uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

Arıtman'ın üslubunu pek sevmem ama,...

Cuma, Kasım 30, 2007
Şimdi biyo nun blogunda gördüğüm anketi, her ne kadar ziyaretçi sayım sınırlı da olsa, buraya taşımak istedim. CHP İzmir milletvekili Dr. Canan Arıtman'ın, "Bebek tecavüzcülerinin ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını" öngören yasa teklifinin bir an önce yasalaştırılmasına destek vermek isterseniz, bir evet de siz tıklayın efendim.
Read On 0 yorum

Every day for us something new

Cuma, Kasım 30, 2007
Bugün yazacaklarımı yine maddelesem iyi olacak.

*İnterneti açıp da düşen uçağı ve kurtulan olmadığını öğrenince çok üzüldüm. Vefaat edenlere Allah rahmet eylesin, yakınlarına da sabır versin inşaallah.

*Havalar soğuduğundan beri sigara içmek işkence haline geldi. Bilgisayarı ve tabi çalışma odasını kikiriğin de kullanımına açtığımızdan, odayı saatlerce havalandırma imkanı da kalmadığından, balkonda sigara içiyorum. Giyin, örtün çık, üşüye üşüye iç, neyim ben yaa. Bazen tüm bu şartlara rağmen sigara içmeye devam ettiğim için salak olduğumu düşünüyorum. Üstelik benden sadece 3-4 yaş büyük eski iş arkadaşlarımdan ikisinin anjiyo olacağını öğrendim ve
tırstım. Kurtulmalı bu illetten. Yoksa genç yaşta damar tıkanıklığından gideceğimi sanıyorum.

*Elifciğim son dönemde yeni yeni hallere giriyor. Sandalyelerin arasını açıp, birinden diğerine geçiyor, yüksek sehpalarımızın üzerine ellerini koyup, vücudunu yukarı çekip, bırakıyor ve bunun gibi pek çok akrobatik harekete imza atıyor sonra da "anneeeee bak ben ne yapabiliyorum?" diye bağırıyor. :)

*Elif'e bu aralar sık sık ıhlamur içiriyorum, bu sabah bana ne dese beğenir siniz? "her gün ıhlamur ıhlamur ıhlamur, bıktım artık yaaaa" Ben de cevaben diyorum ki buradan; "her gün öksürük öksürük öksürük, bıktım artık yaaaa" :)

*Evdeki parça iplerle Elifciğe yatak örtüsü örmeye başladım, afgan işi mi diyorlar, kırk yamamı her neyse, rengarenk ve farklı modellerden oluşan motiflerle karmakarışık bir şeyler yapıp, sonra da birleştireceğim. Bakalım neye benzeyecek, uzun vadeye yaydım bu işi tabi ki.

*Ve soların blogunda Apocalyptica'dan dinlesem de, buraya Metallica versiyonunu koymayı tecih ettiğim şarkı da bugünün şarkısı olsun. Nothing else matters

Every day for us something new
Open mind for a different view
And nothing else matters




Read On 4 yorum

haberin komediyiyeni

Perşembe, Kasım 29, 2007
Dün akşam yine Birand'ı izliyorum, şu kaçırılan rahip ile ilgili telefon bağlantısı yapmış, enkırmenimiz. Fakat telefonda konuştuğu adam öyle ağır konuşuyor ki, üstelik bir şey de bilmiyor. O bağlantıyı ayarlayan muhabir yayından sonra paparayı yemiştir kesin, neyse efendim, Birand adama soruyor,
-olay nasıl olmuş?
Adam diyor ki,
-manastırdan çıkmış, yürürken bir arabaya bindirilmiş vs...
Birand gıccık oldu ya bağlantıya, gerildi zaten acayip, diyor ki;
- Malatya'dan çıkmış nereye gidiyormuş, Olay Midyatta gerçekleşmemiş mi?

Koptum gene, sen çok yaşa emi M.A.B

ziyaretçiye not:Profilimi okuma zahmetine katlanmayıp bir de üstüne, bu uragan nereden anlıyor, adam gerilmiş; muhabiri paralayacakmış filan diyorsanız; 4 yıl iki ayrı ana haber sunucusunun asistanlığını yaptım efendim, üstelik bu iki kişinin haber bültenlerinin yapımcısıydım aynı zamanda. Bilirim canlı yayın gerginliği nedir, nasıl ortaya çıkar, tedavisi nedir? Hoşa gitmeyen bağlantı sonucu, haber arasında enkırmenler muhabirleri hakkında ne de güzel konuşurlar, bilirim.
Kısaca anlarım yani, canlı yayında bir enkırmen nasıl gerilir?
Read On 5 yorum

Hero

Çarşamba, Kasım 28, 2007
Bugün acayip "Hero" izleyesim var.
Read On 0 yorum

Uragan yumurtluyor

Çarşamba, Kasım 28, 2007
Dün akşam da her akşam olduğu gibi Birand'ın bültenini izliyordum. Adamcağız, operasyon ihtimali doğduğundan beri, sınır hattına yerleştirdiği muhabirleriyle canlı yayında muhabbet ediyor, bu yüzden seviyorum ben bu adamı, tarzını yani. Canlı yayınmış, hataymış, yanlış anlaşılırmış, mühim değil, Birand düzeltir. Neyse efendim, muhabire diyor ki, -Talabani ile ilgili bir gelişme var mı?
Allah Allah diyorum, biraz önce bültenin başında bulduk Talabani'yi diyordu. Bu adam ne yapıyor?
Garibim muhabirin bir şeyden haberi yok, -araştırıyoruz, soruşturuyoruz, Avrupa ülkelerinden birinde olduğu söyleniyor vs.. içi pek dolu olmayan cümleler kuruyor, kelebeğin diğer karesinde Birand hınzır hınzır sırıtıyor. Yaaa, geçirdim işte bak, der gibi gülüyor. Muhabir bir yandan konuşuyor, bir yandan da eminim, "nassı bi tonga bekliyor beni" diyordur.
Neyse efendim, çocuğun bağlantısı bitti, Birand bu habere ayırdığı dakikaları görünüşte boşa çıkaran, ama aslında "bakın her saniye güncelleniyoruz, sürekli taze bilgiye ulaşıyoruz, bölgedeki muhabirin bile ulaşamadığına, ulaşıyoruz" mesajını alttan alta veren açıklamasını yapıyor.

Meğer Milano'daymış Talabani. Otelinden çıkarken futbol için oraya giden türk gazetecilere yakalanmış. Detayını da anlatıyor, korumaları kalabalıkmış, fotoğraf makinesi de yokmuş, gazetecilerin yanında(şimdi olmadı ama, makinesiz çıkmam abi!) Biri plan yapıp, dışarı çıkıyor, bilmem hangi ünlü mağazanın kapısının karşısına geçip bekliyor, Barzani gelirken de cep telefonu ile de fotoğrafını çekiyor. Yetmiyor bir de diyor ki Birand; "Bakın yarın yazacak Selahattin Duman, okuyun görün":)))))
Bahsi geçen köşe yazısı da burada

Ha hay,ha hay ben bu adamı izlerken eğleniyorum gerçekten. "Birand yumurtluyor", bölümünü hiç kaçırmıyorum özellikle. İşin gırgırı bir yana, adam yılların habercisi, adı ne tür şaibelere karışırsa karışsın* yıllarca habercilik yaptı, ama hala tutkuyla bağlı işine ve hala heyecanla yapıyor bu işi. Kaç haberci, gündemi meşgul eden hadise neyse ve nerede geçiyorsa, oraya gidip haber sunar yaw, çıkabilecek tüm teknik sorunlara rağmen üstelik. Kendi gitmese, muhabirleri var, her yere dağıtır, bağlanır da bağlanır. Doğru-yanlış, taraflı yada tarafsız; işin o tarafında değilim. Orası çok su götürür. Ama;
Yaşına rağmen bu zor mesleğe aşkla sarılan bu adamı takdir ediyorum...

*(Maddi şaibelerinin dışında Trt yıllarında bütün Kültür bakanlığı arşivini kopyaladığı üzerine çok konuluşulur, Ankaralı haberciler arasında. Yüce Birand, bize de verseydin ya şu sırrı, saniyelik görüntüler için anamız ağladı zamanında yaaa.:))

Bir de izlemeyenler varsa, bu Birand haberi kaçmaz.

Read On 6 yorum

boncuklu bere / çölde su arasam ütü bulurum...

Salı, Kasım 27, 2007

Kikiriğime şirin mi şirin bir bere örüyordum, dün akşam bitirdim nihayet. Sık sık elime almadığım için bir haftadır, garibim ööle örgü torbasının içinde duruyordu.

Dümdüz olmasın, bir yerine bir şeyler yapayım şunun, dedim. Önce işleme yapmayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Elif'in kırılan kolye ve bilekliklerinin boncuklarını biriktirdiğimiz küçük bir boncuk kutusu var. İçinden kafama göre bir şeyler seçip, deneme yanılma yoluyla bu haline getirdim, bereyi. Bundan önce 2 defa başka boncuklarla işledim, hoşuma gitmedi. Büyük olmuştu diğer boncuklar, bunlar küçük küçük, yeşiller ama olsun. Sevdim ben, güzel oldu. Kikirik de beğendi zaten, gerisi mühim değil.
****
Dün pek yazasım yoktu, bugün yazayım. Cuma günü, Elif'i anneme bırakıp, dişlerime yapılacak dolgular için hastaneye gittim. Efendim, randevumu hatırlattım görevliye, doktorumun adını verdim, ne dese beğenirsiniz. Doktorum trafik kazası geçirmiş ve 15 gün kadar raporluymuş. Buyur burdan yak. Neyseki çok ağır değilmiş durumu ama benim yaptığım tüm organizasyon boşa gitmiş oldu. Zaten kendim için hekime gitmeyi hiç sevmiyorum, bir de böyle olunca, ıııy.

****

Şurada iki paragrafı yazmak saatlerimi aldı. Defalarca elektrik kesildi, yazasım vardı ama kalmadı. pes yani :{

-bitti-
Read On 0 yorum

...

Pazartesi, Kasım 26, 2007
Haftasonu yatılı misafirim vardı. Tabi ben hizmette sınır tanımayan ev sahibesi pozisyonunda dolaştım durdum ortalarda. Ne bloga yazabildim, ne de bi şeyler okuyabildim. Normal şartlarda bile pazartesileri evin duman olduğundan bahsetmiştim daha önceleri. Bir de misafir olunca, düşünün gerisi. Sabahtan beri evi toparlamaya çalışıyorum, ancak fırsat bulup oturabildim blogun başına.
Oturdum ama yazacak bir şeyim yok.
Eee, o zaman nedir?
-bitti-
Read On 0 yorum

karaRsız kasım / what's in your head?

Perşembe, Kasım 22, 2007
hayat zor ya, zorluyor bazen.
bazen de ben zorluyorum sanki.
kolay da olabilir, kolay olanı seçersen.
ama seçim yapmak ta zor.
kolay da olabilir aslında
düşünmeden seçersen.
düşünmek de zor, en zoru da düşünmek.
ama düşünmemek de yokluk gibi.
yok olursun düşünmezsen,
kayıpsın o vakit.
bazen kaybolmak da iyidir.
midir?
ki
...
vazgeçtim,
en zor olanı karar vermek
...
hayır hayır
en zor olanı değişmek
...

bilmiyorum yaa
hepsi zor sanırım ya da sanmam.

-bitti-


Read On 2 yorum

jean devrim'i tanımam / indir-oku!

Perşembe, Kasım 22, 2007
Hiç okumadım kitaplarını, tanımıyorum da zerre kadar.
Sadece bu gösterinin en altında, yanında İNdİr yazan denemeyi okudum, sevdim.
Dil önemlidir, en az annelik kadar...







Kayıp Bahçenin Çocukları Kitap Yurdu 2001 - Öykü
Kayıp Bahçenin Çocukları AltKitap 2003 - Elektronik Basım
Ben Deccal Kitap Yurdu 2005 - Öykü
Bu Şarkıları Beni Ağlatmak İçin mi Yazdılar Kitap Yurdu 2007 - Öykü
*Yeni* Die Ziekter Giett Indir! Bir Adet Deneme
Read On 0 yorum

yazmalı mı yazmamalı mı?

Perşembe, Kasım 22, 2007
Elifciğin kontrolü vardı, ayşin doktora gittik bugün. Bademcikler küçülmüş, kızarıklıklar gitmiş ama müjde bu defa da gribiz ha hay ha hay. Biz antibiyotiğe direndikçe bu hastalık da kızımın peşini bırakmayacak diye düşünmeye başladım, ama yine de direnişe devam. "Yılgınlık yok, direniş var" Çok kalabalık ortamlara girmezsek, sigara dumanından uzak tutarsak, takviyelerimize devam edersek ve hasta insanlara yaklaşmazsak yeni bir hastalığa dönüşmeden bir hafta içinde atlatabileceğimizi söyledi ayşin doktor. İyi zaten, çocuğum. Sesi kısık, burnu akıyor, öksürüyor ama iyi. Ayşin doktorla sohbete başlayınca çıkamıyoruz odasından. Bir bebek geldi biz içerdeyken, beraber muayene ettiler bebeği. Yakında staja vereceğim Elif'i , Ayşin'in yanına :)
Doktorumuz da şaşırıyor bu duruma, "en fena hastamdı bu kız benim, tepine tepine muayene olurdu, bakmayın bu haline, neler yapardı eskiden" diyor yanındakilere. Ve her geçen gün Elifle olan ilişkisi güzelleşiyor ve bu da muayenelere yansıyor tabi. Direnmek şöyle dursun koşa koşa gidiyoruz hastaneye, odaya girer girmez başlıyoruz muhabbete, çıkana kadar. Çok şükür, önceki hallerini düşününce ben de Elif'İn bu haline inanamıyorum doğrusu.

****
Ben de yarın dişime yaptıracağım dolgu için hastaneye gideceğim. Bu arada tüm dışarı çıkmalarımız, hastane işleri için oluyor ya. İyice ev kedisi oldum ben, çok gerekmedikçe çıkmıyorum, internet sağolsun, nereye istersen oraya...
-bitti-
Read On 2 yorum

güzel yüzlü sabahım.

Çarşamba, Kasım 21, 2007
- 7 sularında kızım tarafından uyandırıldıktan hemen sonra, kendi kendime dedim ki;
uyuMa! KalK! -uyu uyu yat yat uyu uyu yat- nereye kadar yani, kır şu zinciri. Biliyorum bir gün bir saat erken kalksam devamı geliyor. Tecrübeynen sabit! Ve kendime yenilmedim, gidip hemen yüzümü yıkadım, kuzucuğun 1. kahvaltısını verdim -tahıl gevreği- Dora the Explorer ile Elifciği ve gevreği baş başa bırakıp, çıktım. (baba evde ama uyuyor) Çıkarken ekmek almaya gittiğimi, biraz uzun süreceğini, kendine zarar verebilecek şeyler yapmamaya çalışmasını rica ettim. Saat 07:15 dışardayım.
- Yürüyüş parkuruna uğramayalı neredeyse 3-4 ay oldu. Bu arada ilginç ilginç spor aletleri yapmışlar, parkurun yanına. Bir de kayaklı-salıncaklı çocuk eğlenceliği eklemişler. İyi olmuş.

- Neyse ilk 500 metrede zorlandım, parkurun müdavimi olan iki teyze var 50-55 yaşlarında, aynı tempoda yürüdük neredeyse, o kadar hamlamışım yani! Neyse 1km'lik turu tamamladıktan sonra açıldı bacaklarım, nefesim onlar kadar açılamadı, o biraz sürer. Sigara sağolsun :) İlk gün için iyiydi yine de, 45 dakikada 4 km. Sonra köy ekmeği alıp, eve döndüm.

- Giderken çayı koymuştum, demledim, dolaptan karma-karışık için meyve çıkartıp, doğru arınmaya. Bugün karmakarışığa; portakal, greyfurt ve mandalinaların taze sıkılmış sularını, elma, armut, ceviz, tarçın ve bal koydum. Nefisti. İnce bellide azzıcık şekerli iyi demlenmiş çayımdan yudumlayarak kahvaltıyı hazırladım. Çay gözdem, ne içersem içeyim, sudan sonraki ilk sıra her zaman çaya ait.
Bu sabahı iyi değerlendirmiş olmanın ve halen içmekte olduğum caanım çayın verdiği keyifle yazdım yazımı, İYİYİM...
Read On 3 yorum

amaaan, bir de başlık mı yazıcam şimdi?

Salı, Kasım 20, 2007
Dün çocukların dağılımından sonra, -biri uykuya diğeri evine- kendimi önce ev işlerine sonra da yemeğe vurdum. Pazardan ertesi gün, ev tam bir harp meydanı şeklinde olduğundan ve birinin duruma el koyması gerektiğinden ve bu biri her zaman ki gibi ben olduğumdan, pöff, akşama kadar çalış babam çalış şeklinde geçti günüm. Pöff'e bakmayın şikayetçi değilim. Temizlik faslını bitirdikten sonra mutfağa daldım. Şu pizza pişirdiği iddia edilen aletlerden bir tane de ben de var, babacığım hediye etmişti. Pizza pişirmedim hiç onda, çünkü o kadar pizza dişimizin kovuğunu doldurmaz bizim. (dipçik not:Ben pizzayı büyük boy fırın tepsisinde pişiriyorum.)
Neyse, bari bi işe yarasın alet, durmasın mutfağın bir köşesinde diye sebzeli tavuk yaptım. Fena da olmadı hani, yok yok tevazu gösteriyorum, nefis oldu.
(kahretsin kadın becerikli, yapcek bi şi yok :])




Yazıvereyim içine ne koyduğumu da, canı çeken pişirsin, pişiremiyorsa pişirtsin yani...

tavuk baget, küp küp doğranmış iki patates ve bir domates, soyucuyla ince ince dilimlenmiş bir havuç, bol sarımsak, kimyon, pişmesine yakın haşlanmış bezelye ve mısır ( o da konserve değil ha, yazdan haşlayıp atmışım derine), bir de ince halkalar halinde doğranmış soğan. Tuz-karabiber. bitti.

Daha ne olsun, ne varsa koymuşum işte, bir tek biber koymadım, o da kikirik içinde biber gördüğü yemeği yemek istemiyor ondan, siz onu da ekleyin.

Dün ne kadar çalışkansam bugün de o kadar tembelim. Hiç bir şey yapasım yok. İçim fena sıkılıyo. Kuzucuğumun sesinin neredeyse tümüyle gitmek üzere oluşunun da sıkıntımda büyük payı var.

Yazasım da yokdu ya, yine de uzadı gitti bu yazı, bitsin artık. -bitti-

Read On 0 yorum

oku, iyi gelir

Pazartesi, Kasım 19, 2007
Elif ve arkadaşı İremsu bizdeler şu saatlerde. Muhabbeti dinleyin, birisi kanguru ru olmak istiyor, diğeri köpek çilek. Tartışma çıkıyor ve şöyle devam ediyor:
elif: bak bi daha hiç gelmem size, yalvarırsın gel diye, gelmem
(ukala, ukalanın zirve yapanı, niye yalvaracakmış ki kız, ikiz kız kardeşleri var onun, sen yalvarırsın esas, anne nolur çağıralım iremsuyu diye)
iremsu: niye öyle diyosun, ben sana çukuyata getiydim geliyken ama
(Lve r de sorunu var iremsunun, aşacak çalışıyoruz bize her gelişinde, suratımız maymuna dönüyor ama, her seferinde gösteriyorum, dilin dişlerinin şurasına değecek, diye)
elif: napıyım
iremsu: vey çukuyatamı o zaman
elif: yedim ama ben onu
iremsu: çıkay o zaman, kus vey çukuyatamı
ıııııııııııııııy
elif: anneeeeeeeeeeeeeee
anneeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee


anne burada ben oluyorum,
:efendim,
elif: iremsu bana kus diyoooo

anne:ben size akşam ki pastadan vereyim yer misiniz?
iremsu: bize de getiymişsin, yedim ben, bana mı yaptun teyje?
elif:hayır annem bana yaptı.


hadiiiii, gene mi yaaaa...
Read On 6 yorum

:(

Pazartesi, Kasım 19, 2007
Bir kaç gündür pek nanemollayım, hastayım demek istemiyorum çünkü, o lafın psikolojisi bile 2 gün yatırıyor. En iyisi tadım yok, demek. Önce mide sorunu, bugünde bel ve eklem ağrılarım var, ama geçer. Uzun sürmez, bilirim ben kendimi.
Hem geçmese ne olacak, yapılacak tonla işim var ve bir yerinden başlamam gerek. Zaten evde bir hastacık var, bir de benim yatma olasılığım olabilir mi?
Olamaz, ben her türlü hastalığımı ayakta atlatabilmeliyim, di mi ama! :(

neyse,boşverelim moral bozucu şeyleri, izleyelim, gülelim :)
Read On 0 yorum

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Cumartesi, Kasım 17, 2007
Divan edebiyatından bir şeyler okumam en son lise yıllarında kalmıştı, bir de üniversiteye hazırlanırken, divansever :) hocamızın aralarda okuduğu beyitler var hatırımda kalan. Şimdilerde İskender Pala'nın Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ını okuyorum ya, acayip haz vermeye başladı, kitaba serpiştirilmiş beyitler. Her biri oturup saatlerce anlatmaya çalışacağımız şeyleri iki cümlede ne de güzel dillendiriyor.

Hoşuma giden bazı beyitleri buraya alıntılamak istiyorum, hem zihnime iyice yerleşsin, hem de blogu okuyanların yüzlerine doğu'nun rüzgarları değsin, diye.

"Yıkanlar hatır-ı naşadımı ya Rab şad olsun
Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun" Naili

"Kimsesiz hiç kimse yok her kimsenin var kimsesi
Kimsesiz kaldım yetiş ey Kimsesizler Kimsesi" Ruşeni

"Canandan mahabbet alıp verdiler bana
Sonra benim de canımı canane vediler" İzzet

"Aşk olduğu yerde mahfi olmaz
Aşk içre olan karar bulmaz" Fuzuli

"Gehi vuslatta aşık, gah mehcur
Bu dünyadır gehi matem, gehi sur" Baki

"Öyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir
Ben kimim, saki olan kimdir, mey ü sahba nedir" Fuzuli

"Ben de Mecnundan füzun aşıklık isti'dadı var
Aşık-ı sadık benim, Mecnun'un ancak adı var" Fuzuli

"İş bu mana-yı bedihi görünen gün gibidir
Ömür bin yıl da olsa yine bir gün gibidir" Arif

"İlim kesbiyle paye-i rif'at
Bir hayal-i muhal imiş ancak
Aşk imiş her ne var alemde
İlim bir kıyl-ü kal imiş ancak" Fuzuli

Not: Harflerin şapkalarını ekleyemedim klavyede, bilginize...
Read On 2 yorum

mosmor

Cuma, Kasım 16, 2007
morsa mor, dibine kadar
Read On 2 yorum

karma-karışık

Cuma, Kasım 16, 2007





Meyve tüketme konusundaki beceriksizliğimizi bu karma-karışık sulu meyve püreleri ile aştık. Evin Beyi'nin kahvaltılarımıza eklediği bu meyve karışımlarına epey alıştım, şimdi ben de hazırlıyorum. Bugünkünün içinde; elma, armut, kivi, havuç ve suyu sıkılmış portakal, geryfurt, mandalina ve biraz da bal var. Çok koyu kıvamlı olmaması için de karışık meyve suları ekledim biraz. Tarçın da yakışıyor, az miktarda eklerseniz.
Önce suyunu kullanacağım meyvelerin suyunu sıkıyorum, sonra da tümüyle kullanacağım meyvelerle birlikte karıştırıcı da iyice hem-hal olmalarını bekliyorum. En son balı da ekliyorum, tamamdır. Ama içerken bardağı sık sık çalkalamak gerekiyor, yoksa sıvı kısım bardağın altına iniyor. Son fotoğrafta görüldüğü üzere :)
Bardağın tümünü kikiriğe içirdim, zıpkın gibi fişşek gibi dolaşıyor ortada, dün ayılıp bayılıp bulduğu yere yatan çocuk gitti, kaplan tigger geldi:)
İşin şakası tabi bu durum, ama Elifcikteki uyku durumunun Aferin PLus'dan kaynaklandığı anlaşıldı. Günde üç yerine iki verince maaşallah fel-fecir okuyor gözleri...
Ateşimiz de 37.5 civarı seyrediyor, şükür artmıyor. İyi olacağız inşaallah iyi :)
Read On 2 yorum

Hicaz aşk

Cuma, Kasım 16, 2007
"Ger ben ben isem nesin sen ey yar
Ver sen sen isen neyim ben-i zar"
Fuzuli

"Gül gülse daim ağlasa bülbül acep değil
Zira kimine ağla demişler kimine gül "
Bâkî


Bağlama ile birlikte söylenmiş versiyonu

Read On 0 yorum

ah benim canım kızım

Perşembe, Kasım 15, 2007
Bu geceyi Elif'in yatağında geçirdim, sürekli nefesini dinleyerek. Dün akşam ateşlenen kikirik kızım, öyle bir mahmurlaştı ki sormayın. Aslında ateşe dayanıklı bir çocuktur, 39.5 geçmediği sürece enerjisinden bir şey kaybetmez. Ama bu defa öyle olmadı. Tabi direnci kırıldı çocuğumun, bir buçuk aydır bir artan bir azalan hastalığı, muhtemelen bünyesini zayıflattı. Doktorumuzla da görüştük, bağışıklığını güçlendirecek bitkisel bir karışım kullanacağız bir süre. Ama iyi olacak, elimden geleni yapacağım, toparlanacak benim melek kızım.
Şefkat çocukları nasıl da memnun ediyor. Ve hasta olduklarında nasıl da daha fazla muhtaç oluyorlar şefkate.
İyi ol yavrucum, iyi ol ki, iyi olayım...
Read On 2 yorum

1,2,3,4

Çarşamba, Kasım 14, 2007
1. En son bundan 4 yıl önce diş hekimine gitmiştim. Ve 20'lik dişlerimden birini hekimin muayenehanesinde bırakıp gelmiştim. Neyse ki bu sefer öyle olmadı, röntgen ve diş taşı temizliği ile atlattım bu muayeneyi ama bir sonraki görüşme için iki dolgu sözü alıp geldim, adı gibi melek hekimden. Yine de şanslı sayıyorum kendimi, bunca zaman hiç kontrole gitmeden, hamilelik ve uzunca bir emzirme süreci atlattıktan sonra üstelik de diş bakımı konusundaki tüm tembelliğime rağmen iki dolguyla yırtmak mucize gibi bir şey.
2. Dün Yaseminde geçirdim günümü. Çocuklar bütün gün kavga edip, gitmemize bir saat kala elele dolaşır oldular ama yine de iyiydi. Onlardan fırsat bulabildiğimiz aralarda sohbet ettik. Yasemincim, benim çok sevdiğim soya soslu, kişnişli tavuktan yaptı. Sonra beraberce bol cevizli bir kek yaptık ve bu arada hiç durmadan çay içtik. 3 defa çay demledi sanırım, hem de şu kocaman çaycı makineler var ya, onunla. İnce bellilerde çay içip, kadınsal sorunlar üzerine konuştuk. Ve ayrılma zamanı bir çırpıda geliverdi. Konuşamadıklarımızı bir daha ki sefere erteleyip, vedalaştık.
3. Çankaya'dan eve dönerken, yolumuz üzerinde olan teyzeme uğradık. Teyzem mimar ve yaklaşık 10 yıldır Diyanette çalışıyor. Ve iki yıldır hacılara refakat edecek çalışanlar arasında görevlendiriliyor. Bazıları ne kadar şanslı oluyor ya. :) Cuma günü yola çıkacak, yolun açık olsun teyzoşum.
4. Bugünü "ütü günü" ilan ettim. Sepetin altında kalmazsam bitireceğim tüm ütüleri. Yani sanırım :[
Read On 0 yorum

Ör - me

Pazartesi, Kasım 12, 2007


Bu bir haftadır elimde süründüğünü söylediğim süveter. Arkası tümüyle pembe.

Saç örgüsünü yakından çektim, çok basit.

Bilmeyen yoktur herhalde ama; saç örgüsünde 6 ilmek var.

Şişten çıkarıp, ilk üç ilmekle sonraki üç ilmeğin yerini değiştiriyorsunuz o kadar.

Saç örgüsünün her iki tarafında da ikişer tane ters ilmek var.
Read On 0 yorum

Akşamki telefon görüşmesinden bir parça :)

Pazartesi, Kasım 12, 2007
- Yasemin, yarın dişçiye gidiyorum, müsaitsen oradan sana geleyim diyorum.
- hadi ya?
- ne oldu, işin mi var?
- ya temizlik var bende yarın, kadın gelecek.
- oooooooo...
- uf be kızım kırk yılın başında geliyor, her zaman almıyorum.
- neyse artık.
- sonraki gün gitsen olmaz mı?
- Olur olur, sen yarın burjuva burjuva evini temizlet, ben de proleter proleter evimi temizleyeyim, salı gelirim o zaman. :)
- aman be kızım yaaa.
- Biz ayrı kastlardanız kızım kabul et. :))
Read On 0 yorum

toplama

Pazar, Kasım 11, 2007
1. Facebook denen illete biraz temkinli yaklaştığımdan, bugün kardeş Bilo'nun şifresiyle gezindim biraz. Yahu ne menem bir şey bu ya. Kaç saat başından kalkamadım. İLEF' lilere baktım, bir sürü tanıdık yüz var ama arkadaşlarımdan kimseye rastlayamadım. Havva'yı bulmayı umut etmiştim, yine olmadı. ilkokul, lise vs. derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Sanırım uzunca bir süre bir daha girmem. Zaman çalan, zaman çalan...
2. Şu ayırma, dağıtma işlerini sonunda tümüyle bitirdim. Vermediğim bazı kıyafetler için başka hain planlarım var. Makas, iğne iplik belki biraz da yün ve şişle, hain planlarımı gerçekleştireceğim ama şimdi değil. O yüzden vermediklerim çekyatın altını boyladılar.
3. Şimdi değil, çünkü kitaplarımla aram iyileşmeye başladı. Bir süre araya büyük işler sokmak istemiyorum. SOnra uzunca bir süre elime kitap alamıyorum.
4. Yarın, uzun soluklu olacağını tahmin ettiğim dişçi macerama başlıyorum. Yeni açılan bir diş hastanesi var Ankara'da ve henüz pek kimselerin haberi olmadığı için de in cin top oynuyormuş, fırsattan istifade hemen şu diş sorunlarımı halledeceğim. Yerini söylemem :)
5.Haftalardır biriken ütülerimi bir ara yapmam lazım, ama canım istemiyor. O kadar uzun zamandır idareten ütü yapıyorum ki, sepet devrilse altında kalacağım...
6. Bu aralar jacobs'un milkalı 3 in 1 kahvesine takmış bulunmaktayım, acayip birşey ya ama ben üzerine bir parmak da süt ekliyorum 2 kere acayip oluyor :)
7. Sularımız dün sabah geldi nihayet ama bu defa da akşam elektriğimiz kesildi yağmur yüzünden. Mahrumiyet bölgesi gibi ya burası, bir de Başkentteyiz.
8. Bir haftadır elimde sürünen süeterini bitirdim elif'in. Biraz büyükçe ördüm bir daha ki yıl giysin diye, ama bayıldı pek kalmayacak seneye galiba.
9. Her gün internete girsemde, Elifciğimin "oyun oynayacağım" nidaları arasında pek fırsatım olmuyor yazmaya. Bir iki blog, haber sitesi ve bazı sosyal içerikli sitelerden bir iki satır okuyabilmeyi kar sayıyorum. belki böylesi daha iyidir.
10. şimdilik bitti.
Read On 0 yorum

hal ve durumlar

Perşembe, Kasım 08, 2007
1. Bir kaç gündür başta Elif'in sonra benim ve evin beyinin; küçülen, giyilmeyen, gardropta -belki bir gün giyilir- ihtimali üzere yan gelip yatan kıyafetleri ayırmak ve ihtiyacı olanlara dağıtmak işleri ile uğraşıyorum. Bu işlerden sıkılıyorum, çünkü eşyalarıyla duygusal bağlar kuran tiplerdenim ben de.
2. Bu hafta Ankara'da hava kapalı ve yağışlı geçiyor. Bu durum bende ciddi depresif hallere sebep oluyor. Sürekli bir yere paralel olma isteği ve uyku hali hakim günlerime. Sonsuz bir yalnızlık duygusuna teslim ettim kendimi yine. Saatlerce televizyon karşısında hiç bir şey izlemeden yatabilirim, ama yapmıyorum sanırım henüz o aşamaya gelmedim. Öyle olsa şu anda yazıyor olmazdım.
3. Kikiriğe gelince, onun keyfi yerinde. Sürekli yeni oyunlar üretiyor. Küçülen kıyafetlerinin arasından bebekleri için şapkalar filan seçti, bir süre onlarla oyalanacağa benziyor.
4. Dün akşam kahve fincanımı kapattım, kocaman dikenli bir gül çıktı, anlamını bilen var mı?
5. Adı konmamış su kesintileri yaşanıyor bu aralar Ankara'da. Son bir kaç gündür tazyiği düşük olan suyumuz bugün aniden kesildi. Ama böyle durumlara alışkın olduğumuzdan sıkıntı çekmiyoruz, stoklar sağolsun.
6. Canım daha fazla yazmak istemiyor...
Read On 2 yorum

Bir şiir nelere kadirdir?

Çarşamba, Kasım 07, 2007

Hangi kelimeyle başlanır bir şiire
..............

Şiir
...

bir şiir nelere kadirdir misal?

Seçimlerimizin ağırlığını taşıyabilir mi şiir?

söylenmemiş yapar mı geri alınamayacak sözleri?

yetim çocuklara babalarını geri verir mi?

ve hangi şiir arındırır kana bulanmış bir coğrafyayı?

gerçekten soruyorum, cidden

Bir şiir nelere kadirdir?

Acı, soğuk bi kurşun gibi yerleştiğinde

bizi ayıran dağların yamaçlarına

Doğu'dan, dağların ardından

gecenin peçesini aralayan güneş

Bu sabah hangi yönden savurur ışıklarını

düşlerimize,acıdan yol bulup...

Yönünü kaybetmiş bir gün

Kederden başka ne bırakabilir ki titreyen ellerimize.

Binbir anahtar içinden

kilidi çevirecek olanı seçebilir mi şiir?

Geri çevirir mi dünü?

bağışlar mı ahireti misal.

Kelimelerle her gün tazelenen bir aşkı

yeniden sunabilir mi yaşlı yüreklerimize?

Ve güneşe doğudan

doğrudan doğmayı öğretebilir mi?

Gerçekten soruyorum, cidden

Bir şiir nelere kadirdir?
15.05.2007/ank

fotoğraflar haber 7 den alıntıdır.
Read On 0 yorum

Sıcak bölgede üşüyen bir çocuk...

Salı, Kasım 06, 2007
Fotoğraf: ERHAN SEVENLER-AA
Read On 0 yorum

Beyaz Melek / Beklemediğim bir isim: Mahsun Kırmızıgül

Salı, Kasım 06, 2007
"Analar babalar,küçücük evlerine küçük yüreklerine onlarca torun, çocuk sığdırırken; evlatlar kocakoca apartman dairelerine, villalarının bir köşesine yaşlı ana-babalarını sığdıramadılar..."



Fragman çok hoş, Filmi gerçekten merak ediyorum. Özellikle fragmanın sonunda senarist ve yönetmenin Mahsun Kırmızıgül olduğunu görünce daha da meraklandım.
Read On 2 yorum

Çarpma anı

Salı, Kasım 06, 2007
Gece yatmadan önce son sigaramı içerken ayı izlediğimi yazdım ya daha önce, devamında yeni bir alışkanlık daha geliştirdim. Son nefesini de çektikten sonra sigaranın, balkonun en rüzgarsız köşesinden, sigarayı aşağı atıp dümdüz inişini ve yere çarptığında etrafına yayılan ateş parçacıklarını ve ortaya çıkan kızıllığı izliyorum.

Ve her defasında aklıma, Yakacık'ta bir öğrenci evinin (8. kat) balkonundan içine su doldurduğumuz balonları aşağı bırakışımız geliyor. Suyun nasıl sıçradığını görmek gerçekten güzel oluyordu.

Ziyaretçiye not:
Evet çok ses de yapıyordu ama binada sadece 3 daire doluydu;
Birinde zaten biz oturuyorduk
Diğerinde Osman abi ve Beyhan Abla
(onlardan bahsetmek istiyorum bir ara)
3. dairede ise yalnız yaşayan bir genç vardı.
Yani pek kimseyi rahatsız ettiğimiz söylenemez. :) Yani sanırım...
Read On 0 yorum

Yağmurlar yağsın yüzüme

Pazartesi, Kasım 05, 2007
Saat sabahın beşi. Yağmur yağıyor Ankara'ya.
Sakin ama güçlü bir yağmur.
Sokak lambalarının ışığında yere düşen damlaların bıraktığı haleler
öyle güzeller ki.
Sigaramdan derin bir nesfes çekiyorum
ve rüzgarın beni üşütmesine izin veriyorum.
Rüzgarın yolunu şaşırttığı bir kaç damlanın yüzüme değişini seviyorum.
Şu ıslak sokağın orta yerine oturmak geçiyor içimden.
Oturup yağmurlarla birlikte ağlamak.
Ankara'ya yağmur yağıyor, ben şarkı söylüyorum.
Yağmurlar yağsın yüzümeee...


Read On 2 yorum

Anne olmak;

Pazar, Kasım 04, 2007
180 cm. enindeki yatağın 30 cm'lik bölümüne sığmaya çalışmaktır.

*Çocuğunuz hastayken; "öksürür, tıksırır, inler de duymam" endişesiyle, babayı kanepeye postalayıp, çocuğunuzu yanınızda yatırmaktır. Bununla da kalmayıp, 180 cm. lik yatağın, 150 cm.lik bölümünü; çocuğunuza ve çok küçük de olsa düşme ihtimaline karşın etrafına yığdığınız yastıklara ayırmaktır. Ve geriye kalan 30 cm.lik bölüme, ona hamileyken aldığınız kiloların genişlettiği vücudunuzu sığdırmaya çalışmaktır.
Read On 4 yorum

Kuklayım ben, kuklayım.

Perşembe, Kasım 01, 2007
Yine taktım bu aralar Yaşar Kurt'a ama takmanın tam zamanı değil mi yani? İçinde bulunduğumuz şu dönemde, en güzel bi sistem eleştirisi...


Read On 0 yorum

Kaza

Perşembe, Kasım 01, 2007
Dün sabah beni epeyce korkutan bir ev kazası yaşadım. Elif tuvalete gideceğini söyleyince banyoya gittik birlikte. Küçük hanımı klozete oturttuktan sonra, yerleri sildim ve düşen bir şeyi almak için eğildim. 6 yıldır yeri milim oynamamış çamaşır makinesinin yerini unutmuş olmalıyım ki, eğilirken büyük bir hızla kafamı çamaşır makinesinin köşesine çarptım. Çıkan ses öyle ürkütücüydü ki, bayılacağımı zannettim. Bayılıp kalma ihtimaline karşın aceleyle Elif'i indirip, giydirdim ve odasına gönderdim. Sonra aynaya baktım. Alnımın sağ tarafında cevizden büyük bir şişlik ve ortasında toplu iğne başı kadar bir morluk vardı. Şu insan vücudu ne kadar ilginç, 15-20 saniyelik bir zaman diliminde alnımın bu kadar şişebilmesine çok şaşırdım. Hemen buzdolabı poşetine bir avuç buz doldurup, alnıma koydum ve telefona sarıldım.
Doktor olan teyzemi arayıp, durumu deteylı olarak anlattım. Böyle durumlardaki tipik izleme sürecini tekrar anlattı bana; uyku hali, kusma, bilincin kapanmaya başlaması gibi bir durum olursa hemen aramamı tembihledi. Herhangi bir şey olursa Elif'in tek başına kalmasından ve benim halimin onu korkutmasından endişelendiğim için, evin beyini aradım ve durumu anlatıp beni yarım saatte bir aramasını rica ettim. Akşama kadar başımda buz torbasıyla uzandım. Ciddi bir ezilme oldu sanırım, dokunmak imkansızdı. Sonra şişlik fındık boyutlarına indi. Bu sabah kalktığımda ise alnımın sağ tarafına yayılmış hafif bir şişlik vardı sadece ama hala canımı çok acıtıyor.
Küçük kızım başımdan hiç ayrılmadı, çok mu acıyor anne, deyip durdu.
Garipti, özellikle makinenin varlığını unutmam çok garipti.
Read On 4 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate