Dan Brown'un redbull içmiş on kaplan gücünde karakterleri

Dan Brown amcanın 3. kitabı da dün itibariyle bitti-gitti.

Esasında bu kitaplar ile ilgili ayrı ayrı yazmak niyetindeydim ama bu kitaplar genel itibarla içerik yönünden insanda fazla iz bırakan kitaplar olmadığından (ya da benim hafızam bunları gereksiz bulup sildiğinden) toplu katliam yapacağım.

Da vinci'nin Şifresi ve Melekler&Şeytanlar, kitaplarında ana karakter aynı, twit ceketli öğretim üyesi prof. mr. Langdon. (bir ceketini mi hatırlıyorsun adamın diyen varsa; cevabım hazır: yazar o kadar çok tekrar ediyor ki ceketi, kazındı yani kafama!) Zatı şahaneleri simgebilim uzmanı, bence manyak.

Garip uçaklarla uçup, garip cinayetler çözüyor ha birde şifreleri, çözemediği şifre yok. Hristiyan dünyasının kültür dünyası, efsaneleri ve sanat serleri hakkında da bilmediği yok, yani anlayacağınız bir elinde on marifet bir adam.

İlk kitapta; da vinci, rafuel, marcello eserleriyle dolu, paristeki bir müzenin müdürünün ölümünü ve arkasındaki sırları araştırıyor. İkinci kitapta da tapınakçıların, Vatikan'a gizlediği accayip teknoloji ürünü bir anti-maddeyi bulmaya çalışıyor. Bulamasa gitti yani, papalık...

Dijital Kale ise, bu kitaplardan daha daha bağımsız. Önceki iki kitapta ana karakter aynı olsa da, hikayeler birbirinden bağımsız. Dijital Kale'de ise hem karakterler değişiyor hem de hikaye daha bir teknolojik boyuta kavuşuyor.

Fakat bence bu kitapların, bugüne kadar atlanmış, üzerinde düşünülmemiş ciddi bir ortak özelliği var. (bir bilmecem var çocuklar, acaba nedir nedir?)

O da karakterlerin red bull içmiş on kaplan gücünde olmaları. Farkettiyseniz çok ciddi bir ortak özellik. Öyle ki, her biri ortalama 500 sayfalık bu kitaplar neredeyse 24 saati, hadi bilemediniz 36 saatlik bir zaman dilimini anlatıyor, hiç zorlamayın 48 saat olmaz, asla olamaz.
Bu kadar kısa zamanda adamların başına gelmedik kalmıyor, oradan oraya, "bir bakıyorsun burada, bir bakıyorsun kapı arkasında" durumu yani. Zorlasanız adamların bir günde yaşadığını bütün bir hayatınız boyunca yaşayamazsınız, kasmayın yani, mümkünatı yok olmaz.

Evet genel olarak değerlendirmek gerekirse bu amcanın maksimum iki kitabı arka arkaya okunmaya müsait kanaatimce, çünkü dil o kadar kemikleşmiş ki, ilkinde maksimum hızda giden okuma süreci, ikinci kitapta yarı yarıya düşüyor. Sıra üçüncü kitaba gelince, -gene mi ya, tamam anlaşıldı ne olacağı" şeklinde bir okuma süreci yaşandığından, bitmek bilmiyor üçüncü kitap, bakınız benim elimde 1 aya yakın süründü. İlk kitabı 4 günde tüketmiştim, ikincisi yaklaşık 10 gün aldı.
Tüketmek kelimesi mecaz anlamda kullanılmamıştır bilginize, çünkü bu kitaplar sadece tüketim maksatlı yazılmış, çerez kitaplar, yine bence. Kitapta bilgi kırıntıları da var, hakkını yemeyeyim Brown amcanın, ki ben zaten kitap eleştirmeni değilim, bahsi geçen mevzularda da yetersiz bilgiye sahip olduğumdan, buradaki cümleler, benim naçiz fikriyatımın ürünüdür.
Vee son olarak, gerilim-polisiye-çözülmeyi bekleyen sırlar üzerine, okumaktan hoşlananlar için amcanın kitapları, biçilmiş kaftan. Buyrun efendim.

Yorumlar

solar dedi ki…
dijital kale'nin sonundaki şifreyi çözdün mü:)
"gözümüz üstünüzde"
URAGAN dedi ki…
solarcım; dijital kale bu üç kitap içinde aslında akla en yatkın olanı bence, gerçi son bölümdeki "iki atom bombası arasındaki farkı buldukları kısım" biraz komik ama..
Benim şanssızlığım d.j'yi en son okumak oldu, üsluptan sıkıldım. Şifreyi çözemedima slında denemedim bile ama duymuştum, kitabı tübitak'ta güvenlik birimlerinde çalışan bilgisayar programcısı bir arkadaştan aldım, sanırım o söylemişti. Senin yorumu görünce bir baktım, alfabenin sekizinci harfi g, bunun üzerinden gidilebilir diye düşündüm, bir de 4 satır 4 sütun oluşuyor, ama üzerinde duracak vaktim olmadı. Sen çözdü isen, nasıl çözdüğünü yazsana lütfen, zira benim kafam "sayısal" çalışmıyor pek.
Bir de bloguna her gün geliyorum, okuyorum seni, ama ya ne diyeceğimi bilemiyorum, ya da tam yazacakken kikiriğin saldırısına uğruyorum, takipteyim yani...
solar dedi ki…
aslında romanın esas kahramanının başına gelen her olay sonunda kefeni yırtması romanın inandırıcılığını töpürlemiş biraz, ve evet o şifre, asal fark-asıl fark, romanın bütününe bakarsak biraz basit kaçmış sanki.. yine de sürükleyici bir roman olması bunları gölgede bırakıyor gibi, çok kısa zamanda okumuştum:)

benim okuduğum baskısında (okulun kütüphanesinden ödünç aldım hangisiydi hatırlamıyorum ama resimde de olan) her bölümün numaralarının baş harfini birleştirince çıkıyordu şifre.. mesela sayı 13 ise 13üncü bölümün ilk harfini yazıyorsun..
Duhan dedi ki…
şöyle baktımda sıra arkadaşım okurken elime aldığımda hiç çekici gelmemişti bu kitaplar, çözülmeyi bekleyen sırlar bence beklemeye devam etsin diyenlerdenim herhalde :)
URAGAN dedi ki…
solarcım; baktım bendeki baskıda senin sistem çözüme ulaşıyor:)
**
duhan kardeşim; hoşgeldin.
benim de popüler kitaplara karşı antipatik bir halim vardır genelde ama, ayağıma kadar gelen kitapları da itmeyeyim, okuyayım, dedim:)
*
çalış duhan çalış, duhan ders çalış, duhan sınavı kazan ...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Matematik Performans Ödevi / Kocatepe Kavşağı / Aptal kovboy