Huu, ben geldim:((:

Zor bir haftasonu geçirdim, zaten canım epeyce sıkkındı; hem bu aralar yapışık yaşadığım depresif hallerim hem de operasyon vs.., nedeniyle.
Üzerine bir de blogda yaşanan gerginlik, tuz-biber oldu.

*

Blogumu takip eden arkadaşlar belki, gerilimli yorum trafiğine rastlamışlardır, ama bu gerginliğe son vermek için ilk defa yorum kaldırdım ve bir süreliğine yorumları onaylayıp, öyle yayınlamayı seçtim. Aslında sevdiğim bir durum değil pek, ama öyle oldu.

*

Gerilimin nedenine gelince; farklı düşünen insanların birbirlerini anlamaya çalışırken yeterli sağduyuyu gösterememesi ve birbirimize karşı biriktirdiğimiz önyargılar oldu. Hadise "o bunu, demiş, sen bunu dedin, o böyle yaptı..."vs. şeklinde sığlaştığı ve maalesef ben de yorumlara cevap verirken yeterince sağduyulu davranmayıp bu sığlığa çanak tuttuğum ve gereksiz yere kalp kırdığım için, tüm yorumları kaldırdım.
Bu yorum trafiğine rastlamış olanlar anlayacaktır ne söylediğimi; rastlamayanlarsa bence kendini şanslı saymalı:)

*

Neyse efendim bu girişten sonra; iyi bir şeylerden bahsedelim, demek isterdim ama diyemiyorum. Günlerdir yaşlı gözlerle haber bültenlerini izlemekten, "şu taraftan şu kadar, bu taraftan bu kadar ölü var" şeklindeki sunumları duymaktan; evlatlarının arkasından ağlayan analar, babalarının arkasından ağlayan çocuklar görmekten mahvoldum. Ve daha önce de dediğim gibi bu sadece bize gösterilen, ya görmediklerimiz. Ateş düştüğü yeri yakıyor, ama sıcaklığı bizim kalplerimize kadar geliyor.

*

Tüm bu mevzuların dışında, üniversite sınavına yeniden girme konusunda kararımı verdim. Sınava girmeyeceğim, en azından bu yıl. Bu kararı vermemin iki önemli sebebi var. Birincisi, katsayı meselesi; ikincisi tercih formlarını incelerken baktım ki, gözüm yine hep iletişim fakültelerinde geziyor, yani ben okusam da yine haberci olmak istiyorum, bu mesleği yapmak istiyorum.

*

Bunu farkettiğim an; kendime yeniden mesleğe dönmek için (mesleğe başlamak için demeliyim belki de, 4 yıl oldu ne de olsa) elimden geleni yapmaya söz verdim. Hayatımı başka önceliklere göre yaşayıp, sonra ihtiyarladığımda (yaşarsam o kadar tabi); bunlar önüme engeldi, şunun için şundan vazgeçtim, filan demek istemiyorum. Böyle demenin insana nasıl bir azap verdiğini iyi biliyorum. Hele ki çocuğuma, ben senin için mesleğimi bıraktım, sen bana neler ediyorsun, gibi duygu sömürüleri yapmak hiç istemiyorum ilerde.
Zaten Elifcik artık, 4 yaşında ve arkadaş arıyor kendine. Hatta bana geçenlerde öyle bir şey dedi ki; şaştım kaldım. Oyun oynuyorduk, sıkıldı. Arkadaşını çağırmak istedi eve, ben de
-ikimiz oynuyoruz ya annecim, biz arkadaş değil miyiz? dedim.
-sen benim annemsin, seni çok seviyorum ama annelerden arkadaş olmaz, ben gerçek bir arkadaşla oynamak istiyorum. dedi.
ben de YUH dedim.:)

*

İnsan yaptıklarından çok pişman olabilir, hata yapabilir ama buna dayanmak daha kolaydır.
Fakat insanın kendine "keşke şunu yapsaydım, keşke bir daha deneseydim" demesi, en zorudur, bence tabi.

*

Bunun dışında üç gündür internet hattında sorun olduğu için, neredeyse kafayı yemek üzere olduğumu da yazmalıyım, yeni bağımlılığım vatan millete hayırlı olsun. Az bağımlılık vardı ya çünkü...

*

Aslında geçen hafta ekleyecek olduğum ve fakat fırsatım olmadığı için bir türlü ekleyemediğim bir kaç link var. İkisi röportaj ve birisi "söz konusu özgürlükse hiç bir şey teferruat değildir" değildir, diyen özgür kızlar:)
Serap Demirsoy, seni listede görünce, işte bizim serap dedim :) ama ben niye yokum anlamadım, yeniden imzalamak gerekecek sanırım.
Uzun oldu ama birikti yazacaklarım ve bu yazıda üstünden geçilmiş ama derinine ineceğim bazı konular sonra, az sonra.:))
İşte linkler:
http://www.8sutun.com/node/54550 Ali Şeriati'nin eşi Puran Şeriati röportajı
http://www.8sutun.com/node/54007 Lale mansur röportajı
http://henuzozgurolmadik.blogspot.com/2008/02/sz-konusu-zgrlkse-hibir-ey-teferruat.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*