Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

"İNSANLIĞIMIZIN YOK EDİLMESİNİ REDDEDİYORUZ!

"İNSANLIĞIMIZIN YOK EDİLMESİNİ REDDEDİYORUZ!
Evlerimizde ve işyerlerimizdeki televizyonlarda artık futbol maçı seyretmiyoruz. Dünyamızın 'Filistin' diye anılan bir parçasında insanlığımızın hunharca yok edilişini seyrediyoruz. Filistin'de işlenen katliamı, bir futbol maçını izler gibi seyretmeyi reddediyor, bu katliamı işleyenlerle aynı cinse sahip olduğumuzdan dolayı insanlığımızdan utanıyoruz. Filistin'de işlenen katliam, insanın insana karşı nasıl vahşileşebileceğinin korkunç bir örneği olarak önümüzde durmaktadır. Bütün insanlığın gözü önünde işlenen bu katliama sadece katledilen Filistinlilerin sayısı açısından bakmıyoruz. Gazze'de sadece yüzlerce Filistinli katledilmemektedir. Orada katledilen ortak insanlığımız, insanlığımızın ruhu ve vicdanıdır. Aşağıda imzası olan bizler, dünyanın en korkunç terör mekanizmasına dönüşen İsrail devletini, insanlığımızı hunharca katletmekten dolayı kınıyor ve onu insanlık ve tarih önünde tel'in ediyoruz. "

hatırlayan var mı bu kızı?

Resim
Türkiye'nin her yerinden 160 54 51 numaralı posta çeki hesabına havale yaptırabilirsiniz.Tüm Ziraat Bankası şubelerinden kurumsal tahsilat ile havale masrafı olmadan bağış yapabilirsiniz.diğer hesap numaraları; https://www.ihh.org.tr/Hesap-Numaralari.127.0.html

İlgilenenlere not: Herhangi bir aksilik olmazsa; 7 ocak'ta Gazze'ye gidecek bir gemi ile ilk bağış ve yardımlar ulaştırılacakmış Gazzeye inşaallah.

ne gemiler yaktım / az biraz keşif

ha bi de bu şarkıya taktım, hep severdim ama ağzıma dolandı bu ara. fakat "ne gemiler yaktım" kısmındaki tiz çıkışı yapmak için mutlaka süpürge yapıyor olmam lazım, yoksa komşulardan biri evde cinayet işleniyor sanabilir :D
ama pes kısım süpürgesiz de çekiliyor. çok güzel sözler gerçekten. şarkının "bu kızı yeniden büyütmeliyim" diye başlayan kısmını sevmiyorum bi tek. ne bileyim şarkının ruhuna uymuyormuş gibi geliyor hem ritmi hem sözü, bence yaaanı:)
ay bilmiyom ben bu şarkıyı diyosan (ama deme bence yaanı) işte burada

*****

ne gemiler yaktım, ne gemiler yaktım
o kadar yandı ki canım sonunda karşıdan baktım
ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım.

kendini seçemiyorsun, bırakıp kaçamıyorsun
yazmadığın bi hikayede,
uzun ya da kısa vadede az biraz keşfediyorsun
öteki olabilmeyi, yerine koyabilmeyi, geride durabilmeyi öğreniyorsun...

dana-kuyruk-bi de ben

yarın dananın kuyruğunu yerinden oynatacağım, kopma faslı direksiyon sınavına inş.11 ile 13:30 arası "Allah zihin açıklığı versin"leri unutmayın, olmadı içten geçirilen başarı dilekleri de kabulümdür. Aman duaların hepsini bi seferde bitiregomayın, çoğunluğuna direksiyon sınavında ihtiyacım olacak.
son iki sınavın sorularını çözdüm şimdi, balık:D fazla uçma uragan aman, ne desem tersi oluyor son zamanlarda, şom ağızlı denen cinse doğru kayar durumdayım.kardeşcağızım geleli bi hafta oldu, geçen pazar birlikte muazzam bi kahvaltı yaptık, bıranç desem daha doğru olur, onbirbuçukta başlayıp bire kadar sürdü. Allaha hamdolsun artık burada ama şimdi de gözü dışarda, oradan arkadaşlarıyla yeni tur planları yapıyor kereta:Dsalı günü yağmurda, çarşamba da kar altında araç kullandım. şu anda görünen en net hatam sert fren yapmak, nasıl olsa dururum diye önceden dokunmuyorum pedala, mesafe azalınca da içimdeki tırsık ortaya çıkıyor bas bas bağırıyor, duramayacaksın kızzııııım diye. i…
içimden gelmiyor, gelmesin.
didik didik tüm detayları yazmak, kendimi anlatmak ...
neyse işte, onu yaptım bunu yaptım, nefes aldım.

ey dünya!
geçtim geçiyorum, diyorum bakıyorum ardıma bi arpa boyu...

Bush'a güle güle öpücüğü / ben de öpcem diyosan; buyur!

Şu videoyu izlerken ağzı kulaklarına varmayan var mı bu memlekette?
Kendini dünyanın hakimi sanan Bush'a bir çift ayakkabı ile haddini bildiriveren bu gazeteciye içi ısınmayan var mı?

"http://www.izlesene.com/player2.swf?video=675761"


"Iraklı gazeteci yetmez ben de bi güle güle öpücüğü vercem, öperim bushum" diyosan, bu linke bakmadan geçme:D

Ya tarihe geçti bu sahne yaaaa, ne güzel yaaa!!!

Yıldızlı Semalardaki Haşmet / mute*

Ortaokul ve lise yıllarım korku sinemasının en nadide örneklerini izleyerek geçti. Bu filmleri izlerken genelde yanımda babam olurdu, anneannemlere gittiğimizde de zehra teyzemle izlerdik. Pek herkesin izlemeye yanaşmadığı filmlerdi onlar. Sadece filmler mi, bir de Alfred Hickok'un 20 dakikalık reklamsız kısa korku hikayelerinden oluşan Alacakaranlık Kuşağı fenomeni vardı cuma geceleri. Neyse uzatmayayım nadiren de olsa tek başıma izlediğim de olurdu korku filmlerini. Hadisenin en doruk noktasında müziğin gerim gerim yükseldiği o anlarda, başım yastığın arkasında bi bakıp bi çekerek filmi izlerken şimdi hatırlamadığım bir nedenden (anne korkusu olabilir, yalnız seyetmemi onaylamazdı pek) sesini kısmayı keşfetmiştim televizyonun. O zaman seyri pek bi kolay oluyordu o filmlerin.
Bundan iki gün önce geldi aklıma o günler.
Yağmur altında kurstan gelirken mp4 ten Mehmet Emin Ay klasörünü açtım. Sırasıyla Fatiha, Elif lam Mim, Amenerrasulü derken yolu yarıladım. Gözlerim sadece adımlarım…

pestilim pestilsin pestil

Acayip koşturmalı bi hafta geçirdim. Haftasonu malum kurs vardı. Pazartesi, salı dip ve köşenin cam-pencere, tül-perde ve koltuk- kanepe kısmının temizliğiyle uğraştım. Çarşamba sabah direksiyon dersine koştum, araçtan indiğimde "tamam yokuşta da kalktım, bitmiştir" biçiminde çalışıyordu kafam. Çıkışta beni almaya gelecek baba-kız kahvaltı sofrasının keyfini çıkarıyorlardı aradığımda. Güya beni alacaklardı da kelle-paça ziyafeti (!!! ben sakatatın hiç bir türünü yemem, ciğeri bile) için kayınvalideye gidecektik erkenden. Efenim ben kurstan çıktım evin sokağına kadar geldim, ancak hazırlanabilmişlerdi. Yolun kırk dakika sürdüğünü daha önceki postta da yazmıştım. Ki üstelik kikirciğin giyeceği kıyafet tokasından çorabına tüm detaylarıyla tarafımdan ayarlanmıştı akşam. Huuuuu baba, demek ki neymiş, her zaman bekleten ben değilmişim, kikirikmiş :DBahçeye girdiğimde bizimkiler çıkıyordu garajdan, "istanbul yoluna kadar kullanayım" diye atladım, "iyi geç bakalım&qu…

Hayır yanlış tahmin ettiniz

ilk direksiyon dersinde bi yere toslayıp mevta olmadım. Hala yaşıyorum, bu habere üzülen yoktur umarım:) Fakat dersin olduğu günün akşamı omuzlardan başlayan ve boyna da yayılan ağrım ciddi bir tutulmaya dönüştü. 2 gün kendime gelemedim. Neyse ki bugün iyiyim.
*
Direksiyon hocası acayip rahat bi adam, neredeyse sesi hiç duyulmuyor, bir iki ikaz dışında. Kendini kırk yıllık sürücüymüşsün gibi hissettiriyor. İlk seferde trafiğe çıkardı biz acemileri. Bu kardeşiniz başlangıçta yolların tek hakimi tarzında yolu ortaladığını farkedince, yakınları ile ilgili söylenecek güzel sözleri(!) düşünerek, çok geçmeden yolun sağına geçmeyi aklına getirebildi. Korkularım azaldı ama geçmedi, Çarşamba günü aracın koltuğuna bırakıp gelicem tümünü inşaallah.
*
Diğer dersler iyi gidiyor, muhtemelen yazılı sınava çalışmama gerek kalmayacak.
*
Kursa giderken yürüyorum en az 40 dakika sürüyor, bir de dönüşü var. İki haftada iki kilo vermişim yürümenin dışında hiç bir şey yapmadan hem de, boğaz yine bildiğin pisbo…

Kursa başladım;

cumartesi trafik, pazar günü de motor dersi (9-4 arası) vardı.
Yaklaşık 5 yıldır eşi ya da çocuğu yanında olmadan sayılı dışarı çıkmış biri olarak, kendimde sosyal fobi gelişmiş olacağından emindim, kalabalık ortamlardan hazzetmeyişim de hesaba katılırsa, bir köşede salon bitkisi gibi yeşil yeşil durup ders bitince eve gelmem gerekiyordu. Ama tahmin ettiğim gibi olmadı, o kadar asosyalleşememişim, daha kırk fırın ekmek yemem gerek :)

Trafik hocasının mesleği gardiyanlıkmış, yenikent f tipinde çalışıyormuş. Hayatımda ilk defa bi gardiyanla tanıştım, son derece sıcak bir hanımefendi, mesleğinin insanda ilk hissettirdikleriyle yakından uzaktan ilişkisi yok.

Motor hocası da öğretmenmiş, daha ilk dersten neredeyse oto tamircisine çırak olabilecek kadar çok şey öğretti, karbüratörden, distrübitöre, jigleden, bujiye, endüksiyon bobininden, pistona kadar her parçanın ne işe yaradığını öğrendim. Ateşleme ve yakıt sistemindeki parçaları şimdilik. Adam dersin başında "Derslerin tümü bittiğinde…

kendim kendime

Şu saatten sonra kuleye kapanıp prens beklemeyeceğine göre Rapunzel olma yolunda bu kadar azimle ilerlemenin bi mantığı yok. Havalar soğudu, ille kurutmak lazım, tembelsin hasta olursun, erteleme, kestir gitsin, hem kıl-tüyle bu kadar duygusal bir bağ kurmak anlamsız.

Avrupa Yakasında, Şahika ile Volkan'ın kafedeki sahnelerini izlerken A ile kendini düşünüp "işte bizi bekleyen trajikomik son" diye geçti içinden hiç yalan söyleme, ben senin ciğerini bilirim!

arayı açıyorum emme;

aslında yatmadan önce bir sürü şey yazıyorum kafamda ama teknoloji o kadar ilerlemediğinden burada görünemiyor maalesef. İşin doğrusu bilgisayarı açıp, nete bağlanıp, kafamdakileri buraya aktaracak ne zaman ne de istek bulamıyorum kendimde. Son yazıyı yazdığımdan bu yana sanırım iki kez nete girdim, yorumlara bir şeyler yazıp, bir iki bloga bakabildim ancak.

Havalar soğudu biz de ailecek şifayı kaptık. Ağır bir durum yok elhamdülillah ama kikiriğin bugün yutkunma sorunu başladı, uğradık ayşin doktora ama mesaisi bitmiş, vardiyası olan doktor amcayla da pek anlaşamıyoruz. Yarın sabah Ayşin'e gideceğiz erkenden. Sesimiz kısık, konuşmak istemiyoruz. Aslında sabah ses kısıklığı dışında bir şey yoktu, hatta ehliyet kursuna kayıt için yola çıktık. Arabayı parkedip, yürümeye başlayınca uykusunun geldiğini eve gitmek istediğini söyledi. Baktık halsiz görünüyor, geri döndük. Hastaneye uğrayıp Ayşin hanımın mesaisinin bittiğini öğrenince de doğru eve.

Takviyelere başladık, sürekli bir şeyle…

o kaaa yorulduk o kaaa yorulduk sorman gari

Resim
Pazar günümüz fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere köy hayatından küçük bi numune tadında geçti. Uzunca bir süreden sonra ilk defa pazar günü çalışmayan babamızın öncülüğünde babaannemiz ve dedemizle birlikte Ayaş'ın gönece köyüne gittik, kurbanlık bakmaya.

Gitmeden önce özenle(!) hazırlandı küçüğüm. Bir beden büyük pantolon simli kemerle tutturuldu, gömleğine uyuyormuş başka bir şey giyemezmiş. Eski ayakkabılar seçildi ayakkabılıktan, "hani bayramda aldıklarını çok seviyordun, niye giymiyorsun" dedim cevap hazır "çamur olur onlar, sen bunları yıkarsın, o yıkanmaz"

Neyse efenim havanın güzelliği bir yandan, hayvanların çeşitliliği bir yandan, toprak bir yandan kikiriğin keyfine diyecek yoktu. Önce karabaşa takıldı, fotoğraftaki teyze zaptetmese sarılacaktı neredeyse. Köpek de bizimkini sevdi, elini yaladı hatunun, yüzüne ramak kala ben çığlığı bastım :)

Sonra sıra ineklere geldi, biraz çekingen davrandılar önce. Ama baktılar ki benimkinin pes etmeye niyeti yok, so…

haberleer, haberleeer, haberleeeeer ...

Son günlerde ne zaman askerlik mevzusu açılsa, Elifciğim üzgün ve de süzgün bir şekilde "babaaa, ben seni çok özlerim amaaa" diyor, yetmiyor sabahları adamcağızı yolcu ederken işine "gitme babaaaa, zaten yakında askere gideceksin, işe gitme yaaa" diye tutturuyordu.

Sonunda istediği oldu, sözleri dua niyetine geçmiş olacak ki kikirik hanımın, iki-üç haftadır beklediğimiz haber bu çarşamba geldi babamızdan. Çalıştığı kurum tenkisata gitti pek çok medya kuruluşu gibi, Ankara bürodan da eleman çıkarttı kurum. Babamızın zaten beş ay sonra askere gidecek olması çıkarılacakların başında olmasına sebep oldu tabi.
Neyse efenim vardır her işte bir hayır, elhamdülillah kira vermeden başımızı sokacak bir çatımız var. Ve yine şükür kü çalıştığı (işi bırakmadan önce benim de çalıştığım yer) kurum -beklenmedik bir şekilde- hesabı şaşırtmadan tazminatını alması gerektiği gibi hazırlıyor.

Maddi olarak sıkıntılı olmayacak gibi görünüyor önümüzdeki süreç. Ama işin diğer boyutları na…

dikkat dikkat

Linkteki adreste vakit gazetesine gönderilmek üzere bir metin var.
buyur oku, katılıyorsan mail at, bu adamlar gerine gerine piyasada dolaşmasın!!!

http://vakitetepki.blogspot.com/

vakitetepki@gmail.com

bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandın mı hiç?

Resim
Yazıp yazıp yayınlamadığım siyasi yazılar için başka bi blog mu açsam ne?. Zira bu sıralar ciddi yekün tutmaya başladılar.

Bu perşembe'de kurtlar vadisi pisi pisi pisine yayınlanmazsa, bırakıcam seyretmeyi. Bu ne yaa, boşluğa düşüyorum bekleyip bekleyip aradığımı bulmayınca. Kedi gibi girip battaniyenin altına hayal kurarım ben de, doğalgaza gelen zamlardan soona battiler(ikizler dilince) gizlendikleri kıyı köşeden çıkacaklar mecbur.

Nasıl özlemişim hamsiyi, iki gün önce pişirdik ne iyi geldi. mımmh'layarak yedim. Baba hamsinin kuyruklarını yemedi. Kızı kılçıklarını. Bendeniz hiçbir azasını ziyan etmedim:) Ahretliğimden kalma alışkanlık, "hamsinin kılçığından ne olurmuş" der, yutardı. Ben de öyle yaptım. Hamsiye burun kıvıranlar vardır ya hani, "o da balık mı canım; somon, çinekop, levrek... varken" diye; bu caanım balıkları da severim ama hamsinin yeri başka ben de.

Çocukken ağır bi sarılık vakası atlatmıştım. Annem bi ızgara hamsi yapmıştı hiç unutmam. Tv…

kikirikten anneye kıyak

Kikirik ve annesi mutfaktalar, kikirik hala kaşarlı omletiyle boğuşurken annesi kahvaltı bulaşıklarını makineye yerleştiriyor. Bu arada trt çocuğun deneme yayınında program tanıtımları açık tv'de. Anne işini yapıyor gibi görünürkene bir taraftan da kayda değer, izlenesi bir şey var mı diye dinliyor tv'nin sesini.

Tanıtımın birinin sonunda, "bu brogram sadece çocuklar için, büyüklere izletmeyin" diyo. Anne atlıyo hemen, "aaaaaa niyeymiş ama ben de izlemek istiyorum belki"

Kikirik annesinin zihnine kazınan o tarihi cümleyi etmek için ağzındakini yutuyor veee

"Anneee, sen ne kadar büyürsen büyü, hatta yaşlansan bile, senin içindeki çocuk hep çocuk kalacak eminim ben" diyor gülümseyerek.

Annenin gözleri doluyor, masaya dönüp o pis elleriyle (ıyy) kucaklıyor sımsıkı kızını.
"teşekkür ederim yavrum umarım öyle olur, dua niyetine geçer inşaallah sözlerin" diyor anne, kuzusu ise "amin"

hamdolsun.
vesselam.

Zahir'den

Pek çok yeri alıntılamak istedim aslında, unutmama kendime hatırlatma adına, blog artık benim için hatırlayamadıklarımı arayıp bulma yeri gibi, insanın bu kadar kötü bi yakın hafızası olunca, hatırlatmaya ihtiyacı da oluyor.


Hepimizin yaşamın sanatçıları olduğumuzu Tanrı biliyor.Bir gün heykeller yapmak için elimize bir çekiç veriyor, başka bir gün resim yapmak için boyalar ve fırçalar ya da yazmamız için kağıt ve kalem veriyor. Fakat bir çekiçle resim yapamazsınız ya da bir fırçayla heykel. O yüzden ne kadar zor olursa olsun, acı çektiğim için bana lanetleme gibi gelseler bile, bugünkü küçük nimetleri kabul etmeliyim ve bugün güzel bir gün, güneş parlıyor ve çocuklar caddede şarkı söylüyorlar. Acımı geride bırakmayı başarmak ve yaşamımı yeniden kurmak için tek yol bu.


Zahir-Paulo Coelho-sayfa:311

kikirik ile iremsu

Oyun oynuyorlar, iremsunun bebeği hasta, bizimki doktor, odasında bekliyor. Ben yan odada yatağıma uzanmış okuyorum güyaa ama kulağım onlarda.

iremsu odadan içeri giriyor ve telaşlı bi sesle

-doktor hanım doktor hanım bebeğim çok hasta kalbi pıt pıt atıyor, diyor.

benim ki kendinden emin ve gayet ciddi bi tonlamayla;

-hımmm, bu kötü bi şey sayılmaz hanımefendi telaşlanmayın, kalbinin atması bebeğinizin yaşadığını gösterir, diyor.


anne içerden kahkahayı basıyor, 'bu çocuk espri yapmış olabilir mi?'yi düşünüyor, çocuklar dinlendiklerini farkediyor, kikirik yüzünde muzip bir ifade ve biraz da kızmış gibi gelip;

-anneeeeeeeeee diyor,

'dinlediğini anladık böyle yapmamalısın' der gibi dönüyor gözleri :)


vesselam

gemiler kalkar yüreğimden gizlice

(İlk iki paragraf geçici/yedek olarak kullandığım wordpress hakkındadır)
Yazmak istediğim bi sürü şey varmış gibi aslında ama oturup şemanın orasını burasını karıştırmak ve wp'nin özelliklerine bakınmaktan başka bi şey yapmıyorum. Yabancıladım burayı, yatağında kendi çukurunu bulamamak gibi bi duygu, bu.Tema var ya, çok sevdim aslında onu. Renkleri, yerleşimi, gün ayrımları filan pek hoşuma gitti. Kızı ve edasını da pek sevdim emme diz üstünde bi ceket giydirip, bi de başörtü takabilsem içim daha rahat edecek, o zaman biraz daha bana benzeyecek, tabi bi de 8-10 kilo eklemek lazım:D İspanyol paça pantolonları, topuksuz pabuçları ve asker yeşilini de severim zira. Boynunda bir iki tur atıp, dizlerine kadar sarkan bordo-yeşil-kahve-mor tonlarında dallı-güllü fular lazım bi de, ama öyle cafcaflı olmayacak renkler, sonbahar tonları gibi koyu mu koyu; temayı tasarlayanlar unutmuş olmalı.**************************************************************************************************…

bana kaderimin bir oyunu mu bu?

moruragan da geçici olarak WP'de sayın ziyaretçi.

http://uraganik.wordpress.com


Emme belli de olmaz yanı, sen burayı da kimsesiz goma, ara sıra uğra.
yassakları delecek tonla imkan var neşossa.

belki sansursuz.net'ten idare edebilirim, kıyamıyorum buraya da.

kaderimin oyunu dinlemenin tam zamanı

Özlem, bir özgecandır

Özlemcim, yeterince teşekkür edemedim sana.

Hem blog dostluğun hem de doğum günümde yaptığın sürpriz için tekrar teşekkür ederim, benim için çok kıymetliler.

Yorumunu okuyunca, müzik eklemeyi bırakmış olmama rağmen bu şarkıyı eklemek istedim senin için. TSM sevdiğini biliyorum, mutlaka Zekai Tunca'yı ve bu şarkıyı seviyorsundur diye düşündüm.

buyrun

kelebekler buraya da uğradı

Resim
Özlemcim, sağolsun listesinde bana da yer ayırmış, aldım kabul ettim dostluğunu :)

Benim listem az sonra...

*

Eveeeet işte benim kelebeklenecek listem;

Blog dünyasına ilk daldığım günden beri bi şekilde hep birbirimizden haberdar olduğumuz arkadaşlar var önce sırada.

Eskiden Yaban eriği diye bildiğimiz, sonra mucizenin anneliğine terfi eden Tubaya ,Bazı konularda kendime çok benzettiğim ortak duyarlılıklarımızın var olduğuna inandığım, (efenim kimler de gelmiş çıstak çıstak, oooo Bünyamin bey'in eşi, İbrahim Berk'in annesi) benim eeen eski (taaa bücürden) blogger arkadaşlarımdan Aysuna,Yine taaa o zamanlardan görüştüğümüz, azıcık yazmasam mailime davranan, "iyisin di mi?" yi asla ihmal etmeyen, yüzü güzel kalbi güzel, her konuda iyi niyetli kardeşim solmazıma,Çıtı pıtı, mini mini, bırakıyorum dediğimde ağzı sitemli, yusufcuğun biricik annesi, ozan bey'in sevgili eşi (bak bu defa karıştırmadım) , şeker kız kuaybeye (sen aldın biliyorum ama yazmak istedim yine de)Pek s…

çok şükür ya rabbii

Haftasonu Kikirik kızımın akika kurbanını kesme ve ikram etme işleri uğraştık. Cumartesi akşamdan çıkıp cebeciye kayınbiradere geçtik. Onun bildiği biri varmış, oradan alalım kurbanımızı diye. Biraderin işleri uzayınca saat on gibi ancak gidebildik, kurbanı alacağımız yere. Daha önce hiç gitmediğim Yakup Abdal köyüne, uçurumlu yollardan inerek vardık nihayet o karanlıkta. Ben ve çocuklar arabada kaldık, bakacak olanlar gidip getirdiler hayvancağızı. Kesimi ise o kadar kısa sürdü ki şaştım kaldım. Meğer kurbanı kesen bey, biraderin ricasını kırmayıp bulunduğu düğünü bırakıp gelmiş. Yirmi dakikada tüm işi bitirdi. Biz toparlanırken temizlenip yeniden üzerini değişti, dönerken onu düğüne bıraktık, adamdaki enerjiye bak :)

Elif hanım, tüm bu işler sürerken yavru bir kangal'a taktı kafayı, yetmedi adamların ahırına girdik gece karanlığında çakmakla. Bir başka yavru kangalı da hediye olarak alıp geliyorduk nerdeyse, zor ikna ettim hatunu bakacak yerimiz olmadığına ama benim de içim gitt…

ben uzan, cem uzan/dilber hala yirin seni/kikiriğin belgesel hastalığı/kedi ve köpekler üzerine çatlak bir sav

Resim
Öğrenci affı haberlerinin çıktığı gün, hem af hem de Aktütündeki fecaat ile ilgili uzunca bir yazı yazdım. Yazdım, sildim; yazdım, sildim. Sonunda tamamladım, geriye dönüp okuyayım, dedim. İyi ki okumuşum. O kadar temkinli yazmaya çalıştığım halde yayınlanacak halde değildi yazı. Hükümetten, muhalefete, askerden stk'lara kadar komple herkese döşemişim çünkü. Olur ha yanlışlıkla yayınla filan derim diye, taslak olarak bile bırakmadım, kökten sildim yazıyı. Öfkem yatıştıktan sonra bana kalan tek şey vardı aslında, yine aptal yerine konma hissi. Vatandaş olarak bu hisse o kadar aşinayız ki bu memlekette, yabancılık çekmiyorum artık. Neyse ya sıkmayacağım canımı, sizinkini de tabi...
Ramazan'dan beri gündemi takip etmeyi bırakmıştım, ara-sıra akşam haberlerine bakıyor, bir zamanlar beklediğimi söylediğim güreşin nasıl sonuçlanacağını sessizce izliyordum. Şimdilerde de dünyadaki ekonomik kriz ve yansımalarını takip etmekten bunalmıştım ki, bi haber gördüm şok oldum. Cem Uzan'a E…
Af çıktı 95 ve sonrası hem de, 96 girişli olarak kapsıyor beni de...

Yine fena halde aptal yerine konmuş hissediyorum kendimi, olsun!!!
Hükümete feda olsun.
Vatana millete hayırlı olsun.


Çıkan ilk afta, omuz omuza olduğum yakın bir arkadaşım okula döndü.
İkinci de bir başka arkadaşım -son sınıftı o-, üç-beş dersi vardı peruk taktı derslerini verdi, mezun oldu. Bu üçüncü af, benim çevremde bi ben kaldım bi serap bu affı değerlendirebilecek. Ama sanırım o da benim gibi evinde oturmayı seçecek.

Yanlış anlaşılmasın kimseyi kınamıyorum, o gün de kınamadım, bugün de kınamıyorum, herkesin bireysel tercihi, sonuçları kendini bağlar. Üzülmek ayrı tabi. Ama bazı yerlerde "başörtü mağdurlarına af çıktı" diye başlıklar atıyorlar ya; memlekette başörtü mağduru kalmadı, onu söylüyorum sadece. Biz zaten işi mağduriyet olarak görmekten çoktaan vazgeçtik, biz dediğim bir elin parmağını geçmeyecek üç-beş sabit fikirli!!! Geri kalan arkadaşlar da zaten çıkan her afta azar azar döndüler okulla…

Günler tam da böyle geçiyor işte

Resim
Günler;

Kah faturalar kadar sıkıcı

Kah internet hızında

Bazen fanustaki su gibi sakin, bazen fanusun sakini kadar hırçın

Bazı zamanlarsa naneli sakız tadında;



Kah Kur'an kadar gerçek, kah Meal kadar dost

Ama ille tesbih gibi dizilmiş kaderin ipine.

Bunlar işin zahir'i; bir de batını var ki işte o tam bir muamma...




Zamanımız var ama / Korkmayı sürdürdükçe / Ruhumuz var teslim etmeden önce*

1o gün olmuş yazmayalı, benim için uzunca bi süre bu. Her gün hatta bazı günler bir kaç kez yazardım eskiden. Her neyse, bu ara da böyle; yazmamak için özel bi gayretim yok, tıpkı sık yazdığım dönemlerde yazmak için bi gayretim olmadığı gibi. Olduğum günden geriye doğru gidersem eğer;

Yazmaya başlamadan hemen önce annemle görüştük. Onu bana çağıracaktım kalması için. Babam bir hafta evde olmayacaktı, kardeşim de olmayınca yalnız kalmasın diye düşünmüştüm. Fakat o da ne? Babamın evden uzakta geçirdiği hafta geçen haftaymış!!! Arada yaptığımız onca telefon görüşmesini filan silmiş olmalı zihnim, epey güldüm kendime. Nasıl oluyor da zaman kavramından bu kadar kopabiliyorum bilmiyorum. Şimdilik gülüyorum ama pek hayra alamet değil sanırım bu durum, annem gene tipik tanımlamasını yaptı olayla ilgili "aşık kızım benim", efendim buyrun benim :DDün kayınvalidemler, esmacan ve yeğenler bizdeydi. Akşam da kayınço geldi. Çocuklar yaramazlığın dozunu iyice kaçırıp, antrede kovalamaca oy…

sabahın seherinde.

Sabahın ilk ışıklarıyla kahve içmeyi özlemişim sanki.
Yanıma da eski bir dostu aldım, Ankara'nın sabah ayazında ısıtmayan güneş ışıkları eşlik ederken bana, parmaklarımı ovarak yazıyorum bu satırları.
Niye?
...?

Yazıp yazıp sildiğim cümleleri zihnimden de kovarak, hep kızdığım bir şeyi yapıp aç karnına bir dilim baklava yuvarlayacağım ve gidip uyuyacağım sanırım. Sanırım çünkü uyumayadabilirim bundan kime neyse...

Bir de her neyse var ama onun konumuzla alakası yok.

Bol gezmeli bir bayramı ardımızda bıraktık. Pek çok akraba ziyareti yaptık bayramda. Yıllaar sonra babaannemi ziyaret ettim iyi oldu. Omuzumdan koca bir yük kalktı sanki. Kalabalık sofralarda bol kahkahalı yemekler yedik, güzel sözler ettik birbirimize. Beni çok mutlu eden bir haber aldım bayramda z. teyzemden. Öyle ki sesli sesli ağladım duyunca, en son ne zaman ağlamıştım mutluluktan bilmiyorum, önemli de değil zaten.

Dün de lunaparka götürdük kikirciği, ona adrenalini bir miktar fazla gelecek bir oyuncağa bindi. Kalbi hız…

Bayramınız Bayram Ola!!!

Resim
Bayram hazırlığı deyince, imkanı olan her anne gibi benim de ilk işim kızımın bayramlık cicilerini almak oluyor. Onları güzelce askılara asıp arefe akşamı başucuna koymak için hazırladım. Pabuçlarımızı da dolaba koyduk, arefe akşamı onlar da yatağın yanındaki yerlerini alacaklar. Mor kadife pantolon, mor hırka ve rengarenk cıvıl cıvıl bi bluz. Giydirip bakınca, kuzumun ne kadar büyüdüğüne şaşkınlıkla tanıklık ettim yine.Bu bayram içimdeki çocuğa da bayramlık ciciler almak niyetindeydim, aslında hala niyetim var ama ne kalabalık var yaw, zaten alış-verişten hoşlanmayan ender hatunlardan biriyim. Kendime bir şeyler almak için o kadar sıkıntıyı yeniden çeker miyim bilmiyorum :)Tokat yapraklarımız akşamdan ıslandı, evi toparladıktan sonra kocca bi tencere sarılacak. Tatlı düşünmedim şimdilik, belki kadayıf ya da revani yaparım, belki de hazır bir şeyler alırım onu da bilmiyorum:)Bu bayram kardeşim bizimle olmayacak. Garip bi bayram. Anneannemler de köyde kalacaklar bayramda, aslında her …
Hz. Aişe bir gün Peygamberimize:''Ya Rasulullah: Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?'' diye sordu.Peygamberimiz şöyle buyurdu:''De ki: Ya Rab; sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet.''

otuzumun ilk günü

Yorumları tek tek cevaplamak uzun zamandır yapmadığım bir şeydi, "doğum günü özel" kapsamında tek tek teşekkür ettim tüm yoranlara, kıymetinizi bilin bak:)

Ve gelelim düne; Aslında bir önceki gün yaptığım programı ikiye bölmüş, kitap fuarını da düne bırakmıştım. Bir ara rehavete teslim olacak hale geldiysem de, "hadi kalk tembellik etme, kendin için bir şey yap, bu kadarını borçlusun bana" dedim ve sözümü dinledim.

Kocatepe ve Sultanahmette başlayan dini yayınlar fuarı bu yıl 25. senesine gelmiş, şaştım. Ben hala 18-19 filan sayıyordum çünkü. Lise yıllarımdan (9o) beri her ramazan'da mutlaka ziyaret ettiğim fuar benim için bir nevi tutungaç, isteyince istikrarlı olabileceğimi kanıtlaması babından.

Uzun vadeli planlar yapmayalı yıllar oldu ama, kikirikle aklında kalacak ve her yıl iple çekeceği ortak bir zevkimiz olsun istiyorum. Bu yıl 2. senemiz. Geçen yıl sevmişti fuarı, bu defa daha avludan içeri girerken "oooooooo kitaplara bak, ne çooook" diye koşa…
Resim
Şimdi profilime baktım, 30 yazıyor.

He heyt beeeee

Ne kadar büyümüşüm, dedim kendime

ama kendim de inanmadı

***

Hep öğrenci kalacağıma öyle inanmışım ki,

ya da tamamlanamadığından takılıp kalmışım.

büyüdüğümü kabullenmek zor geliyor

hep o talebe kız varmış gibi...

***

Neyse

yukardaki çiçekler kendi kendime otuz yaş şeysi / neysi?

bilmem

bilsem söylerim.

***

Aslında kendime bir şarkı bile çaldım.

"Dön bak dünyaya" bugün için çok anlamlıydı, tahmin de etmiş biri.

ekleseydim dinleseydi her gelen dedim ama olmadı.

imeem kapanmış, youtube'u görüntüleyemiyorum zaten, bir iki video sitesine baktım ama kod bulamadım falan filan feşmekan....

***

sessiz kaldı buralar, olsun hadi hep beraber

***


yalnız kaldıysaaan, kal kıp ta pen ce ren den biir baaaak

güneş aç mış mıı, yağmur düş müş müü

dön bak dünyayaa

dön bak dünyayaa




ek: yazıyı yayınladıktan hemen sonra kuzucuğum benden hediye paketi istedi, bir de banttan iki-üç parça kesmemi. sen gelme annecim, dedi. sürprizi varmış bana. on beş dakika sonra seslend…

uykusuz geçen iki günün ardından / jalapeno yerim seni / sobe sonraki yazıya.

İki gündür uykusuz halde öyle çok koşturmuşum ki, sabahtan beri uzanma durumundan oturma durumuna geçemedim. Tabi bunda hem uzanıp, hem okuma-yazma imkanı sağlayan lepistopunda etkisi büyük. Ne zamandır uğrayamadığım blogcu arkdaşları okudum, oraya buraya baktım, aylaklık yaptım. Ramazan başından beri bu kadar tembel takıldığımı hatırlamıyorum. Öğlen oldu uro, yap programını alooooo kime diyom, hiç!!!
Pazar akşamı Nurcihanların davetindeydik. Her şey çok güzeldi, yemekler, tatlı filan. Ama kardeşim o ne acı biber turşusuydu bee, tadı damağımda kaldı. Domates ve sarımsak ile kurulan biber turşularından yapmış, nurcihan ama biber muazzam, elleriyle toplamış bi arkadaşlarının bahçesinden, süperdi.
Acı biber turşusu deyince vazgeçemediğim harika bir lezzet var, denemediyseniz mutlak surette deneyin, fersan jalapeno acı biber turşusu. Ben dilimlenmiş olanını tercih ediyorum, bütün halde olanını hiç denemedim, acısı yerinde fazla büyük parçalar tüketmek yiğitlik ister:) Acı seviyorsan dene, …

anlayan anladı, di mi anne?

Sevgilerde



Sevgileri yarınlara bıraktınız

çekingen, tutuk, saygılı.

bütün yakınlarınız

sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

kalbinizi dolduran duygular

kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz

çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

yılların telaşlarda bu kadar çabuk

geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde açan çiçekler vardı,

gecelerde ve yalnız.

vermeye az buldunuz

yahut vakit olmadı.


Behçet Necatigil


ziyaretçiye not: iyiyim efendim, Ramazan trafiği aynen devam, bu hafta biz icabet ettik çağrıldığımız yerlere, pazartesi günü de kalabalık bi akraba toplaşması var benim evde, sonrası bayram telaşı... Bir de fuar sıkıştırabilirsem araya pek güzel olacak, vesileyle kocatepede bir vakit nasip olur belki, cami havası solumayı özledim, yüksek tavanların altında küçücük olmayı...

anaaa, uragan yeni yazmış duydun mu?/ hadi bee gitmedi miydi o / yok be ramazanda yazamayabilirim dediydi/e niye yazmış ki o zaman/ne bileyim ona sor!

Arayı açmışım epey, bi toparlama yapma niyetindeyim olan bitene dair.

Oruçla aram iyi, çok şükür. Şartlanma duygusuna en çok Ramazan'da inanıyorum, çocukluktan bu yana oluşmuş öyle bir şartlanmışlık var ki, susuzluk bile çekmiyorum. Oruç öncesi günde sekiz-on litre su tükettiğim düşünülürse, ortada çok ciddi bir şartlanma olduğundan söz etmek hakkımdır.Ama uykusuzlukla birleşen oruç bana yaramıyor, özellikle üç saatin altı aslaaaaaa, kabus gibi bi şey oluyorum. En güzel ramazan uyku denklemim şu; böl-ünmemiş üç saatlik gece uykusu + sahur ve keraatin ardından iki saatlik sabah uykusu + yarım saatlik öğle uykusu (kaylule) = beş buçuk saatle kendini zinde hisseden uragan.Özen isteyen pek çok yemeğimi yapmayı bırakmıştım uzun zamandır varsa yoksa, "soğanı salçayı kavur, ana malzemeyi ekle, suyunu ver, pişsin" modundaydım. Ramazan sayesinde sofralarıma özenmeye başladım yeniden, fırın yemeklerim geri geldi. Severek isteyerek yemek yapmayı össlemişim. Bir sürü de yazmıştım am…

mazaretim var asabiyim ben

saat 03:06

şimdi böyle saati yazınca aklıma,"saat dört yoksun, beş yok, altı, yedi, ertesi gün daha ertesi ve kimbiliiir" diye başlayan caanım livaneli şarkısı geldi, üşenmedim arattım ama dinletemeyeceğim imeem de yok, başkaca yerde aramak da canım çekmiyor bu saatte, isteyen bi zahmet bulup dinleyiversin canım.

Ne işim var bu saatte nette benim yaw?

el-cevap;

Aslında "mercimek çorba, zeytinyağlı taze fasulye, pilav, yoğurtlu patlıcan ezme, salata ve pudingden" oluşan, Ramazan başından beri hazırladığım en normal, utanarak söylüyorum ve de en az çeşitli soframdan kalkıp (ben niye bu kadar çok seviyorum yemeyi yaaa) , namazı eda edip, bol çaylı normal bir akşam seyrine bırakacaktım kendimi.

Hatta porselen demlikte, eriklinin içmelere doyamadığım muazzam suyu ve dahi bir tutam tomurcukla tatlandırdığım, yemeğe oturmadan az evvel önce demlediğim çayımdan bir kupacık içme imkanı da buldum aslında. (ne çaydı beeee)

İşte sonrası biraz karışık. Elifciğin yemem de yemem muhab…
Resim
Perşembe akşamı iftarımızı Göksu'da yaptık. Asıl niyetimiz Pulpul'un oradaki ortama uyum sağlayıp sağlayamayacağını görmekti tabi. Eğer severse oraya da bırakabiliriz, diye düşünüyorduk ama ben evimize epeyce yakın sayılan evcil hayvanlar parkına daha sıcak bakıyordum doğrusu, özledim mi tabana kuvvet 15 dakikada oradayım.
Ta ki bu güzelliğin koca gölde, bizim evde yapamadığı ne kadar dalma-çıkma oyunu varsa hepsini rahatlıkla yaptığını görene kadar. O kadar eğlendi ki görülmeye değerdi. Evcil hayvan parkında ördeklere ayrılmış kısımda küçük havuzumsu bir şey var, bu kadar rahat hareket etmesi mümkün değil orada. Göksu'daki susuz gölü ve etrafındaki küçük çaplı sazlıklar ördeklerin doğal ortamına epey yakın gibi.

Fotoğraflarda görülen küçük kayalardan göl kenarına inip bıraktım küçük arkadaşımı, bir kaç dakika oynayıp gerisin geri yanıma geldi vak vaklayarak. Sonra bir defa daha bıraktım sulara, Elif de bu arada "anne bak bak ne güzel yüzüyor, alışacak galiba" diy…

Ramazan bereketi

Şimdi susup dinlemek gerekiyor sanki. Ben de kulak kesildim içimi dinliyorum. "O" na yöneldikçe, sanki daha çok duyuyorum içimin sesini. Hem de ne güzel şeyler söylüyor; ümitten, iyilikten, hayır hasenattan, sabırdan, yardımlaşmadan, merhametten bahsediyor.

Güzel cümleler duymalı ya insan içinden; nefreti, öfkeyi, kıskançlığı, tenkiti vs... daha az barındıran (keşke hiç olmasalar) latif cümleler duymalı. Bunun için Ramazan'dan güzel zaman var mı yaw:)

En içten ve de en coşkulu sesimle içimin en derin mağaralarında yankılanacak kadar yüksek bir tonla diyorum ki, hoşgeldin onbir ayın sultanı, ne iyi ettin geldin. Gelişinle nasıl bir kapı açtın bana ki o kapının açıldığı yolu izlemeye devam edersem varacakmışım gibi gelir, kendime yarattığım fırtıların sadece ve sadece "O" nun aşkıyla dineceği o yere.

***

İlk iftarımızda annem ve kardeşim vardı soframızda, ikinci gün eski komşularımız yardımcı ailesi. Ramazan sofralarının tadı çok başka elbette ama ah bir de oruç…