Kayıtlar

Kasım, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Arıtman'ın üslubunu pek sevmem ama,...

Şimdi biyo nun blogunda gördüğüm anketi, her ne kadar ziyaretçi sayım sınırlı da olsa, buraya taşımak istedim. CHP İzmir milletvekili Dr. Canan Arıtman'ın, "Bebek tecavüzcülerinin ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını" öngören yasa teklifinin bir an önce yasalaştırılmasına destek vermek isterseniz, bir evet de siz tıklayın efendim.

Every day for us something new

Bugün yazacaklarımı yine maddelesem iyi olacak.

*İnterneti açıp da düşen uçağı ve kurtulan olmadığını öğrenince çok üzüldüm. Vefaat edenlere Allah rahmet eylesin, yakınlarına da sabır versin inşaallah.

*Havalar soğuduğundan beri sigara içmek işkence haline geldi. Bilgisayarı ve tabi çalışma odasını kikiriğin de kullanımına açtığımızdan, odayı saatlerce havalandırma imkanı da kalmadığından, balkonda sigara içiyorum. Giyin, örtün çık, üşüye üşüye iç, neyim ben yaa. Bazen tüm bu şartlara rağmen sigara içmeye devam ettiğim için salak olduğumu düşünüyorum. Üstelik benden sadece 3-4 yaş büyük eski iş arkadaşlarımdan ikisinin anjiyo olacağını öğrendim ve
tırstım. Kurtulmalı bu illetten. Yoksa genç yaşta damar tıkanıklığından gideceğimi sanıyorum.

*Elifciğim son dönemde yeni yeni hallere giriyor. Sandalyelerin arasını açıp, birinden diğerine geçiyor, yüksek sehpalarımızın üzerine ellerini koyup, vücudunu yukarı çekip, bırakıyor ve bunun gibi pek çok akrobatik harekete imza atıyor sonra da "a…

haberin komediyiyeni

Dün akşam yine Birand'ı izliyorum, şu kaçırılan rahip ile ilgili telefon bağlantısı yapmış, enkırmenimiz. Fakat telefonda konuştuğu adam öyle ağır konuşuyor ki, üstelik bir şey de bilmiyor. O bağlantıyı ayarlayan muhabir yayından sonra paparayı yemiştir kesin, neyse efendim, Birand adama soruyor,
-olay nasıl olmuş?
Adam diyor ki,
-manastırdan çıkmış, yürürken bir arabaya bindirilmiş vs...
Birand gıccık oldu ya bağlantıya, gerildi zaten acayip, diyor ki;
- Malatya'dan çıkmış nereye gidiyormuş, Olay Midyatta gerçekleşmemiş mi?

Koptum gene, sen çok yaşa emi M.A.B

ziyaretçiye not:Profilimi okuma zahmetine katlanmayıp bir de üstüne, bu uragan nereden anlıyor, adam gerilmiş; muhabiri paralayacakmış filan diyorsanız; 4 yıl iki ayrı ana haber sunucusunun asistanlığını yaptım efendim, üstelik bu iki kişinin haber bültenlerinin yapımcısıydım aynı zamanda. Bilirim canlı yayın gerginliği nedir, nasıl ortaya çıkar, tedavisi nedir? Hoşa gitmeyen bağlantı sonucu, haber arasında enkırmenler muhabirl…

Hero

Bugün acayip "Hero" izleyesim var.

Uragan yumurtluyor

Dün akşam da her akşam olduğu gibi Birand'ın bültenini izliyordum. Adamcağız, operasyon ihtimali doğduğundan beri, sınır hattına yerleştirdiği muhabirleriyle canlı yayında muhabbet ediyor, bu yüzden seviyorum ben bu adamı, tarzını yani. Canlı yayınmış, hataymış, yanlış anlaşılırmış, mühim değil, Birand düzeltir. Neyse efendim, muhabire diyor ki, -Talabani ile ilgili bir gelişme var mı?
Allah Allah diyorum, biraz önce bültenin başında bulduk Talabani'yi diyordu. Bu adam ne yapıyor?
Garibim muhabirin bir şeyden haberi yok, -araştırıyoruz, soruşturuyoruz, Avrupa ülkelerinden birinde olduğu söyleniyor vs.. içi pek dolu olmayan cümleler kuruyor, kelebeğin diğer karesinde Birand hınzır hınzır sırıtıyor. Yaaa, geçirdim işte bak, der gibi gülüyor. Muhabir bir yandan konuşuyor, bir yandan da eminim, "nassı bi tonga bekliyor beni" diyordur.
Neyse efendim, çocuğun bağlantısı bitti, Birand bu habere ayırdığı dakikaları görünüşte boşa çıkaran, ama aslında "bakın her saniye günc…

boncuklu bere / çölde su arasam ütü bulurum...

Resim
Kikiriğime şirin mi şirin bir bere örüyordum, dün akşam bitirdim nihayet. Sık sık elime almadığım için bir haftadır, garibim ööle örgü torbasının içinde duruyordu.

Dümdüz olmasın, bir yerine bir şeyler yapayım şunun, dedim. Önce işleme yapmayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Elif'in kırılan kolye ve bilekliklerinin boncuklarını biriktirdiğimiz küçük bir boncuk kutusu var. İçinden kafama göre bir şeyler seçip, deneme yanılma yoluyla bu haline getirdim, bereyi. Bundan önce 2 defa başka boncuklarla işledim, hoşuma gitmedi. Büyük olmuştu diğer boncuklar, bunlar küçük küçük, yeşiller ama olsun. Sevdim ben, güzel oldu. Kikirik de beğendi zaten, gerisi mühim değil. **** Dün pek yazasım yoktu, bugün yazayım. Cuma günü, Elif'i anneme bırakıp, dişlerime yapılacak dolgular için hastaneye gittim. Efendim, randevumu hatırlattım görevliye, doktorumun adını verdim, ne dese beğenirsiniz. Doktorum trafik kazası geçirmiş ve 15 gün kadar raporluymuş. Buyur burdan yak. Neyseki çok ağır değilmiş durum…

...

Haftasonu yatılı misafirim vardı. Tabi ben hizmette sınır tanımayan ev sahibesi pozisyonunda dolaştım durdum ortalarda. Ne bloga yazabildim, ne de bi şeyler okuyabildim. Normal şartlarda bile pazartesileri evin duman olduğundan bahsetmiştim daha önceleri. Bir de misafir olunca, düşünün gerisi. Sabahtan beri evi toparlamaya çalışıyorum, ancak fırsat bulup oturabildim blogun başına.
Oturdum ama yazacak bir şeyim yok.
Eee, o zaman nedir?
-bitti-

karaRsız kasım / what's in your head?

hayat zor ya, zorluyor bazen.
bazen de ben zorluyorum sanki.
kolay da olabilir, kolay olanı seçersen.
ama seçim yapmak ta zor.
kolay da olabilir aslında
düşünmeden seçersen.
düşünmek de zor, en zoru da düşünmek.
ama düşünmemek de yokluk gibi.
yok olursun düşünmezsen,
kayıpsın o vakit.
bazen kaybolmak da iyidir.
midir?
ki
...
vazgeçtim,
en zor olanı karar vermek
...
hayır hayır
en zor olanı değişmek
...

bilmiyorum yaa
hepsi zor sanırım ya da sanmam.

-bitti-


jean devrim'i tanımam / indir-oku!

Resim
Hiç okumadım kitaplarını, tanımıyorum da zerre kadar.
Sadece bu gösterinin en altında, yanında İNdİr yazan denemeyi okudum, sevdim.
Dil önemlidir, en az annelik kadar...







Kayıp Bahçenin Çocukları Kitap Yurdu 2001 - Öykü
Kayıp Bahçenin Çocukları AltKitap 2003 - Elektronik Basım
Ben Deccal Kitap Yurdu 2005 - Öykü
Bu Şarkıları Beni Ağlatmak İçin mi Yazdılar Kitap Yurdu 2007 - Öykü
*Yeni* Die Ziekter Giett Indir! Bir Adet Deneme

yazmalı mı yazmamalı mı?

Elifciğin kontrolü vardı, ayşin doktora gittik bugün. Bademcikler küçülmüş, kızarıklıklar gitmiş ama müjde bu defa da gribiz ha hay ha hay. Biz antibiyotiğe direndikçe bu hastalık da kızımın peşini bırakmayacak diye düşünmeye başladım, ama yine de direnişe devam. "Yılgınlık yok, direniş var" Çok kalabalık ortamlara girmezsek, sigara dumanından uzak tutarsak, takviyelerimize devam edersek ve hasta insanlara yaklaşmazsak yeni bir hastalığa dönüşmeden bir hafta içinde atlatabileceğimizi söyledi ayşin doktor. İyi zaten, çocuğum. Sesi kısık, burnu akıyor, öksürüyor ama iyi. Ayşin doktorla sohbete başlayınca çıkamıyoruz odasından. Bir bebek geldi biz içerdeyken, beraber muayene ettiler bebeği. Yakında staja vereceğim Elif'i , Ayşin'in yanına :)
Doktorumuz da şaşırıyor bu duruma, "en fena hastamdı bu kız benim, tepine tepine muayene olurdu, bakmayın bu haline, neler yapardı eskiden" diyor yanındakilere. Ve her geçen gün Elifle olan ilişkisi güzelleşiyor ve bu da mu…

güzel yüzlü sabahım.

- 7 sularında kızım tarafından uyandırıldıktan hemen sonra, kendi kendime dedim ki;
uyuMa! KalK! -uyu uyu yat yat uyu uyu yat- nereye kadar yani, kır şu zinciri. Biliyorum bir gün bir saat erken kalksam devamı geliyor. Tecrübeynen sabit! Ve kendime yenilmedim, gidip hemen yüzümü yıkadım, kuzucuğun 1. kahvaltısını verdim -tahıl gevreği- Dora the Explorer ile Elifciği ve gevreği baş başa bırakıp, çıktım. (baba evde ama uyuyor) Çıkarken ekmek almaya gittiğimi, biraz uzun süreceğini, kendine zarar verebilecek şeyler yapmamaya çalışmasını rica ettim. Saat 07:15 dışardayım.
- Yürüyüş parkuruna uğramayalı neredeyse 3-4 ay oldu. Bu arada ilginç ilginç spor aletleri yapmışlar, parkurun yanına. Bir de kayaklı-salıncaklı çocuk eğlenceliği eklemişler. İyi olmuş.

- Neyse ilk 500 metrede zorlandım, parkurun müdavimi olan iki teyze var 50-55 yaşlarında, aynı tempoda yürüdük neredeyse, o kadar hamlamışım yani! Neyse 1km'lik turu tamamladıktan sonra açıldı bacaklarım, nefesim onlar kadar açılamadı, o…

amaaan, bir de başlık mı yazıcam şimdi?

Resim
Dün çocukların dağılımından sonra, -biri uykuya diğeri evine- kendimi önce ev işlerine sonra da yemeğe vurdum. Pazardan ertesi gün, ev tam bir harp meydanı şeklinde olduğundan ve birinin duruma el koyması gerektiğinden ve bu biri her zaman ki gibi ben olduğumdan, pöff, akşama kadar çalış babam çalış şeklinde geçti günüm. Pöff'e bakmayın şikayetçi değilim. Temizlik faslını bitirdikten sonra mutfağa daldım. Şu pizza pişirdiği iddia edilen aletlerden bir tane de ben de var, babacığım hediye etmişti. Pizza pişirmedim hiç onda, çünkü o kadar pizza dişimizin kovuğunu doldurmaz bizim. (dipçik not:Ben pizzayı büyük boy fırın tepsisinde pişiriyorum.)
Neyse, bari bi işe yarasın alet, durmasın mutfağın bir köşesinde diye sebzeli tavuk yaptım. Fena da olmadı hani, yok yok tevazu gösteriyorum, nefis oldu.
(kahretsin kadın becerikli, yapcek bi şi yok :])




Yazıvereyim içine ne koyduğumu da, canı çeken pişirsin, pişiremiyorsa pişirtsin yani...tavuk baget, küp küp doğranmış iki patates ve bir domates,…

oku, iyi gelir

Elif ve arkadaşı İremsu bizdeler şu saatlerde. Muhabbeti dinleyin, birisi kanguru ru olmak istiyor, diğeri köpek çilek. Tartışma çıkıyor ve şöyle devam ediyor:
elif: bak bi daha hiç gelmem size, yalvarırsın gel diye, gelmem
(ukala, ukalanın zirve yapanı, niye yalvaracakmış ki kız, ikiz kız kardeşleri var onun, sen yalvarırsın esas, anne nolur çağıralım iremsuyu diye)
iremsu: niye öyle diyosun, ben sana çukuyata getiydim geliyken ama
(Lve r de sorunu var iremsunun, aşacak çalışıyoruz bize her gelişinde, suratımız maymuna dönüyor ama, her seferinde gösteriyorum, dilin dişlerinin şurasına değecek, diye)
elif: napıyım
iremsu: vey çukuyatamı o zaman
elif: yedim ama ben onu
iremsu: çıkay o zaman, kus vey çukuyatamı
ıııııııııııııııy
elif: anneeeeeeeeeeeeeee
anneeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee

anne burada ben oluyorum,
:efendim,
elif: iremsu bana kus diyoooo

anne:ben size akşam ki pastadan vereyim yer misiniz?
iremsu: bize de getiymişsin, yedim ben, bana mı yaptun teyje?
elif:hayır annem bana yaptı.

ha…

:(

Bir kaç gündür pek nanemollayım, hastayım demek istemiyorum çünkü, o lafın psikolojisi bile 2 gün yatırıyor. En iyisi tadım yok, demek. Önce mide sorunu, bugünde bel ve eklem ağrılarım var, ama geçer. Uzun sürmez, bilirim ben kendimi.
Hem geçmese ne olacak, yapılacak tonla işim var ve bir yerinden başlamam gerek. Zaten evde bir hastacık var, bir de benim yatma olasılığım olabilir mi?
Olamaz, ben her türlü hastalığımı ayakta atlatabilmeliyim, di mi ama! :(

neyse,boşverelim moral bozucu şeyleri, izleyelim, gülelim :)

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Divan edebiyatından bir şeyler okumam en son lise yıllarında kalmıştı, bir de üniversiteye hazırlanırken, divansever :) hocamızın aralarda okuduğu beyitler var hatırımda kalan. Şimdilerde İskender Pala'nın Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ını okuyorum ya, acayip haz vermeye başladı, kitaba serpiştirilmiş beyitler. Her biri oturup saatlerce anlatmaya çalışacağımız şeyleri iki cümlede ne de güzel dillendiriyor.

Hoşuma giden bazı beyitleri buraya alıntılamak istiyorum, hem zihnime iyice yerleşsin, hem de blogu okuyanların yüzlerine doğu'nun rüzgarları değsin, diye.

"Yıkanlar hatır-ı naşadımı ya Rab şad olsun
Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun" Naili

"Kimsesiz hiç kimse yok her kimsenin var kimsesi
Kimsesiz kaldım yetiş ey Kimsesizler Kimsesi" Ruşeni

"Canandan mahabbet alıp verdiler bana
Sonra benim de canımı canane vediler" İzzet

"Aşk olduğu yerde mahfi olmaz
Aşk içre olan karar bulmaz" Fuzuli

"Gehi vuslatta aşık, gah mehc…

mosmor

morsa mor, dibine kadar

karma-karışık

Resim
Meyve tüketme konusundaki beceriksizliğimizi bu karma-karışık sulu meyve püreleri ile aştık. Evin Beyi'nin kahvaltılarımıza eklediği bu meyve karışımlarına epey alıştım, şimdi ben de hazırlıyorum. Bugünkünün içinde; elma, armut, kivi, havuç ve suyu sıkılmış portakal, geryfurt, mandalina ve biraz da bal var. Çok koyu kıvamlı olmaması için de karışık meyve suları ekledim biraz. Tarçın da yakışıyor, az miktarda eklerseniz. Önce suyunu kullanacağım meyvelerin suyunu sıkıyorum, sonra da tümüyle kullanacağım meyvelerle birlikte karıştırıcı da iyice hem-hal olmalarını bekliyorum. En son balı da ekliyorum, tamamdır. Ama içerken bardağı sık sık çalkalamak gerekiyor, yoksa sıvı kısım bardağın altına iniyor. Son fotoğrafta görüldüğü üzere :) Bardağın tümünü kikiriğe içirdim, zıpkın gibi fişşek gibi dolaşıyor ortada, dün ayılıp bayılıp bulduğu yere yatan çocuk gitti, kaplan tigger geldi:) İşin şakası tabi bu durum, ama Elifcikteki uyku durumunun Aferin PLus'dan kaynaklandığı anlaşıldı. Günde…

Hicaz aşk

"Ger ben ben isem nesin sen ey yar
Ver sen sen isen neyim ben-i zar" Fuzuli

"Gül gülse daim ağlasa bülbül acep değil
Zira kimine ağla demişler kimine gül " Bâkî


Bağlama ile birlikte söylenmiş versiyonu

ah benim canım kızım

Bu geceyi Elif'in yatağında geçirdim, sürekli nefesini dinleyerek. Dün akşam ateşlenen kikirik kızım, öyle bir mahmurlaştı ki sormayın. Aslında ateşe dayanıklı bir çocuktur, 39.5 geçmediği sürece enerjisinden bir şey kaybetmez. Ama bu defa öyle olmadı. Tabi direnci kırıldı çocuğumun, bir buçuk aydır bir artan bir azalan hastalığı, muhtemelen bünyesini zayıflattı. Doktorumuzla da görüştük, bağışıklığını güçlendirecek bitkisel bir karışım kullanacağız bir süre. Ama iyi olacak, elimden geleni yapacağım, toparlanacak benim melek kızım.
Şefkat çocukları nasıl da memnun ediyor. Ve hasta olduklarında nasıl da daha fazla muhtaç oluyorlar şefkate.
İyi ol yavrucum, iyi ol ki, iyi olayım...

1,2,3,4

1. En son bundan 4 yıl önce diş hekimine gitmiştim. Ve 20'lik dişlerimden birini hekimin muayenehanesinde bırakıp gelmiştim. Neyse ki bu sefer öyle olmadı, röntgen ve diş taşı temizliği ile atlattım bu muayeneyi ama bir sonraki görüşme için iki dolgu sözü alıp geldim, adı gibi melek hekimden. Yine de şanslı sayıyorum kendimi, bunca zaman hiç kontrole gitmeden, hamilelik ve uzunca bir emzirme süreci atlattıktan sonra üstelik de diş bakımı konusundaki tüm tembelliğime rağmen iki dolguyla yırtmak mucize gibi bir şey.
2. Dün Yaseminde geçirdim günümü. Çocuklar bütün gün kavga edip, gitmemize bir saat kala elele dolaşır oldular ama yine de iyiydi. Onlardan fırsat bulabildiğimiz aralarda sohbet ettik. Yasemincim, benim çok sevdiğim soya soslu, kişnişli tavuktan yaptı. Sonra beraberce bol cevizli bir kek yaptık ve bu arada hiç durmadan çay içtik. 3 defa çay demledi sanırım, hem de şu kocaman çaycı makineler var ya, onunla. İnce bellilerde çay içip, kadınsal sorunlar üzerine konuştuk. Ve a…

Ör - me

Resim
Bu bir haftadır elimde süründüğünü söylediğim süveter. Arkası tümüyle pembe.
Saç örgüsünü yakından çektim, çok basit.
Bilmeyen yoktur herhalde ama; saç örgüsünde 6 ilmek var.
Şişten çıkarıp, ilk üç ilmekle sonraki üç ilmeğin yerini değiştiriyorsunuz o kadar.
Saç örgüsünün her iki tarafında da ikişer tane ters ilmek var.

Akşamki telefon görüşmesinden bir parça :)

- Yasemin, yarın dişçiye gidiyorum, müsaitsen oradan sana geleyim diyorum.
- hadi ya?
- ne oldu, işin mi var?
- ya temizlik var bende yarın, kadın gelecek.
- oooooooo...
- uf be kızım kırk yılın başında geliyor, her zaman almıyorum.
- neyse artık.
- sonraki gün gitsen olmaz mı?
- Olur olur, sen yarın burjuva burjuva evini temizlet, ben de proleter proleter evimi temizleyeyim, salı gelirim o zaman. :)
- aman be kızım yaaa.
- Biz ayrı kastlardanız kızım kabul et. :))

toplama

1. Facebook denen illete biraz temkinli yaklaştığımdan, bugün kardeş Bilo'nun şifresiyle gezindim biraz. Yahu ne menem bir şey bu ya. Kaç saat başından kalkamadım. İLEF' lilere baktım, bir sürü tanıdık yüz var ama arkadaşlarımdan kimseye rastlayamadım. Havva'yı bulmayı umut etmiştim, yine olmadı. ilkokul, lise vs. derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Sanırım uzunca bir süre bir daha girmem. Zaman çalan, zaman çalan...
2. Şu ayırma, dağıtma işlerini sonunda tümüyle bitirdim. Vermediğim bazı kıyafetler için başka hain planlarım var. Makas, iğne iplik belki biraz da yün ve şişle, hain planlarımı gerçekleştireceğim ama şimdi değil. O yüzden vermediklerim çekyatın altını boyladılar.
3. Şimdi değil, çünkü kitaplarımla aram iyileşmeye başladı. Bir süre araya büyük işler sokmak istemiyorum. SOnra uzunca bir süre elime kitap alamıyorum.
4. Yarın, uzun soluklu olacağını tahmin ettiğim dişçi macerama başlıyorum. Yeni açılan bir diş hastanesi var Ankara'da ve henüz pek kimseleri…

hal ve durumlar

1. Bir kaç gündür başta Elif'in sonra benim ve evin beyinin; küçülen, giyilmeyen, gardropta -belki bir gün giyilir- ihtimali üzere yan gelip yatan kıyafetleri ayırmak ve ihtiyacı olanlara dağıtmak işleri ile uğraşıyorum. Bu işlerden sıkılıyorum, çünkü eşyalarıyla duygusal bağlar kuran tiplerdenim ben de.
2. Bu hafta Ankara'da hava kapalı ve yağışlı geçiyor. Bu durum bende ciddi depresif hallere sebep oluyor. Sürekli bir yere paralel olma isteği ve uyku hali hakim günlerime. Sonsuz bir yalnızlık duygusuna teslim ettim kendimi yine. Saatlerce televizyon karşısında hiç bir şey izlemeden yatabilirim, ama yapmıyorum sanırım henüz o aşamaya gelmedim. Öyle olsa şu anda yazıyor olmazdım.
3. Kikiriğe gelince, onun keyfi yerinde. Sürekli yeni oyunlar üretiyor. Küçülen kıyafetlerinin arasından bebekleri için şapkalar filan seçti, bir süre onlarla oyalanacağa benziyor.
4. Dün akşam kahve fincanımı kapattım, kocaman dikenli bir gül çıktı, anlamını bilen var mı?
5. Adı konmamış su kesintileri y…

Bir şiir nelere kadirdir?

Resim
Hangi kelimeyle başlanır bir şiire ..............

Şiir
...

bir şiir nelere kadirdir misal?

Seçimlerimizin ağırlığını taşıyabilir mi şiir?

söylenmemiş yapar mı geri alınamayacak sözleri?

yetim çocuklara babalarını geri verir mi?

ve hangi şiir arındırır kana bulanmış bir coğrafyayı?

gerçekten soruyorum, cidden

Bir şiir nelere kadirdir?

Acı, soğuk bi kurşun gibi yerleştiğinde

bizi ayıran dağların yamaçlarına

Doğu'dan, dağların ardından

gecenin peçesini aralayan güneş

Bu sabah hangi yönden savurur ışıklarını

düşlerimize,acıdan yol bulup...

Yönünü kaybetmiş bir gün

Kederden başka ne bırakabilir ki titreyen ellerimize.

Binbir anahtar içinden

kilidi çevirecek olanı seçebilir mi şiir?

Geri çevirir mi dünü?

bağışlar mı ahireti misal.

Kelimelerle her gün tazelenen bir aşkı

yeniden sunabilir mi yaşlı yüreklerimize?

Ve güneşe doğudan

doğrudan doğmayı öğretebilir mi?

Gerçekten soruyorum, cidden

Bir şiir nelere kadirdir?
15.05.2007/ank

fotoğraflar haber 7 den alıntıdır.

Sıcak bölgede üşüyen bir çocuk...

Resim
Fotoğraf: ERHAN SEVENLER-AA

Beyaz Melek / Beklemediğim bir isim: Mahsun Kırmızıgül

"Analar babalar,küçücük evlerine küçük yüreklerine onlarca torun, çocuk sığdırırken; evlatlar kocakoca apartman dairelerine, villalarının bir köşesine yaşlı ana-babalarını sığdıramadılar..."



Fragman çok hoş, Filmi gerçekten merak ediyorum. Özellikle fragmanın sonunda senarist ve yönetmenin Mahsun Kırmızıgül olduğunu görünce daha da meraklandım.

Çarpma anı

Gece yatmadan önce son sigaramı içerken ayı izlediğimi yazdım ya daha önce, devamında yeni bir alışkanlık daha geliştirdim. Son nefesini de çektikten sonra sigaranın, balkonun en rüzgarsız köşesinden, sigarayı aşağı atıp dümdüz inişini ve yere çarptığında etrafına yayılan ateş parçacıklarını ve ortaya çıkan kızıllığı izliyorum.

Ve her defasında aklıma, Yakacık'ta bir öğrenci evinin (8. kat) balkonundan içine su doldurduğumuz balonları aşağı bırakışımız geliyor. Suyun nasıl sıçradığını görmek gerçekten güzel oluyordu.

Ziyaretçiye not:
Evet çok ses de yapıyordu ama binada sadece 3 daire doluydu;
Birinde zaten biz oturuyorduk
Diğerinde Osman abi ve Beyhan Abla
(onlardan bahsetmek istiyorum bir ara)
3. dairede ise yalnız yaşayan bir genç vardı.
Yani pek kimseyi rahatsız ettiğimiz söylenemez. :) Yani sanırım...

Yağmurlar yağsın yüzüme

Saat sabahın beşi. Yağmur yağıyor Ankara'ya. Sakin ama güçlü bir yağmur.
Sokak lambalarının ışığında yere düşen damlaların bıraktığı haleler öyle güzeller ki.
Sigaramdan derin bir nesfes çekiyorum ve rüzgarın beni üşütmesine izin veriyorum.
Rüzgarın yolunu şaşırttığı bir kaç damlanın yüzüme değişini seviyorum.
Şu ıslak sokağın orta yerine oturmak geçiyor içimden.
Oturup yağmurlarla birlikte ağlamak.
Ankara'ya yağmur yağıyor, ben şarkı söylüyorum.
Yağmurlar yağsın yüzümeee...


Anne olmak;

180 cm. enindeki yatağın 30 cm'lik bölümüne sığmaya çalışmaktır.

*Çocuğunuz hastayken; "öksürür, tıksırır, inler de duymam" endişesiyle, babayı kanepeye postalayıp, çocuğunuzu yanınızda yatırmaktır. Bununla da kalmayıp, 180 cm. lik yatağın, 150 cm.lik bölümünü; çocuğunuza ve çok küçük de olsa düşme ihtimaline karşın etrafına yığdığınız yastıklara ayırmaktır. Ve geriye kalan 30 cm.lik bölüme, ona hamileyken aldığınız kiloların genişlettiği vücudunuzu sığdırmaya çalışmaktır.

Kuklayım ben, kuklayım.

Yine taktım bu aralar Yaşar Kurt'a ama takmanın tam zamanı değil mi yani? İçinde bulunduğumuz şu dönemde, en güzel bi sistem eleştirisi...


Kaza

Dün sabah beni epeyce korkutan bir ev kazası yaşadım. Elif tuvalete gideceğini söyleyince banyoya gittik birlikte. Küçük hanımı klozete oturttuktan sonra, yerleri sildim ve düşen bir şeyi almak için eğildim. 6 yıldır yeri milim oynamamış çamaşır makinesinin yerini unutmuş olmalıyım ki, eğilirken büyük bir hızla kafamı çamaşır makinesinin köşesine çarptım. Çıkan ses öyle ürkütücüydü ki, bayılacağımı zannettim. Bayılıp kalma ihtimaline karşın aceleyle Elif'i indirip, giydirdim ve odasına gönderdim. Sonra aynaya baktım. Alnımın sağ tarafında cevizden büyük bir şişlik ve ortasında toplu iğne başı kadar bir morluk vardı. Şu insan vücudu ne kadar ilginç, 15-20 saniyelik bir zaman diliminde alnımın bu kadar şişebilmesine çok şaşırdım. Hemen buzdolabı poşetine bir avuç buz doldurup, alnıma koydum ve telefona sarıldım.
Doktor olan teyzemi arayıp, durumu deteylı olarak anlattım. Böyle durumlardaki tipik izleme sürecini tekrar anlattı bana; uyku hali, kusma, bilincin kapanmaya başlaması gibi …