uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

Ramazan geldi, gidiyor...

Cumartesi, Eylül 29, 2007
Dün akşam iftarda Elif'in amcasındaydık. Çocuklar için bir hayli eğlenceli oldu bu ziyaret. Sık sık bir araya gelemediklerinden özlüyorlar birbirlerini. Sonra da buluştuklarında varın görün gümbürtüyü. Yedik, içtik, havadan sudan muhabbet ettik ve evin yolunu tuttuk.

***

Sahurda arayıp annemleri iftara davet ettim, bugünün iftarını da bizde yaptık. Bir yandan ev temizliği, bir yandan yemek derken bir hayli yorulmuşum. Babacığımın her zaman olduğu gibi yoğun bir programı olduğundan erken kalktılar. Elif de tutturdu "ben de size geleceğim dede" diye. Neyse efendim benimkileri eve bırakmak için hep beraber çıktık yola. Küçük hanım eve çıkıp dayısıyla oynayacaktı 15 dakika, yolun yarısına gelmeden sızdı kaldı kikiriğim benim. Son bir haftadır öğle uykularını arada kaynatıyor, ondan sonra da bir sızıyor, yerinden kıpırdatmak mümkün olmuyor. Şimdi mışıl mışıl uyuyor, rüyasında küçük kediler görüyordur eminim. Kızım hastalık derecesinde kedi seviyor ve yatırırken ona neredeyse her akşam "rüyanda küçük kediler gör emi kızım" diyoruz, o da "tamam" deyip gözlerini yumuyor.

***

Bugünün özeti de kısaca (pek kısa olmadı ama) böyle.
Yarına Allah Kerim.
Read On 0 yorum

Elif'in turşusu.

Perşembe, Eylül 27, 2007
Sabah dokuzbuçuk civarı uyandığımda kikiriğim, dün akşam iftar için babasıyla beraber yaptıkları bol cevizli güllaçtan koca bir dilimi mideye yuvarlamakla meşguldü. "Hani oruçluydun kızım?" dedim; "ben oruç tutamıyorum daha" diye cevabı yapıştırıverdi.

Günün geri kalan kısmında, hep birlikte pazara gittik. Elif doğduğundan beri fazla pazara gitmiyorduk aslında. Pazar ortamında çok huzursuzlanıyordu çünkü. Ama bugün öyle olmadı.

İftara pişireceğim etli dolma ve sarma için maydanoz yoktu. Kikirikle birlikte markete gitmek için hazırlanıyordum ki, evin beyi bugün pazar kurulduğunu hatırlattı. Ve pazarımız son bir aydır neredeyse ayağımıza kadar geldiğinden, pazarı atlayıp markete gitmeyelim, dedik.

İyi de oldu, taze yeşillik alma şansı bulduk. Marketteki yeşillikler genelde pek iç açıcı olmuyor. Pazara gitmişken biraz da turşuluk malzeme alıp; kornişon, biber, bir iki kelek ve acurdan mütevellit turşuyu hep birlikte kurduk. Elif'in turşu kurmak konusunda gösterdiği azami çaba görülmeye değerdi. Babası sarımsakları soyma işiyle meşgul oldu, ben malzemeleri yıkadım ve Elifcim de onları kavanozlara attı. Yarın da suyunu vereceğiz, bakalım ne zaman yenecek hale gelecekler?

Kızım mutfak işlerine bayılıyor. Kendi gibi şirin mi şirin pembe bir taburesi var, onu alıp geliyor tezgahın başına. Mesela bugün ben dolmalık biberleri ayıklarken de aynı tabureyi çekti, leğene koyduğum suyun içinde biberleri yıkayıp tepsiye kapattı.
Şunu farkettim ki, yapımına katkıda bulunduğu yemekleri daha iştahlı yiyor. Akşam yemeğinde 2 küçük dolmayı ve 2 sarmayı afiyetle yedi.

Yarın evde yokuz, Elif'in kuzeninin doğum günü dolayısıyla amcayı ziyaret edeceğiz.

Günler böyle geçip gidiyor.
Read On 0 yorum

Kikiriğin ilk sahuru

Perşembe, Eylül 27, 2007
Bu gece de telefonumun alarmıyla uyandım, bir baktım ki evde bir hareket. Benim dışımdaki ahali uyanık. Yani baba-kız çoktan uyanmışlar da mutfağa girmişler bile. Yüzümü yıkayıp yanlarına gittim. Ben de hazırlığın bir ucundan tutayım diye. Küçük hanım ne dese beğenirsiniz. "Annecim sen otur, biz babamla sana sahur hazırlıyoruz" Benim tabi ağzım kulaklarımda. Hellim peyniri ile sucuk kızarttılar. Bir de babaanne gözlemelerinden vardı. Ben de onu ısıttım, kikirikten o kadarına izin çıktı.
Babası "sahur yemeği yiyeceğiz" diyor, benim ki durup durup "bu saatte mi" diyor. "bu saatte herkes uyur ama?" diyor. Anlamlandırmakta zorlandı biraz. Neyse basit bir dille birazcık sahur-oruç ilişkisi üzerine konuştum kızımla. Ezan okununca ağzını çalkaladı, oruç tutacak bakalım. Kaça kadar dayanır bilemem. Yemek yememe fikri sıcak geldi ama su içmeden akşama kadar nasıl dursunmuş.
Hadi hayırlısı...
Read On 0 yorum

Çok yaşa Aferin!

Çarşamba, Eylül 26, 2007
Bir kaç gündür evde yoktum.
Ramazan başında kayınvalidemlerin 30 yıla yakın bir süredir oturdukları evin mutfağını değiştirmek üzere, kayınpederi ikna turlarını başarıyla sonuçlandırmıştık. Ve nihayet mutfak yeni bir yüze kavuştu. E tabi yapılması gereken bir sürü şey vardı, mutfak eşyalarının tümünün temizlenmesi, yeniden yerleştirilmesi filan. Biz de kalktık gittik. İki gündür oradaydık.
Mutfağın işini bitirdim, yetinmedim salondaki vitrine el attım bir de. O da yetmedi, 3 haftadır birikmiş olduğunu öğrendiğim ütüyü de hallettim.
Kahretsin, çok becerikliyim yaw :)
Bir de dün akşam bir iftar yemeği sayesinde aile büyüklerinden birini ziyaret.
İki güne çok şey sığdırdım ama, şimdi biraz rahatsızım. Hafif bir soğuk algınlığı geçiriyorum. Hafif ama, oruçla birleşince boğazımdaki yanma epey zorluyor. Ama cankurtaranım AferinFort'uma sığındım hemen eve gelir gelmez. Çok şükür şimdi daha iyiyim.
Şu an tek derdim, eğer soğuk algınlığı değil de gripse geçirdiğim, Elifime bulaşmadan atlatmak.
Read On 2 yorum

Bugün benim doğum günüm; ...

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Read On 0 yorum

Nano değil, erkek egosu...

Cumartesi, Eylül 22, 2007
Dünya üzerindeki en gelişmiş şey nedir?
Sıkı durun açıklıyorum.
Erkek egosu.
"Kadın dediğin, mübarek erkeğinin ihtiyaçlarını yerine getirmekle
varlığını ispatlayabilecek bir yaratılmıştır sade."
Hiç bir erkek, hadi büyük çoğunluğu diyelim, tırnak içindeki cümleyi
eşine, annesine, sevdiğine yahut kızına hayatındaki sair kadın modellerine doğrudan söylemez,
ama pek çoğunun davranış dili bunu anlatır sadece.
Yani ben bu aralar öyle sanıyorum, öyle sanmak için de
yeterli nedenim var!
Read On 0 yorum

titre ve kendine dön!

Cuma, Eylül 21, 2007
Bir kaç gündür içimde bir sıkıntı var.
Hiç gitmeyen bir uyku, yastıktan başını alamama, yataktan ancak kazınarak kalkabilme hali de sıkıntıma eşlik ediyor. 2 gündür soframızda misafirimiz yoktu, ondan mıdır, nedir?
Bilmiyorum ama içim çoooook daralıyor.
Read On 5 yorum

Yorumsuz

Perşembe, Eylül 20, 2007

Can Dündar / 14.08.2007

Başbağı mı, gözbağı mı?

Geçen hafta Gebze'de Bahargül adlı bir kadın, çocuklarının gözü önünde, sopayla dövülerek öldürüldü. Yatağında kanlar içinde bulunan Bahargül'ün, "örf ve âdetlerimize tamamen uygun şekilde", töre gereği öldürüldüğü sanılıyor. Tırnak içindeki ifade, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e ait... Böyle bir cümle içinde kullanınca nasıl da sakil duruyor değil mi?

***

Gönül, Bakanlar Kurulu üyelerine silah hediye etme kararını eleştirenlere cevaben yaptığı açıklamada demişti ki: "Bu tabancalar birer hatıradır. Olay da hukuka, örf ve âdetlerimize tamamen uygun ve biraz da duygusaldır." Bahargül örneği gösteriyor ki, "örf ve âdetlere uygun" olan bazı şeyler, hukuka ve insanlığa ters düşebilir. Silahlanma da töredir; ama tıpkı töre cinayeti gibi, özendirilmemesi, tersine caydırılması gereken bir töredir. Duygusallığa gelince... Öldürücü silah hediye etmenin neresi duygusal Allah aşkına?.. Öyle olsa dünyanın en duygusal insanı, yeryüzünü silaha boğan Mikhail Kalaşnikof olmaz mıydı?

* * *

Şimdi Vecdi Gönül'ün adı, "üzerinde uzlaşılacak cumhurbaşkanı adayı" olarak geçiyor. Baykal'ın "tavşan aday" dediği türden yani... Gönül'ün "avantajı", eşinin başının açık olması... Yıldırım Türker, dünkü Radikal'de Gönül'ün bir başka incisini anımsatıyor: Bakan, 2 yıl önce Dünya Kadınlar Günü toplantısında "kadınları taltif için" şöyle demişti:" Dünya Kadınlar Günü kutlaması bize Batı'dan geldi. Bizim kadınımızın böyle bir talebi yok. İnsan her zaman kendinde olmayanı ister. Batı kadını da 'Keşke Türk hanımlarının yerinde olsak' diye düşünür. Türk hanımları evinin süsüdür, erkeğinin şerefidir. Batı kadınları maalesef ezilmektedir. Avrupa'da 450 milyon insanın yüzde 27'si evlilik dışı doğmuştur. Demek ki 100 milyondan fazla insan evlilik dışı doğmuş. Bu çocukların yetiştirilmesi, kadınların üzerinde kalmış. Bunun için cennet gibi bir ülkemiz var."

***

Batı kadını, "cennet ülkemizde" "erkeğinin şerefi için" sopayla dövülerek öldürülen Bahargül'ün yerinde olmak ister miydi acaba? Ya da Bahargül bu cennet ülkede "örf ve âdetlerimize tamamen uygun şekilde" katledilmeyi mi, yoksa "ezilen Batılı kadın"ın yerinde olmayı mı tercih ederdi? Ne cenneti? Dayaktan kaçan kadınların, mezarlıklarda "erkekliğin şeref madalyaları" gibi dizili yattığı bir coğrafya burası... Erkeği, örf ve âdetlerin silahlı bekçisi, kadını ise ailenin süs bitkisi olarak gören bu anlayışın temizlenmesine evvela ve acilen devlet yönetiminden başlanmalıdır. Oysa bu anlayış, temizlenmek şöyle dursun devletin başına buyur ediliyor. Başörtüsü takıntısı beyinleri o kadar örttü ki, eşinin başının açık olması, kadını aileden bağımsız bir varlık olarak düşünemeyen, silahlanmayı "âdet"ten gören bir anlayış sahibini, "üzerinde uzlaşılacak isim" haline getirebiliyor. Eşinin saçına başına göre aday seçmek, kadını süs gören anlayışa ortak olmaktır. Gericilik, baştaki bağda değil, gözdeki bağdadır. Orada uzlaşma olmaz!

