Masum Üfürümmüş!

Elhamdülillah, iyiyiz.

Öncelikle merakta bıraktığım için özür diliyorum ama hastanedeki koşuşturmadan sonra pestilim çıktı, akşam eve gelebildik ancak ve geldikten sonra da yorgunluktan yazamadım.

Nereden başlayayım bilmiyorum ama ilk olarak şunu söyleyeyim. Kalpte delik yok, şükür.
Detaylı bir muayene, ardından akciğer röntgeni, eko, ekg ve detaylı kan tahlilleri.

Sonuç, kalpte delik yok ama 1. derece masum üfürümü var kuzucuğun. Senede bir defa üfürüm için kontrol ettireceğiz.

**

Doktorun odası oyun parkı gibi olduğundan, kikircim 10 dakika beklemeye dayanamadı dışarda. Benim sıram gelmedi mi daha, diye başımızın etini yedi durdu. Muayene sırasında da üfürümü duydu doktor ve üstte bahsettiğim tetkikleri istedi. Oradan oraya koşturup durduk ve dahası hastanede bizi tanımayan kalmadı:))

Bütün çocuklarla ilgilendik, bütün bebekleri kokladık, onlarca kişiyle tanıştık; ceren, arda bebek, elif bebek, sonay bebek vs...

Ceren 6 yaşında ve henüz kapanmamış bir deliği var kalbinin, 3. derece üfürümü var. Öyle tatlı bir kız ki; Allah şifa versin. Elif onun eko çekiminin büyük bölümünde de odada kaldı ve izledi.
İkisi de kollarını açıp, kan alınan yerlerini gösterdiler birbirlerine, savaş yarası gösteren askerler gibiydi halleri.

**

Doktoru sevdik, hepimiz. 100. yıl hastanesinde Öz hanım. Yükses ihtisası çocuk kardiyolojisi üzerine. Ve herşeyden önce güleryüzlü ve çocuk dilinden anlıyor. Bir doktorda ilk önem verdiğim şey bu benim. Ne kadar bilgili olursa olsun, doktor çocukla diyalog kuramıyorsa, sonuç asla tatmin edici olmuyor bence.

Muayene başlar başlamaz, ne zaman eko çekileceğini sordu durdu elif, bebeğini görmek istiyormuş. Eko sırasında kalbinin hareketlerini izledi ve 20 dakikadan fazla hiç sorun çıkarmadan dayandı. Arada sorular sordu, cevapları dikkatle dinledi.

Akciğer röntgeni çekilirken, gülümsedi. ciğerlerinin fotoğrafları güleryüzlü çıksın, diye. :)Ekg'de; vücuda bağlanan aparatları önce ben denedim, bak canım yanmıyor diye gösterdim, sonra razı oldu.

**

En problemli dakikaları kan verme esnasında yaşadık, neredeyse ağlayacaktım. O kadar zorlandık ki, anlatamam. Tam 10 dakika ikna etmeye çalıştık, ama istemiyorum dedi, başka da bir şey demedi. Sonunda 4 görevli, ben ve babası toplam 6 kişi, orasından burasından tutarak, aldırdık kanı, çok kötüydü o an, resmen burnumun direği sızladı, gözlerim doldu, bir de ben ağlamayayım diye, zor tuttum kendimi:(
Attığı çığlıklar kulaklarımda hala; izin vermiyorum, bana bunu yapamazsınız, vermiycem kanımı, bırakın beni diyorum size, anlamıyor musunuz beni.... daha neler neler. Sanırım iki tüp kanı vermemiz 20 dakikadan fazla sürdü ve labaratuardan çıktıktan sonra da sakinleşmesi hayli zaman aldı. Niye ağlıyorsun?, diyen herkese, kolunu açıp gösterdi. Yarım saat geçtikten sonr, artık acımadığını söyledi kolunun. Ben de ona -ağlamamış olsaydın bu kadar da yanmayacaktı canın, keşke anlattıklarımı dinleseydin, dedim.
Cevap: Ama anne ağlarken seni duyamıyorum ki, oldu. :)

**

Eko sırasında karnında bir bebeği olmadığına ikna ettik çok şükür. Hatta doktor bir ara, -bebeğinin olması için önce evlenmen lazım, bir koca bulman lazım, daha bunlar için erken ama, deyince, -ben bir koca bulurum hemen, diye cevabı yapıştırdı, biz de şaşkaloz halde bakakaldık birbirimize:)

O kadar çok kişiye o kadar çok şey sordu, heryeri ve herşeyi o kadar detaylı inceledi ki, tüm bunların sonunda; doktor olmak istemesinde haklı olduğuna karar verdi. Doktorluk çok güzel bir meslekmiş:)

Kendime Not: Bu arada eko ile ekg yi birbirine karıştırmışım önceki yazılarda, daha doğrusu bunların uzun isimlerini. Biri; ekokardiyografi(eko)- diğeri elektrokardiyografi (ekg)