Kayıtlar

Ekim, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çocukluğumun en eğlenceli siyasetçisi bugün öldü.

Resim
Erdal İnönü....
Haber sitelerine bakıyordum ve şimdi ölüm haberini gördüm. Çok farklı dünya görüşlerine sahip insanlar da olsak, çocukluğumda Özal'a karşı direndiği dönemlerden severim ben onu. "limon gibi sıkıyorsunuz milleti, kemerleri sıka sıka bel kalmadı halkta" vb... cümleleri hatırmda hala. Ve sempatik bir kişilik, zeka ürünü cevaplar, hep gülümseyen yüzü. Hiç sol partiye oy vermemiş biri olarak, yine de severim İnönü'yü...
Eğer inancı varsa, Allah günahlarını bağışlasın.
Aşağıda bazı İnönü Cümleleri var, alıntı; fazlası da ekteki adreste.
*Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve Erdal Bey'e hitaben "Ölürüm yoluna" diye haykırır. Erdal Bey cevap verir: Dur, ölme. Bir oy bir oydur.
*SHP genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garsonun "Birşey almak ister misiniz, efendim" sorusu üzerine "Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz" yanıtını verir.
*İnönü gençlik yıllarında evi…

Beynimi yiyorlar anne, beynimi yiyorlar.

Kimsenin sonu böyle olmasın...

Halimiz, ahvalimiz

Resim
1. Her sabah kalkar kalkmaz tv'yi açıp, operasyon haberi olup olmadığına bakıyorum. Girildi, girilecek, ne zaman düşeceğiz birbirimize korkusuyla ve Allah yardım eder de badiresiz ve kardeşçe atlatılır bu sorun ümidiyle haber sitelerini tarıyorum sonra.


2. Sıkıntılı olduğum zamanlarda rahatlamamı sağlayan büyük kurtarıcım; şişler ve ipler hayatımı istila etti. Durmadan, usanmadan örüyorum. Bu Kikirik için ördüğüm süeter...




Ve dahası da var, başladım mı duramıyorum işte..
Kocaman bir örgü çantası yaptım kendime. Birini bırakıp, birine başlıyorum.
3. Elifciğimin; kendi varlığını ispatlama süreci epey sancılı geçse de, ben geçtiğimiz yıllara göre daha sakin kalmayı becerebiliyorum. Bazı günler tümüyle ümidimi kaybettiğim oluyor ama dışardan baktığımda sorunlarla başetme kapasitemin yükselişini pekala görebiliyorum.
4. Nihayet Lost maceramızın sonuna geldik. Dizinin Amerika'da yayınlanmış tüm bölümlerini (18 günde 70 küsür bölüm) izledikten sonra, uykusuz ve kafamda hala bir sürü s…

Ay, yine ay...

3 gecedir düzenli olarak yatmadan önce balkona çıkıp bir sigara yakıyorum. Aya bakarak ve içimden ay ile ilgili güzel cümleler geçirerek onu içiyorum. Sonra sigarayı söndürüp, tam içeri girecekken son bir defa aya bakıyorum. Ve sonra uyuyorum.

İki kişilik sınıfımız...

İki akşamdır kızımın kendisinden 1 yaş büyük olan en yakın arkadaşı İremsu yemekte bizimle oluyor. Daha doğrusu, akşam üzeri beş gibi geliyor, sonra on gibi gidiyor. Elif bu durumdan çok memnun. Dün akşam çok keyifli bir akşam yemeği yedik birlikte. Üstelik kızım tabağındaki yemeği kendisi yedi. Yuppiiiiiiiiiiiii.
Yemekten sonra, Elif'in odasını sınıfa çevirdim. Küçük masada, iki küçük kız; onlar öğrenci oldular ben de öğretmen. Onlar için çizgili kağıtlara noktalar yaptım, nasıl birleştireceklerini gösterdim. Noktaları birleştirdiklerinde ortaya çıkan geometrik şekiller çok hoşlarına gitti.
Sonra resim yaptık biraz ve ardından da boyama yaptılar. Sürekli sordular; "öğretmenim benim ki daha güzel olmuş değil mi?" Cevabım son derece diplomatik oldu tabi. "İkinizinki de çok güzel olmuş çocuklar"
Keyifliydi çok. Hep öğretmen olmayı arzulamıştım, tahminimden yüksek puan alınca da İletişim fakültesinde bulmuştum kendimi. Ama dün akşam bu atmosferde şunu tekrar anladım…

Canım fena sıkkın

Son zamanlarda kızımla başım fena halde dertte. Ukalalığı artık tahammül sınırlarını aştı ve beni çok zorluyor. En büyük sorunumuzsa sofrada yaşanıyor. Geçtiğimiz yıl yemeğini kendi yemeye gayret eden çocuk, kaşığı-çatalı çok güzel kullanabilmesine rağmen, yemeğini benim yedirmemi bekliyor. Yemesi için sürekli ya bir oyun, ya saçmasapan muhabbetler (yemezsen büyüyemezsin, bak bilmem kim yiyecek sen yemezsen....) yapmak gerekiyor ve ben bu durumdan nefret ediyorum.
Dayanamıyorum artık, ne yapacağımı bilmiyorum. Bu sabah itibariyle yedirmiyorum yemeğini. Kahvaltıda tabağına az miktarda kahvaltılık bir şeyler koydum ve bekledim yemesini. Ama şimdilik bir sonuç alabilmiş değilim. Kısa vadede işe yaracağını da sanmıyorum aslında. Umarım sabrım çabuk tükenmez.

Kendimi inanılmaz kötü hissediyorum. Ben yanlış yapıyorum bir yerlerde...

Siyah ipek bir tülün ardında...

Son zamanlarda uzun uzun aya bakıyorum.
Her halini izlemekten müthiş bir keyif alıyorum.
Hatta yatmadan önce mutlaka, cama-balkona çıkıp son bir bakış fırlatıyorum.
Güneşin doğuşunu izlemekten bile daha çok keyif alır oldum sanki.
Dün gece koyu renkli ama incecik bir küme bulutun, ayın önünden geçişini izledim.
Çok güzeldi.
Siyah, ipek bir tülün ardından aya baktığımı düşündüm.
Güzel olurdu herhalde.

Ay, nazlı ay, gelin ay...

Başkasının kurgusunda montaj hilesi olmak...

Dün bütün gün malum medyanın ve ne uzmanı olduğunu bir türlü anlayamadığım malum uzmanların Hakkari olayı, tezkere ve operasyon hakkındaki kişisel senaryolarını dinledim durdum. Gerim gerim gerildim. Neyseki seçimin son saatlerinde oy kullanmaya gittiğimde Nurcihan'ın dünya tatlısı üç kızıyla karşılaştım da, bir önceki yazıda kaleme aldığım keyifli akşamı geçirmiş olduk birlikte.
Peki gerginlik bitti mi? Tabi ki hayır. Birileri bizi Kuzey Irak'a çekene kadar da bitmeyecek sanırım. Aylardır yürütülen milleti gerim germe harekatı sonunda istendiği noktaya ulaştı.
"hadi girelim la, niye duruyoz; uçuruverek şunların hain kellelerini, temizleyek bu vatanı bilmem kimlerden."
Bugün Kuzey Irak'a girmeyin diyen ABD acaba gerçekten bunu mu istiyor? Kimin ya da kimlerin kurduğu oyunun piyonu olması bekleniyor bu milletten. Birileri Kutsal Ortadoğu planlarını uygulamaya başlamak mı istiyor? Ne oluyor?
"Kimin umurunda gardaş, girek gitsin, kurtulak bunlardan" demiyorum.

Kadife Atkı

Resim
Aile fertlerine değil, hayır işi bir atkı bu. Süper bir ipi var. Kadife gibi.  Yumuşacık da bir dokunuşu var, sıcacık...

Örü-yorum

Resim
Bu aralar işlerine takmış vaziyetteyim. Bir şeye başladım mı sonunu getiremiyorum ben. Geçtiğimiz sene ördüğüm bu hırkanın parçalarını birleştirmek, işlemelerini yapmak ve montumsu bir şey olsun diye fermuar eklemekle başlamıştım örgü işlerine.


Bir yıldır da elimi şiş filan almamıştım. Bir defa elimi ipe şişe sürünce gene delirdim. Hırkayı tamamlamakla yetinmeyip, hemen ardından kikiriğime bir süeter ördüm. Yetmedi bir atkı çıkardım aradan 2 günde. O da yetmedi şimdi de Elif'e penye ipten yazlık bir hırka başladım. Ondan sonra da okuyamamaktan şikayet ediyorum. Ben niye bir kaç işi birden götüremiyorum acaba.









Okuyamıyorum...

Sanırım kitap okuma becerimi tamamiyle kaybetmek üzereyim. Başladığım hiç bir kitabı bitiremez oldum son zamanlarda. Elimde Marquez'in "Anlatmak için Yaşamak" kitabı vardı. 1oo sayfa okudum okumadım, duruyor başucumda. Bayram'da bir arkadaştan "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" ı aldım getirdim. Daha kapağını açmadım.
Eskiden okumak için kendimi zorlamam gerekmezdi, can atardım yeni bir şeyle okumak için. Elif'in ilk bebeklik dönemlerinde bir bıraktım okumayı, tamam. O zamandan bu yana elime alıp bitirebildiğim bir kaç kitap var sadece. İbrahim'le buluşma, Hüsn-ü Aşk, sanırım bir de Ferrarini satan Bilge vardı. Yarımlar mı? Onlar çok. Tutunamayanlar, Dinler Tarihi, 3d kitaplarım... daha adını saymayacağım bir sürü kitap.
Ne oluyor bana ya...

Elif ve gitarı

Resim
Uzun zamandır gitar isteyen kızım, nihayet emeline kavuştu. Bayramda büyüklerin verdikleri harçlıkları da alıp, bayramın 3. günü daha önce de ziyaret ettiğimiz Majör'e gittik.
Bu kırmızı gitarı beğendik. Umarım uzun vadeli bir süreç olur, kikirik için.

Oradan çıkınca da Nurcihanlara bayram ziyaretine gittik. Biraz uzun bir bayram ziyareti oldu ama, neyse. Birlikte keyifle hazırlanan bir akşam yemeği, yeni arkadaşlar, gırgır şamata vs...

Olan Betül'e oldu, bizim ailenin tüm fertlerinin gitar ile ilgili sorularını cevaplamak zorunda kaldı kızcağız.

Eve gelince 2 bölüm lost izledik, sonra da uykuya teslim.

Bayram da gidiyor.

Gecikmeli de olsa; genelde tüm inananların, özelde tüm sevdiklerimin Ramazan Bayramını kutluyorum. Bayramların bayram gibi geçmesi dileğiyle...

Lost Çılgınlığı

Resim
Bu sene başında şu Lost denen diziyle ilgili bir iki yerde bir şeyle okumuş ve epey merak etmiştim. Evin Beyine de bahsetmiştim diziden. O da nasıl yaptı bilemiyorum, -Türkiye'de henüz yayınlanmamış bölümleri dahil- Lost'un tüm serisini bulmuş gelmiş. Alt yazı meselesi yüzünden ve de ... izleyememiştim.
Dün akşam, Elif uyuduktan sonra baktım evin beyi ilk dvd'yi takmış bilgisayara izliyor. (Bu arada monitörü büyütmek bilgisayarda rahatlıkla film izleme imkanı da sağladı)
1,2,3... bölüm derken en son 8.bölümü izlerken buldum kendimi. İmsak vaktine kadara izledik, dün yaptığım börekler ve çayla da sahuru yaptık, Lost'un karşısında. Bu hakikaten bir çılgınlıkmış yaw, çok sürükleyici bir senaryo. Dizi değil mübarek sinema filmi. Çekimler de hiç duraksama yok. Bu akşam da izler miyim? Sanırım hayır, yoksa bayram ziyaretlerini zombi gibi geçireceğim.

Kikirik kitap fuarında -2-

Nerde kalmıştım, Semerkand yayınlarından nihayet ayrıldıktan sonra; Diyanet Vakfı ve Din-bir-sen'den tanıdığım İsmail Hocayla karşılaştık. Ayaküstü biraz sohbet ettik, Elif'in izin verdiği kadar. Ardından yine koşuşturmaca. Sonra bir baktım yine Semerkand Yayınlarının önündeyiz. Ben nasıl olduğunu anlamaya bile fırsat bulamadan, stanttaki gençlerden aldığı bir kandil simidiyle geldi.

(Ve şaşırtıcı olanı gidene kadar simiti bitirdi!...)
Baktım, iftar saati yaklaşıyor. Babanın işyerine iftara yetişmek için çıktık avludan, biraz da camiin bahçesinde koşturup durduktan sonra, dolmuş duraklarına yürümeye başladık. Güven Parktaki duraklara gitmek için üst geçiti geçmiştik ki, hanımefendi çiçekçileri görüp, bir mutluluk çığlığı atıverdi. "Anne bak ne güzel çiçekler..."
Çiçekçinin önünde fotoğrafını çektim ve giderken çiçekçi abisi kızıma bir kırmızı karanfil hediye etti. Ve nihayet bir şekilde Balgat'a gideceğimiz dolmuşa bindik ve hatta oturduk bile.

Kızım da benim gibi ge…

Kikirik Kitap Fuarında - 1 -

Resim
Dün, kızımla birlikte çok güzel bir gün geçirdik.

Kocatepe Camii avlusundaki kitap fuarının son günüydü dün. Ben yıllardır çok istediğim halde fuara gidemiyorum. Bu sene kafaya takmıştım ve ne olursa olsun gitmeye kararlıydım.

Öğlen saatlerinde Elif'i hazırladım ve düştük yollara. Sincan'dan Kızılay'a gideceğiz, oradan Kocatepe camiine yürüyeceğiz. Aslında bir hayli zor olacağını düşünüyordum küçük gezintimizin. Ama korktuğum gibi olmadı. Otobüs yolculuğumuz sorunsuz geçti. Elif önüne gelen herkese gülücükler dağıttı, sohbet etti. Biraz susamasının dışında bir problem çıkmadı.

Başbakanlık'ın önünde otobüsten indik, daha bir kaç dakika yürümemiştik ki, eskiden aynı kurumda birlikte çalıştığım arkadaşlardan birine rastladım. Meclis Tv'ye geçmişti, epey önce. Şimdi de Çalışma Bakanlığına başlamış. Ayaküstü biraz muhabbet, selam sabah filan, ayrıldık.

Sonra Elif'in su problemini çözmek için bir dükkana girdik, suyla birlikte rengarenk akide şekerleri alıp çıktık, dükka…

Bugün de geçti.

Dün de bahsettiğim gibi iftarda kalabalıktık bugün. Aslında ben bugün için sadece Murat (kayınbiraderim) ve ailesini davet etmeyi düşünmüştüm ama dün sabah öğrendim ki, N.annenin kolu yarım alçıya alınmış. Kırık, çıkık yok ama kemik uzaması varmış kolunda, sanırım durdurmak için böyle bir yöntem uygulamışlar. Bu yüzden tek eliyle yapıyor işlerini.
E durum böyle olunca da tek koluyla yemekle filan uğraşmasın diye onları da davet ettim, dün akşam. "Arefe gününe kadar kalırlar, kadıncağız da rahat eder" diye düşünüyordum ama, tek araba gelmişler, Muratlarla birlikte. Çocukların da okulu olunca gitmeleri şart oldu. Tabi bu durumda kadıncağız da evine dönmek zorunda kaldı.
Yemek gönderecektim, varmış iki günlük yemeği. Onu da kabul etmedi. İnşaallah bir an önce toparlanır. Bir türlü iyileşemiyor, sürekli yeni bir hastalıkla boğuşmak zorunda kalıyor. Daha göz ameliyatından sonra yeni iyileşmeye başlamıştı, şimdi de kolu çıktı. Ne çileli kadınmış ya, Allah sabır ve şifa versin.

Kadir …

Son demler

Ay iyice hilale yaklaştı ve bu yıl da Ramazanın son günlerindeyiz işte.
İyi-kötü, belki hakkını tam veremeden bir Ramazanı daha idrak ettik. Bayrama az kaldı, Ramazanın bu son günlerini iyi değerlendirmek lazım.
Bugün kayınvalidem, kayınpederim, kayınbiraderim, eşi ve çocukları iftara gelecekler bize.
Bu yılın son iftar daveti olacak belki de, anneannemlerin gelmesi için bir yol bulamazsam.

Zamanın sırrını bilen var mı?

O kadar ilgilenmeme ve bir yaşından beri kağıt-kalemle hemhal olmasına rağmen, Kikirik bir kaç gün öncesine kadar anlamlı bir şeyler çizmeyi beceremiyordu.
Resim konusundaki tüm kabiliyetsizliğime rağmen;
-bak kızım bu göz, bu ağız; hadi sen de çiz, :) diye defalarca göstermeme rağmen elimize geçen resimler -ister sulu, ister kuru boya ya da pastel olsun- renk cümbüşünden öteye gidemiyordu. Ben de soyut çalışıyor kızım, diye avutuyordum kendimi.
Sonra bir şey oldu ve elif, insan çizmeye başladı.
-Anne bak seni çizdim, diyerek geldi çarşamba akşamı. Baktım, bir surat çizilmiş gerçekten. Biraz koca gözlü ama olsun. Burun ve ağzı da var. Bir de suratın altından yere doğru uzanan iki çizgi. Sordum, bacaklarıymış. Çok şaşırdım ve de sevindim.
Ama bugün daha güzeli oldu, iftar sonrası murfağı toparlarken elinde bir kağıtla geldi, ev çizmiş.
5 penceresi, kapısı ve bacası var. Ha çatısı da tabi, onu çok önemsedi. Bir de duman çizmiş bacadan çıkan. Şok oldum. Hem büyümesinden korktum hem de yaptığı…

Psikopat kedi

Elifciğim, bundan 2 hafta kadar önce en yakın arkadaşı olan İremsu'dan bir peluş kedi getirdi. Bir süre oynayacak ve geri vereceğiz. Arkadaşlarıyla oyuncak değiş-tokuşunu sık sık yapıyoruz, çok iyi oluyor. Bu dönem çocuklarının bir oyuncağa gösterdikleri ilgi uzun sürmüyor, hele ki peluşlara.
Neyse efendim, kedi bembeyaz bir tüy yumağı ve kucağı kaplayacak kadar büyük. Hani şu orasını burasını mıncıklayınca ses çıkaran oyuncaklardan. Fakat bu kedi mıncıklamadan da miyavlıyor. Üstelik başlayınca arka arkaya 3 defa ...
Ve elif onu evin her köşesinde gezdiriyor ve herhangi bir yerde bırakıyor. Sonra ben dalmış bir şekilde herhangi bir işimi yaparken bizim psikopat kedi miyavlamaya başlıyor. Ha başlayınca da 15 dakika filan susmuyor.
Mesela bu akşam, tam kurtlar vadisinin akşın sahnelerinden birine kilitlenmiş izlerken, -tırın arkası kopmuş sürükleniyor, Polat ve Memati arabada üzerlerine doğru gelişini seyrediyor- ve Memati'nin gözlerinde korkuyu görmeyi beklerken; miyav, miyaaav, m…

Ölüm;

şu an masamda duran çay fincanı kadar yakınımda.
Biraz önce yuttuğum çay kadar!
Sadece benim değil haa, yanlış anlaşılmasın hepimizin ...

İçtiğin çay son çayın olabilir. Elindeki sigara sonuncusu.
Selam verdiğin komşun, gördüğün son yüz olabilir.
Son çiçek koklayışın, son telefon konuşman, son boşa vakit harcayışın olabilir.
Kıldığın namaz son namazın olabilir.
Dahası kılmamış da olabilirsin!

Yakın bir akrabamın ihtiyar annesi vefaat etmiş, bu sabah 7'de.
Kuvvetle muhtemel son sabah namazını kıldığını bilmeyerek kıldığı namazdan biraz sonra....!

Ölüm nefes gibi...!

Nato benden önce davrandı...

Kınıyorum, dahası kanıyorum... *** Faşizan bir yapım yok. Bu ayın 24'ünde 29 seneyi devirdim, bu sürenin hatırladığım kadarının hiç bir bölümünde insanları köklerine göre sınıflandırmadım. Sınıflandıranların yanında yer almadım. İnsanları milliyetlerine göre ayıranlardan da, kafalarında alt-üst yapılar oluşturanlardan da hoşlanmadım. Bireysel özgürlüklere saygı duydum, saygı duyulmasından yana oldum, (her ne kadar kimliğimi belirleyen başörtüme özgürlük ortamı bulamasam da) her fikrin, her düşüncenin HÜRce konuşulabilmesinin her zaman yanında oldum. Ama iş zorbalığa geldiğinde bunu anlamakta zorlanıyorum. Bir fikir, bir düşünce uğruna neler yapabilir insan? 3 çocuğun da içinde bulunduğu bir aracı taramak, hangi fikrin Hürce anlatımıdır? Bilmiyorum, anlamaya da çalışıyorum, ama olmuyor. Yazık be yazık, 12 ayrı dünyayı yıkan, o elleri silahlılara acıyorum ben. Nasıl bir zihin bunalımıdır, yazık...!