***

Katıldığım, katılmadığım noktalar var elbette.
Belki bir ara bir şeyler yazarım "Başörtüm" konusunda ama şimdi değil...
Read On 0 yorum

İnternet, yedin beni!

Çarşamba, Eylül 19, 2007
Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp, blogumun "oku oku bitmez" başlığı altında adresleri bulunan ve içlerinde binlerce yazı ve yorum bulunduran sitelerde gezindim biraz.
Elifciğim free takılmayı seçtiğinden ve akşam için dünden kalan pek çok çeşit yemeği tüketmemiz gerektiği için yemek hazırlamayacağımdan, biraz da yeni yüklenen explorer 7.0'ı kullanmayı pratikleştirmek istediğimden saatlerimi internet başında okuyarak geçirdim.

Ve şimdi şu satırları yazarken içimden geçense 2 saatten fazla zamanımı boşa harcadığım. Fazlasını boşa harcamadan yazımı da sonlandırmak en iyisi olacak...
Read On 0 yorum

Biz kalksak ve dirilsek, ...

Çarşamba, Eylül 19, 2007
Bu akşam Yardımcı ailesi ile birlikte yaptık iftarımızı. Özlemişim Nurcihan'ı. Şurda gideli 10 gün filan oldu ama...
Öğlen arayıp davet ettim, sağolsun kırmadı beni.Sofra başında uzun uzun konuştuk. Çayımızı, kahvemizi içtik. Betül giderken gitarını bana bırakmıştı, zarar görmesin diye. Bir taraftan yemek bulaşıklarını toplayıp bir taraftan da eskimez ezgilerden çalıp söyledik. Bu Ramazan bereketli geçecek inşaallah. Başından bu yana bir tek gün soframızı paylaşmadık birileriyle.
Yatmalıyım, yoksa sahura uyanamayacağım.
Read On 0 yorum

Din bile erkek egemen yaşanıyor bu ülkede.

Pazartesi, Eylül 17, 2007
Ha bu arada, camilerin bayanlar için ayrılan bölümleri konusunda çok kızgınım bu aralar. Bu gece gittiğimiz caminin bayanlar bölümü, camiden bağımsız bir salon gibiydi adeta ve imamın sesi hoparlörle camiye veriliyordu. Büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için.
Ramazandan önce de Elif, babaannesi ve ben Keçiören'de bir camiye yatsı namazını kılmaya gittik. Bayanlar bölümü kiltliydi. Pes yani ya. Camiler bile erkek egemenliği altında, inanamıyorum. Biz bayanlar olarak cemaatle namaz kılmak istesek kılamıyoruz yani.
Kızıyorum ama, haaa.
Read On 0 yorum

Kikirik'in ilk cami deneyimi

Pazartesi, Eylül 17, 2007
Bu akşam iftardan sonra, Elifciğime "beraber teravih'e gidelim mi?" diye sormuş bulundum. Kuzucum havalar uçtu. İşin kötü tarafı benim üzerime öyle bir ağırlık çöktü ki, onca yolu Elif'in hızıyla yürüme fikri beni kararımdan vazgeçirmek üzereydi. Ama kızım o kadar hevesliydi ki, hevesini kursağında bırakmak istemedim.
Önce camide nasıl davranması gerektiği konusunda epey konuştuk. Ben akşam namazını kılana dek yerinde duramadı heyecandan. "hadi anne, geç kalıcaz anne hadi" deyip durdu. Sekiz buçuk civarı evden çıktık. Yol boyunca camide ne yapacağını ve ne yapmayacağını anlatıp durdu.
"Ben akıllı bir kızım, yüksek sesle konuşmam camide"
"ben abla oldum artık, annemle namaz kılabilirim"
"Ben yaramaz çocuk değilim ki, kimseyi rahatsız etmem"
Bu cümlelerin ardı arkası kesilmedi gidene kadar. Saat dokuza gelirken camiye varmıştık. Daha önce hiç bu camiye gelmediğimden bayanlar kısmını bilmiyordum, neyse sonunda bulduk. Ama yatsı namazının sünneti ve farzı kaçmıçtı ve kadınlar için ayrılmış bölüm kapıya kadar doluydu. "Gitsek mi, girsek mi?" diye düşünürken, kapının ağzındaki teyzeler bize küçük bir yer açtılar ve biz de "Ya bismillah" deyip girdik içeri.
İlk 4 rekatta benimle birlikte namaz kılmaya çalıştı. Aradaki salavata eşlik etti, "anne ben biliyorum bunu" diyerek heyecanla. İkinci 4 rekatta, biraz tesbihiyle oynadı, biraz namaza katıldı ve yine selavat. Üçüncü 4 rekatta havasızlıktan sıkılmaya başladı. Başındaki yemeniyi gevşetti, ayaklarını uzatıp pantolonunu dizlerine kadar çekti ve fısır fısır sıcaktan yakınmaya başladı. Sonra önümüzdeki kadınların eteklerini farketti ve içindeki çocuk dürtülerine karşı koyamayıp, oynamaya başladı. Ben de son dörtlüğü beklemeden camiden ayrılmanın hayırlı olacağına kanaat getirip, aradaki salavat faslında Elif'i de alıp çıktım. Yine de ilk deneyim için son derece iyiydi. Benimki gibi yerinde bir an bile duramayan bir çocuğun bu kadar dayanması bir mucizeydi çünkü. Yavaş yavaş evin yolunu tuttuk. Yine yol boyunca camide ne kadar akıllı ve uslu davrandığından bahsetti. Burcumuz kova ya, ukalalık zirve yapıyor benim kızda.
Yolun yarısına gelmeden, "anne benim gücüm tükendi" dedi.
"ne yapmak lazım peki kızım?" dedim.
"bir şeyler yemek lazım, şurdaki bakkaldan bir şeyler alırsak gücüm tekrar yeine gelir" dedi.
İşin kötü tarafı yanıma cüzdan filan almadım. Pardüsemin ceplerini yokladım, yok. Yanıma para almadığımı söyledim, biraz üzüldüyse de ısrarcı olmadı. Bir daha camiye giderken bana para almayı hatırlatmasını söyledim, kabul etti ve keyfi yerine geldi. Biraz daha yürüdük, baktım iyice yoruldu ama bir şey söylemiyor. "Gel ben seni kucağıma alayım da gücün yerine gelsin biraz" dedim. Sevinçle kabul etti. Eve bir sokak kala "gücüm yerine geldi, ben yürürüm artık" dedi ve indi kucağımdan. Düşünceli çocuğum benim. Pimpirikli babası, balkonda yolumuzu gözlüyordu. Aşağıdan babasına "Babacım, senin için dua ettim ben" diye bağırdı. Eve çıktığımızda babası ona ne dua ettiğini sordu. Kikiriğinin verdiği cevap, "sen bilmezsin babacım ben içimden ettim, Allahümme Salli filan" dedi.
Her ne kadar büyüyüp de küçülmüş edalarına alıştıysam da bazen yine de çocuğumun cümlelerine şaşırmaktan kendimi alamıyorum.
Evet, Elif'in ilk cami deneyimi böyle geçti, eve gelir gelmez yorulduğunu söyleyip yattı yavrucum. Şimdi mışıl mışıl uyuyor. Ben de birazdan ona eşlik edeceğim.
Güzel bir akşamdı, iyi geldi.
Read On 0 yorum

Kikirikten uyandırma metodları

Cumartesi, Eylül 15, 2007
Benim kızım sabah kuşu. Bebekliğinden bu yana erken kalkmayı huy haline getirmiş olan çocuğum, maalesef anne babasını kendi kalktığı saatte uyur bulduğundan her geçen gün yeni uyandırma metodları geliştiriyor. Şimdi bir de sahur girince araya erken uyanmak da zor oluyor haliyle.

Bugün küçük hanım babasını uyandırmak için şöyle bir metod geliştirmiş. (bana gelmekten çoktan vazgeçti, top atsa uyanmıyor annesi çünkü)

Önce kalkıp, bol sütlü bir çukulata yemiş. Tabi eller çukulatalı ve mis gibi çukulata kokuyor. Kimbilir kaç defa seslendikten sonra, çukulata kokan parmaklarını babasının burnunun ucuna tutarak kokuyu almasını sağlamış. Oruçlu olan baba, çukulata kokusunu duyar duymaz uyanmış tabi. Çocuğumun yaratıcılığına hayranım doğrusu, aferin kızım, senin çözemeyeceğin sorun var mı, merak ediyorum. :)
Read On 2 yorum

İlginç

Cumartesi, Eylül 15, 2007
Dün öğlen kardeşim geldi, bugün de ben de, birlikte iftar edeceğiz. Düşündüm de üç gündür Bilal'le aynı sofraya oturuyoruz. İlginç, yıllardır bu kadar arka arkaya birbirimizi görmüşlüğümüz yok.
Read On 0 yorum

Diz kapağı sesleri ve amin uğultusu

Cuma, Eylül 14, 2007
İlk günden yalnız iftar etmemek adına dün annemlere gittim. Keyifli bir iftar hazırlığı ve güzel bir yemekten sonra, iyi demlenmiş bir kupa çay ve koşa koşa Teravih namazı. Elif'i dayısına ve iftarını iş yerinde yapmak zorunda kalan ve biz çıkmadan az evvel gelebilen babasına bırakıp Ümitköy'ün yeni tamamlanmış Mevlana camiine gittik annem, babam ve ben.

Cemaatle namaz kılma duygusunun ne muhteşem bir şey olduğunu unutmuşum. Caminin sevilen Hocasının adı Ramazan Bey ve harika bir kıraati var. Yüce kelamı okuduğunda içinize değiyor kelimeler, yarım yamalak bazılarının anlamlarını yakalasam da, o an sadece bir rüyada olduğum hissini veren ilahi bir güzellik. Hele o kıraatin ardından, topluca söylenen "amin" in, camiin yüksek tavanına çarpıp, tüylerinizi diken diken eden bir uğultu olarak tüm bedeninizi ve ruhunuzu etkisi altına alışı. Ardından tıklım tıklım camideki tüm cemaatin, aynı anda diz kapaklarının yere değdiğinde çıkardığı ses.

Koşturmayan, yetişmeye çalışmayan, kıldığım namazın sonsuza dek süreceğini hissettiren, sanki "doğumumdan ölümüme kadar sürekli bir namaz kılma hali" üzere olduğumu hissettiren o ses ve sahibinden bin defa Allah Razı olsun. Gerçektan muhteşem bir ilk gün geçirdim.

Tabi ilk sahura uyanamamamızı saymazsak.

Sen canım böreği pişir, kalkıp sahurda yiyeme. Günlerdir bedenime adeta işkence edercesine yüklendiğimden olsa gerek, öyle güzel uyumuşum ki. 2 cep telefonu alarmını hiç hissetmedim bile.
Böyle olunca ilk orucumu maalesef sahur edemeden tutmuş oldum. Ama Allah'a çok şükür ki; ne açlık, ne susuzluk ne de sigara içme isteği oldu içimde. Son yarım saatte sağdan giren başağrısı bir kaç lokma yemekten sonra geçti. Eve gelene kadar sigara içmedim. Geldiğimde yatmadan bir tane içmek için yaktım, yarısını bile içmeden bıraktım. Benzerini bugünün sahurunda da yaptım. Bedenim hazır gibi sigarayı bırakmaya, oruç da işimi kolaylaştırıyor. Ama bırakırsam, bir daha hiç içmemem gerektiği duygusu ben korkutuyor.
Read On 0 yorum

Hoşgeldin Ey Şehr-i Ramazan

Çarşamba, Eylül 12, 2007

Tüm inananların Ramazan'ı şerif'i mübarek olsun.

Rabbim hepimize bu bağışlanma ayını, hakkıyla ihya etmeyi nasip etsin.

Sahur için peynirli böreği fırına verir vermez oturdum blogun başına. Uzun uzun mahya fotoğrafı aradım, durdum. Bulabildiğimin en iyisi bu.

99 senesinde çalıştığım Tv kanalına "mahyacılar" başlıklı bir haber hazırlamıştım. Üsküdar Merkezdeki camiin, adını hatırlayamıyorum şimdi, minaresine çıkıp mahyaların nasıl asıldığını görüntülemiştik. Muhteşemdi.

Read On 2 yorum

Gitti de gitti...

Çarşamba, Eylül 12, 2007
Yarım saat kadar önce, Yardımcı ailesi yeni evlerine taşınmak üzere yola çıktı. Şimdi varmışlardır evlerine ve muhtemelen eşyayı taşıyan işçiler için hazırladığımız pideleri yiyorlardır. Gitmelerine çok üzülüyorum gerçekten ama kendi evlerine taşındıkları için de bir o kadar mutluyum. Çok uzağa taşınmadılar aslında ama yine de aynı apartmanda altlı-üstlü oturmak gibi olmayacağı kesin. Ah be Nurcihan, ne diyeyim ki sana!
Read On 0 yorum

Ah ayrılık...

Salı, Eylül 11, 2007
Akşamüstü evdeki işleri bırakıp, Nurcihan'a indim. İki yıldır komşuyuz ama lise ve üniversite döneminden sonra edindiğim ilk ve en can dostum. O kadar çok şey paylaştık ki onunla, anlatsam dudağınız uçuklar.
Sabah Nurcihan'ın en küçük kızı Hümeyra bana geldi, onlarda kalan bir eşyamızı getirmek için. Ne zamandır taşınmak üzere hazırlık yapıyorlar. Yarın sabah eşyaların gideceğini söyleyince çok kötü oldum. Sanki bu süreç daha uzayacak gibi geliyordu bana hep, gitmelerini istemediğimden olsa gerek.
Nurcihan da gidince kimin kapısını çalacağım bunaldığımda, bilmiyorum.

Neyse, birlikte kalan eşyalardan topladık biraz. Çay içtik, ilk karşılaşmalarımızı konuştuk, helalleştik filan. Ağır geldi. Çok alışmışım, aile gibi olmuştuk çünkü. Hesapsız, plansız, çat-kapı muhabbetler öyle güzel oluyordu ki. Geriye dönüp anlatırım belki bir ara, ama şunu söylemeliyim; ben Yardımcı ailesini sevmişim gerçekten, hem de çok sevmişim.

Umarım Allah her işinizi rastgetirir.
Hani şu Antep dizilerinde bir laf var ya; "bedenine kurşun değmeye", işte öyle yani Nurcihan.



Nurcihan bu şarkı sana, çok sevdiğini biliyorum.

Read On 2 yorum

Kikiriğim kikirdiyor.

Salı, Eylül 11, 2007
Dün itibariyle 22 inç (unutmayınız:Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dildir; tersi miydi yoksa?:) )elsidi bir monitöre sahib olduk efendim. Müthiş bir şey. Animasyon çalışma isteğim depreşti, ama ev işlerini bitirdikten sonra.
Tabi bir de kikirik izin verirse. Monitöre hasta oldu, başından kalkmak istemiyor. İki satır yazıyı yazana kadar sabredemedi. Araba yarışı oynayacakmış. Var ya hani NFS Karbon mudur nedir, bir tane, o işte. Kikiriğin gerçek hayattaki hız merakı sanal aleme taşındı yani.
Arabayla bir yere giderken, arkadan bağırır hanımefendi, "bas baba bas, ne kadar yavaş gidiyorsun" (Hızımızın genelde 90 km. civarında olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.)
Read On 4 yorum

Bitmiyor bu işler...

Salı, Eylül 11, 2007
Yok hocam bu işler bitmez. Ben her zaman olduğu gibi listeyi eksik hazırlamışım. Bir kere mutfağı hiç katmamışım. Ki bütün bir günümü aldı. Makineleri çek, arkalarını temizle. Hele duvarlar mahv-u perişan yani. Bir de boya işi soktuk araya. Antre duman renginden beyaza döndü, şaşırtıcıydı yani. Alışmışım griliğine.
Hal böyle olunca da annelere yardım etme planı suya düşmüş oldu. Kelin ilacı olsa başına sürer di mi ama? Zaten hiç hazzetmiyorum ev işlerinden. Boşa harcanan vakit gibi geliyor bana. Ama pis bir ev de çekilmiyor doğrusu. Neyse işlere boğulmuş vaziyetteyim yani anlayacağınız. 6 ay bir daha bu kadar derinden bir temizliğe girişmem harhalde.
Bugün de yığınla işim var, bu yüzden artık gidip bir yerden başlamalıyım.
Read On 0 yorum

Ramazan öncesi

Cumartesi, Eylül 08, 2007
Bütün evi ayağa kaldırdım. Bu Ramazan temizlikle filan uğraşmaya niyetim yok. O yüzden Ramazan öncesi dip köşe temizliğe giriştim. Halıları yıkamaya gönderdim. Camları-pencereleri sildim. Tülleri-perdeleri yıkadım. Dünden beri de evin duvarlarını silmeye verdim kendimi. Salondaki koltukların yüzlerini yıkamıştım yenile, o yüzden onlara dokunmayacağım. Bakalım geriye ne kalmış?

- çalışma odasının camları silinip, tülleri yıkanacak.
- çalışma odasının iki kanepesi silinecek.
- sandalyelerin minder yüzleri yıkanacak.
- danteller yıkanıp, ütülenecek.

İyi ya fazla bir şey kalmamış. İki günlük iş. Onları da bitirince bir gün anneme, bir gün kayınvalideme yardıma gidebilirsem; Ramazan'a huzur içinde girebilirim.
Ramazan'da iftar yemekleri ve kitap okuma dışında bir şeyle uğraşmak istemiyorum. Haftada iki kere gündelik temizlik tabi ki yapılacak ama, o kadar vakit almıyor bu iş.

Ha bir de elimdeki kitabı bitirmeliyim. Ramazan için okumayı planladığım başka kitaplar var.
Dinlenme maksatlı bir kahve-sigara molası vermiştim, o sırada bir iki satır yazayım dedim.

Durumlar şimdilik böyle.
Read On 2 yorum
Read On 0 yorum

yeniden başlamak

Cuma, Eylül 07, 2007
Yazmayı bırakınca, yeniden yazmak zor oluyormuş gerçekten.
İnsan kelimeleri nasıl toparlayacağını bilemiyor.
Oysa ne çok şey oldu şu son dönemde yazacak. Ara ara dönüp yazarım artık.
Yeniden başlamak, bu ara en çok düşündüğüm iki kelime.
Read On 0 yorum

Eylül

Cuma, Eylül 07, 2007
Eylül, benim ayım.
Yeniden bloga başlamak için olabilecek en iyi zaman.
Read On 0 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate