Allah en büyüktür.

Yerinden ani bir hareketle doğruldu.
Ne kadar zamandır, sırtüstü yattığını hatırlamaya çalıştı, sonra hatırlamaya çalışmanın anlamsızlığı onu vazgeçirdi. Ağır adımlarla pencerenin önüne kadar geldi. Tülü açmakla açmamak arasında tereddüt etti ve içinde hala var olan bir şeylerin hatırına, tülü kenara çekti.

Uzaklara dikti gözlerini, böylesi daha iyiydi. Uzaklara baktığında durağan bir manzara görebilir ve hayatın devam ettiğine inanmak zorunda kalmayabilirdi. Tren yolunun ufka değen yerine kilitledi gözlerini. Hareketsiz, öylece durdu ve baktı.

Anlara inanırdı, anların kalabilirliğine. Bu an burada hep böyle kalabileceğine inandırdı kendini, ta ki rayların ucunda bir kıpırtı görene kadar. Kendine doğru gelen ve geldikçe büyüyen, büyüdükçe silüet olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüşen bir şeydi gördüğü.
Koca bir tren anın durgunluğunu yara yara hızla geliyordu.
Yetmezmiş gibi bir de acı acı düdüğünü öttürmüş, tümüyle gerçek oluvermişti. Farkında olmadan trene takılmıştı gözleri. Uzaklardaki durgun manzaradan yavaş yavaş kopuyor, trenle birlikte hayatın yakın, hareketli ve gerçek olduğu noktaya sürükleniyordu.
Tren onun görebileceği mesafeden çıktığında, o sokağı izlediğinin ayrımına vardı. Koşan çocukları, öğlen ekmeğini almak için bayinin önünde bekleyen insanları, yaşlı amcanın her gün sabah namazından sonra bırakmayı vazife edindiği ekmeklerin güvercinler tarafından bölüşülmesini ve hayatın o içinde yer almasa bile aktığını gördü.
Böyle kıpırtısız durup, yine kıpırtısız bir görüntüye gözlerini dikmekle durdurulamıyordu hayat, devam ediyordu işte. O üstüne düşeni yapmasa da, rolünü yarım yamalak oynasa da dünya dönüyordu. Dünyanın en kanlı coğrafyalarının birinde çocuklar ölüyordu.

O halde?
...

Banyoya gitti, aynada yüzüne baktı, başka birine bakar gibi baktı, tanımıyordu gözleri onu. Kendini tanımak, hayattaki en zor şey olmalıydı. Evet, en zoru buydu.
Musluğu açtı ve suyun iyice soğumasını bekledi. Sonra buz gibi suyu küçük avuçlarına doldurup, hızla yüzüne çarptı ve kendini tanıyabilecekmiş gibi yeniden baktı aynaya ama bu defa bu otomatik hareketin altında bir anlam aramadı. Saçlarını topladı ve besmele çekti.
Ağır ağır aldı abdestini ve az önce sırtüstü yattığı yatağın yanına, seccadesini serdi özenle. Gözünün önünden bembeyaz çocuk yüzleri geçiyordu, annesinin dizinin dibinde olması gereken küçüklükte çocuk yüzleri. Dua etmek gerekti, en azından onlar için ve en büyük olandan, en verici olandan istemek gerekliydi adaleti.

Başını pencereye çevirdi, orda öylece duran bir silüet gördüğüne yemin edebilirdi. Kısa boylu, üstü-başı özensiz; boya görmemiş saçları, iki ayrı yatakta akan tek bir nehir gibi dağınıkça sırtının ortasına kadar inen bir silüet.

Dur daha sen, uzaklara bakmaya devam et, sen durunca zaman durmuyor işte, dedi belli belirsiz. Ellerini kaldırıp, hayatına anlam veren o cümleyi söyledi, kısık ama emin bir sesle.

Allahuekber
...






Yorumlar

AYSUN dedi ki…
İki gündür yazdıklarını okuyorum uragan boğazımdaki düğümle... Dua edebiliyorum sadece Filistin'in kurtulması, çocukların anne babasız kalmaması ve bebeklerin geleceklerini görmeleri için...
uragan dedi ki…
aah aysun, al benden de o kadar.
Günlerce akşam haberlerini boğazımda bir yumrukla izledim.
bitti mi?
biter mi?
bitmez.
kuaybe ben de :(
solar dedi ki…
her şeye rağmen nasıl 'hayat devam ediyor', anlayamıyorum..
uragan dedi ki…
ben de solarım, ben de.
her şey nasıl da "olmamış gibi oluveriyor" di mi?
solar dedi ki…
hem de nasıl..
Biyo dedi ki…
:(((
Sözüm yok!!!!
Yorum yok!!!!
elif dedi ki…
yorum yapamam.. tatmadığım/bilmediğim bir acının ahkamını kesemem.. ağlarım,becerebilirsem onların dertleriyle dertlenirim, onların dertlerini düşünüp bizim dert sandığımız şeylere güler geçer, etrafıma bakar şükrederim.. ama anlatamam. bir çocuğun korku içinde geçen gecelerini,dipçik yiyen omuzcuklarını, arka arkaya yağan mermileri izlerken ne hissettiklerini, o minicik kefenlere sarılıp koklayan/ ağlayan annelerin mübarek yüzlerini anlatamam.. çocuklarıma oyuncaklar alırken ya da dünyanın çok büyük coğrafyalarındaki diğer yaşıtları için çok büyük lüks olan ne varsa hepsini yaparken, bir iç çekişin ardından dilimden bir "allah'ım.." çıkar, içimde bitmeyen nefs muhasebesi.. ve güzelliği barbie'lerle bütünleştirip pompalayan "güzel ol yeter" diyen popüler kültüre direnirken, filistin'i ve dünyanın her yerinde acı çeken çocukları düşünüp "allah adildir" derim... allah adildir...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Matematik Performans Ödevi / Kocatepe Kavşağı / Aptal kovboy