uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

olmasaydım, daha mı çekilir olurdu dünya?

Perşembe, Ocak 31, 2008

Bazen öyle bir boşverme hissi yayılıyor ki ruhuma, o an dünya üzerindeki her şey önemini yitiriyor. Ve ardından şu soru yokluyor kalbimi.

Ben olmasaydım, sevdiklerim için hayat daha mı kolay olurdu?
Read On

Uzun olacak üzgünüm, sıkılan okumasın!

Çarşamba, Ocak 30, 2008
Günlerdir susuyorum, izliyorum. Sakince daha doğrusu sakin kalmaya çalışarak. Herkes konuşuyor, herkes bugünkü konumu üzerinden "üzerine düştüğüne" inandığı şeyi yapıyor. Adeta "örtülüler" bir meta'ya dönüştürülmüş, üzerinden tahliller yapılıyor. Alıştık, yıllardır sosyolojik tahlillere ama bu kadarı da fazla. Pes ya yeter, sustukça içimde büyüdü, büyüdükçe daha yüksek sesle bağırıyor kalbim yalnızlığını. O kadar çok şey birikti ki, baştan uyarıyorum, bu uzun bir metin olacak, sıkılan okumasın!, beğenmeğen yakışıklı oğluna almasın ve bu yazıda bütünlük aramasın, kimse. Çünkü tamamıyla parçalanmış bir yazıdır bu, paramparça olmuştur, aynı hayatım gibi...

**Mevzuu benim için sadece " örtü" meselesi değildir, zira benden geçmiştir, "evimde oturup çocuk bakmak bana biçilmiş kaftandır", zaten şimdi ki örtülü jenerasyon için, "aç-kapa artema" her geçen gün doğallaşma yolunda ilerleyen bir süreçtir, genelleme yapmamaya çalışsam da, "örtü"'nün bugün büyük şehirlerde kullanılan hali tuhaf bi şi'dir. Ayrıca o da tercih meselesidir, beni bağlamaz, olmasa iyidir ama olmuştur, örtü dönüşmüştür.

**Beni asıl kızdıran, siyasilerin iki yüzlülüğü, ne ikisi ne üçü çok yüzlülüğüdür. Hangi birini yazmalı bilmem ki, hepsi üstüne düşeni yapmaya çalışıyor ya!
Başbakan'dan mı başlamalı acaba? Bunca yıl bu mesele üstü "örtü"lü bir şekilde rafta bekledi. Niye bugün, niye İspanya'da, niye muhabir sorularıyla gündeme gelmiş bir mesele oldu örtü meselesi. Benim şahsi kanaatim, sayın başbakanın bu kadar hızla çözüme gitme niyeti yoktu aslında, bir-iki cümle edip bırakacak, herkesin eteğindeki taşları dökmesini bekleyecek, konuşulacak bir şey kalmadığında da, "hadi bi bakalım","küstürmeyelim seçmeni, tutalım bi ucundan yavaş yavaş" diyip, her yanı kolaçan ederek kağnı hızıyla yol alacaktı.

**Planları değiştiren, mevzuuyu hızlandıran ve hızlandırdıkça kısıtlayan, konuyu sadece "başını örtmek isteyen üniversite öğrencisi, örtüversin canım ne olcak, çenesinin de altından bağladı mı tamamdır" a hapseden, beraberinde 301'i de unutuverelim şimdilik diyen, bahçesinde gül bitmeyen Devlet bey'in ta kendisi olmuştur. Kendisinden daha fazlası beklenemez, beklenmemelidir de, ne de olsa zamanında yasakların en sıkı takipçisi, en cesur uygulayısı olmuştur zatı şahaneleri. Susmayı onun kadar iyi becerebilen başka bir adam var mı dır dünyada?

**Bir de Baykal'ımız var. Muhalefetin anası olan hani. Şahsıyla görüşmelerim oldu defalarca, hazırladığımız programların kulislerinde. "Özgürlüklerin kısıtlanmasını nasıl savunabiliriz, çözülmeli tabi, ama bunu islamcı iktidarlar yapamaz...", nev'inden tonla cümle sarfeden, (daha fazlası da konuşulmuştur ama chp'nin laik-atatürkçü seçmenini hayal kırıklığına uğratmayalım) yakışıklı Deniz dede, bugün mitingci kitlesinin davranmasını beklediği gibi davranıyor.

**Yaa bu ülkede hakkıyla; ifade özgürlüğünü, insan haklarını, savunacak bir adam niye yok, niye çıkmıyor. Niye herkes her şeyi kendine yontuyor? Demokrasi bana hizmet ederken iyi, sana hizmet edecekse tü kaka. Özgürlük bana varsa iyi, sana varsa nah!
Kadınlar meclisin önünde eylem yapıyor, "örtü serbestisi istemiyoruz" diyor, yapsın kardeşim, hakkıdır, istemiyorsa çıkacak sloganını atacak, ellemeyeceksin tabi ki. Ama zamanında "örtümüzle okulumuzu bitirmek istiyoruz" diyen örtülü kızların nasıl coplandığını, gözaltılarda arkadaşlarını deşifre etmemek için nelere katlandıklarını da unutmayacaksın. Meclisin önünde eylem yapmayı bırak, okulunun önünde bile ağzı kapatılan kızları hatırlayacaksın ve diyeceksin ki özgürlük herkese lazım.

**Geleyim işin başka boyutuna, korkak dindarlara! Dün akşam, anayasa taslağını hazırlayan komisyonun başındaki isim Ergun Özbudun, Birand'ın karşısında soruları yanıtlıyor.
Birand diyor ki; "bu kızlar başları örtülü 4 sene okuyacaklar, sonra okulumu başörtülü okudum, şimdi de örtülü olarak çalışacağım tabi, diyecekler, o zaman ne olacak?"
Özbudun; "Madde kamuda çalışmaya izin verecek nitelikte değil, onlar da özel sektörde çalışacak" diyor.
Uragan da diyor ki; hangi özel sektör? Başörtünün ucunu gördü mü kaçacak delik arayan adamlar mı çalıştıracak tesettürlü kızları. Sanki 98'de örtü yasağı sadece kamuya gelmedi mi? "Sen bilmem ne şirketisin, elemanın başını örtüp, çalışamaz mı" dediler. Yooooooo. Bizim korkak patronlar, kuruşunu kaybetmekten Allah'tan korkmadığı kadar korkan dindarlar, yasağı kendileri taşıdılar şirketlerine, dersanelerine vs... yerlere. İmaj meselesi yaptılar, en çok da bunlar yaralamadı mı bizleri, canımızı yakmadı mı?

**Bugün durum farklı mı?, hayır. Daha bundan on gün önce bir grafik-fotoğrafçılık işi vardı, cevap: kadın istemiyoruz, kadın olsa bile örtülü istemiyoruz.
Hay senin...

**Yasak kalkarsa mahalle baskısı olur diyo ya bazıları, onlara diyorum ki; "lan oooolum, zaten var ama sana değil bana" Ben hayatın işleyen yerlerine nüfuz edemiyorum anladın mı? Bi sanal karakter olarak varım ben, aha burda! Onun dışında gerçek hayatta yer alacaksam, benim yerim; evim, ya da başkalarının evi, hani temizlik filan yapılacaksa, ona bir şey denmiyor, hayatını kakılmış pozisyonundayken örtülü geçirebilirsin, kime ne!
Yeter ki okuma, fikir beyan etme, toplumun dinamiklerinin içinde yer alma, insanlarla iletişim halinde olma, yani sosyal olma, sosyal hayatta yer alma!

Bu kadar değil aslında biriktirdiklerim, ama dağıldım.
Toplayamıyorum, dağıldıkça dağıtıyorum.
Dağıttıkça dağılıyorum.
Bu yazıyı yoruma kapatıyorum, ziyaretçilerden bir şey söylemek isteyen olursa, e- mail adresim anasayfada mevcuttur, (demiştim ama vazgeçtim, yorum da açık, e-mail'de, niye kapatayım ki ama, dileyen dilediğini yazsın, sonra bakarız)
Başka bir türban yazısı da Ali Beyhan mahlasıyla şurada yazan dalgacı davuttan:)
Olayın içler acısı halini bir de ondan okuyun...
Read On 4 yorum

beni özlediniz di mi, itiraf edin!

Pazartesi, Ocak 28, 2008
Eeevet, işte geldim, burdayım.
Uzun uzun yazasım yok ama kaç gündür neden yazamadığımı, meşguliyetimin nedenlerini; blogumun sadık üç beş ziyaretçisine olan saygımdan madde madde özetleyeyim.

!/ Perşembe ve Cuma gününü kızım ve bir de komşumun ikizleriyle ilgilenerek geçirdim. 2 yaşlarını biraz geçmiş olan ceren ve cemre, harekette sınır tanımayan veletler olduğundan, ancak Cuma günü bir uyarı notu yazma fırsatım olabildi bloga. Bundan kelli haftada 2-3 gün kızlar benimle olacak, yakında evi kreşe çevireceğim, ilgilenenlere duyurulur! :)
!/ Cumartesi günüm, Pazar'a hazırlıkla geçti. Her ne kadar kikirciğimin doğum günü bugün olsa da, toplanmak için pazar daha müsait oluyor. Hem ev temizliği, hem pasta börek, başımı kaşıyacak zamanım olmadı.
!/ Pazar ikindiye kadar da durum pek farklı değildi, bir gün önceden yapılamayacak olan salata-meze türü ikramlıklarla uğraştım.
!/Ve sonrasında da gelenlerin ağırlanması, çocukların bitmek bilmeyen isteklerinin karşılanması :), evin toparlanması filan derken gece yarısını buldu uyumam. Kikircim de pek huzursuz bir gece geçirdi, ben de ancak fırsat bulabildim yazmaya.
!/4 yıl önce bu satırları yazdığım şu dakikalarda; doktorum tarafından (canım gizem, sen olmasan benim kahrımı kim çekerdi?) sunni sancıların bir işe yaramadığına kanaat getirilmiş; ameliyata alınmak üzere hemşireler tarafından hazırlanıyordum. Fırtınalı bir havaydı, kar yağıyordu Ankara'ya, kikirciğim doğduğunda. Bunu bir ara detaylı yazarım belki, bilmiyorum, belki de yazmam. Bilmiyorum dedim ya, bilmiyorum, gerçek!
!/Tek bildiğim; bir çocuk, bir kadının hayatına anlam veren şeylerin en başındadır. Hele ki bir kız çocuğunun annesi olmak, çok anlamlı ve de çok değerlidir! Zaman zaman bunu unutsam da öyledir!

Not: Kikirciğimin doğum günüsü ile ilgili detayları onun sayfasına bir-iki gün içinde yazacağım, bilginize!
Read On 4 yorum
Cuma, Ocak 25, 2008
ARADIĞINIZ BLOGGER'A ŞU AN ULAŞILAMIYOR, LÜTFEN PAZAR ERTESİ TEKRAR DENEYİNİZ:/
Read On 2 yorum

örelim, güzelleşelim!

Çarşamba, Ocak 23, 2008



Dün akşam bir motif daha ekledim, parça iplerden örmeye çalıştığım yamalı örtüye. Uzun zamandır bırakmıştım örmeyi, sırt ve boyun ağrıları sebebiyle. Örgü örerken dünyayı unuttuğumdan, yeniden başladım dün, niye? -İşte iiile.



Read On 2 yorum

İyi bir şiir iyi bir şiirdir./Sigaradan başka şeyler de vardır hayatta!

Salı, Ocak 22, 2008
Bazen

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,

Güneş kucağındadır, bilemezsin.

Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,

Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.

Uçar gider, koşsan da tutamazsın...


William Shakespear

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.
bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.
gizli bahçenizde açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı.

Behçet Necatigil


Read On 0 yorum

5. gün

Salı, Ocak 22, 2008
Bugün daha iyiyim.
Geride kalan gün sayısı arttıkça;
bırakabileceğime inanmaya başlıyorum ben de.
Aslında kendimi kandırdığımı söylüyor, içimdeki ses.
Ama; neye inanmak istersen ona inanırsın. :(.



Not: Tüm arkadaşlara desteklerinden ve de dualarından ötürü teşekkürler...
İç ses: Bu yorumların baskısı altında ezileceksin!
Read On 4 yorum

4. gün/hala aklımda!

Pazartesi, Ocak 21, 2008
Sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırdım, kikiriğin blogu, şablonu , anket, vırt zırt, oyalanıyorum.
Aslında kalksam bi aşure yapsam, hem daha çok vakit alır, hem de yirim:)

*****

Yok yok, ben şimdi onu yaptım mı, mümkün değil 1 kase yiyip, bırakamam bu halde. Biraz daha bekleyelim, Muharremin son günlerinde pişireyim, o zamana kadar belki iştahım biraz daha azalır. Azalır mı ki? :(
Read On 7 yorum

yılgınlık yok, direniş var!

Pazar, Ocak 20, 2008
Dün kikirciğimin en yakın arkadaşı İremsu'nun doğum günüydü. Sabah uyanır uyanmaz gitmek için acele eden kızım öğlene kadar başımın etini yedi durdu. Nihayet karşı komşumuza gittiğimizde, olanlar oldu. İremsu ile elif birbirlerine girdiler doğum günü hadisesi yüzünden. Birbirlerini kızdırdılar, atıştılar ama sonunda eğlenmeyi başarabildiler. Saat 4 'e kadar oradaydık, ondan sonra ben eve geçip hazırlandım. Hep birlikte çıktık, baba-kız beni tren durağına bırakıp, oradan markete geçtiler. Ben de korkulu rüyam olan mr'ı çektirmek üzere hastane yollarına düştüm. Randevu saatinde oradaydım ve kimsecikler yoktu, beklemek zorunda kalmadan halloldu bu defa.
Yine aynı sıkıntıları yaşadım, nefes alış-verişimi normal seviyede tutmak için yoğun çaba harcadım. Bu defa gözlerimi hiç açmadım, yine zamanı yitirdim ve çıktığımda ilk işim kabindeki mantomun cebine bıraktığım saate bakmak oldu. O makinede sadece 15 dakika geçirdiğime inanmak zor oluyor çıktığımda. Neyse ki bitti.

***

Dün gece 2'ye kadar uyuyamadım. Sigara içme isteği her dakikamı, her anımı istila etti. Hatta bir ara ağladım bile ama içmedim. Onun yerine oturup, tv seyredip amasya elmalarına verdim kendimi. Hastaneden dönerken markete uğrayıp; golden, amasya ve ekşi ithal elmalardan aldım bolca. Evde de starking vardı, sebzelik tam bir elma cennetine dönüştü.

***

Eve döndüğümde beni karşılayan manzara ilginçti, trende sık sık arayıp, "anne gel artık" diyen kızım, beni karşısında görünce, "anne git sen, sonra gelirsin" dedi, bozuldum. Mutfak masasında, oyuncaklarına su doldurup onlarla oynayan kızım, ortalığı o kadar dağıtmış ki, beni görünce tırstı sanırım biraz. Neyse birlikte topladık masayı, sofrayı hazırladık. Baba-kız'ın pişirdiği, ev usulü et döneri ve yanıdaki aperatifleri yedik. Beni kesmedi tabi, iştahım tavan yaptı ya sigara yüzünden, bir kase kuru yemiş, üzerine de kuru pasta yedim:( O da yetmedi kola içtim 2 bardak. :((
Sonra da çaya teslim. O kadar tıkınınca şiştim tabi, yakınmaya başladım bir ara. Kikirciğim ne dese iyi. "annecim sana yetişkin danonesi alalım, aktüfya yersen şişlik kalmaz, iyileşirsin" dedi.

***

Zor bir akşamdı, gece defalarca uyandım, sürekli evin içinde dolaştım, ama içmedim. Hala direniyorum. Ve içimden bir ses eğer bi tane içersem, üç gündür çektiğim her şeyin boşa gideceğini söylüyor. Durumlar şimdilik böyle.
-bitti-
Read On 5 yorum

bu kaçıncı veda...

Cuma, Ocak 18, 2008
Şimdi baktım, sigarama yazdığım veda yazısının üzerinden tam 1 ay geçmiş olacak yarın. Bu süre zarfında bu konuda hiç bir şey yazmadığım, dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır. Bununla da kalmayıp, Aysun'un yeniden başlamak hakkında yazdığı yorumun cevabına da bakınız, konuyu profesyonelce geçiştirme, mevcut tarafımdan.Yani anlaşılacağı üzere hala tiryakiyim, ama dün öğleden beri sigara içmeyen bir tiryaki.

Bu 1 aylık sürenin ilk iki haftalık dönemi tek-tük içişlerle geçse de, geri kalan iki haftası; durum "eski tas eski hamam" idi. Sürekli "bu son" larla geçti günler, taki şuradaki, "hemen şimdi bismillah" yorumunu görene kadar, o an itibariyle içmiyorum. Ne kadar sürer bilmiyorum, zira ilk 24 saat bana pahalıya patladı, sürekli yiyorum. Akşam gelirken koca bir paket cips almasını rica ettim beyefendiden, toplamda 15 dakika sürmedi tüketmem. Kitap okumaya çalıştım, uyumaya çaılştım olmadı, içimden bir ses sürekli beni tahrik etti, "şart mı bugün olması, haftaya bırak, olmadı sonraki hafta bırakırsın, niye bugün?"
Hep yenik düştüğüm bu sese şu an itibariyle hala direniyorum, sabrımı bugüne vermeye, yarını ve sigarasız geçirmem gereken diğer tüm günleri:( düşünmemeye çalışıyorum.
Read On 5 yorum

bu böyle bir hafta sürer...

Perşembe, Ocak 17, 2008
Şişmiş gözlerle uyandım bu sabah. Ağlayacağımı bile bile izlemeden edemiyorum bu filmi. Diğer karakterler bir yana, Şener Şen'in canlandırdığı Nazım karakteri etkiliyor beni, kızı Pirayeyle olan diyolagları ve bir de o sessiz kız melek. Filmin son sahnesinde, Galata köprüsü üzerinden taksisiyle geçerken şu cümleler dökülüyor, nazım'ın ağzından.

"Acılar çekiyoruz, acılar nefretleri, nefretler yıkımları getiriyor. Hayatlar tel tel dağılıyor, paramparça oluyor. Ama kimi zaman yaşanan bir felaket, büyük bir mutluluğun kaynağı olabiliyor. Bir çocuğun ağzından dökülen kırık dökük sözcükler mucizeye dönüşebiliyor, yaşanan onca mağlubiyete rağmen."

Bu filmde beni en çok etkileyen sahne de Nazım'ın kendini kızına anlatma çabası.

"İşin en acıklı yanı da şu kızım, bir daha dünyaya gelsem yine aynı yollardan yürüyeceğimi biliyorum."



Read On 6 yorum

IL QUADERNO DELLA SPESA /GÖNÜL YARASI

Çarşamba, Ocak 16, 2008
Dün akşam cnbc-e 'de izledim bu filmi, gerçekten çok iyiydi. O kadar karmaşık ilişkiler var ki filmde, özetlemeye çalışmak anlamsız. Fakat Antonia 'yı canlandıran Gabriele Lavia, başlı başına izletmeye yetiyor filmi, bakışları büyülü adeta. Rastlarsanız kaçırmayın.

Bu akşam benim favori türk filmlerimden biri olan Gönül Yarası bilmem kaçıncı kez ekrana gelecek ve ben oturup bilmem kaçıncı kez izleyeceğim ve yine bilmem kaçıncı kez gözyaşlarımı tutamayacağım sonunda. Filmin müziklerinden iki video, ilki Aynur'dan incir ağacı, diğeri Neşet Ertaş'tan karlı dağlar...





Read On 0 yorum

garip durumlar/yazmak yaşamaktan kolaydır.

Cuma, Ocak 11, 2008
Bu blog denen şey ne tuhaf.
Hiç tanımadığımız insanların hayatları, bazen tanıdıklarımızın hayatları, gelmişi, geçmişi, üzüntüsü, sevinci, heyecanı, bekleyişi...
her neyse işte, her ne yaşanıyorsa, bir tıkla içine giriveriyorsun.
Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, ölüm haberleri, hastalıkları, pek çok şeyin içinde buluyorsun kendini. Sessizce takip ettiğim bloglardan birini okumaya takıldım kikirik uyuyunca, kalkamadım başından. Tüm arşivini okumuş buldum kendimi.
Aynı şekilde, hiç tanımadığım insanlar bazen tanıdıklarım da, benim hayatımın içinde hissediyorlar mı kendilerini acaba?
Garipsedim, bunca uzaklığa rağmen, bir odanın içinden başka hayatlara akmayı, üzüntülerine üzülmeyi.....
tuhaf sahiden, niye yapıyoruz ki bunu?
durup dururken niye giriyoruz ki başka hayatlara?
neyi bulmayı umuyoruz?

"aslolan hayattır
bir akvaryumu yazmak,
akvaryumda yaşamaktan kolaydır.
bu yüzden her dize biraz eksik
her şiir biraz yalandır..."

Yılmaz Odabaşı'nın bu dizelerini kendime hediye ediyorum.
Read On 4 yorum

ben konuşcam, ben konuşcam, ben konuşcam!, susmıycaaaaaam!

Perşembe, Ocak 10, 2008
Bu şarkıyı içimde durmadan konuşan, sesini sesimden daha çok duyurmaya çalışan gıccık kadına armağan ediyorum, ve öz eleştiri yapabilen tüm iç sesli kadınlara...:)



NOt:bana benden başka kimse, sus be kadın! diyemez; dağıtırım.
Read On 2 yorum

Rölantide yaşamak?

Salı, Ocak 08, 2008
Bazen kendimle ve hayatla ve hayatımdakilerle başetmek konusunda çok yetersiz kalıyorum. Hatta sık sık böyle oluyor. Kendimi bir yere koyamıyorum, konumlandırmada hata yapıyorum. İçinde bulunduğum hayatı yaşamakta zorlanıyorum.

Son zamanlarda üstüste gelen; Elif'in özerklikliğini ilan çabaları, çektiğim ağrılar ve benim depresif hallerim durumu iyice zorlaştırıyor. İçinden çıkılmaz bir sorun yumağına dönüşüveriyor hayat, tutunmak lazım bir yerden, ama..

Dün Elif'i aldım karşıma, güzel güzel konuştuk, doğrusu ben öyle sanmıştım. Bugün durum yine aynı. Neden şaşırıyorsam, sihirli bir değneğin hayatımı değiştirmeyeceğini bilecek yaştayım aslında.

Her yeni gün; dur, yapma, şunu yapsak, şunu yaparsan... şeklinde başlıyor ve öyle devam edip gidiyor. ELif beni, ben Elif'i hırpalayıp duruyoruz. Ve bu gidişat berbat, çok can sıkıcı.

Sesimin en yumuşak haliyle bir şey rica ediyorum, (yemek, uyku, odasının toparlanması vs..) cevap alamıyorum, isteğimin gerekçelerini anlatıyorum olmuyor. Bir ton üstten söylüyorum olmuyor. Sonra bir bakıyorum, çıkabilecek en yüksek sesle, emir ya da tehdit içeren cümlelerle dolu bir tartışmanın ortasındayız. Çok yorgun hissediyorum kendimi.

Sürekli uyarı, ihtar, yapma etme lerle geçiyor tüm gün. Önceden de benzer durumlar oluyordu ama bu kadar ileri haller olmuyordu, bayramdan bu yana tamamen ulaşamaz olduğumu hissediyorum çocuğuma.

Rölantiye alacağım bir süre, her şeyi.
Read On 3 yorum

yazmak gelmedi içimden,

Pazartesi, Ocak 07, 2008

DSC05473

Read On 0 yorum

omur/deprem/mahlas/Hüsn-ü Aşk okumaları-son/"bir" üzerine...

Cuma, Ocak 04, 2008
1. Sabah teyzem aradı, mr sonuçları için. Boyundaki düzleşme mr ile sabitlendi, daha da ilginci; doğuştan olduğu sanılan, ya da daha sonra ciddi bir darbeyle oluşmuş olabilecek bir birleşme varmış, boyun omurumun aşağı kısmında, omuzlara yakın bölgede iki omur kemiği birbirine kaynamış ve sinirlere bası yapabilirmiş bu durum. Bu bölgeyi daha detaylı bir tomografi ile inceleyip, hangi sinirlere bası yaptığını bulacaklar ve ona göre bir tedavi uygulanacak. Şimdilik egzersizleri yapmam şart görünüyor.
2. Moralimi bozdu bu durum, özellikle teyzemin telefondaki gergin sesi, konuşmasının anlatmakta zorlanıyormuş gibi bir hava içermesi .... neyse yaaaa.
3. Dün akşam kanepeye uzanmış, kitap okurken; birden sağa-sola kaydığımı hissettim, deprem olmuştu, 2-3 sn. hissettik sadece. Deprem küçükmüş ama merkezi oturduğumuz ilçe olunca hissedildi tabi. 2 yıl önce ciddi sallantılardan sonra hazırladığım deprem çantasını, tıkmıştım gardrobun altına. Dün akşam çıkardım, eklenilecek şeylere baktım ve ulaşılabilir bir yere koydum. Hazırlıksızız... hayatın getirdiklerine karşı zayıfız ve hazırlıksızız.
4. Blog dünyasındaki karışıklıkları düşününce, yazarken mahlas kullanmak, fotoğraf yayınlamamak vs.. üzerindeki düşüncelerim netleşti. Mahlas iyidir,
5. Dün ebru sanatı ile ilgili bir sitede rastladığım videoyla bugünü noktalayayım.





Bu videoyu izlediğimde aklıma Hüsn-ü Aşk'ın son sayfalarındaki cümleler gelmişti. Onları da ekleyeyim de, kitabtan yaptığım alıntılar tamamlanmış olsun.


"O bülbül, o konuşan kuş, sülün hep bendim. Bütün bunların meydana gelmesine yanlış bir bakış sebep oldu, çünkü Aşk Hüsn'dü, Hüsn de Aşk, ...
O padişaha ise ancak Aşk erişti. ...Hikaye de burda sona erdi. Bundan ötesi görünmüyor. Allah'a yüzlerce hamd olsun ki, söz sessizlik alemine erişti."*


*Hüsn-ü Aşk/Şeyh Galip/Yeni Kuşak Yayınları/Ankara 2000 sayfa:110
Read On 2 yorum

pencereden kar geliyor/sünger bob

Perşembe, Ocak 03, 2008
İki video;

birisi hüzün isteyenlere




birisi sevinç isteyenlere

Read On 0 yorum

unuttum konu neydi?

Perşembe, Ocak 03, 2008
Aslında başka şeylerden bahsedecektim. Sırlardan, şifrelerden; insanoğlunun müteşabih olana duyduğu önlenemez meraklardan, okuduğum kitaptan, ilk defa dinlediğim yeşilimsi-rock gruptan, ve daha başka şeylerden, ama şimdi...



-unuttum, konu neydi?






Hepsine boşverdim; kar yağdı, böyle oldu.

Çocukluğumdan beri çok severim; izlemeyi, kar yağarken yürümeyi, yüzümü gökyüzüne kaldırıp kar taneciklerinin yüzüme yumuşacık inişini, yere uzanıp kollarımı iki yana açmayı...
Karla ilgili her şeyi çok severim. Orhan Pamuk'un aynı adlı kitabını bile...

Durup dururken severim, sever sever dururum.

İçimi sevinçle dolduran "kar"ı yaratan Allah'a hamdolsun.

Read On 4 yorum

en yalnız fotoğraf

Çarşamba, Ocak 02, 2008
Gönderdiğim ikinci fotoğraf da yayınlandı. 2 de 2.
Bu adamlar yollanan her fotoğrafı yayınlıyor olmasın. :(
Lingi tıklama zahmetine katlanmayanlar için, işte o foto...




yalnizligin daniskasi!

Read On 0 yorum

maklube, sohbet, bambi, karikatür vs...

Salı, Ocak 01, 2008
Dün öğleden sonra işlerimi bitirince Nurcihan'ı aradım. Bir kaç gün önce görüşmüş, 31 Aralık akşamı toplaşalım demiştik. Toplaşmanın yeni yılla alakası yok, malum ertesi gün okullar tatil ya, ondan. Nurcihanların evden biri öğretmen üçü öğrenci 4 kişi okula gidiyor. Öyle olunca da, ya hafta sonları ya da ekstra tatiller görüşme vesilesi oluyor.

Çoook önceden yapmaya söz verdiğim maklubeyi pişirmeyi önerdim, seve seve kabul etti. Ben de hazırlıklara giriştim. O geldiğinde mercimek çorbası ve zeytinyağlı barbunya ocağı boylamıştı. Sonrası hem sohbet hem de kek-pohaça faslıyla geçti.

Yemekten sonra, adı sürekli değişen küçük faremiz Bambi Nurcihanların sayesinde kafesin dışında da bir dünya olduğunu farketti. Ben hayvanları çok seviyorum ama tırsığım biraz. Zaten evde bir hayvan besleme isteğim de bu yüzden. Kikirik de benim gibi olmasın, hayvanlara dokunmaktan korkmasın diye.

Neyse; cümbür cemaat toplaştık bambinin başına, elden ele dolaştı yavrum. Ben büzüş büzüş bir köşede çığlık atmaya hazır bekliyorum. Kızların ısrarına dayanamayıp, elime bir eldiven geçirip aldım önce. Baktım ayakları takılıyor, eziyet etmeyeyim, dedim. Sonra elimi koklamasına izin verdim, bıyıkları acayip gıdıklıyor. Tümüyle avucumun içinde kaldığında, derin derin nefes alarak dayanmaya çaılştım. Sonrası...
Az sonra.

Ve her ne kadar inanamasam da onu elimden elime geçirmeyi başardım, sevdim, okşadım. Bu arada kızım bana, -tırsma anne talimatları veriyordu. Benim alışma faslımdan sonra kikirik de cesaretlendi yeniden. O da açtı küçücük avuçlarını. Elif'i görmeliydiniz, heyecanını, bakışlarını, nefes alışını...
Muazzam bir andı.
Güzel bir akşam geçirdik, ev cıvıl cıvıldı.
Akşamdan geriye kalan en komik şeyse, Büşra'nın çizdiği Elif karikatürü.

Odasındaki dağınıklıktan, arkasında sakladığı kafese, çorap sevmeyen ayaklarına ve malesef bu ara süreklilik kazanan (umarım çabuk geçer) gözü yaşlı haline, süeterinden pantolon ceplerine kadar tüm detaylarıyla kikirik ve onun küçük dünyası...



Ben postla uğraşırkenbir yandan da bu makineyle çektiğim fotoğrafı netfotoğraf 'a yollamıştım, bir baktım yayınlanmış. İlk gönderdiğim fotoğrafın yayınlanması çok hoşuma gitti.Ne kadar hızlı adamlar...

Sevindirik oldum yaw.

Read On 1 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate