Kayıtlar

Aralık, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bitti,bitiyor.

Bayram öncesinden beri; sırt ve boyun ağrıları, hastane turları ile geçti zamanım. Evde yığınla iş birikti. Dün ütüye attım elimi, saatlerce ütü yaptım ama yine de bitiremedim, yığılmış yani. O kadar ütü yapmanın sonucu olarak akşam, sağ omzuma ve boynuma bir ağrı girdi, epey döndüm durdum, uyuyamadım. Bugün de bilgisayarın başından kalkar kalkmaz, evi dip-köşe temizlemeye girişeceğim, yani bu akşam da uyku yok. Bundan sonra ev işlerini biriktirmeden halletmem gerek, yoksa ağrılar dayanılmaz oluyor.

***

Bir yıl daha geçti işte, iyisiyle kötüsüyle geride bırakacağız 2007'yi.

Allah, kendisinden umutla dileyenleri, dileklerine en kısa zamanda kavuştursun ve umutlarını diri tutsun. amin.

mr, tabut, ölüm, deprem vs...

Dün akşam 19:30 civarı girdim mr'a.
Tüm uyarılara rağmen yalnız gittim.
Randevum 17:45 teydi ve 2 saate yakın bekledim.
Çok sıkıntılı hastalar vardı.
İhtiyar bir amcanın sesi geliyordu içerden, girmek istemiyordu.
"Ölümüm yakın, sokmayın beni ölmeden şu tabuta "diye bağırıyordu.

***

İsmim okundu, girdim.
Az çok bilgim vardı olacaklardan, metallerden arındım.
En çok örtümü çıkarmak zorunda kalmayışıma sevindim, boynumu açıkta bırakmam istendi sadece. Bir de tokamı çıkarmalıymışım, en az 15 dakika hareketsiz kalacağım için rahatça koymam gerekliymiş başımı. Söylenilenleri harfiyyen yaptım. Hekim yükses ses için beni uyardı, korkmamalıymışım sesten, normali buymuş.

***
Uzandım. Uzandığım yer hafifçe makinenin içine kaydı, ellerimi karnımın üstüne bağlarsam daha rahat edeceğimi söylemişti hekim, iyi ki söylemiş. Yoksa o kadar süre hareketsiz kalmam gerçekten zordu.

***
Olacakları beklemeye başladım. Önce tıkırtılar geldi, sonra da o metalik ses. İlk duyduğumda sıçradım, kalp atışlarım h…

Arada derede 2 satır döktürüvereyim,

Zabaanan, gızı alıp, ebesine bırakagodum, aaay pardon, hatlar karıştı.

Elifcik anneannesinde takılırken, ben de dişcağızlarımın ikisinin dolgu işlerini hallettim.

Haftaya bir daha gideceğim ve bitecek, ne güzel.

Bir kaç günlük hastane maceralarımın sonuna yaklaştım. Kan tahlillerim züpper, ölümüne susuzluk çeken ve her gittiği yerin wc'sini ezbere bilen biri olarak şekerden korkuyordum en çok, şükür böyle bir sorunum yokmuş, kolesterol, b12 vs... her şey normal sınırlarda çıkmış efenim. Anlaşıldığına göre zıpppkın gibi fişşek gibi bir uragan var karşınızda, dermişşşim.
ıııy, nerden çıktı bu kelime şimdi.
Böbrekcağızımda küçücük, fıçıcık içi dolu turşucuk bir kistim varmış, dünkü ultrasonun sonuçlarından çıktı. Zararsız görünüyor, senede bir defa bu sulu:) ultrasonu tekrarlayacağız.
Şimdilik bu kadar, akşam beş buçuktaki tomografi bu haftanın son hastane randevusu, oleeeeeeeeeee....
Dudağım uyuşuk ve sağa çekiyor, çok komik...
Bu kadar olur ya, günlük ziyaretçi sayısını ve online ziyaretçiyi beraber gösteren sayacım, bugün bilgisayarı açtığımda uçmuştu. Uğraş, didin, yerine iki ayrı sayaç bul, ekle vs... frre counter her tık'ı sayıyor ya, kişi sayısı belli olmuyor ya hani, neyse efendim; işlemleri bitirdim, şablonu düzenledim, son haline bir bakayım dedim, anaaaa ne göreyim, benim çift işlemli sayaç dönmüş.
ıııghh, puf.
blog sayaç tarlasına döndü yani, neyse duragosun biraz, sıkıldım zira.

İki güne;

2 röntgen, 2 ultrason ve detaylı incelemeler için bol miktarda kan tahlili sığdırdım. Yarın da dişçi randevusu ve bir de tomogrofi var sırada. Ne oluyor?
Bilmiyorum. Sırtımdaki ağrı, bayramda dayanılmaz boyutlara ulaştı. Teyzoşumla bayramda görüşür görüşmez durumumdan bahsettim ve Salı için randevulaştık.

Ben küçük bir çocuktum, annemin dikiş ipliklerini kesmek için kullandığı ve özenle sakladığı neşterini bulmuş ve bir güzel parmağında denemişti teyzem, gerçekten o kadar iyi kesiyor mu diye. O günlerden bugüne kadar uzanan cerrahlık hayali nihayet gerçekleşti ve 2 hafta kadar önce uzmanlığını aldı, o artık bir genel cerrahi uzmanı ve çok mutlu. Aramızda sadece 8 yaş var ve teyze-yeğen ilişkisinden çok kardeş gibiyiz onunla ve tabi tüm kardeşler gibi çok sık da kavga ederiz he he:)
Sağolsun dün detaylı tetkikler için elinden geleni yaptı, yanımda oldu. Bugün de eşinin, uzmanlığını almak için gireceği son sınavda onun yanında olacağından hastanede değildi.

Sabah Kikiriği babası ile bırakıp…

iki satır olsun...

*Bayramı bir telaşla, koşturmacayla geçirdim, o da bitti gitti işte.
*En güzel bayramlar, tabi ki çocukların. Keyfine varan da onlar oluyor bayramların.
anlaşılacağı üzere yazasım yok, yani;
-bitti-

Bayram

Malum bugün Arefe. Yapmam gereken işler var, o yüzden şimdiden söyleyeyim,
Tüm inananların Kurban Bayramı mübarek olsun.

"Hüsn-ü Aşk" okumaları-2

-Aşktan başka hiçbir şey söz incisini harcamaya değmez. Bu binlerce tekrarlanmış da olsa o ebedi olduğundan zarar vermez. Alem aşk derdine alışmıştır, onunla içiçedir. Bunun haricindekiler keder, elem ve uğursuzluktur. Şayet bu yolu idrak ettinse, senin yolunun üstüne hırsız çıkmaz. *
Ben-i Muhabbet Kavmini anlatırken;
-Vadileri cam şişesinin kırıkları ve kumlar sayısınca hüzün ve matemle doluydu. Çadırları yoksulluk ahının dumanı ile dolu, sohbetleri feryat ve figandı. Her biri bir güzele vurgun, ağızları kılıç gibi kanlı idi.Erzakları ansızın gelen bela ve musibet, sanki başlarına devamlı ateş yağardı. Kıvılcım taneleri eker, paramparça olmuş kalpler biçerlerdi. Onlar söze çok değer verirlerdi. Mecnun'un da o kabileden olduğunu söylerler. Her kim ki aşk belasına düşmeyi dileyip düşerse elbette o ocağa mensuptur.**

*Hüsn-ü Aşk/Şeyh Galip/Yeni Kuşak Yayınları/Ankara 2000 sayfa:20
**a.g.e. sayfa:21

haftanın günleri, say isimlerini...

eve yeni döndüm, bugün bir ara 4 günün özetini yazacağım,
demiştim.
yazıyorum işte, kısaca. zira yine yazasım yok.

*perşembe günü ev işçiliği ile geçti günüm. temizlik, ütü, yemek vs.
*cuma sabahı evin beyi ile çıktık, elifle beni n. anneye bırakıp, işe geçti kendisi. kayınvalidem (yoksa kaynanam mı demeliydim biyo?) şeker hastasıve bu hastalığına bağlı olarak pek çok başka hastalıkla boğuşuyor. bayramdan önce gidip biraz evi derleyip, toplayayım dedim. cuma ve cumartesi de ev işçiliği yaptım yani
*pazar günü öğlene kadar uyudum, aaaaa! şaştım kaldım kendime, uyandım saate baktım 12, olamaz, nasıl olurlarla bir 15 dakika daha harcadım. anladım ki şaşkınlık da acayip vakit alıyor!
*öğleden sonra kikiriğe bayramlık ciciler almaya çıktık, dede de geldi bizimle. O almak istedi kızımın bayramlıklarını, e biz de kabul ettik tabii.
ne yapsaydım yani, yok olmaz vallahi olmaz, mı deseydim. tabi ki de demedim.
*akşama m. abi ve ailesi de geldiler, yemek, çay vs...
*kalktık eve gidiyoruz. m. baba, aaa ni…

adaptasyonun daniskası

Dün akşam balkonda, 10 dakikada tonla şey düşündüm.
Önce rahmetli postacı dedem geldi aklıma. Üniversitede okurken, "sınav dönemi, nasıl olsa gelemeyecek," diye ailemin haber vermediği, ölümünü sonradan öğrendiğim dedem. İzlerini bulmaya çalıştım içimde, ne kadar silikti. Bir kaç şey hatırlayabildim onunla ilgili sadece.
Her zaman oturduğu divanın köşesini (tahtıydı orası kimse oturmazdı), gittiğimde oturduğu köşeyi bana devretmesini, 6 tane 6 yı çevirdiğimizde çıkan masal hattını, yeleğinin cebinden çıkarıp verdiği çerezleri ve bir iki şey daha.
Bu kadar, hepi-topu hatırladığım bu kadar. Öldü gitti işte, dedim kendi kendime. Paylaşacaklarımızı paylaşmaya gayret etmeden, hep o köşede dururmuş gibi geldiğinden belki; ya da okulumuz, derslerimiz, işimiz ve her daim yapacak bir şeylerimiz olduğundan hatırlamaya bile vakit bulamadığımız aklıma geldi.
Sonra amcamı kaybedişimiz geldi bu defa aklıma, bir gece aniden kalp kriziyle dünyayı terk eden amcam. En son ölümünden 2 sene önce gö…

dilemek üzerine

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." İnsan suresi-30

***

Sabah takvimin arkasından okunmuştu, şimdi igoogle'daki eklentimden okudum. 6236 ayet arasından aynı ayeti bugün ikinci defa görüyorum.

başlamadan biten yazı

Oturdum blogun başına, bir iki satır yazayım diye, ama yok, yazasım yok.
Tek yazabileceğim, dün Elif'e aldığımız gonzales. Onunla ilgili detayları da kikirin sayfasında yazdım zaten.
O zaman nedir?, hep beraber söylüyoruz...
-bitti-
Hayat zor ya, gerçekten.
Hem bir bana değil, herkese zor.
6 yıldır kapı komşun olan biri,
çocuğu kucağında, ayakta duracak hali olmadan ziline bastığında...
ve sen hiç bir şey bilmeden kapıyı açıp, komşunun o halini gördüğünde...
içeri girer girmez kollarına yıkılıp kaldığında,
ne yapacağını bilememenin korkusuyla,
çocuklar anlamasın, kaygısıyla,
yarasını deşmeden sakinleşmesini sağlamaya çalışarak,
kapı çalar ve kocası gelirse diye düşünerek,
yine ne yapacağını bilemeden,
gözyaşlarını durduramadan,
şimdi nefesi kesilecek diye korkarak beklerken,
biraz su biraz kolonya
başını okşarken,
gözyaşlarını silerken,
elimi tut!
dediğinde,
tutmak,
ben bu kadar mı kötüyüm, dediğinde
hayır, tabii ki hayır,
demek
bir şey ifade etmeyince....

ve yine, yeniden ne yapacağını bilemeyince
hayat daha da zorlaşıyor....

"Hüsn-ü Aşk" okumaları-1

Resim
Şeyh Galip'in 2220 beyitten oluşan eseri, İlahi Aşka ulaşmanın zorluklarını anlatır; eser masal unsurları, tasavvuf ve şiir üçlüsü üzerine kurulmuştur*

Benim okuduğum versiyonu, Mehmet Sadık tarafından nesre çevrilmiş ve 2000 yılında yayınlanmış. Sadık, eseri nesre çevirirken, anlaşılmayı kolaylaştırma adına günümüz türkçesini kullanmış.
Bu çalışma Eski Türk Edebiyatının manzum metinlerinden, modern nesir çıkarma denemesidir, diyor; Mehmet Sadık.
-Ruhlar Allah'ın hediyesidir. Peygamberlerin Şahı'nın yolunun toprağıdır. Hakka en yakın melekler dahi onun mekansızlık aleminin kapıcılarıdır. **
-Mirac'ı Anlatan Bölüm;
...Bu karanlık gece bir nur ayinesi oldu ve sevgili sevgiliye yüzünü gösterdi.
...O nurlu ayağını özengiye basar basmaz kendini vahdet evinde buldu. Ne zemin ne zaman kaldı, her şey bir anda yok oldu. Vahdet okyanusu coşunca madde manaya döndü. Ansızın en son yer görünerek kulluğun sırrı ortaya çıktı. O secde eden oldu, Hak da secde edilen. Bu makama görünen gizli…

Topalla gezen aksamak öğrenir / Suçu gelin etseler, kimse güvey girmeyecek

Sagopa Kajmer - Bağdat

"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" Okumaları-son

Kitabın öyküsünden bahsetmiştim daha önce.
Bu defa eleştirilerimi yazacağım.
*İlk olarak Fuzuli'nin hayatından kesitler bulacağım ve efsanevi bir kitabın öyküsünü de okuyacağım için beni çok heyecanlandırmıştı bu kitap. Beklentim yüksekti, muazzam bir dil, detaylı tasvirler, teşbihler ve derin mecazlar bulmayı umuyordum, olmadı. Dil ne tam olarak sade, ne de ağdalı ve edebi bir ağırlığı yok. Kitabın yarısına kadar hiç kullanılmamış mecaz bir ifadeyi keşfeden yazar, kalan bölümlerde o mecazı sürekli tekrarlamış mesela.
*Tarihsel süreçlerden bahsederken neden bilmem bana kendini hep sorgulattı kitap, doğruluğu şüphe götürür gibi hissettim. Tarih bilgim çok iyi değil, bu yüzden sadece hislerimden bahsediyorum, yargılama yok yani. Belki de iyi araştırılmıştır ama üslup neden olmuştur buna, ya da benim şüpheciliğim, ondan emin değilim. Konuyla ilgili araştırma yapmadan da emin olamayacağım.
*Aslında kafamı meşgul eden bir iki şey daha var ama neyse. Kitabın bana olumlu etkileri de oldu, di…

amcamın türbanı

Resim
Bendeniz yıllarca türbandan, yukarda gördüğünüz, şu amcamın turuncusunu taktığı şeyi anladım efendim, Bu fotoğrafta vikipedi'nin türban maddesinde yer alıyor. Demek ki diyorum yanlış anlamıyor muşum o kadar. Hani güzel yemekler yapan ton ton Emine Beder ya da Unakıtan'ın neşeli eşinin de taktığı, boynu ve yüzün bir bölümünü açıkta bırakan örtünme biçimi.

Niye yazıyorum şimdi bunu; hani gündeme bomba! gibi düşen Tarhan Erdem'in anketi var ya ondan. Anlayamıyorum anketin sonuçlarını da ondan. Hani türbanlılar artmış ya güya, ondan.

Ben sokakta bu amca gibi örtünen kadınlara hiç rastlamıyorum doğrusu, (sokağa çıkmazsan rastlamazsın, cahil köylü!) türban ile başörtüsünü ayıran şey nedir?, bu ankette türban hangi anlamda kullanılıyor, anlayamıyorum.

"Geleneksel örtü şekliyle, çağdaş ve sıklıkla siyasi bir vurgu barındırdığı düşünülen örtü şeklini" ayırmak için bu tarz bir ayrıma gidilmiştir, diyor vikipedi. Ama devamında diyor ki; "Bununla birlikte Türkiye dışında t…

İsrail'i ve Bush'u kim teselli edecek?

Vallahi ben değil, işim olmaz yani.
Zati hastayım.
Şimdi bu soru nerden çıktı?
Efendim eskiden kalma, ama evimde internete kavuştuğumdan beri de yeniden hayatıma dönmüş olan; sabah haberlere göz atma, haber sitelerini turlama alışkanlığım neticesinde gördüğüm bir haberden çıktı bu soru.

Detaya girmeyeyim, haberin özü şu:

ABD'nin 16 istahbarat örgütü (cıa, fbı, nsa da var aralarında), "İran'ın nükleer çalışmalarının şu anda silah yapmaya yönelik olmadığı" şeklinde rapor hazırlayıp, başkana da tevdi etmişler efendim bilgileri. Tabi başkan şok!
Şimdi düşünün, Bush yıkılmasın da ben mi yıkılayım yani? İran'ın nükleer silah programı olmaması beni niye üzsün yani di mi?
Garibim(!) İsrail ve BusH...
Yazık değil mi adamlara, nasıl girecekler İran'a, girseler bunu dünyaya nasıl anlatacaklar, değil mi ama?
Reuters ajansı haberi, “İsrail’in kanatları kırıldı” başlığıyla vermiş. Benim okuduğum yer öyle diyor. Sabah sabah keyfim yerine geldi, üzerimdeki tüm hasta hale rağmen.

Haber…

"Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" Okumaları

Leyla'nın eliyle toplanmış tek bir çilek tanesi....
Başından geçenleri anlatmaya başlıyor, acının ve aşkın ona neler ettiğini; tek tek, bıkmadan usanmadan anlatıyor. Ta ki üzerine yazılabilecek bir parşömene dönene değin ve sonrasında, Leyla'nın izini üzerinde taşıyan parşömen, onun aşkından yanarak ve yandıkça daha da uzağına düşerek Leyla'sının geçiriyor, günlerini.

Ve aşık Parşömen Fuzuli ile karşılaştı.

İşte o karşılaşmadan sonra daha bir anlam kazanıyor, Leyla'nın aşkı.
İç yaralayan ama yaraladıkça derin bir haz veren dizelerle süsleniyor parşömen.
O meşhur "Leyla ile Mecnun kitabı" oluyor zamanla...
Kendine Kays diyor gah, gah Mecnun...
Farketmiyor, Aşk diyor...


Yazar elden ele gezdirdiği Leyla ile Mecnun kitabının ağzından; kendi bakışıyla dönem hikayeleri fısıldıyor okurlara. Aynı zaman diliminde yaşanan hikayeleri; Osmanlı'nın son dönem tarihinden kesitleri, Divan Edebiyatı şairlerinin hayatlarından parçaları, zaman zaman Avrupa'nın durumunu parça pa…

Yazık ki ne yazık...

Aslında bugün sadece, biten kitap ile ilgili bir iki satır yazmak niyetindeydim, ama "Türk Solu Dergisi"nin, "buyrun destekleyelim" dediği; ayrımcılık kokan, kokmaktan öte pişmiş, sofralara dağıtılmış ayrımcı rozetleri görünce kan beynime sıçradı. Ve fakat buradan bu rozetlerin fotoğrafını yayınlayarak, yaygınlaştırmanın içinde olmayacağım. Yazarak olmuyor muyum?, oluyorum aslında ama dayanamadım işte yine de...

*****

Bir de Ertuğrul Özkök'ün bugünkü yazısı var ki; "al birini, vur ötekine" diyorum; başka da bi şey demiyorum.

*****

Uğraşmayın birader, bu memleketin insanlarıyla.
Bir de şunu söylemeliyim, yoksa çatlayacağım orta yerimden.
Rövanş mantığı senin gibi adamların kafasında olur ancak Ertuğrul Efendi...

Çünkü Onlar Arsızlar, Küçük Kızım...

Önceki gün okudum aşağıdaki metni, beni çok etkiledi. Yazarıyla görüştüm, iznini aldıktan sonra paylaşmak istedim buradan.

***
30/11/2007 -Şahin Torun /cemaat.com

Çünkü onlar arsızlar, küçük kızım ve arsızlar kolay kolay doymazlar…

Üç kişiydiler, köşedeki ufarak masaya çökmüştüler. Üç kişiydiler enleri boylarına neredeyse denk, boyları kısa enleri uzun üç kişiydiler… Üçü de manşet kollu gömlek üstüne kazak ve onun da üstüne kazak ve onun da üstüne kalın, kalantor işi montlar giyinmiştiler.
Zaten iriydiler ki, böylece daha da irileşmiştiler…
Kısa boylu üç aç dev gibi, ama gerçekten de aç devler gibiydiler. İlginçtir üçü de gençtiler epeyce ve yine ilginçtir üçü de epeyce ama epeyce kel’diler. Ha birde gözleri, mazota düşmüş kara bilyeler gibi, dibe çökmüş, doymamış bir fıldır fıldırlıktaydılar. Biz içeriye girdiğimizde oradaydılar. Üç tane, kel, iri, kısa boylu, fıldır fıldır aç gözleriyle üç aç bodur dev gibi köşedeki masaya çökmüştüler. Kollarının, dirseklerinin ve aç göğüslerinin doldurdu…

Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu - Fındıklı
Tarih: 13 - 14 Aralık 2007

Türk Edebiyatının Oyun/bozanı...

Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu

13 Aralık Perşembe
09.30 – 09.45: “Sonunda Bana Bunu da Yaptınız” (Performans)
09.45 – 10.00: “Hayat Bir Oyundur” (Belgesel: Nilgün Eroğlu Maktav)
Açılış konuşmaları:
10.00 – 10. 20: Prof. Talat S. Halman (Bilkent Üniversitesi)
Prof. Rahmi Aksungur (MSGSÜ)
Doç. Dr. Handan İnci (MSGSÜ)
10.20 – 10.30: Çay arası
I. Oturum: Yöneten /Prof. Dr. Abdullah Uçman
10.30– 10.50 Oğuz Demiralp, “Oğuz Atay’a Mektup”
10.50 – 11.10: Sevda Şener, “Oğuz Atay’da Oyun ve Gerçek İkilemi”
11.10 – 11.20: Çay arası
II. Oturum: Yöneten / Yrd. Doç. Dr. Laurent Mignon
11.20 – 11.40: Füsun Akatlı, “Öykücü Oğuz Atay”
11.40– 12.00: Emre Ayvaz, “‘Ne Evet Ne Hayır’: Başkasının Derdi ve Dili”
12.00 – 12.20 Nursel Duruel, “Tahta At”
12.20– 13.30: Öğle arası / (Film gösterimi: “Oyunlarla Yaşayanlar”, I. Bölüm)
III. Oturum: Yöneten / Doç. Dr. Meral Özbek
13.30 – 13.50: Feridun…

bıla bıla bıla

Resim
* Dün bloga yazamamamın sorumlusu bu kadın dır. Kendisiyle mailleşmek suretiyle zamanımın büyük bölümünü harcadığımdan, bloga yazacak zamanım kalmamıştır. :) (zati tembelim)

*Bu mailleşmeler esnasında; içsel gel-gitler yaşamış, psikolojim hoplamış ve "başkaları tarafından anlaşılma isteğim" yıllar sonra hortlamıştır. Benzer anlaşılma kaygılarını 99 yılında canım arkadaşım la yaşamış, sonrasında bugün hala süren bir dostluğun kapılarını aralamıştık.

*Aslında üzerinde yazmak istediğim çok şey birikti iki günde ama, yavaş yavaş. Zamanla, sindirdikçe, şarkın efsanevi ağırlığıyla ve sonra.

*Ama aklımdayken, canım ceren bebek, sen ne günahsızsın ve sen ne de güzel cennet bahçelerinde olacaksın Rabbin izniyle. Allah babacığına Eyyüp (a.s)'ın sabrını versin, ...

*Biz orda burda, geyik yapıp, hallerimize ağlarken; durmayan çalışan, somut şeyler üreten ve heyecanla yoluna devam eden bu kardeş 'e ve tüm ekip arkadaşlarına çalışmaları ve "bir şeyler yapılabilir" umudunu ve…