Kayıtlar

Şubat, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki,

Çok değil bir kaç gün yazmayacağım.
Güler yüzlü ve görmüş-geçirmiş bi maske takıp, onu da yüzüme iyice bi oturtup geleceğim.
Oynamasın di mi ama yerinden, üzmesin kimseyi:)

*
Can Yücel'den

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.

Demeyeceksin işte.

Yaşarsın çünkü.

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela.

O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,

senin o'nu sevdiğinden.

Çok sevmezsen, çok acımazsın.

Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini..

Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

Senin değillermiş gibi davranacaksın.

Hem hiçbir şeyin olmazsa,kaybetmekten de korkmazsın.

Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.

Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,

Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

Gökyüzünü sahipleneceksin,

Güneşi, ayı, yıldızları..

Mesel…

Hükümsüz

Aysun, Kuaybe, Erik ve Solar iyi bilir, ben öyle durur durur, birden kapatır giderim blogu.
Son 2-3 haftadır da hemen her gün kapatıp gitmeyi düşünüyorum.
Alt yapı çalışmalarını da tamamladım başka bir blog için hatta.

**

Neden böyle oluyor, bilmiyorum ama; arkadaşlar, yorumlar arttıkça, samimiyet oluştukça, kendimi dürüst mü bulmuyorum yazarken, ya da sorumluluk duygusu omuzlarıma oturmaya başlıyor ve ben korkuyor muyum, bilmiyorum.

Ama işin komik yanı, farklı bir bloga yazmaya başladıktan kısa bir süre sonra da, gidip eski dostları bulurum, ya da onların beni bulmaları için ipuçları bırakırım. Ve izimi süren arkadaşlarım da haaa sen o sun, di mi der. Yeniden yeni blogda devam ederiz.

Komik di mi?
Aslında acı da...
Hem yalnız olmak isterim, hem kimsesiz kalmamak.
Çelişik olduğumu söylemiştim.:)

**

Fakat şimdi bu geçen haftaki malum yorum trafiği oldu ya; gidemiyorum da.
Kaçtı diyecek bazıları, diye.
Sakın haaa, can arkadaşlarım alınmasın, onları kastetmiyorum, bazıları derken.
O garip yorum trafiğ…

Ahanda yazdım, hınzır veled

Dün sözünü verdiğim, Aşık Veysel Şatıroğlu ile ilgili çocukluk anımı yazayım şimdi.

Efenim, ben daha ilkokul talebesiyim o zamanlar.
Ankara'nın yeşil mi yeşil, şirin mi şirin ilçesi K.hamam'da ikamet ediyoruz, ailecek.
Babacığım da o zamanlar milli eğitimde şube müdürü.

Neyse, orman haftası nedeniyle ilkolkullar arası şiir yarışması düzenledi milli eğitim.
Düz yazı, kompozisyon filan olsa şansımı deneyeceğim ama şiir, hiç gelmez elimden. Katılmasan olmaz, illa yazılacak bir şeyler. Araştırdım, evdeki kitapları Aşık veysel'in orman ile ilgili bir şiirini buldum. (o zamandan belliymiş bak.) Yetmedi, şiirin sonunda veysel der ki, diye başlayan bir kıta vardı, onu da çıkardım. Bir güzel dolmakalemle, özene bezene hemi de el yazımla yazdım şiiri, altına B.D. diye imzayı çaktım.
Neyse şiiri verdim öğretmenime, o da müdüre, o da milli eğitime.

Yaklaşık 1 hafta sonra babam, accayip kızmış bir şekilde eve geldi bi akşam. Diyalog buna benzerdi.

-Şiir yarışmasına katılmışsın
-Evet
-Getir de bi…

taşa değmesin ayağın/Lale sümbül açsın bağın

Deyişlerle devam edeceğim bir süre, özlemişim.
Dolapları karıştırıp, kızılırmak'ın mp3'ünü, yorum'un best oflarını, livanelinin best of'unu çıkarıp, bi "gomonist türküleri dinleme gecesi" düzenlesem mi? hıı, ne diyonuz?

"1. geleneksel :) uraganın een gomonist türküler arşivisinin altından girip üstünden çıkma gecesi"

Kimler geliyor, gelenler e-mailime:) isimlerini yazdırsınlar, buradan bildirmek şart değil, :)
bak yoklama alcam haaa:)
Saadet bunu kaçırma, senin türkünü seçtim bugün, ben tarihi bildireyim, evo'yu al, gel; paris dediğin şuncacık yer, atla uçağa gel e mi? :)

Evvet, günün türküsü geliyor.

Sözleri Aşık Nesimi'ye ait olan "Şifa İstemem"'in iki farklı yorumu;

Biri ve tabi ilki; Grup kızılırmak'tan, (solist:İlkay akkaya)

İkincisini ben de ilk defa dinledim; türkü serhoşu:)(ben demiyom, o diyo) Aynur Haşhaş yorumu, güzel o da, İlkay'ın yorumundan epey farklı ama, güzel.


Şifa istemem balından
Bırak beni bu halımda…

...

Derya hanımcım, mailime kusunuz öfkenizi, zira yorumlar artık onaya taabidir.

Meşakkatin adın murat koymuşlar/ezber ettim türküyü.

İyi olan her müziği severim, dinlerim ama; türkünün yeri ben de çook başkadır. Özellikle deyişlerin, aşık türkülerinin. Bu seçtiğim türküyü de geçen hafta seçmiş ama ekleyememiştim. Birikmiş röportaj linklerinin ardından, birikmiş türkü linkleri. Aslında bir kaç tane daha vardı ama, baymayalım şimdi sadece türkülerle ziyaretçiyi di mi?...


**

Bir aşık Veysel türküsü, iki farklı yorum; doğrusu ben Cengiz Özkan yorumunu, Erdal Erzincan yorumuna tercih ederim. Cengiz Özkan'ın sesinde çok etkileyici bir tını var, ya da bana öyle geliyor, ne bileyim.

Ama türkü sevmeyen biriyseniz, pek popüler bi şi değil bu, dinlemeyin, kaldıramazsınız.:)



"Dünyada tükenmez murat var imiş,
Ne alanı gördüm, ne murat gördüğüm sevdiğim.
Meşakkatin adın murat koymuşlar,
Dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm sevdiğim.


Ölüm var dünyada yok imiş murat,
Gün be gün artıyor türlü meşakkat sevdiğim
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat,
İnsanlar içinde çok fesat gördüm sevdiğim


Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var, a…

Huu, ben geldim:((:

Zor bir haftasonu geçirdim, zaten canım epeyce sıkkındı; hem bu aralar yapışık yaşadığım depresif hallerim hem de operasyon vs.., nedeniyle.
Üzerine bir de blogda yaşanan gerginlik, tuz-biber oldu.

*

Blogumu takip eden arkadaşlar belki, gerilimli yorum trafiğine rastlamışlardır, ama bu gerginliğe son vermek için ilk defa yorum kaldırdım ve bir süreliğine yorumları onaylayıp, öyle yayınlamayı seçtim. Aslında sevdiğim bir durum değil pek, ama öyle oldu.

*

Gerilimin nedenine gelince; farklı düşünen insanların birbirlerini anlamaya çalışırken yeterli sağduyuyu gösterememesi ve birbirimize karşı biriktirdiğimiz önyargılar oldu. Hadise "o bunu, demiş, sen bunu dedin, o böyle yaptı..."vs. şeklinde sığlaştığı ve maalesef ben de yorumlara cevap verirken yeterince sağduyulu davranmayıp bu sığlığa çanak tuttuğum ve gereksiz yere kalp kırdığım için, tüm yorumları kaldırdım.
Bu yorum trafiğine rastlamış olanlar anlayacaktır ne söylediğimi; rastlamayanlarsa bence kendini şanslı saymalı:)

*

Neyse …

Ağlarsa anam ağlar..

Genel Kurmay'ın bugünkü açıklamasına göre; 8 asker şehit olmuş ve 112 terör örgütü üyesi öldürülmüş. Birazdan bültenleri izlemeye başlayacağım ve ne göreceğimi iyi biliyorum, ağıt yakan analar. Hatta bültenlerde görmeyeceğim ama yine de ağıt yakan analar olacak, adları terörist olan ama yine de ne yaparsa yapan evlat olanların, anaları...

22 Ekim'de yazmıştım alttaki yazıyı, hala aynı şeyi istiyorum; her kadın anneliği tatsın istiyorum ama ağlamadan evladının ardından, ağıtlar yakmadan...

**

Başkasının Kurgusunda Montaj Hilesi Olmak

"Dün bütün gün malum medyanın ve ne uzmanı olduğunu bir türlü anlayamadığım malum uzmanların Hakkari olayı, tezkere ve operasyon hakkındaki kişisel senaryolarını dinledim durdum. Gerim gerim gerildim. Neyseki seçimin son saatlerinde oy kullanmaya gittiğimde Nurcihan'ın dünya tatlısı üç kızıyla karşılaştım da, bir önceki yazıda kaleme aldığım keyifli akşamı geçirmiş olduk birlikte.
Peki gerginlik bitti mi? Tabi ki hayır. Birileri bizi Kuzey Irak…

Dünyayı Güzellik Kurtaracak!

Resim

Uragan usulü cuma böreği

Resim
Bu sabah yedi buçukta uyanınca, bi börek açıvereyim ev ahalisine dedim, demekle kalmadım yaptım, yapmakla kalmadım fotoyla belgeledim, ben kessin kafayı yedim:)
Yok beee, zabaan köründe; ben kim böörek açmak kim, di mi ama? Yufkam vardı evde, peynirli tava böreği yapıverdim şip şak yarım saatte. Vallahi hem hızlı pişiyor, hem de sıcak sıcak iyi gidiyor. İsteyene tarifini de veririm, pek kolay:) (Bildiğin yufka böreği, sadece tavada pişiyor, artislik yapcam ya illa; ondan) ** Yarım kilo yufkayla, orta boy bir teflon tava iyidir. Yufkaları kopar kopar diz tavaya, aralarına malum karışımdan dök (süt, yağ, 1 yumurta, accık kabartma tozu), ortaya gelince; canın ne çekerse doldur içine, aynen dizmeye devam. Tabana koyduğun yufkayı tavanın kenarlarından sarkıt ki, en son kattan sonra tavanın içine çevirecek bi şi olsun, böreğin de parça-pinçik görünmesin. Koy büyük ocağa, orta ateşte, tavayı ateşin üstünde gezdire gezdire pişir. Bir tabak koy sonra üstüne, böreği çevir, bi de öteki yanını pişi…

Masumdur tüm çocuklar ve serçelerin de anneleri vardır.

Küçücük ve üşümüş serçelere, ekmek ıslatıp verdim.
...
Onların ürkekçe bi alıp bi kaçmalarını seyrettim tülün ardından ve kıpırtısız.
...
Üç çocuk bir odanın ortasında oynarken, başımı ellerimin arasına alıp oturdum.
...
Rabbimin bana emaneti olan; sordu, "seni üzdüm mü, niye böyle duruyorsun?"
...
"Hayır yavrucuğum üzmedin, sadece böyle durmak istedim" dedim.
...
Ufacık bir davranışın neler düşündürebileceğinin idrakine vardım yeniden.
...
Bir yatağa oturdum, birini yatağa yatırdım, diğerini ayağımda salladım.
...
Ayağımdakinin yastığı salladıkça diğerinin poposuna çarpıyordu, ikisi de uyudu.
...
Sıra benimkine geldi ve bana.
...
Uyku sen ne mübarek bir şeysin!

Güneşin olsun gönlünde

Yitirme sakın cesaretini Güneşin olsun gönlünde Ve her şey iyi olacak...

Yorumsuz bir hayatı seçmek bile seçimdir.

...


**


"En kusursuz cinayet budur; yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerde bulunacağını bilemeyiz." Serap'ın sayfasında okudum bu cümleyi, Coelho'nun "Portobello cadısı" adlı kitabından alıntılamış. Düşündüm sonra, gerçekten birileri, başkaları, ötekiler mi katili yaşama sevincimizin; yoksa bilakis biz miyiz onu katleden? Cümlenin sonunu şöyle tamamladım sonra; "belki de suçlu en yakınımızdadır da onu bulmak istemeyiz."


**


İnsan kendi teslim olmaz mı acıya, öyle ki basıp geçmek, geçip gitmek varken, durup kalmaz mı başında, beklemez mi acı verenin daha çok acı çektirmesini? Niye bu inat, nedendir bilinmez. Ama hatırlatıp durmaz mı kendine acı veren tüm olayları?
Bir komşum vardı; ikinci evliliğini yapmış, ilk evliliğinden iki çocuğu var ve görüşemiyor onlarla. İki evladı daha var ikinci eşinden. Fakat diğerlerinin acısının başında öyle bekledi ki; yanında olan çocukları hep öfkesinden nasibini al…

Aklını peynir-ekmekle yemiş uragan nassı olur?

Bu sabah nihayet namazdan sonra uykuya yenik düşmedim. Epeydir hep bu niyetle yatıyor, fakat namazdan sonra, üstümde sabahlığım ve örtüm olduğu halde kıvrılıp, uyuyakalıyorum. Hatta dün epey kararlıydım ama kikircik gözlerini açınca o uyusun diye yanına yatmıştım ama ben de uyuyakalmışım. Fakat bu sabah şeytanın bacağını kırdım.

Kendime kahve yaptım, kitabımı aldım ve başımı kanepeye yaslamadan okumaya başladım, çünkü yaslasam biliyorum, orada öyle uykuya dalıcam yine.

Uykuyu niye bu kadar çok seviyorum ben yaa?

**

Saat sekiz buçuğa yaklaşırken, ekmek ve elif'e söz verdiğim sürpriz yumurtayı almak için çıktım. Aman Allahım ne soğuk, ayaz birden aldı beni, çocukluğumun buzz gibi Ankarasına götürüp getirdi. Vücudumun soğuğa karşı direncini kaybettiğini hissettim.
Oldum olası sıcağı severim ben, kedi gibi, sarınıp bürüneyim, sıcaklık vursun yüzüme. Mümkünse içecek sıcak bi şeyler olsun. Yanında da iyi bir müzik, ya da akıcı bir kitap. Akşama kadar mırıl mırıl takılabilirim yani:)

**

Eve ge…

Bakara-186

"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. " bakara-186

meal: Ali Bulaç

Ne zamandır eklemeyi düşündüğüm bir video vardı, bu ayetle beraber ekleyeyim onu da.


Ratatouille/Bulutsuzluk özlemi

Resim
Cumartesi akşamı Nurcihanlara gittik çay içmeye, en son 31 aralık akşamı biz de toplanmıştık, upuuuzzun zaman geçmiş aradan. Kapı komşusu olduğumuz dönemlerde 2 bilemedin 3 günde bir görüşür, bi halleşirdik ama geçti o günler. Şimdi uygun zaman bulunacak da bir araya gelinecek, ölme eşşeğim ölme desem ayıp olmaz di mi, saygıdeğer okur:)


Hafif gergin bir başlangıç yaptık, evde üç genç kız olur da gerginlik olma mı, oluuu. Ama ben hemmen "şirin şebelek moda" (bilgisayardaki güvenli mod gibi bi şi oluyo, ortam yumuşatılıp güven sağlanıyoo) geçip, yüzleri güldürmeyi başardım, afferin bana di mi nurcihan?


Neyse efenim, sohbet, hoş-beş filan derken benim kara kızlardan biri ratatouille'den bahsedince ve bahsi geçen film de evde bulununca ve bendeniz animasyon hastası olarak, "hadi izleyelim" diye bastırınca, akşamın geri kalanını film izleyerek geçirdik. Süpper bir filmmiş hakkaten, ödülünü haketmiş. Ama filmle ilgili yazmak için erken, ben milyon kez izleyip, iyi bi e…

Ayna'dan Hero'ya nassı geldim ben ya...

Son zamanlarda klasik hale gelen "aynalı bir cumartesi sabahı" geçti, gitti.
Sabah kahvaltısını hazırlarken, stvde yayınlanan ayna programının eski bölümlerini izlemek, alışkanlık haline geldi ben de. Programın normal saati bana biraz geç geldiğinden, tekrar bölümlerle idare ediyorum.
Bugün Çin'i geziyorlardı, özellikle çin settini merak eden biri olarak, bu bölümü kaçırmamış olmak iyi bir sabah geçirmek için yetti, programı sevmemin en önemli nedenlerinden biri de, müzik çeşitliliği. Her milletin müziğini dinleme şansı sunuyor insana. Programdan sonra youtube a girip dinlemeden edemezdim bu şarkıyı.


Faye Wong'un yumuşak sesiyle hero'nun unutulmaz sahneleri...

MORU GİTTİ, KALA KALA GÜNLÜK KALDI!

Resim
Sıkıldım bu ara yazmaktan, zaten eskisi gibi her gün bir kaç yazı yazmayı da bıraktım.
Bir de böyle deneyelim bakalım, şablon değişikliği de sıkıntıdan. Hep aynı mor sayfaya bakmaktan da sıkılmıştım, çünkü.

Nassı buldunuz, bakem yeni tema mı? Epey boğuştum gene kodlarla.
Bak, beğenmedim demeyin haaa?
Bi hafta-on gündür bakmadığım yer kalmadı, bi sürü tema indirdim, aslında başka bir tema seçmiştim ama onun başındaki linklerin kodlarını ayarlayamadım. O da işte buydu; Not: "ya hayır söyleyin, ya susun" hadisini önden hatırlatayım da, beğenmeyenler bir daha düşünsün:)

neyse ne?

Kafamda bin tane tilki dolaşıp duruyor, son günlerde. Fakat hepsinin kuyrukları da birbirine çarpıyor, ortaya accayip bir gürültü çıkıyor bu yüzden. Haliyle kafam da kazan gibi...
Benim canım kikirciğim büyüyüp, kendi işlerini azar azar da olsa kendi yapmaya koyulunca ve benim dışımda arkadaşlarıyla, hayvancığıyla ya da oyuncaklarıyla zaman geçirmeye başlayınca; ben de evde daha çok sıkılır oldum. Üzerine bir de üniversitelerde başörtü yasağının kalkması eklenince, "yeniden sınava mı girsem" sorusu, kafamdaki tilkilerin en büyüğü oluverdi. Dün brother'in geçen seneden kalma cd'lerini filan getirdim. Fakat fakültelerin puanlarının olduğu broşürü inceleyince, kafam daha bir karıştı.
Malumunuz ben imam-hatip mezunuyum, bu katsayı meselesi, istediğim gibi bir bölüme girmemi neredeyse mucizeye dönüştürüyor. Zaten ev-bark Ankara'da, okuyacaksam burada bir yer tercih etmeliyim ve Ankaradaki devlet üniversitelerinin puanları da epey yüksek. Hadiseye bir de benim sınava gi…

Akşama mantı var buyrun :)

Evvet, yine bir salı günü sizlerle beraberiz çooook sevgili bloggerlarım:))

Bir kaç günlük yokluğumda inşaallah zamanınızı güzel değerlendirmişsinizdir, şu bahar gelmiş havası veren bir kaç günün tadını doyasıya çıkarıp, "ben feleğin tekerine..." modunda gezip dolaşmışınızdır umarım, zira artık ben geldim, mecburen beni okuyacaksınız, dolayısıyla bilgisayarınızın başına çakılıp kalacaksınız :) (kahretsin, mütevazilik en sevdiğim huyumdur)

Ben ne yaptım haftasonu?
Cuma günü kızımla trene binip, tıngır mıngır Cebeciye, kuzenlerine gittik. Treni seven Elifcim için 40 dakikalık yolculuğumuz son derece keyifliydi, sonrasında da, yol boyunca gördüğümüz tüm güvercinlere, kedilere selam vererek ve onlarla sohbet ederek nihayet eve ulaşabildik.
Çay tiryakisi olduğum tüm tanıdıklarım tarafından iyi bilindiğinden, ben eve ulaştığımda bir demlik tavşan kanı çay ve ikinci çay faslının suyu bile kaynamış hazırdı.(bilen bilir, bir demlik beni assla kesmez)
Biz de kikirciğimle beraber sıcak Anka…

Falan filan

günaydınlaar ifeniim.

*dün nihayet "dan brown" serisini tarihin tozlu sayfalarına gömdükten sonra, marquez'in yarım bıraktığım kitabına geri döndüm. o kitap ta ödünç olduğundan ve alalı bu yaz 1 yıl dolacağından artık teslim etmek lazım, bitirmeden vermek istemediğim için yeniden aldım elime, bakalım ne kadar sürünecek.

*bu aralar, sena-bera'nın blogunda tıklama gafletinde bulunduğum:), şu oyuna takmış bulunmaktayım, kendimi alıkoymakta zorlanıyorum. bilgisayarda oyun oynamayalı yıllar olmuştu, bir şey yapmaya başladığımda takıntı seviyesine getirdiğim okuyucularım tarafından iyi bilindiğine göre, düşünün halimi.
(şu an şu lingi tıklamamak için zor tutuyorum kendimi.)

*salı ve perşembe günü, ikiz cadılar:) bendeydi, onlarla ilgilendiğimin ertesi günü bel ve boyun ağrılarım zirve yapıyor. İş-güç hak getire yani, ev uçtu gidiyor. Aslında bugün de halim yok ama, biraz toparlamam şart, zira haftasonu da yokum, döndüğümde evin haline dayanabileceğimi sanmıyorum.

*öğleden sonra…

Dan Brown'un redbull içmiş on kaplan gücünde karakterleri

Resim
Dan Brown amcanın 3. kitabı da dün itibariyle bitti-gitti. Esasında bu kitaplar ile ilgili ayrı ayrı yazmak niyetindeydim ama bu kitaplar genel itibarla içerik yönünden insanda fazla iz bırakan kitaplar olmadığından (ya da benim hafızam bunları gereksiz bulup sildiğinden) toplu katliam yapacağım.

Da vinci'nin Şifresi ve Melekler&Şeytanlar, kitaplarında ana karakter aynı, twit ceketli öğretim üyesi prof. mr. Langdon. (bir ceketini mi hatırlıyorsun adamın diyen varsa; cevabım hazır: yazar o kadar çok tekrar ediyor ki ceketi, kazındı yani kafama!) Zatı şahaneleri simgebilim uzmanı, bence manyak. Garip uçaklarla uçup, garip cinayetler çözüyor ha birde şifreleri, çözemediği şifre yok. Hristiyan dünyasının kültür dünyası, efsaneleri ve sanat serleri hakkında da bilmediği yok, yani anlayacağınız bir elinde on marifet bir adam.İlk kitapta; da vinci, rafuel, marcello eserleriyle dolu, paristeki bir müzenin müdürünün ölümünü ve arkasındaki sırları araştırıyor. İkinci kitapta da tapınakçı…

Kusuruma Bakılmasın!

Yazasım yok bu ara, pek olacağa da benzemiyor.
Bugün zorlaya zorlaya bir toparlama yaptım, o da kikirciğimin sayfasında!
(uragan'ın küçük ama sadık ziyaretçi gurubu, uraganın kusuruna bakmasın.)
Resim
Can Yücel'denBağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne."O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.Çok sevmeyeceksin mesela.O daha az severse kırılırsın.Ve zaten genellikle o daha az sever seni,senin o'nu sevdiğinden.Çok sevmezsen, çok acımazsın.Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini..Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.Senin değillermiş gibi davranacaksın.Hem hiçbir şeyin olmazsa,kaybetmekten de korkmazsın.Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.Çok eşyan olmayacak mesela evinde.Paldır küldür yürüyebileceksin.İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.Gökyüzünü sahipleneceksin,Güneşi, ayı, yıldızları..Mesela Kuzey Yıldızı, senin yıldızın olacak."O benim" diyeceksin.Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin..Mesela gökkuşağı senin olacak.İlle de bir şeye ait o…

Hüseyin Alizade & Djivan Gasparyan

dinledim dinledim, ağladım;
ağladım ağladım, dinledim.

...

dinle dinle ağla, ağla ağla dinle.






Hossein Alizadeh - Djivan Gasparyan / Endless Vision / Sarı Gelin

inşirah

Bismillahirrahmanirrahim
1 -Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
2 -Ve yükünü indirip-atmadık mı?
3 - Ki o, senin belini bükmüştü;
4 - Senin şanını yüceltmedik mi?
5 - Demek ki, gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6 - Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
7 - Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya devam et.
8 - Ve yalnızca Rabbine rağbet et.(94/İnşirah Suresi Meal: Ali Bulaç)Not: http://www.patagonya.org/ ziyareti ile bu süreyi hatırladım, iyi ki bakmışım.

Şubat bile gelmiş.

Günlerin hızına yetişmek ne zor yaa. Çalışırken, "yapmak istediğim tonla şey var, yetişemiyorum" diye şikayet ederdim, evdeyim, yine değişen bir şey yok. Yine yapmak istediğim bir sürü şey, yine zaman yetişmiyor. Sanırım ben ya zamanı iyi kullanmayı bilmiyorum ya da bir şeyler yapmayı değil, yapmak istemeyi, seviyorum.
Evet evet ihtimalleri seviyorum, olabilme, yapılabilme ihtimallerini...
***
Dün kü yokluk dalgasının ardından, bugün daha iyiyim. Bazen, birdenbire ağır bir yokluk ve yoksunluk duygusu yayılıyor içime, tüm damarlarımda dolaşıyor, sonra kalbim güçlü bir pompalamayla bertaraf ediyor onu, Allah yardım ediyor, sıkıntımı dağıtacak bir şeyler oluyor ve ben çok şükür yaşıyorum.

Yaşıyorum, yazıyorum, fiil çekimi bile yapabiliyorum.:)

yaşıyorum, yaşıyorsun, yaşıyor
yaşıyoruz, yaşıyorsunuz, yaşıyorlar...

Nasıl, doğru çektim mi fiilleri. Bir de arapça fiil çekimlerinden örnek versem mi?

iç ses: sus yaaa, uzatma, tamam, anladık, dilbilgin iyi, ama abartmanın alemi yok ki.