uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

bıla bıla / şimdi yeni şeyler söylemek lazım!

Pazar, Mart 30, 2008
  • bir-iki gündür gündemi takip etmiyorum ve bugün de kesinlikle takip etmeyeceğim. Pazartesi gelsin yeniden işbaşı:)
  • elimdeki kitap ısrarla bitirtmiyor kendini bana, sanki bitince gidip kütüphanenin kuytu bir köşesinde bekleyeceğini biliyor. direnme, 550'ye 20 kaldı.
  • okuduğum kitapta aklımdan hiç çıkmayan bir cümle var. "çünkü senin için sigarayı bırakmak sevdiğin bir varlığı öldürmek gibi bir şey" diyor biri, yazar bu cümleyi duyar duymaz sigarayı bırakıyor. ben yıllarca bunu bilerek bırakmamıştım sigarayı ama :)
  • bu yazarın en bildik kitaplarını okumadan (yüzyıllık yalnızlık, kolera günlerinde aşk vs..) anılarını okumakla kötü mü ettim acaba?
  • havalar ısındı ya, ev artık sıkıyor bizim hatunu. şu postu bitireyim, çıkacağız birlikte. yürüyüş yapmak istiyormuş, sonunda bakkal olan bir yürüyüş:)
  • günler günleri kovalıyor, ben hiç birini kovalamıyorum. öyle sakin dingin izliyorum kovalamacayı. böylesi daha güzel sanki.
  • annem bu akşam dönüyor, yarın onu ziyaret etmeyi düşünüyorum. bakalım nasıl bir Ağrı anlatacak bana.
  • dün oturup yeraltı canavarını bilmem kaçıncı kez izledim, niye bu tam amerikan zırvası filmi her rastladığımda seyrettiğimi bilemiyorum. aslında iyi bi film sayılmaz, hatta berbat, ama yine de görünce izliyorum :)
  • bu sabah namazdan sonra uyumamaya çalıştım, yarım saat okudum, baktım yatağımdan daha rahat olan kanepe göz kırpıyor, kıramadım, 8'e kadar uyudum 1 saat.
  • bitireyim artık bu yazıyı, zira kikircik dışarı çıkmak için sabırsızlanıyor, dünden söz vermiştim üstelik, mutlaka götürmeliyim, nedir? anneler sözünü tutar.
  • bitti.


***


***

Read On 6 yorum

Yaşasın youtube açıldı!

Cuma, Mart 28, 2008
Özlemiştim,
özellikle kıraatiyle ruhuma ferahlık veren bu çocuğu
...

Read On 0 yorum

Rabbişrahli ve sadri!

Cuma, Mart 28, 2008






Hz. Musa'nın Duası

“Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli”
**
“Ey rabbim.

Göğsümü aç, genişlet. İşimi kolaylaştır.

Dilimde bulunan düğümü çöz de anlasınlar beni”


(Taha:25-28)


ve

Hz. İbrahim'in duası

“Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti.
Rabbena ve tekabbel dua.
Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab”
**
"Rabbim beni namazı dosdoğru, mükemmel şekilde kılan bir insan yap.
Zürriyetimden de böyle insanlar yarat.
Ey Rabbimiz! Dualarımızı kabul et.
Rabbimiz, Kıyametin kopacağı günde, beni ana ve babamı ve müminleri bağışla.
(İbrahim:40–41)
***
Read On 4 yorum

çocuk istismarını durdurun! / Ünzile

Perşembe, Mart 27, 2008
Dünyanın en masumlarına ...





***
Koşmaya yeni başlamıştı adımlarım
Düştüm,
Bebeğim bir yana,
Gülüşlerim bir yana.
Anneme baktım,
Yoktu!
*
Başımda yabancı bir adam
Küçücük göğsümde kocaman elleri
Sakalları deldi geçti pespembe tenimi.
Anne, anneeeeeeee. ...
*
Bir oyun sandım
Elleri kara kara 'öcü' amcalarmış
Bir emzik düğümünde yarıldı bedenim
Altımı ıslattım sandım
Kan kaybında Boğuldu insanlık!
*
Bebektim, Çocuk olacaktım
Abla olacaktım
Altımdaki bez çıkmadan,
Kadın oldum bir buçuk yaşında...
ADAM OLDU MU o amca bedenimde ???
*
Öğretin bana;
kendi suyumu kendim alamazken
Nasıl sulayacağım bedenimde ölen çiçeği!!!
Ben kadın olmak istemedim
Ben dünyaya da gelmek istememiştim ki!
Anneeeee... babaaaaa....
*
Işığı açın!
*
Uzanamıyorum.
***


Bir mum da siz yakın, belki bir imza ile bir şeyi değiştiremeyeceğimizi düşünebilirsiniz ama,
sessiz kalmaktan iyidir.
***

Bir de bizim ünzileler var, çocukluğunu yaşamadan kadın olan, anne olan ünzileler.


Biyonikkedi teşekkür ederim, linkten sayende haberdar oldum.

Read On 4 yorum

Yaşasın çocuklar!

Çarşamba, Mart 26, 2008
Çocuklar, varoluşumuza katkısı olmayan malayani tüm bilgileri unutturmakta birebirler.



Komşu Fatoş var ya hani; hani ikizlerin annesi canım, hah işte o. 3 saat önce o geldi, hastaneye gidecekmiş, ikizleri bana bıraktı, ilaç gibi geldi valla.



Tüm günceli unuttuk; (onlar zati bilmiyor ya, neyse) hopladık, zıpladık, balon patlattık, cızgıfilm izleyip, ona-buna şaşırdık:)) Sonra yorulduk, bir şeyler yeyip, yatıp uyuduk. Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak hesabı...

Read On 4 yorum

Ey yalan dünya psikopat ettin beni!

Çarşamba, Mart 26, 2008
Bu aralar malum gündem yoğun ya, bilgisayar başında geçirdiğim zaman dilimi eskisine oranla çoğaldı fakat bu zamanın büyük bölümünü gündem okumaları alıyor. Tabi olan-biteni takip etmenin insana getirdiği psikolojik bir yük var. Bu da bloga sıradan günlerimi, sıradan bir dille yazmamın önüne geçiyor. Bloga yazmak için post penceresini açana kadar o kadar çok şey okumuş, o kadar hayıflanmış oluyorum ki olan-bitene yazacak enerjim kalmıyor. Enerjiden de öte, üstüme accayip bi ağırlık çöküyor ve yazmayı düşündüğüm her şey bir anda anlamsız gelmeye başlıyor. Birey olarak tüm yaşananlar için elimden gelen hiç bir şey olmaması, dönen dolapları bile çoğu zaman birileri bugün bunu istediği için öğreniyor olmak, canımı yakıyor. Bunlarla ilgili bir şeyler yazsam yazdıktan sonra pişman oluyorum. Farkında olmadan oyunun parçası olmaktan korkuyorum. Her ne kadar birbirinden çok çok farklı isimleri, yorumları da takip etsem; sanki herkes tek bir şeye hizmet ediyor.


***


Bu ülkede seni, beni, onu, halkı düşünen birilerinin varlığına inanmakta zorlanıyorum. Sözde aydınlar, yazarlar, medya organları, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, cemaatler, dernekler... vs. tarafından beyinleri yıkanmış, birer zombi olabilir miyiz? Oynanan oyunların, dönen dolapların parçası olmaya direnmenin yolunu bilen var mı? Kendime ait tek bir fikrim kaldığından şüphe duyuyorum bazen, hayatımın yönlendirmelerin kurbanı olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.


***


Hatta bazen çocuğumu yetiştirirken bile, sürekli o metot, bu yaklaşım zırvalıklarının içinde buluyorum kendimi. Bugünden her şeyi dert edinmiş, depresif temelli çocuklar yetiştirdiğimizi sanıyorum. Doğal olmayan, gözünün üstünde kaşın var desek, kırılan çocuklar... Valla bizim üst nesil iyi kotarmış bu işi; (bkz. ruhum ne kadar sağlıklı)



Velhasıl-ı kelam kararsızlığın zirve yağtığı uro, bugünlerde üstüne bir de septisizm ekledi ki, içinden çıkılası değil.



Fonda çalan şarkıyı kendime ve benim gibi ruhunu kaosa kiralamış herkese armağan ediyorum.



Mevlaya havale edip kurtulmalı diyorum, havale sırası çook uzun.




Read On 2 yorum

uro rüzgara karşı - 2/özet

Salı, Mart 25, 2008
"Küçüktüm ufacıktım
Top oynadım acıktım"


**


Yine fırtına, yine ıslıklı rüzgar, yine inatçı uro.
Bu defa da uçurmadı beni rüzgar.
Sanırım uçmak için yaratılmamışım!
Hazerfan gibi bir ruha da sahip olmadığıma göre...


***


bitti.


***


bu ne şimdi?
yazmasam daha iyiydi.


***
Read On 2 yorum

başlığın adı, postun tadı

Pazartesi, Mart 24, 2008
Bir kahvenin sahiden kırk yıl hatırı var mı?
Şimdi orta şekerli bi türk kahvesi yaptım, içtim.
Kendime hatırlı mı davranacağım yani 40 sene.
peeh:/
Ama bi de dabak sevdiği deriyi yerden yere vururmuş, var.
o halde?
vurayım gitsin:)
Read On 1 yorum

Saçma-lamalarımı kaçırdınız ha hay ha hay!

Pazartesi, Mart 24, 2008
Yaz-boz tahtasına döndü anacım burası.
*
Bir dizi saçma-lamalarımı (yok çitalarımı); sildim gitti.
*
Ne çok siliyom ve gidiyor bu ara
*
Komplo teorileri okuya okuya kafayı sıyırcam.
Sıyırtık yazılarım da nete düşüyor icabında, aramalarda neyim çıkıyor.
Üstelik sildiğim yazımın başındaki cümlelere kaynak olan videoyu, yazıyı yayınladıktan sonra tekrar aradım, taradım yok. 2 saat gezindim, geçmiş listemdeki tüm haber sitelerini didik ettim, yok.
*
Anam dedim, uro; sen kendi halinde bi ev hatunusun, senin neyine; nevruz, polis, asker didim. Bak koskoca siteler bile yok etmiş videoları neyim, gız gızım başına bela alma, didim. Durduk yerde medrese-i yusufiyelerde takılma, çoluğun var çocuğun var didim.:) Hele bi yatışsın ortalık ondan sonra bakarsın didim. Didim de iyi ettim, ahanda ondan sildim.
*

Annem bugün Ağrı'ya gidiyor, teyzemlerle beraber ev yerleştirmek için. Yolunuz açık olsun, annee çok kalma haa!


***
Goran Bregoviç
Ederlezi/Hıdırellez


*
"boşnak kızlarına geç kalmış bir özür"
*
ederlezi goran,ederlezi
kızların ağıtlar düzerken bosna yaylalarında,
acıya bulanmıştı şenlikleri,
ederlezi yine gelmişti her sene geldiği gibi,
ne bilsin burada yetim kızlar var
bu sene ederlezi babasız kalmıştı
yetim kızların yürekleriydi gelen.
sarı saçları mavi gözleriyle,
gökyüzü bile özenirdi güzelliklerine,
deniz utanırdı mavisinden,
cenazelere uğurlanmıştı ederlezi,
şurada yatan kefensiz, babalarımızdı
boşnak kızları goran'ın,
yetimdi sarıları, yetimdi mavileri.
ah ederlezi, niye geldin bu sene
bilmez misin, buradaki kızlar yetim
şurada yatan babalarımızdı, kefensiz
yaslar bağladı sarı saçlarımız
babasızdı mavi gözlerimiz
ve goran, haykır yine bosna dağlarına
ederlezi kızlarım, ederlezi
***
***
Not: Bu ara benim ağzım iyice yerelleşti ve maalesef üzülerek itiraf ediyorum, Ankara'nın köylüklerinde ağız çok kabadır, düz bir önerme ile;
uraganın ağzı yerelleşti.
ankara'nın yerel ağzı kabadır.
o zaman uraganın ağzı da kabadır.
diyebiliriz, miyiz.?
Irahatsız olan var mı gız gızım, varsa diyin de düzeltivirelim.
Read On 2 yorum

"Şartlanmaların beynimizde yol açtığı hasarlar" üzerine bir yazı

Pazar, Mart 23, 2008
Sayfanın başında, uragan/günlük yazıyor ya hani, dün bir ara onu uragan/müzikli günlük olarak değiştirdim. Ve o dakika itibariyle beynim durdu.

*

Son dönemde her yazdığım yazıyla kendimce bağlantılı ve kafası benimkinin çalışmasını andıranlar için de bağlantılı sayılabilecek müzikler de ekliyorum bloga. Hiç de zorluk çekmiyorum, doğrusu.

*

Ama başlığa müzikli dedim, bildiğim tüm müzikler uçuştu ve dağıldı, ne söz ne müzik, hiç bir şey kalmadı. Ben ki, kainattaki her şeyin kendi müziğini taşıdığına inanırım, her şeyde bir ritmin varlığını hissederim, içimdeki müzik anında sustu.

*

Anam dedim yaw, müzikli dedim ya, iş zorunluluk haline dönüştü ya, şartlandım ya; o an bitti yani. Kaldırdım gitti, ondan sonra. Gelmişim 30 yaşına, kendimi bildim bileli sevdiğim bir şarkıyı bir kere dinledim mi kalmış her notası kulağımda, çalamasam da söylerim, hatta banyo da söyleyince fena da sayılmam hani:)

*

Ve evet önce insanız; üzülen, sevinen, şüphelenen, sorgulayan, yaşamaya çalışan insanlar; sonrası Allah Kerim. Sağduyulu olmak lazım (ama niye solduyu değil?, bunu düşüneyim bi ara?)


*Bu bölüm Solar'a özel*

Filmler, kitaplar ve müzikler üzerinde buluşuyoruz da seninle, yer kürenin üstünde buluşamadık yani. :) Goran bregoviç, severim ama en çok bugünün şarkısı olarak ekleyeceğim ederlezi' yi; sezen aksu bunu da türkçeye uyarlamıştı, hıdırellez, hatırlar mısın, o dönemler tutulmamıştı bu şarkılar, hatta "sezen bitti, eski güzel şarkılarını yapamıyor" filan denmişti bu albümler için, ama nasıl sağlam müzikler bunlar. Bence yani.

*
Read On 2 yorum

uy anam, kulaklarıma inanamıyorum!

Cumartesi, Mart 22, 2008
Yaa lütfen şu lingteki videoları bi izleyin yaw.
Ya mahvoldum yaaa, bittim ya, bu kadar mı yaaaa?
Allahım sen aklımı koru.

**
bana bu cümleleri yazdıran lingi kaldırdım gitti.
Read On 4 yorum

V for Vendetta/

Cumartesi, Mart 22, 2008
Geçtiğimiz aydı sanırım , moviemax bıktırana kadar yayınlamıştı bu filmi, o vakıt izleyememiştim:) Doğrusu merak da ediyordum çok ve dün nihayet izledim. İlkinde hem Elif'in uyanık olması hem de elektrik kesintisi nedeniyle filmin kilit noktalarını kaçırdım. Vazmıgeçtim, hayır. Moviemax2'de baştan sona tekrarını izledim. Ve bayıldım. Ütopik ve biraz da zor bir film ama muhteşem. Replikler muazzam, şiirsel ve içerik çok yüklü. Her cümlenin bir felsefesi, her bakışın bir anlamı var, tam arşivlik ve biraz da anarşik yoksa epeyce mi demeliyim?
İzleyip kendiniz verin kararı, faşizme karşı anarşi... Yorum yok!









Evey Hammond: Kimsin sen?
V: Kim? Neye göre kimim? Maskeye göre mi, yoksa içimdeki ben'e göre mi? Maskeli bir adamım ben.
Evey Hammond: Bunu görebiliyorum.
V: Elbette görebilirsin. Senin gözlem gücünü sorgulamıyorum. Maskeli bir adama kim olduğunu sormandaki paradoksa dikkat çekiyorum.

*
"Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var ve fikirler kurşun geçirmezdir!"
*
filmle ilgili detaylı bilgi için:
bitti.
Read On 3 yorum

Kendi kendimi kapattım!/Aynı Nakarat/Acil Demokrasi/Kukla

Cuma, Mart 21, 2008
Keşke doğanın uyanışı olarak kabul edilen bugünde, bunları yazıyor olmasaydım.
Ama oldu bir kere.


*Hrant Dink davası ile ilgili gelişmeleri biliyorsunuz herhalde, "biz üstlerimize söylemiştik" ifadelerini. Yazık ki ne yazık.


*Bir yandan Ergenekon davası, bakalım daha kimlere değecek, daha hangi isimleri göreceğiz ekranlarda davayla ilgili göz altına alınan. İnşaallah sonuçlanır bu dava, inşaallah hasır altı edilmez. İnşaallah kapanma korkusu sarmaz iktidarı da bu işin peşi bırakılmaz.


*Tabi bir de ABD işgalinin üzerinden geçmiş koca bi 5 yıl var geride. Milyonlarca sivilin katledildiği koca 5 sene. Dün gibi hatırlıyorum, ilk hava bombardımanını. Beklediğimiz ama içten içe olmamasını dilediğimiz o gerçeği, dün gibi hatırlıyorum.:(


*Sitedeki karartmaya gelince, ben de kendi kendimi kararttım. Baktım Dtp, Ak Parti bu işin hakkını veremiyor ben vereyim, dedim. Yakında referanduma gitcem zati, uragan kapatılsın mı?deyi; iyi mi?



**



Bir parodi olarak “iddianame” /Ferhat Kentel

Fıkrayı bilirsiniz. Padişah vergileri arttırmış; vezir insanların kızdığı haberini getirmiş... Padişah “devam” demiş ve bir müddet sonra vergileri gene arttırmış, vezir insanların daha da çok kızdığını aktarmış... Padişah “devam” demiş ve gene vergileri arttırmış; vezir padişaha bu sefer insanların kahkahalarla güldüğü ve sokaklarda zil takıp oynadıkları haberini getirmiş... Bunun üzerine padişah “aman duralım” demiş, “vaziyet kötüye gidiyor!”

devamı için ... http://www.gazetem.net/ferhatkentel.asp



**


Ben şimdilik gülüyorum, pek çok insan gibi, anlamakta zorlanıyorum ve gülüyorum. Böyle giderse bi sonraki şarkı; "zilleri taktı, çıkı çıkı yaptı" olacak...















Dileyen dilediğini seçsin, dinlesin.
Hizmete bak, bir tıkla ruhuna isyan şansı!


vay be, kendimi tebrik ediyorum:))
Read On 4 yorum

uragan rüzgara karşı-1/sinemalarda

Perşembe, Mart 20, 2008
Öğleden sonra öyle bir rüzgar vardı ki; hırçın, kızgın, alıp savuruyordu önüne geleni ve bundan keyif alıyormuşçasına ıslık çalıyordu. Hatta bir ara öyle bir esti ki, henüz atmaya başlayan yağmur bulutlarını bile dağıttı. O yüzden sadece 1 dakika ıslanabildim balkonda.
**
Ben de rüzgara kızdım, bulutları dağıttığı için. El mi yaman bey mi, sıkıysa beni uçur, dedim. Giydim hırkamı çıktım, rüzgara karşı yürüdüm/yürümeye çalıştım. Ev ile bakkal arasındaki iki- iki buçuk dakikalık zamanda beni uçurmayı başaramadı:(
Ama dönerken neredeyse uçacaktım, bu defa arkamdan esiyordu kerata.
**
Rüzgarla aramda geçen hırçın diyalogdan, kikircik nasiplendi. Ona vişne soslu browni aldım, afiyetle ve bir bardak süt eşliğinde onu yiyor şimdi:))
**
Bu arada anlaşılan hiç birinizi beni etkilediği kadar etkilemedi bu müzik:(
Read On 3 yorum

yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür; ...

Perşembe, Mart 20, 2008
açsam olası kanatlarımı
şöyle bir manzarada ruhumu boşluğa bıraksam
olabildiğine hür , olabildiğince özgür
olabildiğine yakın hissetsem O'na
...

Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah'ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. *



uçarken fonda da bu müziği istiyorum, inşallah kötü bir şey demiyordur ;)





Read On 0 yorum

Saatlerin ardında hep kendimi aradım/Bir melal zincirine takıldı parmaklarım/Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım!

Çarşamba, Mart 19, 2008
Efendimizin doğum günü olarak bilinen bu geceyi iyi değerlendirmek dileğiyle...
Mevlid kandiliniz mübarek olsun.

**

Ne zaman bahsetsem ondan, ya da düşünsem onu; Nurullah Genç'in Yağmur Naat'ı aklıma gelir hep beraberinde. Çok etkileyici gelir, nasıl bir hal üzere yazılmıştır, nasıl bir imdat'tır bu şiir...

**



-yağmur-



Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
**
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
**
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
**
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
**
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
**
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
**
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
**
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
**
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
**
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
**
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
**
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
**
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
**
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
**
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
**
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
**
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
**
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
**
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
**
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
**
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
**
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
**
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
**
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
**
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
**
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
**
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
**
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
**
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
**
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
**
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
**
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
**
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
**
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
**
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
**
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
**
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

-nurullah genç-

okuyan : ibrahim sadri

Read On 8 yorum

Bir bezden bebem vardı:))

Salı, Mart 18, 2008
Bilen biliyor ya, taktım mı takarım ya, bu defa da karadeniz türküleri aldı nasibini takıntılardan.:)

Yıllar önce dinlediğim bir müziği aradım 1 saat, Sezen Aksu'nun çok sevdiğim bir şarkısı ve başında da karadeniz ağzıyla söylenen müziksiz harika bir bölüm var. Nefis yaaa.

Ben hakkaten yerel müzikleri çok seviyorum, ama şarkının sözlerini de eklemek lazım buraya, okuyucuları kadınlardan oluşan bir blogger olarak, bu türküyü tüm koca kişilerine yolladım gitti.:))


Buyrun hatun kişiler, haydeee




Sezen Aksu - Ben Annemi İsterim (Karadeniz) haylazcom

gelinim ağlıyor yaşlı yaşlı
gitmem der de sallar başı
ağlama gelinim ağlama
kınan kutlu olsun
gelinim
bindiğin at dehli olsun.

**


Dağda belimde odun beni ne hale kodun

Tarlada ırgat avrat, hanede hazır hatun

Bir uşak göbeğimde altısı eteğimde

Yedi bitirdi beni, anandaki o çene

Dünyanın gailesi, yetmezmiş gibi bir de

El ayak çekilince sen bitersin dibimde

Uy çalsın kemençeler de ben bir horon tepeyim

Çatlasın kaynımgiller, bari kurtlarım dökeyim

Fındığı ben toplarım, kırması sana düşer

Uy ellerin iyisi, geh geh gerinip şişer

Üşüdüm senden baba ocağı, gözümde tüter

Uy adaletsiz dünya, gücün hep bize mi yeter?

Bir bezden bebem vardı bohçamda hayallerim

Kızlığım yarım kaldı, ben annemi isterim

**

Şaka ettum daaa :)))

**

Kikirciğimde yeni yazı var, millet!

Read On 0 yorum

ula ula ula ula...

Pazartesi, Mart 17, 2008
Efendim, malum hadiseyi kazasız belasız atlattık ya, moralim iyi bugünlerde. Sayfa açıldığında çalan müziklerden de anlıyorsunuzdur zaten, uragan bugün iyi mi kötü mü?

**

Bir kaç gündür karadeniz müziğine takmış bulunmaktayım, oldum olası severim zaten ama, şööle hızlı horonlar çalsa, omuzlar oynasa, ayaklar 2ileri 1 geri gitse gelse, havasındayım yani.

**

Cumartesi günü benim anne tarafı toplaştık. Hani bahsetmiştim ya bir ara, cerrahların cerrahı teyzoştan, onlara gittik işte. Durup dururken bütün aile niye toplaştık, çünkü teyzem ve eniştemin tayini Ağrı'ya çıktı ve önümüzdeki hafta yolcular. Gitmeden bi görüşelim dedik, iyi dedik. Özlemişim teyzeciğimi. Giderken ona bir çift küpe götürdüm, oralarda tak tak beni hatırla oldumu z. , dedim.
Oldu, küpe olmasayadı unutur giderdim, dedi:))

**

Z, ile doğum günlerimiz aynı, aramızda da 8 yaş var sadece. Kafalarımız yakın çalışıyor. Çocukluğumdan beri arkadaş gibi takıldığımızdan bir türlü teyze diyemiyorum, onunla konuşurken. Z aşağı, Z yukarı. O da bana takma isimler kullanıp, çocukluk hallerimle dalga geçip duruyor. Çook özleyeceğim be, ikisini de. H. da çok iyidir, ben hep derim zaten, "h. abi sen olmasan kim çeker benim bu çatlak teyzemi" deyi :))

**

İnşaallah, her şey diledikleri gibi olur.

**

Bugün çooook işim var, ev gene savaş alanı gibi. Üstümüzden pazar geçti, e daha ne ossun.

**

Haydeeeee, omuzlar aşşağa, ha ha ha uşak ha:))
Read On 0 yorum

Masum Üfürümmüş!

Cumartesi, Mart 15, 2008
Elhamdülillah, iyiyiz.

Öncelikle merakta bıraktığım için özür diliyorum ama hastanedeki koşuşturmadan sonra pestilim çıktı, akşam eve gelebildik ancak ve geldikten sonra da yorgunluktan yazamadım.

Nereden başlayayım bilmiyorum ama ilk olarak şunu söyleyeyim. Kalpte delik yok, şükür.
Detaylı bir muayene, ardından akciğer röntgeni, eko, ekg ve detaylı kan tahlilleri.

Sonuç, kalpte delik yok ama 1. derece masum üfürümü var kuzucuğun. Senede bir defa üfürüm için kontrol ettireceğiz.

**

Doktorun odası oyun parkı gibi olduğundan, kikircim 10 dakika beklemeye dayanamadı dışarda. Benim sıram gelmedi mi daha, diye başımızın etini yedi durdu. Muayene sırasında da üfürümü duydu doktor ve üstte bahsettiğim tetkikleri istedi. Oradan oraya koşturup durduk ve dahası hastanede bizi tanımayan kalmadı:))

Bütün çocuklarla ilgilendik, bütün bebekleri kokladık, onlarca kişiyle tanıştık; ceren, arda bebek, elif bebek, sonay bebek vs...

Ceren 6 yaşında ve henüz kapanmamış bir deliği var kalbinin, 3. derece üfürümü var. Öyle tatlı bir kız ki; Allah şifa versin. Elif onun eko çekiminin büyük bölümünde de odada kaldı ve izledi.
İkisi de kollarını açıp, kan alınan yerlerini gösterdiler birbirlerine, savaş yarası gösteren askerler gibiydi halleri.

**

Doktoru sevdik, hepimiz. 100. yıl hastanesinde Öz hanım. Yükses ihtisası çocuk kardiyolojisi üzerine. Ve herşeyden önce güleryüzlü ve çocuk dilinden anlıyor. Bir doktorda ilk önem verdiğim şey bu benim. Ne kadar bilgili olursa olsun, doktor çocukla diyalog kuramıyorsa, sonuç asla tatmin edici olmuyor bence.

Muayene başlar başlamaz, ne zaman eko çekileceğini sordu durdu elif, bebeğini görmek istiyormuş. Eko sırasında kalbinin hareketlerini izledi ve 20 dakikadan fazla hiç sorun çıkarmadan dayandı. Arada sorular sordu, cevapları dikkatle dinledi.

Akciğer röntgeni çekilirken, gülümsedi. ciğerlerinin fotoğrafları güleryüzlü çıksın, diye. :)Ekg'de; vücuda bağlanan aparatları önce ben denedim, bak canım yanmıyor diye gösterdim, sonra razı oldu.

**

En problemli dakikaları kan verme esnasında yaşadık, neredeyse ağlayacaktım. O kadar zorlandık ki, anlatamam. Tam 10 dakika ikna etmeye çalıştık, ama istemiyorum dedi, başka da bir şey demedi. Sonunda 4 görevli, ben ve babası toplam 6 kişi, orasından burasından tutarak, aldırdık kanı, çok kötüydü o an, resmen burnumun direği sızladı, gözlerim doldu, bir de ben ağlamayayım diye, zor tuttum kendimi:(
Attığı çığlıklar kulaklarımda hala; izin vermiyorum, bana bunu yapamazsınız, vermiycem kanımı, bırakın beni diyorum size, anlamıyor musunuz beni.... daha neler neler. Sanırım iki tüp kanı vermemiz 20 dakikadan fazla sürdü ve labaratuardan çıktıktan sonra da sakinleşmesi hayli zaman aldı. Niye ağlıyorsun?, diyen herkese, kolunu açıp gösterdi. Yarım saat geçtikten sonr, artık acımadığını söyledi kolunun. Ben de ona -ağlamamış olsaydın bu kadar da yanmayacaktı canın, keşke anlattıklarımı dinleseydin, dedim.
Cevap: Ama anne ağlarken seni duyamıyorum ki, oldu. :)

**

Eko sırasında karnında bir bebeği olmadığına ikna ettik çok şükür. Hatta doktor bir ara, -bebeğinin olması için önce evlenmen lazım, bir koca bulman lazım, daha bunlar için erken ama, deyince, -ben bir koca bulurum hemen, diye cevabı yapıştırdı, biz de şaşkaloz halde bakakaldık birbirimize:)

O kadar çok kişiye o kadar çok şey sordu, heryeri ve herşeyi o kadar detaylı inceledi ki, tüm bunların sonunda; doktor olmak istemesinde haklı olduğuna karar verdi. Doktorluk çok güzel bir meslekmiş:)

Kendime Not: Bu arada eko ile ekg yi birbirine karıştırmışım önceki yazılarda, daha doğrusu bunların uzun isimlerini. Biri; ekokardiyografi(eko)- diğeri elektrokardiyografi (ekg)

Read On 13 yorum

bir gün daha!

Perşembe, Mart 13, 2008
Hastane ziyaretimiz yarına kaldı, randevumuz yarın 14:30'a ertelendi.

Elifcimle konuşmuştum önceki akşam ekg ile ilgili.

Ona hamileyken benzer bir makineyle onu ve hareketlerini izlediğimizi anlattım ve doktorun da onun kalbinin 4 yaşında çocukların kalbi gibi hızlı atıp atmadığına bakacağını söyledim. Beraber izleyeceğiz ekrandan, dedim. Sakince yatması gerektiğini, dayanıp dayanamayacağını sordum.

-kocaman ablayım ben, durabilirim tabi, cevabını verdi.

Sonra detayları anlattım; çıplak olacağını, göğsünün üzerine jel sürüleceğini. O an yakınımda olan kumandayı gösterip, bunun gibi bir şeyi gezdirecek göğsünün üzerine, gıdıklayacak seni biraz, dedim ve kumandayı gezdirip, gıdıkladım :))

Dün sabahtan beri, benim karnımda bebek var, bak doktora gidelim, bilgisayarda göreceksin sen de, deyip durdu.:)

Her ne kadar, karnına değil kalbine bakacak, dediysem de dinletemedim.
-ben söylerim doktor amcaya, annem inanmıyor bana, karnıma bak da bebeğimi görsün derim, dedi. :)


İlk ekg tecrübemizde elif 20 aylıktı ve 3 gün uğraşmıştık, sürekli ağladığı için kısa süreli uyutan ilaçlar verildi, ama odaya geçer geçmez uyanıyordu. F. Üniversitesinde çocuk kardiyoloji profösörü çekmişti ekg'sini ve maalesef çocuklarla diyalogu harika bir doktor sayılmaz. Elif çok tırsmıştı ondan ve o da Elif'e pek sabredemedi. Hatta -ödemeyi yaptıysanız, geri almanızı sağlarım; çekemeyeceğim ben- filan dedi, son bir defa daha denemesini rica ettik ama doğrusu biz de onun tavrına sinir olduk. Bu vakadan sonra başka bir hastane seçtik bu sefer, inşaallah iyi olur her şey.



Bir gün daha beklemek zor gelecek ama zaman geçtikçe ben de daha sakin bakabiliyorum olaya, rabbim hakkımızda hayırlı olanla muamele etsin. amin.
Read On 10 yorum

Yarın hemen olsun!

Çarşamba, Mart 12, 2008
Merak eden arkadaşlara;

1. Evin beyi nisan 2009'da askere gidiyor, 1 yıl daha ertelenmiş. :)
2. Elifciğimin muayene ve EKG'si için çocuk kardiyologundan yarına randevu aldık, daha fazla beklemek zorunda kalmadan iyi bir şeyler duyarım inşaallah. :)
3.İlgilenen ve duasını esirgemeyen tüm arkadaşlara teşekkür ederim.:)
Read On 6 yorum

son durumlar

Çarşamba, Mart 12, 2008
Umutsuzca yazdığım bir önceki yazıyı tekrar okudum ve hazır bugün ilk şokları atlatmışken yazmaya karar verdim hadiseleri.
Birincisi evin beyinin aniden çıkan askerlik meselesi. 3 gündür onunla uğraşıyor ve bugün belli olacak ne olacağı.
Aysuncum; bir yerlere mi gidiyorsun diyorsun ya, bilmiyorum. Eğer uzun dönem askerlik yapması gerekirse eşimin, sanırım toplanıp gideceğiz. Ama şu an hiç bir şey belli değil, bugün öğreneceğiz.

Ve daha da önemli olanı, Kikirciğimle ilgili, küçükken kalpte üfürüm var, denmişti. 20 aylıkken kalp ekg'si yapıldı kuzucuğuma ve kalpte kapanmak üzere olan bir açıklık tespit edildi. Fakat hoca, 2 yaşından sonra kapanmış olacağını, tekrar ekg'ye gerek olmadığını, rahat olmamızı tembihledi. Biz bütün rutin kontrollerde bu konuyu doktorlarımızla görüştük ve gerçekten de 2 yaşından sonraki dinlemelerde, üfürüme rastlanmadı. Her muayenede dinlendi kalbi, pek çok farklı doktor tarafından ama üfürüm yoktu.
Pazar günü Elifcimle evdeki steteskopla oynarken, farklı bir ses duydum ben. Babası da dinledi, o da değişik bir ses duyduğunu söyledi ve pimpiriklendik. Ama aklımıza kalp hiç gelmedi. Sık sık soğuk algınlığı geçirdiği için, alt solunum yolu enfeksiyonlarından biri olabilir, diye gecikmeden Pazartesi günü doktorumuza gittik.
Her şey normal gözüküyordu ciğerlerini dinledikten sonra, ben yine üfürümü hatırlattım. Kalbini dinledi doktorumuz ve "evet kalpte üfürüm duyuyorum" dedi. 2 yıl aradan sonra ilk defa, yeniden. Büyük bir ihtimalle masum üfürük olabileceğini ama tedbiren yeniden EKG sine bakılmasının iyi olacağını söyledi.
Benim başımdan kaynar sular döküldü, çünkü daha önce defalarca EkG'yi tekrarlamayı düşündüğümüzde, başka doktorlarımız gerek olmadığını, dinlemelerin temiz olduğunu, çocuğu gereksiz yere tedirgin etmememizi söyleyerek vazgeçmemize sebep olmuşlardı.
Velhasıl-ı kelam sevgili arkadaşlar, bu hafta ya da önümüzdeki hafta, randevu işi çözülür çözülmez yeniden EKG sine bakılacak kızımın ve tahmin edeceğiniz üzere biz de diken üstünde bekliyoruz.
Doktor teyze ve enişteyle detaylı bir telefon trafiği, internetin altını üstüne getirme hadisesinden sonra az da olsa içim rahatladı ama EKG'yi görene kadar bana rahat yok.
Kalpte herhangi bir açıklık olsa belirtileri çok çarpıcı. çabuk yorulma, nefes almada sorunlar, morarma vs... Çok şükür bu belirtilerden hiç biri yok ama anne-baba olmak böyle bir şey işte, en küçük ihtimaller bile acayip korkutuyor insanı.,
Meraklandırdım sizleri de, keşke bu yazıyı dün yazsaydım ama o şokla olmadı işte. Duanızı eksik etmeyin lütfen.
Read On 3 yorum

bugünlerde yazamazsam meraklanmayın...

Salı, Mart 11, 2008

İşler biraz karışık, şimdi bir şey söylemek istemiyorum, sonuçlar belli oldukça yazacağım. Kimseyi gereksiz yere üzmeyeyim.

Sakin, sıradan hayatımda ani hareketlenmeler oldu ve doğrusu pek de iç acıçı durumlar değil.

Rabbim işlerimizi yoluna koy ve eğer beklediğimiz gibi olmazsa bazı şeyler, onları kaldıracak gücü de bağışla lütfen...

Hastalık ve sağlık hepimiz için; uzaklık, yakınlık ve değişimler. Her şey bizim için.

Bu arada Allah hastası olan herkese acil şifalar versin... amin.


Read On 4 yorum
Read On 0 yorum

Kadınlar günü kutlaması değil ama;

Pazar, Mart 09, 2008

hadise budur!



Eşyalar toplanmış seninle birlikte

Anılar saçılmış odaya her yere

Sevdiğim o koku yok artık bu evde

Sen

Kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş

Ne olur terketme yalnızlık çok acı

Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte

Sen kadınım

Hatırla o günü karşıki sokakta

Seni öptüğümü ilk defa hayatta

Kollarımda benim ilkbahar sabahım

Sen

Sönmüş bak ışıklar ev nasıl karanlık

O ılık aydınlık yuvamız soğumuş

Geceler bitmiyor ağlıyorum artık

Sen kadınım

Eşyalar toplanmış seninle birlikte

Anılar saçılmış odaya her yere

Sevdiğim o koku yok artık bu evde

Sen

Masamız köşede öylece duruyor

Bardaklar boşalmış herbiri bir yerde

Sanki hepsi hasret senin nefesine

Sen kadınım

Bana bıraktığın bütün bu hayatın

Yaşanan aşkların değeri yok artık

Ben sensiz olamam artık anlıyorum

Sen

Şimdi çok yalnızım

Ne olur kal benimle o kapıyı kapat

Elini ver bana

Dışarda yalnız üşüyorsun

Sen kadınım

...

tanju okan

Read On 0 yorum

İtalik sobe

Cuma, Mart 07, 2008
Bugün hazır yazasım varken ve hazır birazcık keyifliyken, (sabah haberlerini izlemedim)Özlemciğimin taaa 2 hafta önceki ebe-sobesine bir iki satır yazayım.


Nefesimi kesecek anlar.....

*Filistin'in İsrail işgalinden kurtulduğu gün (görebilir mi bizim jenerasyon bilmiyorum ama, ümit iyidir.)


*Birimizin diğerimizden korkmaya sebebinin kalmayacağı gün (üstteki parantez içi aynen geçerlidir.)


*Evanjelistlerin kıyamet planlarının suya düştüğünü gördüğüm gün.(ihe ihe)


*Kendimi bağışlayabildiğim gün (zor ama imkansız değil!)


*Kızımın okula ilk başladığı gün (kesin kalbim sıkışacak!)


*Evin beyini askere göndereceğimiz gün (özellikle elif'i nasıl sakinleştireceğimi düşünmek bile nefesimi kesiyor)


*Göğsümü gere gere, yazdığım her satırına imzamı gönül rahatlığıyla atabileceğim, haberimin yayınlanacağı gün ( bu da zor ama imkansız değil, fakat ortada daha çalışacak yer yok, yer bulsam bile, dilediğim gibi yapmam kolay değil, ama nedir? -olmaz olmaz deme hiç, olmaz olmaz sevgilim, zaman neler gösterir, belli olmaz sevgilim!)


*Bugüne kadar incittiğim her kim varsa, onlar tarafından affedildiğim gün


*Gönlümce seyahat edebileceğim bir zaman dilimi, yolda olma halini çok seviyorum ben.


*Günün 48 saat olması:)


(Bunun için dünyanın dönme hızının düşmesi gerekiyor di mi solar? Sen anlarsın bu işlerden)


Hemen yapabileceğim halde yapmadığım nefesimi kesecek anlar...



*Kendime verdiğim sözleri tutabilmek

*Kızımla beraber kutsal toprakları ziyaret etmek

*Annanemin köyüne gidip, o rakımı yüksek yerden, yemyeşil dağları seyredebilmek

*Her kadın gibi fazlalıklarımdan kurtulmak benim de nefesimi keser. :)

*Baklava açabilmek, üsttekiyle bağlantılı oldu ama di mi?

*Anahtarları alıp, gece yarısı arabayı kaçırıp, bir yere vurmadan eve dönebilmek :)

*Animasyon çalışmaya yeniden başlayıp ve ilk hareketli karakterimi yapabilmek

*Üff düşündükçe çıkıyor, yeter ama yaaaa, ne çok şey varmış ama yapmak isteyip de tembellikten yapmadığım, aaaaaaaa aa!


Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı;

*Sanırım bu kısmı cevaplamak istemiyorum.

Keşke şu şöyle olsaydı demenin bugüne getirdiği bi fayda yok, şimdi düzeltmek istediklerimi düşünüp, kendime küsmeyeyim yine.

sobe bitti...

bana bu imkanı tanıdığı için sena-bera'nın annesine,

bugün balkonuma dolan güneşe ve etrafımda bir tur atıp giden minik serçeye

ben bu yazıyı yazarken, beni sürekli taciz etmediği için canım kızıma teşekkür eder;


köydeki annaneme, dedeme; almanyadaki halalarıma ve kuzenlerime, İstanbuldaki kankalarıma, söz verip bir türlü gidemediğim yasemin'e ...

(var mı ayol, selam edecekleriniz, ekleyin haydi!)

***

ben de sobeliyecem şim di de mi, bu işlee bööle oluyodu deee mi? (bu benim ilk sobelenişim de)


İlk blogumdan beri sürekli görüştüğüm kardeşim solar'ı; aynı şekilde "ben geldim bak" deyince, hiç sitem etmeden beni yeni yerimde de yalınız bırakmayan tatlı anne aysun'u; üniversite yıllarında hem bunalımlarımızı hem mutluluklarımızı hem de yaşadığımız yeri paylaştığımız Ayşe'mi sobeliyorum.


Kasmayın kendinizi, yazmak isterseniz yazın, istemezseniz paşa gönlünüz bilir, alınmam darılmam yani:)


***

Allahım bu halim bir kaç gün devam etsin, amin
Read On 10 yorum

Çiğdemler/Dağlarına bahar gelmiş memleketimin/Benimki ova sayılır ama:)

Cuma, Mart 07, 2008
Sıkıntılardan yazmaya fırsat olmamıştı ama geçen pazar süpper bir şey oldu biliyor musun?

Hani şu durup durup fotoğrafını çektiğim arazi (araziden çok üstündeki gökyüzünü çekiyorum ama neyse) var ya; orada yürüyüş yapıyordum. Başım önümde, karların ardından yeni biten otlara bakıyordum ki, bir mucize oldu.

Yıllaaar yıllar sonra, bir çiğdeme rastladım. Hani şu baharın müjdecisi nefis çiçek var ya ona.

İlk gördüğümde çok şaşırdım, en son 8-9 yaşlarında filandım, babam soğuksudan getirmişti, bir avuç. Soyup yumrularını afiyetle yemiş, çiçeklerini de suya koymuştum. Öyle sevmiştim ki, o küçücük, narin şeyi.

Çok hayıflandım önce, makinem yanımda olmadığı için. Sonra fotoğraflayamayacağıma üzülmek yerine, gördüğüme sevinmeyi seçtim. Ve yürüdükçe; bir tane , bir tane, bir tane daha...


Çiğdemler bile açmış, bahar gelmiş, ben çekemedim ama bir-iki çiğdem fotoğrafı ekleyeyim de, bahar artık buraya da uğrasın:)


Benim gördüklerim bu beyaz çiğdemlerden

Şunların renklerine bak, nasıl da güzeller di mi?

-içerde-
haberin var mı taş duvar,
demir kapı, kör pencere,
yastığım, ranzam, zincirim,
uğruna ölümlere gidip geldiğim,
zulamdaki mahzun resim,
haberin var mi?
görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
karanfil kokuyor cigaram
dağlarına bahar gelmiş memleketimin..


Ahmet Arif

***
Read On 0 yorum

kendime yararım bundan sonra

Perşembe, Mart 06, 2008
Tam bu havadayım;

Read On 0 yorum

Ehlileşmemek, düzleşmemek ve direnmek!

Perşembe, Mart 06, 2008
Her şey bu kitabın adını kitapyurdunda gezinirken görmemle başladı.
Ne muazzam bir ismi var.
Ehlileşmemek, düzleşmemek ve direnmek.
Tıkladım tabi.
Kitaptan alıntılanmış, bir kaç cümleyi okudum.
"En yakın zamanda alınıp okanacak bu kitap,
Yahu ben bu amcayı bugüne kadar nasıl görmemişim", dedim.
Meraklandım, meraklandıkça tıkladım, tıkladıkça okudum, okudukça başka aramalar yaptım. Meğer amcamı herkes tanıyormuş, benim dışımda. Röportajlarını okudum, sonra baktım düzenli olarak da yazıyormuş. Yaşasın ekşi sözlük!
Bugünkü yazısını okudum, istedim ki -görmediyseniz- siz de okuyun.

**


"Hain enflasyonu...

Olacağı buydu! Şimdiye kadar, 'vatanperverlik' ve 'devletperverlik' konusunda oldukça garantili bir yerde duran CHP ve MHP liderleri bile 'hainlik' dairesine girdiler. Genelkurmay başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Kuzey Irak harekatından memnun olmayan ve 'nihai sonuç' bekleyen bu liderler de paylarını almışlar. Hatta, açıklamada geçen “bu saldırılar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörle mücadele azmine, hainlerden daha fazla zarar vermektedir” cümlesiyle, 'hain-ötesi' denilebilecek bir tanımlamanın muhatabı olmuşlar.


İlginç bir durum tabii... Öncelikle, Türkiye'nin 'en güvenilir kurumu' payesine sahip ve kendini devletin bekasının, çağdaşlığın, laikliğin, milliyetçiliğin, Atatürk'ün adeta sahibi ve sorumlusu olarak gören orduya kafa tutmak her babayiğidin harcı değil. Tabii ki, söz konusu partilerin tuttukları kafa orduyu 'barışa çağırmak' (çok tehlikeli söylem!) falan gibi bir konuda değildi. Sağlam bir yerden gidiyorlardı... “Neden orayı temizlemeden (yani yeteri kadar kana bulamadan) geri geliverdin? Amacın bu değil miydi? Biz senin için boşuna mı teskereler çıkardık, bu kadar cengaverlik yaptık?”türünden bir şikayet-fırça karışımıydı onlarınki... 'Arkası sağlam' olan başka bir soru da ellerinde hazır durumdaydı. Ordu savaşa giderken soramadıkları bir soruyu dönerken sordular. “Kim izin verdi? Kimin istihbaratıyla 'ulusal' çıkar korumaya gidiyorsun?” diye soramadılar... Ama “Kim engelledi seni? Dönmek için kimden emir aldın?” diye sormak ve ihanet çağrıştırmak daha kolay ve sağlamcıydı... Yani gayet savaşkandılar ve birilerini ihanetle suçlamak onların en savaşkan
olduklarını en çok ispat edebilecek bir kolaylıktı... Çünkü onlara bu savaşkan
kapasiteyi ve sermayeyi veren dil, bir imparatorluğun çöküşü ile birlikte,
'ihanet'i ve 'korku'yu araçsallaştırarak inşa olmuş bir ulusun stratejik diliydi...


Bu dil çok güçlü bir dil ve her yerde karşımıza çıkıyor. En başta mesela medya organlarında... Pornografi isteyen, dikizlemek isteyen, dikizlemek için de delik isteyen medyada... “Hani cesetler? Ceset olmadan savaş olur mu? Biz nasıl okurumuza yaşatacağız oradaki vahşeti (pardon, zaferi)? Biraz göstersen ölür müsün?” diye yalvarma-yaranma-fırça üslubunun ustası medyada... Aynı medya organlarında duymadık mı daha önce Hilmi Özkök'ü yumuşak bulup, 'kodumu oturtan' Genelkurmay Başkanı isteyen sesleri? İmia-Kardak'a çıkartma yapan 'en kahraman rıdvan' gazetecileri? Oysa 'en güvenilen kurum' Amerika'nın Körfez savaşında yaptığını yapıyor sadece... Yani hakim trende uygun olarak, 90'lı yıllarda 'ölü ele geçirilen terörist' görüntülerinden vazgeçmiş durumda ve gayet 'medeni' bir savaş veriyor... Üstelik 'kış şartlarında' adeta görsel bir şölen sunuyor bize... Uçuşan kurşunlar, dalış yapan Kobra'lar, top atışları... Buna rağmen, görünürde ceset yok;temiz yani... Fakat bu dil o kadar güçlü ki, 'medeniyet' falan dinlemez; önünde hiçbir bent duramaz; hepsini sel gibi aşar geçer... Eğer karşısına en güçlü ve güvenilir kurum bile çıksa, onu bile aşar ve onu öyle bir sorgular ki, sırtı yere gelmeden o kurumu bile ihanet dairesinin içine sokar... Çünkü bu dil 'en güvenilir kurum'dan bile
güçlü... Çünkü o dil Türk milliyetçi stratejisinin dili... Ve o dilin
üretilmesinde bizzat bizim kelimelerimiz, korkularımız bazan edat, zamir, bazan bağlaç ya da bazan bizzat fiil olarak iş görüyorlar. Yüzyıldır sunulan hammaddeyi kendimiz karıyoruz, harcımızı karıştırıyoruz. Mesela Aşkale'nin
kurtuluş törenlerinde yapıldığı gibi... Orada da tabii ki gerçek kan yok... 'Hainlerin' cesetleri yok... Ama olsun, yoksa bile varmış gibi simülasyon yaparız... Yeter ki dilimiz yaşasın... Bizi biz yapacağına inandığımız, ilkokula başladığımız andan itibarenbaşka türlü varolamayacağımıza inan(dırıl)dığımız ihanet dilimiz yaşasın... Biz de o sayede, yani geçmişte kurulup, içine düştüğümüz ve bugün de varlığını sürdüren ihanet dili sayesinde 'var oluyormuş' gibi yapabilelim... Bu ihanet durumu o kadarsağlam kurulmalı ki yetişmekte olan kuşakların iyice kafasına yerleşsin. Geçmişte yaşanan travma, buz gibi havada, kar altında incecik önlükleriyle küçükçocuklara yaşatılan travmayla gerçeklik kazansın. O küçük çocuklar Aşkale'nin kurtuluş günü törenlerini hergün o kadar çok iliklerinde hissetsinler, donarak hatırlasınlar ki, o gün orada 'içki içip imam boğazlama, bebek süngüleme' müsameresinin Ermeni rolündeki zoraki aktörleri vasıtasıyla ihaneti görselleştirsinler... Rize'de ellerine silah tutuşturulsun, ateş ettirilsin ki, kulakları silah sesine alışsın... Yarın öbür gün ihanet durumuna karşı elde hazır bulunsun...
İhanet dilinden en çok beslenenler, başörtüsünü bile savaş ve ihanet konusu olarak görmediler mi? Başörtüsünden bile savaş malzemesi çıkarmadılar mı? “Üniversiteye, bilime ve cüppelere ihanet” olarak sunmadılar mı? 'Radikal muhalif' görünmeye çalışan, ufak tefek marjinal partiler mesela... Bu dili son zamanlarda en çok ezberine alan ve 'TKP' adının üzerine çöreklenmiş parti gibi mesela... “Üniversitelerde
türban özgürlüğü, kılık-kıyafet serbestliği diye bir özgürlük yoktur. Türban bilim ve aydınlanma yuvasına sızan gerici hareketin ve faşistlerin sembolüdür.” demişpartinin tepesindeki şahsiyet... “Sızmak”!... Bilim ve aydınlanma yuvasına “sızan” türban... Sınırlarımızdan “sızan” PKK'ya, misyonerlere, arşivlerimize “sızan” yabancılara yani bütün “hainlere” atfedildiği gibi... Yani bu parti de CHP ve MHP gibi sağlamcı gidiyor... 'Hain' arıyor... Nazım Hikmet'i ihanet suçlamalarıyla çileden çıkarıp, ona “Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ” dedirten sözde 'vatanperver' dili sahiplenip arkasını sağlama alıyor... Aynı şahsiyet “TKP ulusalcı bir hareket değil,
sınıf hareketidir” demiş... Doğrudur; TKP 'sınıf hareketi'dir. Irkçı ve seçkin bir sınıfın siyasette kullandığı bir partidir. 'Sınıf hareketi'dir ama bütün takıntısı ve verdiği 'mücadele' o seçkin sınıfın kültürel mücadelesiyle özdeşleşmiştir... Aslında 'ihanet' arayan dil çok kolay araçsallaştırılabilen ve özdeşleşilebilen bir dil... Bir örneğini de ben vereyim mesela burada: CHP'nin, MHP'nin, TSK'nın vs. ya da TKP'nin bizzat kendi başvurduğu versiyonla söyleyecek olursak, “TKP, Türk siyasal hayatına ve kültürüne işçi sınıfı masumiyeti altında 'sızmaya' çalışan bir seçkinci sınıfın sembolüdür...” Yani kısaca, Kuzey Irak'a gidenlerin, onların neden döndüklerini soranların, Aşkale'de Ermeni temsil edenlerin, başörtüsünde sembol arayanların ve daha birçoklarının yaptığı gibi, bu enflasyon ortamında siz de benzer bir mantık eşliğinde, kendi 'hainlerinizi' bulup, kendinizi 'en vatanperver' ilan edebilirsiniz... Ya da bu memleketin bütün mağdurlarını birbirlerine düşürmek için uygulanan taktikleri açığa çıkarmak ve birbirlerini duyabilmelerini sağlamak için “yeter!” diyebilirsiniz..."*

*: http://www.gazetem.net/ferhatkentel.asphttp://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ferhat+kentel talebelerinin ağzından

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=56635 röp. 1.böl

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=56810 röp 2.böl.

Read On 1 yorum

Fırından yeni çıktı!

Çarşamba, Mart 05, 2008
Yeni yazı var, heey!
Ama burada değil, kikirciğimde.
İster üstteki menüden tıkla, ister buradan
Read On 4 yorum

Allah en büyüktür.

Salı, Mart 04, 2008
Yerinden ani bir hareketle doğruldu.
Ne kadar zamandır, sırtüstü yattığını hatırlamaya çalıştı, sonra hatırlamaya çalışmanın anlamsızlığı onu vazgeçirdi. Ağır adımlarla pencerenin önüne kadar geldi. Tülü açmakla açmamak arasında tereddüt etti ve içinde hala var olan bir şeylerin hatırına, tülü kenara çekti.

Uzaklara dikti gözlerini, böylesi daha iyiydi. Uzaklara baktığında durağan bir manzara görebilir ve hayatın devam ettiğine inanmak zorunda kalmayabilirdi. Tren yolunun ufka değen yerine kilitledi gözlerini. Hareketsiz, öylece durdu ve baktı.

Anlara inanırdı, anların kalabilirliğine. Bu an burada hep böyle kalabileceğine inandırdı kendini, ta ki rayların ucunda bir kıpırtı görene kadar. Kendine doğru gelen ve geldikçe büyüyen, büyüdükçe silüet olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüşen bir şeydi gördüğü.
Koca bir tren anın durgunluğunu yara yara hızla geliyordu.
Yetmezmiş gibi bir de acı acı düdüğünü öttürmüş, tümüyle gerçek oluvermişti. Farkında olmadan trene takılmıştı gözleri. Uzaklardaki durgun manzaradan yavaş yavaş kopuyor, trenle birlikte hayatın yakın, hareketli ve gerçek olduğu noktaya sürükleniyordu.
Tren onun görebileceği mesafeden çıktığında, o sokağı izlediğinin ayrımına vardı. Koşan çocukları, öğlen ekmeğini almak için bayinin önünde bekleyen insanları, yaşlı amcanın her gün sabah namazından sonra bırakmayı vazife edindiği ekmeklerin güvercinler tarafından bölüşülmesini ve hayatın o içinde yer almasa bile aktığını gördü.
Böyle kıpırtısız durup, yine kıpırtısız bir görüntüye gözlerini dikmekle durdurulamıyordu hayat, devam ediyordu işte. O üstüne düşeni yapmasa da, rolünü yarım yamalak oynasa da dünya dönüyordu. Dünyanın en kanlı coğrafyalarının birinde çocuklar ölüyordu.

O halde?
...

Banyoya gitti, aynada yüzüne baktı, başka birine bakar gibi baktı, tanımıyordu gözleri onu. Kendini tanımak, hayattaki en zor şey olmalıydı. Evet, en zoru buydu.
Musluğu açtı ve suyun iyice soğumasını bekledi. Sonra buz gibi suyu küçük avuçlarına doldurup, hızla yüzüne çarptı ve kendini tanıyabilecekmiş gibi yeniden baktı aynaya ama bu defa bu otomatik hareketin altında bir anlam aramadı. Saçlarını topladı ve besmele çekti.
Ağır ağır aldı abdestini ve az önce sırtüstü yattığı yatağın yanına, seccadesini serdi özenle. Gözünün önünden bembeyaz çocuk yüzleri geçiyordu, annesinin dizinin dibinde olması gereken küçüklükte çocuk yüzleri. Dua etmek gerekti, en azından onlar için ve en büyük olandan, en verici olandan istemek gerekliydi adaleti.

Başını pencereye çevirdi, orda öylece duran bir silüet gördüğüne yemin edebilirdi. Kısa boylu, üstü-başı özensiz; boya görmemiş saçları, iki ayrı yatakta akan tek bir nehir gibi dağınıkça sırtının ortasına kadar inen bir silüet.

Dur daha sen, uzaklara bakmaya devam et, sen durunca zaman durmuyor işte, dedi belli belirsiz. Ellerini kaldırıp, hayatına anlam veren o cümleyi söyledi, kısık ama emin bir sesle.

Allahuekber
...






Read On 8 yorum

Adı beni saran ve kuşatan Filistin/Ruhumun en derinliklerine işleyen Filistin

Pazartesi, Mart 03, 2008
Öyle acıttı ki yüreğimi Filistin, öyle bir kin oturdu ki içime, yeniden.
başka bir söz bulamadım diyecek,
"Ey Aksa!
ümmetin ilk kıblesi
siyonistleri, kahreden edanla paramparça et!"




Benim adım Filistin,

Adı tüm meydanlara yazılan Filistin

Ruhumun en derinliklerine işleyen Filistin

Topraklarının beni tanıdığı

ve benim de onu tanıdığım Filistin.

Onu değil, beni parçalayın dediğim vatanım.

Geçmişten beni her an çağıran Selahaddin

Beni binlerce esiri ve mahkumuyla

Her zaman yardıma çağıran mescid-i aksa.

Ey Aksa! Ümmetin ilk kıblesi

Siyonistleri kahreden edanla paramparça et!

Siyonistlerin ruhunu söndüren akşam

Gökyüzünü Filistin bayrağıyla donat!

Filistinim

Filistinim

Filistinim

...

Read On 0 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate