uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

"Mesnevi Okumaları" & "La ilahe illallah"

Havayla dolu, ağzı kapalı testi, büyük suyun üstünde gider.


Dervişlik havası içte olunca -insan- dünya suyu üzerinde kalır.


Bu dünyanın bütün mülkü onun olsa da, onun gönül gözünde mülk bir şey değildir. (S.67/beyit no.988-991 arası)




  • O sinek, eşek sidiği üstündeki saman çöpü üzerinde kaptan gibi başını kaldırıyordu.

  • Dedi: Ben deniz ve gemi okudum. Bir müddet onun düşüncesinde kaldım.

  • İşte bu deniz, bu gemi ve ben; kaptan, işin erbabı ve danışman adam.

  • O deniz üzerinde kayık sürüyordu. O kadar su ona sınırsız görünüyordu.

  • O idrar, ona göre sınırsızdı. Onda onu doğru görecek bakış nerede?

  • Dünyası gördüğü kadardır. Göz bu kadar, onun için deniz de bu kadar.

  • Yanlış yorum sahibi, sinek gibidir. Onun vehmi/kuruntusu, eşek sidiği ve çöp tasviri.

  • Sinek, görüşünde yorumuraksa, baht bu sineği devlet kuşu yapar.

  • Bu ibrete sahip olan, sinek olmaz. Onun ruhu, surete layık olmaz.


(s.71/beyit no. 1083-1092 arası) (sineğin zayıf yorumunun sonucundan)






  • Kırmızı, yeşil ve sarıyı, bu üçünden önce ışığı görmeden, nasıl görürsün?

  • Fakat aklın renkte kaybolduğu için bu renkler, ışığa karşı senin yüzünü örttü.

  • Geceleyin bu renkler örtülünce, o zaman rengi görmenin ışıktan olduğunu görürsün.


(s.72/beyit no. 1123-1125 arası)






  • Gece ışık yoktu ve renkleri görmedin. O halde ışığın zıddıyla sana belli oldu.

  • Işığı görünce, rengi görülür. Ve bunu ışığın zıddıyla hemen bilirsin.

  • Hak gönül hoşluğunun, zıddıyla ortaya çıkması için eziyet ve kederi yarattı.

  • Öyleyse gizli olan şeyler zıddıyla anlaşılır. Hak zıddı olmadığı için gizlidir.


(s.72/1129-1133 arası)






  • Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir.

  • Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır.

  • Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan iyidir.

  • Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.


(s.75/beyit no.1206-1210 arası)






  • Kuyuya, suya baktıklarında aslan ve tavşanın aksi suda parladı.

  • Aslan suda kendi aksini gördü. Su da kocaman kucağında şişman tavşan olan bir aslan şekli parıldadı.

  • Kuyuda hasmını görünce tavşanı bıraktı ve kuyuya atladı.

  • Kazmış olduğu kuyuya düştü, zulmü başına geldi.


(s.78/beyit no.1306-1310 arası)






  • Aslan kendini kuyuda görünce, kinden o anda kendini düşmandan ayıramadı.

  • Kendi aksini kendi düşmanı gördü. Çaresi kendine kılıç çekti.

  • Başkalarında gördüğün nice zulüm, onlardaki senin huyundur, ey filan!

  • Senin varlığın; nifak, zulüm ve kötü sarhoşluğundan onlara yansımıştır.

  • O sensin ve bu darbeyi kendine vuruyorsun, o an kendi üzerine lanet ını örüyorsun.

  • O kötüyü kendinde ık olarak görmüyorsun. Yoksa kendine candan düşman olurdun.

  • Ey saf adam! kendine saldırıyorsun; tıpkı kendine saldıtan aslan gibi.

  • Kendi huyunun dibine ulaşınca, o namerdin sen olduğunu o zaman bilirsin.

  • Aslana kuyunun dibinde malum oldu, başkası görünenin kendi şekli olduğu.

  • Bir güçsüzün dişini koparan, bu yanlış gören aslanın işini yapar.

  • Ey amcasının yüzünde kötü yansımasını gören! Kötü amcan değildir, o sensin, kendinden kaçma!


(s.79/beyit no.1318-1327 arası.)




















***

2 yorum:

"Dünyası gördüğü kadardır. Göz bu kadar, onun için deniz de bu kadar."

Gerçek denizi görmeyi çok isterdim ama ben hangi geminin kaptanıyım bilmiyorum...


Mesnevi'ye başladığımdan beri, kaptan olmaktan geçtim, bir gemimin bile olmadığını düşünür oldum ben.


İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate