Kayıtlar

Ocak, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

olmasaydım, daha mı çekilir olurdu dünya?

Resim
http://www.deviantart.com/
Bazen öyle bir boşverme hissi yayılıyor ki ruhuma, o an dünya üzerindeki her şey önemini yitiriyor. Ve ardından şu soru yokluyor kalbimi.
Ben olmasaydım, sevdiklerim için hayat daha mı kolay olurdu?

Uzun olacak üzgünüm, sıkılan okumasın!

Günlerdir susuyorum, izliyorum. Sakince daha doğrusu sakin kalmaya çalışarak. Herkes konuşuyor, herkes bugünkü konumu üzerinden "üzerine düştüğüne" inandığı şeyi yapıyor. Adeta "örtülüler" bir meta'ya dönüştürülmüş, üzerinden tahliller yapılıyor. Alıştık, yıllardır sosyolojik tahlillere ama bu kadarı da fazla. Pes ya yeter, sustukça içimde büyüdü, büyüdükçe daha yüksek sesle bağırıyor kalbim yalnızlığını. O kadar çok şey birikti ki, baştan uyarıyorum, bu uzun bir metin olacak, sıkılan okumasın!, beğenmeğen yakışıklı oğluna almasın ve bu yazıda bütünlük aramasın, kimse. Çünkü tamamıyla parçalanmış bir yazıdır bu, paramparça olmuştur, aynı hayatım gibi...

**Mevzuu benim için sadece " örtü" meselesi değildir, zira benden geçmiştir, "evimde oturup çocuk bakmak bana biçilmiş kaftandır", zaten şimdi ki örtülü jenerasyon için, "aç-kapa artema" her geçen gün doğallaşma yolunda ilerleyen bir süreçtir, genelleme yapmamaya çalışsam da, "ö…

beni özlediniz di mi, itiraf edin!

Eeevet, işte geldim, burdayım.
Uzun uzun yazasım yok ama kaç gündür neden yazamadığımı, meşguliyetimin nedenlerini; blogumun sadık üç beş ziyaretçisine olan saygımdan madde madde özetleyeyim.

!/ Perşembe ve Cuma gününü kızım ve bir de komşumun ikizleriyle ilgilenerek geçirdim. 2 yaşlarını biraz geçmiş olan ceren ve cemre, harekette sınır tanımayan veletler olduğundan, ancak Cuma günü bir uyarı notu yazma fırsatım olabildi bloga. Bundan kelli haftada 2-3 gün kızlar benimle olacak, yakında evi kreşe çevireceğim, ilgilenenlere duyurulur! :)
!/ Cumartesi günüm, Pazar'a hazırlıkla geçti. Her ne kadar kikirciğimin doğum günü bugün olsa da, toplanmak için pazar daha müsait oluyor. Hem ev temizliği, hem pasta börek, başımı kaşıyacak zamanım olmadı.
!/ Pazar ikindiye kadar da durum pek farklı değildi, bir gün önceden yapılamayacak olan salata-meze türü ikramlıklarla uğraştım.
!/Ve sonrasında da gelenlerin ağırlanması, çocukların bitmek bilmeyen isteklerinin karşılanması :), evin toparlanması fi…
ARADIĞINIZ BLOGGER'A ŞU AN ULAŞILAMIYOR, LÜTFEN PAZAR ERTESİ TEKRAR DENEYİNİZ:/

örelim, güzelleşelim!

Resim
Dün akşam bir motif daha ekledim, parça iplerden örmeye çalıştığım yamalı örtüye. Uzun zamandır bırakmıştım örmeyi, sırt ve boyun ağrıları sebebiyle. Örgü örerken dünyayı unuttuğumdan, yeniden başladım dün, niye? -İşte iiile.


İyi bir şiir iyi bir şiirdir./Sigaradan başka şeyler de vardır hayatta!

Bazen
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...

William Shakespear
Sevgilerde
Sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı. bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı. bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı siz geniş zamanlar umuyordunuz çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi. gizli bahçenizde açan çiçekler vardı, gecelerde ve yalnız. vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı.
Behçet Necatigil

5. gün

Resim
Bugün daha iyiyim.
Geride kalan gün sayısı arttıkça;
bırakabileceğime inanmaya başlıyorum ben de.
Aslında kendimi kandırdığımı söylüyor, içimdeki ses.
Ama; neye inanmak istersen ona inanırsın. :(.



Not: Tüm arkadaşlara desteklerinden ve de dualarından ötürü teşekkürler...
İç ses: Bu yorumların baskısı altında ezileceksin!

4. gün/hala aklımda!

Sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırdım, kikiriğin blogu, şablonu , anket, vırt zırt, oyalanıyorum.
Aslında kalksam bi aşure yapsam, hem daha çok vakit alır, hem de yirim:)

*****

Yok yok, ben şimdi onu yaptım mı, mümkün değil 1 kase yiyip, bırakamam bu halde. Biraz daha bekleyelim, Muharremin son günlerinde pişireyim, o zamana kadar belki iştahım biraz daha azalır. Azalır mı ki? :(

yılgınlık yok, direniş var!

Dün kikirciğimin en yakın arkadaşı İremsu'nun doğum günüydü. Sabah uyanır uyanmaz gitmek için acele eden kızım öğlene kadar başımın etini yedi durdu. Nihayet karşı komşumuza gittiğimizde, olanlar oldu. İremsu ile elif birbirlerine girdiler doğum günü hadisesi yüzünden. Birbirlerini kızdırdılar, atıştılar ama sonunda eğlenmeyi başarabildiler. Saat 4 'e kadar oradaydık, ondan sonra ben eve geçip hazırlandım. Hep birlikte çıktık, baba-kız beni tren durağına bırakıp, oradan markete geçtiler. Ben de korkulu rüyam olan mr'ı çektirmek üzere hastane yollarına düştüm. Randevu saatinde oradaydım ve kimsecikler yoktu, beklemek zorunda kalmadan halloldu bu defa.
Yine aynı sıkıntıları yaşadım, nefes alış-verişimi normal seviyede tutmak için yoğun çaba harcadım. Bu defa gözlerimi hiç açmadım, yine zamanı yitirdim ve çıktığımda ilk işim kabindeki mantomun cebine bıraktığım saate bakmak oldu. O makinede sadece 15 dakika geçirdiğime inanmak zor oluyor çıktığımda. Neyse ki bitti.

***

Dün gece …

bu kaçıncı veda...

Şimdi baktım, sigarama yazdığım veda yazısının üzerinden tam 1 ay geçmiş olacak yarın. Bu süre zarfında bu konuda hiç bir şey yazmadığım, dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır. Bununla da kalmayıp, Aysun'un yeniden başlamak hakkında yazdığı yorumun cevabına da bakınız, konuyu profesyonelce geçiştirme, mevcut tarafımdan.Yani anlaşılacağı üzere hala tiryakiyim, ama dün öğleden beri sigara içmeyen bir tiryaki.

Bu 1 aylık sürenin ilk iki haftalık dönemi tek-tük içişlerle geçse de, geri kalan iki haftası; durum "eski tas eski hamam" idi. Sürekli "bu son" larla geçti günler, taki şuradaki, "hemen şimdi bismillah" yorumunu görene kadar, o an itibariyle içmiyorum. Ne kadar sürer bilmiyorum, zira ilk 24 saat bana pahalıya patladı, sürekli yiyorum. Akşam gelirken koca bir paket cips almasını rica ettim beyefendiden, toplamda 15 dakika sürmedi tüketmem. Kitap okumaya çalıştım, uyumaya çaılştım olmadı, içimden bir ses sürekli beni tahrik etti, "şart mı b…

bu böyle bir hafta sürer...

Şişmiş gözlerle uyandım bu sabah. Ağlayacağımı bile bile izlemeden edemiyorum bu filmi. Diğer karakterler bir yana, Şener Şen'in canlandırdığı Nazım karakteri etkiliyor beni, kızı Pirayeyle olan diyolagları ve bir de o sessiz kız melek. Filmin son sahnesinde, Galata köprüsü üzerinden taksisiyle geçerken şu cümleler dökülüyor, nazım'ın ağzından.

"Acılar çekiyoruz, acılar nefretleri, nefretler yıkımları getiriyor. Hayatlar tel tel dağılıyor, paramparça oluyor. Ama kimi zaman yaşanan bir felaket, büyük bir mutluluğun kaynağı olabiliyor. Bir çocuğun ağzından dökülen kırık dökük sözcükler mucizeye dönüşebiliyor, yaşanan onca mağlubiyete rağmen."

Bu filmde beni en çok etkileyen sahne de Nazım'ın kendini kızına anlatma çabası.

"İşin en acıklı yanı da şu kızım, bir daha dünyaya gelsem yine aynı yollardan yürüyeceğimi biliyorum."


IL QUADERNO DELLA SPESA /GÖNÜL YARASI

Resim
Dün akşam cnbc-e 'de izledim bu filmi, gerçekten çok iyiydi. O kadar karmaşık ilişkiler var ki filmde, özetlemeye çalışmak anlamsız. Fakat Antonia 'yı canlandıran Gabriele Lavia, başlı başına izletmeye yetiyor filmi, bakışları büyülü adeta. Rastlarsanız kaçırmayın. Bu akşam benim favori türk filmlerimden biri olan Gönül Yarası bilmem kaçıncı kez ekrana gelecek ve ben oturup bilmem kaçıncı kez izleyeceğim ve yine bilmem kaçıncı kez gözyaşlarımı tutamayacağım sonunda. Filmin müziklerinden iki video, ilki Aynur'dan incir ağacı, diğeri Neşet Ertaş'tan karlı dağlar...





garip durumlar/yazmak yaşamaktan kolaydır.

Bu blog denen şey ne tuhaf.
Hiç tanımadığımız insanların hayatları, bazen tanıdıklarımızın hayatları, gelmişi, geçmişi, üzüntüsü, sevinci, heyecanı, bekleyişi...
her neyse işte, her ne yaşanıyorsa, bir tıkla içine giriveriyorsun.
Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, ölüm haberleri, hastalıkları, pek çok şeyin içinde buluyorsun kendini. Sessizce takip ettiğim bloglardan birini okumaya takıldım kikirik uyuyunca, kalkamadım başından. Tüm arşivini okumuş buldum kendimi.
Aynı şekilde, hiç tanımadığım insanlar bazen tanıdıklarım da, benim hayatımın içinde hissediyorlar mı kendilerini acaba?
Garipsedim, bunca uzaklığa rağmen, bir odanın içinden başka hayatlara akmayı, üzüntülerine üzülmeyi.....
tuhaf sahiden, niye yapıyoruz ki bunu?
durup dururken niye giriyoruz ki başka hayatlara?
neyi bulmayı umuyoruz?

"aslolan hayattır
bir akvaryumu yazmak,
akvaryumda yaşamaktan kolaydır.
bu yüzden her dize biraz eksik
her şiir biraz yalandır..."

Yılmaz Odabaşı'nın bu dizelerini kendime hediye ediyorum.

ben konuşcam, ben konuşcam, ben konuşcam!, susmıycaaaaaam!

Bu şarkıyı içimde durmadan konuşan, sesini sesimden daha çok duyurmaya çalışan gıccık kadına armağan ediyorum, ve öz eleştiri yapabilen tüm iç sesli kadınlara...:)



NOt:bana benden başka kimse, sus be kadın! diyemez; dağıtırım.

Rölantide yaşamak?

Bazen kendimle ve hayatla ve hayatımdakilerle başetmek konusunda çok yetersiz kalıyorum. Hatta sık sık böyle oluyor. Kendimi bir yere koyamıyorum, konumlandırmada hata yapıyorum. İçinde bulunduğum hayatı yaşamakta zorlanıyorum.

Son zamanlarda üstüste gelen; Elif'in özerklikliğini ilan çabaları, çektiğim ağrılar ve benim depresif hallerim durumu iyice zorlaştırıyor. İçinden çıkılmaz bir sorun yumağına dönüşüveriyor hayat, tutunmak lazım bir yerden, ama..

Dün Elif'i aldım karşıma, güzel güzel konuştuk, doğrusu ben öyle sanmıştım. Bugün durum yine aynı. Neden şaşırıyorsam, sihirli bir değneğin hayatımı değiştirmeyeceğini bilecek yaştayım aslında.

Her yeni gün; dur, yapma, şunu yapsak, şunu yaparsan... şeklinde başlıyor ve öyle devam edip gidiyor. ELif beni, ben Elif'i hırpalayıp duruyoruz. Ve bu gidişat berbat, çok can sıkıcı.

Sesimin en yumuşak haliyle bir şey rica ediyorum, (yemek, uyku, odasının toparlanması vs..) cevap alamıyorum, isteğimin gerekçelerini anlatıyorum olmuyor. …

yazmak gelmedi içimden,

Resim

omur/deprem/mahlas/Hüsn-ü Aşk okumaları-son/"bir" üzerine...

Resim
1. Sabah teyzem aradı, mr sonuçları için. Boyundaki düzleşme mr ile sabitlendi, daha da ilginci; doğuştan olduğu sanılan, ya da daha sonra ciddi bir darbeyle oluşmuş olabilecek bir birleşme varmış, boyun omurumun aşağı kısmında, omuzlara yakın bölgede iki omur kemiği birbirine kaynamış ve sinirlere bası yapabilirmiş bu durum. Bu bölgeyi daha detaylı bir tomografi ile inceleyip, hangi sinirlere bası yaptığını bulacaklar ve ona göre bir tedavi uygulanacak. Şimdilik egzersizleri yapmam şart görünüyor.
2. Moralimi bozdu bu durum, özellikle teyzemin telefondaki gergin sesi, konuşmasının anlatmakta zorlanıyormuş gibi bir hava içermesi .... neyse yaaaa.
3. Dün akşam kanepeye uzanmış, kitap okurken; birden sağa-sola kaydığımı hissettim, deprem olmuştu, 2-3 sn. hissettik sadece. Deprem küçükmüş ama merkezi oturduğumuz ilçe olunca hissedildi tabi. 2 yıl önce ciddi sallantılardan sonra hazırladığım deprem çantasını, tıkmıştım gardrobun altına. Dün akşam çıkardım, eklenilecek şeylere baktım ve ulaş…

pencereden kar geliyor/sünger bob

İki video;

birisi hüzün isteyenlere




birisi sevinç isteyenlere

unuttum konu neydi?

Resim
Aslında başka şeylerden bahsedecektim. Sırlardan, şifrelerden; insanoğlunun müteşabih olana duyduğu önlenemez meraklardan, okuduğum kitaptan, ilk defa dinlediğim yeşilimsi-rock gruptan, ve daha başka şeylerden, ama şimdi...



-unuttum, konu neydi?




Hepsine boşverdim; kar yağdı, böyle oldu.

Çocukluğumdan beri çok severim; izlemeyi, kar yağarken yürümeyi, yüzümü gökyüzüne kaldırıp kar taneciklerinin yüzüme yumuşacık inişini, yere uzanıp kollarımı iki yana açmayı...
Karla ilgili her şeyi çok severim. Orhan Pamuk'un aynı adlı kitabını bile...

Durup dururken severim, sever sever dururum.

İçimi sevinçle dolduran "kar"ı yaratan Allah'a hamdolsun.

en yalnız fotoğraf

Resim
Gönderdiğim ikinci fotoğraf da yayınlandı. 2 de 2.
Bu adamlar yollanan her fotoğrafı yayınlıyor olmasın. :(
Lingi tıklama zahmetine katlanmayanlar için, işte o foto...


maklube, sohbet, bambi, karikatür vs...

Resim
Dün öğleden sonra işlerimi bitirince Nurcihan'ı aradım. Bir kaç gün önce görüşmüş, 31 Aralık akşamı toplaşalım demiştik. Toplaşmanın yeni yılla alakası yok, malum ertesi gün okullar tatil ya, ondan. Nurcihanların evden biri öğretmen üçü öğrenci 4 kişi okula gidiyor. Öyle olunca da, ya hafta sonları ya da ekstra tatiller görüşme vesilesi oluyor.

Çoook önceden yapmaya söz verdiğim maklubeyi pişirmeyi önerdim, seve seve kabul etti. Ben de hazırlıklara giriştim. O geldiğinde mercimek çorbası ve zeytinyağlı barbunya ocağı boylamıştı. Sonrası hem sohbet hem de kek-pohaça faslıyla geçti.

Yemekten sonra, adı sürekli değişen küçük faremiz Bambi Nurcihanların sayesinde kafesin dışında da bir dünya olduğunu farketti. Ben hayvanları çok seviyorum ama tırsığım biraz. Zaten evde bir hayvan besleme isteğim de bu yüzden. Kikirik de benim gibi olmasın, hayvanlara dokunmaktan korkmasın diye.

Neyse; cümbür cemaat toplaştık bambinin başına, elden ele dolaştı yavrum. Ben büzüş büzüş bir köşede çığlık atm…