karbon mudur nedir, bir tane, o işte. Kikiriğin gerçek hayattaki hız merakı sanal aleme taşındı yani.
Arabayla bir yere giderken, arkadan bağırır hanımefendi, "bas baba bas, ne kadar yavaş gidiyorsun" (Hızımızın genelde 90 km. civarında olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.)

Bitmiyor bu işler...

Yok hocam bu işler bitmez. Ben her zaman olduğu gibi listeyi eksik hazırlamışım. Bir kere mutfağı hiç katmamışım. Ki bütün bir günümü aldı. Makineleri çek, arkalarını temizle. Hele duvarlar mahv-u perişan yani. Bir de boya işi soktuk araya. Antre duman renginden beyaza döndü, şaşırtıcıydı yani. Alışmışım griliğine.
Hal böyle olunca da annelere yardım etme planı suya düşmüş oldu. Kelin ilacı olsa başına sürer di mi ama? Zaten hiç hazzetmiyorum ev işlerinden. Boşa harcanan vakit gibi geliyor bana. Ama pis bir ev de çekilmiyor doğrusu. Neyse işlere boğulmuş vaziyetteyim yani anlayacağınız. 6 ay bir daha bu kadar derinden bir temizliğe girişmem harhalde.
Bugün de yığınla işim var, bu yüzden artık gidip bir yerden başlamalıyım.

Ramazan öncesi

Bütün evi ayağa kaldırdım. Bu Ramazan temizlikle filan uğraşmaya niyetim yok. O yüzden Ramazan öncesi dip köşe temizliğe giriştim. Halıları yıkamaya gönderdim. Camları-pencereleri sildim. Tülleri-perdeleri yıkadım. Dünden beri de evin duvarlarını silmeye verdim kendimi. Salondaki koltukların yüzlerini yıkamıştım yenile, o yüzden onlara dokunmayacağım. Bakalım geriye ne kalmış?

- çalışma odasının camları silinip, tülleri yıkanacak.
- çalışma odasının iki kanepesi silinecek.
- sandalyelerin minder yüzleri yıkanacak.
- danteller yıkanıp, ütülenecek.

İyi ya fazla bir şey kalmamış. İki günlük iş. Onları da bitirince bir gün anneme, bir gün kayınvalideme yardıma gidebilirsem; Ramazan'a huzur içinde girebilirim.
Ramazan'da iftar yemekleri ve kitap okuma dışında bir şeyle uğraşmak istemiyorum. Haftada iki kere gündelik temizlik tabi ki yapılacak ama, o kadar vakit almıyor bu iş.

Ha bir de elimdeki kitabı bitirmeliyim. Ramazan için okumayı planladığım başka kitaplar var.
Dinlenme maksatlı bir …

bakalım fotoğraf nasıl duruyormuş bu şablonda?

Resim

yeniden başlamak

Yazmayı bırakınca, yeniden yazmak zor oluyormuş gerçekten.
İnsan kelimeleri nasıl toparlayacağını bilemiyor.
Oysa ne çok şey oldu şu son dönemde yazacak. Ara ara dönüp yazarım artık.
Yeniden başlamak, bu ara en çok düşündüğüm iki kelime.

Eylül

Eylül, benim ayım.
Yeniden bloga başlamak için olabilecek en iyi zaman.