uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

sihirsiz nefes gibiyim!

Cumartesi, Mayıs 31, 2008
  • Neden bilmem tadım yok gene, amaaan!
  • Dün bloga bile bakmadım, mucize gibi!
  • Dalgınım epey; o kadar ki dün haşlansın diye koyduğum yumurtayı ocakta unutmuşum, mutfaktan gelen patırtı sayesinde ayıktım, kaynaya kaynaya suyu bitmiş, ondan sonra da patlayıp oraya buraya savrulmuş, ıııy!
  • Bu vukuatın tek iyi yanı, ne zamandır yapmam gerektiği halde tembelliğimden erteleyip durduğum; fırını çekip- arkasını-elini yüzünü- etrafındaki fayansları temizleme işini halletmek zorunda kalmam. İyi de oldu, sıkkınken orayı burayı ovmak iyidir. O kadar parladı ki mutfağın o köşesi, şaşırdım! Uzun zamandır böyle pakladığım bir yer olmamıştı, nasıl ovduysam?
  • Kikirik üçüncü günü doldurmadan ateş badiresini atlattı. Bendeniz ateşi üç gün düşürmeye çalışırım, düşmüyosa ondan sonra doktora. Ne öyle hemen ateşlendi diye doktora mı gidilirmiş? Ondan sonra dayıyorlar yerli yersiz antibiyotiği, kullansan bi türlü, kullanmasan bi türlü.
  • Şu günlerde bana iyi gelen tek şey , balkona çıktığımda -hafif bir rüzgar da varsa eğer- burnuma çalınan hanımeli kokusu, uff ne güzel bir koku o ya !
  • Haa dün bir de elifin gardrobunu düzenlemeye çalıştım, gecenin on ikisinde. Manyak mıyım, neyim? Sordum gündüzler çuvala girmiş, bir geceler kalmış bu iş için, ben de gece bir saat uğraştım. Eline ne gelirse, gözü nereyi keserse tıkıştırmış! Şimdi açınca en azından ne nerede ilk bakışta görülüyor.
  • Hazır ucundan köşesinden girişmişken kalksam mı artık bir yaz temizliğine, camlardan dışarısı görünmüyor.
  • Aman görünecek de ne olcak?
  • Dur şimdi, şu elifciğimin merserize hırkasını bitireyim de ondan sonra.
  • İyi de anneler için ördüğüm şu süslü püslü havlu kenarlarının da bitmesi lazım, bir de süheyla teyzenin fularının mekik oyası, e ayşenin düğünü de temmuzda, ona da bir iki bir şey yapmalı...........uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuf.
  • ...
  • Yaz geldi mi ne çok ütü yığılıyor, kalkıp yapmalı.
  • Bir de gülüyorum; muro, çeto ve yıldırım üçlüsüne, pana film'e en içten teşekkürlerlerimi sunarım!
  • Dağınık oldu bu yazı, benim gibi, evim gibi, kafam gibi.
  • Olsun toplanır ama, su akar yatağını bulur diyorum, bi turist ömer selamı çakıp kaçıyorum.
  • tsm'den sıkıldım, cem karaca dinleyeceğim bugün, uysa da uymasa da!
  • zaten bu posta uygun şarkı bulmak imkansız ya!
  • bir kaç gün yazmazsam meraklanmayın e mi? / Ya da siz bilirsiniz...
  • anlaşıldığı üzere yazasım yok!
  • bitti
Read On 6 yorum

Dilaver Cebeci'nin anısına / Sitare / Allah Rahmet eylesin!

Perşembe, Mayıs 29, 2008
Duygularınıza tercüman kelimeler ararsınız da bazen sözünüz yetmez; başka sözlere ihtiyaç duyarsınız. Dilaver Cebeci'nin "Sitare"si de bana az tercümanlık etmemiştir.

Özellikle "Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum / Durup durup ıssız yerlerde / “güçlü ol ey kalbim, güçlü ol / Daha çok işimiz var” diyorum dizeleri ve beraberinde uzun uzadıya yazmak istemediğim başka dizeler. Çok sığınmışımdır bu şiire, hep sığınmışımdır ve hep çok sevmişimdir. Sevdiğim pek çok şiiri sesli okumaktan kaçınsam da, bu şiirin sesi hep çıkmıştır kendiliğinden.

Dün gece hayatını kaybeden Dilaver Cebeci'ye Allahtan rahmet diliyorum, vefaat haberini görünce öyle üzüldüm ki...


Sitare

.....


Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz

Ve ikimizde ıslanıyoruz

Ben ne yağmurlar gördüm Sitare

Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım

Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın

Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır

O şehirde sırılsıklam gezerdim

Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan

Tapınaklar insanları safra gibi atardı

Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı

Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni

Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim

Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında

Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk

Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun

Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun

Kaşı karam, gözü karam, saçı karam

Umay gibi yumuşak huylum

Nerden çıktın karşıma böyle

Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime

Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime

Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare

Adam akıllı yorulmuşum

Ellerin böyle olmamalıydı

Ellerine acıyorum

Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum

Durup durup ıssız yerlerde

“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol

Daha çok işimiz var” diyorum


Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum

Gözlerin mi daha sıcak gülüyor

Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Dilaver Cebeci /Sitare

Not:şiirin tümü için; http://www.siirderyasi.com/siir-Sitare-29166.html
Read On 0 yorum

İki günlük durum raporu

Perşembe, Mayıs 29, 2008
Acayip yorgun ve uykusuzum. Dün halam gelecek diye hem evi derleyip toplama, üzerine yemek, tatlı filan epey uğraştım. Ama aslında yorgunluğumun sebebi 2 gecedir yarım yamalak uyuyor olmam. Salı gecesi elifcik ateşlendi ama hafifti. Saat başı kontrol ettim 38'e yakın gezdi derece ama onu bulmadı, ben de ilaç kullanmadım tabi. Gündüz 38'leri geçip yavaş yavaş yükselmeye başlayınca paracetamol sağolsun, kontrol altında tuttuk ateşi, akşam 39'ları gördü ve geçmeye başladı. Uykusunun arasında kaldırıp kaldırıp ağzına sıktığım balların etkisiyle olsa gerek epey terledi ve ateşi düştü. Bir buçuk gibi yatarken 36. 3'te bıraktım ateşi ve saati üçe kurdum. Ama duymamışım:(

Beş buçukta bir uyandım ki çocuğum yanıyor, ateş olmuş, kırk küsur. Yeniden soy, evin tüm camlarını aç, oda oda dolaş, ibubrofen içir, en son hatırladığım bizim yatakta etejerimin üstünde bir tas ılık su, hem yatıyoruz anne-kız, hem siliniyoruz:) En son 37.7'lerde filan ben sızmışım, kapının sesine uyandım:) Arada bi yirmi dakka filan uyudum sanırım, ikizler geldi. Gece geç yattıkları için uykuları varmış, sütlerini içip uyudular bir saat kadar biz de elifciğimle takıldık birlikte, şarkımızı da o zaman attık bloga.

***

Elifciğimin haline rağmen, uzun bi aradan sonra halamla olmak güzeldi, önce ikindi çayı ve ikramlıklar, güzel bi akşam yemeği ve tatlı (tabi yine çay) arkasından meyve faslı... Tam obur işi oldu. Ama bu sefer tuttum kendimi biraz, fazla kaçırmadım. Tabi bunda elifin ateşinin olması büyük etken, ben pimpirikli en geç yarım saatte bir ateş ölçtüğümden, servisten ve ateş ölçme işinden geriye fazla zaman kalmadığı için az yemiş oldum :)

Kuzenlerden, Almanyadaki diğer halam ve onun çocuklarından, enişteden, emeklilik hayatından, geçmişteki günlerden, herkesin ne kadar büyüyüp çoluk-çocuğa karıştığından filan konuştuk. Elif iyi olduğu zamanlarda ona odasında porselen çay takımıyla çay ikram etti, yetmedi bi de o yemek hazırladı:)

Halamla ilgili hiç unutmadığım iki şey var çocukluk anılarımdan; biri bana yıllar önce getirdiği ağlayan bebeğim (oynamalara bile kıyamazdım, harika bir şeydi)
biri de; küçük bi ilçede yaşayan biri olarak etrafımda araba kullanan hiç kadın yokken, halamın taa Almanya'dan karayoluyla ailesini Türkiye'ye getirişi. (enişte zamanında bir kaza yapmış ve ondan sonra bi daha oturamamış sürücü koltuğuna, halam öğrenmek zorunda kalmış araba kullanmayı)

Bir de hep birlikte soğuksuda yağptığımız piknikler var tabi, onu unuttum.
Benim o pikniklerde bi fotoğraflarım var ki; flaş flaş flaş ...
Çiçekli basmadan lastikli pijama, içine kozalak doldurduğum mavi ebruli süeterim, ateşin başında gözümü kırpa kırpa, bi ara tarasam da atsam bloga güleriz hep beraber:)

Evet durum raporu budur, şimdi hazır bebeler uyurken ve Elifciğin ateşi de kontrol altındayken ben de gidip uyusam iyi olacak, akşama ne olacağı belli olmaz.
-bitti-
Read On 6 yorum

"menekşelendi sular" / dikensiz gül olmazmış!

Perşembe, Mayıs 29, 2008
Yeni yazı hal ve durum raporu, yorum cevapları öğleden sonra, çocuklar uyuyunca :)
Ne zamandır eklemek istediğim "menekşelendi sular" şarkısının katledilmiş versiyonunu TRT'nin müzik yarışmasında dinledikten sonra buraya şööle bi kulaklarımın pasını silecek cinsini ekleyeyeyim dedim, hadi siz de dinleyin, öğlen görüşürüz artık!





menekselendi sular sular menekselendi (live) - inci cayirli

Read On 2 yorum

Asmam Çardaktan / Geniş olam gam zamanı değildir!

Çarşamba, Mayıs 28, 2008
Halamın gelişi öğleden sonraya sarkınca ben de, Özlemciğime çifte bayram olsun diye; bir Belkıs Özener şarkısı daha ekleyeyim dedim, iyi de ettim. Özlemcim bu şarkı sana, umarım seviyorsundur. :)

Geniş olam, gam zamanı değildir deyip Asmam Çardaktan'ı ekliyorum, bunun bir ara orjinalini yani Özay Gönlüm versiyonunu dinleyelim, onu da çok severim ben.



Asmam Cardaktan - Belkýs Özener

Read On 2 yorum

Etimek Tatlısı / çilek parçacıklı ya da damla çukulatalı / keyfin hangisini isterse onu yap, ama yap pişman olmayacaksın!

Çarşamba, Mayıs 28, 2008

MALZEMELER

1 paket tuzsuz etimek


Şerbeti için;

  • 3 su bardağı şeker
  • 2 su bardağı su
  • 1 çay kaşığı limon suyu

Muhallebisi için;
  • 1 lt. süt
  • 1 yumurta
  • 4 yemek kaşığı un
  • 1 su bardağı şeker (ben yarım bardak kullanıyorum.)
  • 1 paket vanilya

Üzeri için;
  • 1 paket krem şanti
  • 1 su bardağı süt
  • 15-20 adet çilek
  • 1-2 yemek kaşığı şeker
YAPILIŞI
  • Etimekleri aralarında boşluk bırakmadan diziyoruz.
    Şerbetin şekerini orta ateşte karamelize olana kadar karıştırarak pişiriyoruz.
    (şeker, suyu eklediğinde topaklaşıp,taşlacaklar sorun değil, sonra eriyor. Bu kısmı atlayıp direk kaynatabilirsiniz ama o zaman karamel kokusu olmuyor bak söyliim)
  • Üzerine 2 su bardağı suyu ve 1 çay kaşığı limon suyunu ekleyip kaynamaya bırakıyoruz.
    Başka bir tencereye, tüm muhallebi malzemesini koyup, ocağa almadan önce çırpma teliyle topak kalmayana kadar çırpıyoruz. Orta ateşte kaynayana kadar karıştırarak pişiriyoruz.
  • Kaynadıktan sonra en az 10 dk. kadar ateşte tuttuğumuz şerbeti, etimeklerin üzerine sıcak sıcak gezdiriyoruz. Muhallebiyi de yine sıcak olarak şerbetin üzerine yayıyoruz ve ılımaya bırakıyoruz.
  • Bu arada 1 su bardağı süt ile krem şantiyi çırpıyoruz.
    Ayıklanmış çilekleri, doğrayıcıya alıp üzerine biraz şeker ilave edip, püre haline getiriyoruz. Ve şantiye ekleyip, karıştırıyoruz. Yarım saat kadar dondurucuda bekletiyoruz.
  • Muhallebiyi de dolapta iyice soğuttuktan sonra çilek parçacıklı şantimizi üzerine yayıp, süslüyoruz. Ve buz gibi servis yapıyoruz. (dolapta bir gece dinlendiğinde daha iyi sonuç veriyor)


Oooooh nihayet bitti. Yazması uzun, ama yapması çok kolay.
Aslında tarifin orjinalinde, üzerine sadece krem şanti kullanılıyor, şantiye çilek eklenmiyor. Kızım çilekçi olduğu için ben bugün böyle denedim. Orjinali de çok güzel, ama çileklisi yaz için ideal bir tatlı.
AFİYET OLSUN...

***

Bu tarifi daha önce yayınlamıştım, sonra eski bloglarımdan buraya aktardığım tüm yazıları arşivden çıkarınca bu da gitmiş oldu. Ve bi hafta önce aynı tarifi kakaolu şanti ve damla çukulata ile yaptım süpper oldu.
Her şey aynı, sadece en son eklediğim şantiyi kakaolu yapıp, içine de damla çukulata attım o kadar.
Tekrar söylüyorum; bu tatlı yenmeden önce mutlaka dolapta gecelemeli :)
Aha o zaman dadından yinmez :)

not: bu önceden planlamış bir yazıdır, yoksa zabaan köründe tarif neyim yazmadım haaa, idare edin bugün yıllardır görüşmediğim alamancı halam bana geliyor, blogla uğraşamam yani:)

Read On 2 yorum

ot-böcük / lay lay lom / hayat sevince güzel!

Salı, Mayıs 27, 2008

Picture Captions





Yaz geldi ya artık, sabahları yazmak neredeyse imkansızlaştı. Eee hava güzel, malum kikircik de evde kalmak istemiyor, bence de son derece haklı. Bu havada eve tıkılıp kalmak olur mu? Çıkalım, accık ot-böcük inceleyim, toprağa elleyelim, kumları savuralım, taş toplayalım, zaman kalırsa biraz da kayak ve salıncak iyi gider ardından.

Biz de öyle yaptık bugün, bundan sonra da havalar bozmadığı sürece haftanın en az 3-4 günü bu faslı tekrarlarız bütün yaz, son iki yaz yaptığımız gibi :)

Fotoğraflarda görülen, bizim evin karşısındaki parkın kıyıda köşede kalmış bir yeri. Kıyı köşe seçiyoruz çünkü her yer çim, birazcık burada toprak alan var. Benim kızım üstünü başını şöööle bi güzel toprağa bulamadan oyun oynamış saymaz kendini.

Hani her çocuğun başındayken dünyayı unuttuğu bir şey vardır ya, (sevdiği bir oyuncak, televizyon, bilgisayar vs..) benimki de toprağı gördü mü her şeyi unutur. En büyük hayali bahçeli bir ev. Büyüklerden ufak-tefek harçlık aldığında önceleri şeker-çukulata için oluyordu, şimdi ne alacaksın? diye sorulduğunda -bahçeli bi ev alcaz, diyor. Allah söyletiyor kızım, hayal etmekten asla vazgeçme diyorum ben de. Babası evin planlarını çizdi, hatta 3 boyutlu bir projesi bile var bilgisayarda :)
Umarım Elif, hep sever toprağı, benim gibi.

Çocukluğum boyunca yaz gelse de anneannemlerle beraber köye gitsem diye düşünürdüm ben de. Evin önündeki bahçede yetişen sebzelerle ilgilenmek, üstümü başımı ıslata ıslata pınardan su taşımak öyle zevkli gelirdi ki...

Kikircim de bana çekmiş bu konuda, çok seviyor toprağa dair her şeyi, özellikle böceklere kendince isimler takmaya bayılıyor. Önce bana soruyor, ben bu konuda çok cahil olduğumdan, uğur böceği, çekirge gibi çok bildik olanların dışında böcekleri tanımadığımdan, o da habire isim uyduruyor. Resimli bir kitap filan edinsek iyi olcak sanırım, böcekleri tanımak için.

Bu gezintiler bana da iyi geliyor, başımı kaldırıp etrafa bakmamı sağlıyor, hayatın evimin dışında nasıl hızlı aktığını görmüş oluyorum, tabi yanıma kitap almadığım zamanlarda:)

Hayat her şeye rağmen güzel be, her şeye ve özellikle kendime rağmen.

Bu aralar acayip tsm dinleyesim var, bir süre böyle devam edicem sanırım, itirazı olan var mı?
İtirazı olan varsa ya şimdi konuşsun, ya da sonsuza dek sussun!



Hayat sevince guzel - Belkis Ozener

Read On 3 yorum

Yağmur yağdı böyle oldu! / Dertliyim, ruhuma hicranımı sardım da yineee

Pazartesi, Mayıs 26, 2008
Günlük güneşlik bir sabah, ardından ışıl ışıl bir öğle ve aniden bastıran yarım saatlik bir yağmur. Ama nasıl şiddetli, sonlarına doğru neredeyse dolu yağıyormuş sandıran bir yağmur.
Olan bana oldu. Sabahın sekizinde çamaşırlığı balkona çıkarmış, akşamdan yıkanmış çamaşırları da asıvermiştim bi güzel. Oooh öğlene kadar güneşin altında kurumaya yüz tutmuşlarken aniden yağmur bastırdı ve ben o sırada bebeleri uyutuyordum. Ancak beş dakika sonra gidebildim balkona. Hadi tek tek toplamayayım şunları, çamaşırlığı alayım içeri, dedim. Dedim ama ne mümkün, kapıdan içeri sokamadım, pek çok açı, şekil denedim. ı ıı, olmadı. En az beş dakka da öyle uğraştıktan sonra, topladım tek tek, getirdim odaya, astım. Sonra ne mi oldu?
Ben asma işini bitirdim, anaa bi baktım kuşlar cıvıldaşıyor, hava aydınlanmış, yağmur dinmiş. Şansa bak yaw, ya da şanssızlığa mı demeli?


Olan oldu artık, ne yapalım yani. De hadi buyrun, en güzel bi şi; tsm


Uzgunum Leyla - Emel Sayın




Bu arada benim kızımında dahil olduğu küçük çetenin, önceki haftasonu hayvanat bahçesi maceraları kikirikblogda!

demedi deme!

Read On 3 yorum

Hayat devam ediyor. / Ömrüm

Pazar, Mayıs 25, 2008
Bu sabah erken uyandım, yağmur yağıyordu iplik iplik. Tatil günleri sabahın ilk saatlerinde boş sokaklarda dolaşmanın tadı başkadır. Hele bugün bir de yağmur eşlik ediyordu ki, doyumsuz bir şeydi.

Önce yürüyüş parkuruna gitmeyi düşündüysem de sonra vazgeçip istikameti yufkacıya çevirdim. Taktım kulaklıkları, çıktım. Bomboş sokakta bir ben, bir yağmur bir de kulaklarımda Cem Karaca'nın ömrüm, ömrüm diye feryad edişi. O bağırdıkça, ben de ömrüüüm ömrüüüüüm dedim içimden. Islandım epey, yufkacıya varana kadar geçen on beş dakikalık zamanda aklımdan ömrümün çeşitli yol ayrımları geçti. Hayat herkesi nasıl da savuruyor, kendi rüzgarında.

Sonra Fethiye babanneyi düşündüm, eşinin ölümünden tam 30 yıl 40 gün sonra vefaat edişinde belirsiz bi anlam aradım. Eşimin dedesinin ölümünden iki gün sonra dünyaya gelişi ve onun adını alışı, kayınvalidemin adıyla geldi benim Alim deyişi, Ali'nin doğarken ikiz kardeşini kaybedişi ve onun eksikliğini hep hissedişi sırayla aklımdan geçti. Sonra, ölüm haberini aldığım ilk dakikalarda aradığım kayınpederimin sesindeki titreme geldi aklıma, insan kaç yaşında olursa olsun annesini kaybedince perişan oluyor demek ki.

Tüm bunlar iki kelimelik bir sese sığmıştı, o tonlama hepsini içine alıyordu. Müzik işte bundan değerlidir benim için, bazen sayfalarca anlatabileceğiniz bir duygu halini bir kaç nota hissettiriverir insana.

Neyse eve döndüm sonra, yeni uyanmakta olan ahali mahmurluklarını atmaya çalışırken, mutfağa geçip tava böreği yapmaya giriştim. Dedim ya başta da hayat devam ediyor.


Read On 6 yorum
Cuma, Mayıs 23, 2008
Dün babaanemizi toprağa verdik, bütün gün Ayaş'taydık.
Aslında Fethiye babaanne ile ilgili kafamda uçuşan bir sürü kelime vardı, ama uçup gittiler.

Allah rahmetini esirgemesin, mekanı cennet olsun.


**
Read On 9 yorum

google abi-histats.com-uragan ortak çalışması / one way or another

Salı, Mayıs 20, 2008
Efenim malum hepimizin sayfalarında bu sayaçlardan ya da benzerlerinden mevcut. Pek çok sayaç gibi histats da blogunuzu ziyaret edenlerin nereden geldiklerini, hangi url üzerinden size ulaştıklarını gösteriyor. Bir de bunlara ek olarak; arama motorlarından sizin sayfanıza düşen kekleri ve ne ararken sizi bulduklarını da listeliyor.

Ne arıyordun, uragan'ı buldun, bakalım.
Üsttekiler, aramalara yazılanlar; alttakiler de benim cevabım olacak.


Kıymalı biber dolması

Efenim en çok hit alan arama bu histats'a göre ve bence de en mantıklı aramalardan biri. Keşke tarifi de yazaymıştım, bari gelenin bi işine yarardı. Öyle kuru kuru iki foto, bi de ben öyle severim, böyle yaparım, o kadar kişi onu okuyup küfretmiştir bana, madem tarif yok, ne diye yazıyon başlığa kıymalı biber dolması, deyi. Ne obur milletiz ha, iş yemeğe geldi mi internetin kurdu oluruz kurduuu.

**

ağlarsa anam ağlar

Evet canım, şüphen mi var. Bi de "ana gibi yar, bağdat gibi diyar olmaz" var da, bunun neyini aratıyon anacım, anlamadım ki, az da değil ha tam 7 kişi bu cümleyi google'da aratıp, beni bulmuş.

**

uragan

buyrun benim :)

**

aşık veysel'in orman şiiri

ha evet, çocukkene benim şiirim diye koccaaa milli eğitimi kandırdığım şiir. Sonunda kabak başıma patlamıştı ama, olsun. Sanki başka kimin başına patlayacaksa!


**

others

En anlamadığımda bu ha, others yazıyorsun arama motoruna, nasıl beni buluyorsun, direk lost'a gitmen lazım aslında, en çok others orada var. Bu akşam 21:oo'de, dizimax'de canım, bak ben izliyecem mesela, sen de izle. Othersları görürsün orda.

**

site:moruragan.blogspot.com

Ulen kardeşim, madem adresi biliyon, ne diye aratıyon, yaz adres çubuğuna bi de enter de, bitti gitti. Al sana moruragan, hayır adres çubuğunda blogun adı görünecek diye çekiniyosan, internet seçenekleri deyi bi şey var bilgisayarın denetim masasında, sil geçmişi kurtul moruragandan.

**

dağlarına bahar gelmiş memleketimin

Sanırım bu cümlenin kime ait olduğunu merak ettin, söyleyim, Ahmet Arif canım, var mı başka bi şey?

**

Oğuz Atay unutulan özeti

Seni tembel seni, bul özeti götür ödev diye, de mi? Ama yoook, bir iki kitaptan bahsettik diye burada kitap özeti neyim bulamazsın, bi zahmet okuycan...

**

Türbanda iğne

Aaaaah ah, bam telime bastın şimdi, takıldığında türban, takılmadığında geleneksel, anneannelerimizin örtüsü gibi, ayrımını yapan nesne.

**

Uyandırma metodları

Güzelce ismiyle seslenicen olmadı bir-iki dürtükle. Hala tık yok mu, iki elinle tut ve sars deprem oluyo sansın. Buna da uyanmadıysa her zaman için en iyi çözüm buzdolabından doldurulmuş bir bardak sudur. Bu da uyandıramıyorsa nabzını dinle canım, uyandırmaya çalıştığın kişi ölmüş olabilir, üzgünüm.

**

İremsu'nun gerçek adı

Valla bilmiyom, eminim google abi de bilmiyordur, gidip kendisine sor iyisi mi sen? Yani sana gerçek adını söylemediğini düşündüğün birinin adını google da aratmana ne diyeceğimi bilemiyorum, üç harf, pes.


to be continued ...


Not: Uragan'da bir yazı okudun, tekrar okumak istiyorsun ama aklında sadece bir kaç kelime ya da başlık kalmış. Bütün arşivi didik etmek de istemiyorsun. Ne yapacaksın o zaman? Sağ üstteki search bölümüne gidip kutucuğa hatırladığın kelimeleri yazacaksın, aradığını bulacaksın. A kalite blog hizmeti sadece burada :))

Bugünün şarkısına gelince, ahanda bu!

One Way or Another - Blondie




Bu şarkıyı ilk defa sinek'de izlediğim Veronica Mars isimli dizide dizinin ana karakteri veronica'dan dinlemiştim ve o da gayet iyi söylüyordu. Şimdilerde bir reklamın müziği olarak da çalıyor, hani aldığı kilolar yüzünden pantolonunun içine sığmaya çalışan bir kadının (aslında kadın dal gibi ama) oynadığı tahıl gevreği reklamı.

One Way or Another / öyle ya da böyle, bi şekilde ...

Solar çeviri doğru mu kardeşim?

Read On 3 yorum

sabah sabah tiyatro :)

Salı, Mayıs 20, 2008
Derleme-toplama yapacağım, dedim ama yürüyüş faslı çok enteresan ve komikti. Yazmadan geçemezdim. 8 km. lik yürüyüşten sonra spor aletlerinin başına geldim, orta yaşlı bir teyze; iki kişilik aletlerden birinin başında, karşısına geçecek birini arıyor. Kulaklıklarımı çıkarıp, geçtim karşısına nefes nefese. Neyse teyze konuşmaya başladı, bir oğlu varmış Özbekistan’da, epey bi anlattı. Benim zaten konuşacak halim kalmamış, dinliyorum sadece. Monologunun sonuna doğru, bana sorular sormaya başladı, niye yürüyosun sen kilo verip ne yapacaksın vs…

Ben de sabahları yürümeyi sevdiğimi söyledim, yetmedi, nereli olduğumu merak etti. Ankara’lı olduğumu öğrenince dayanamadı. “Kızım ben de senin gibi hanım bi kız istiyorum oğlum için” dedi.

“Bırak oğlun kendi seçtiği biriyle evlensin, senin bulman olur mu hiç?” dedim, “olur olur, senin yaşın kaç? dedi, bir kaç ay sonra 30 olucam dedim inanmadı, bekarsın sen tabi, dedi. Ben kadının hayallerini yıktığımdan hınzırca emin, yoo nereden çıkardın bekar olduğumu, benim dörtbuçuk yaşında kızım var, dedim. Kadın bastı kahkahayı, eee alyansın yok senin, sen beni beğenmedin de ondan öyle diyorsun di mi? dedi. Bu defa beni aldı bir gülme, yok teyzecim ne alakası var, niye beğenmiyeyim seni, ben evliyim, çocuğum da var, sen bırak oğlun bulur seveceği birini, dedim. İnandıramadım. Bir ısrar bir kıyamet, az kalsın kadını kahvaltıya çağıracaktım, inansın diye :)

Neyse sonunda ikna oldu, bu sefer de kardeşin var mı? diye sordu. Var ama sana yaramaz, bi kardeşim var o da erkek, dedim. Kızım beni garipseme, ben yöremizden biri olsun istiyorum, huyu, suyu, aşı bize benzesin istiyorum, Ankaralı olsun çamurdan olsun; dedi. :)

Ankara ilçelerinde bu muhabbet çok olur, “boyu boyuma, huyu huyuma, suyu suyuma” derler hatta; bize benzesin, farklı olmasın, uyum sağlaması kolay olsun isterler. Bu teyze de Beypazarlıymış, tam bu fikrin yerleştiği yerlerden yani.

Velhasıl, yürümekten pestil olmuş bir vaziyette, teyzeyi yeni gelin adayları aramak üzere bırakıp eve döndüm. Durup durup o kadar yürüyünce, bir de üzerine beypazarlı teyze ile birlikte alette çalışınca, bacaklar iptal oldu, tutmuyor. :)

Yine de iyiyim, güzel bi haftasonu geçirdim, cumartesi elif’i ve kuzenlerini hayvanat bahçesine götürdük, kayınvalidem, kayınpederim, eşim, ben ve üç çocuk; yorucu ama keyifliydi. Çocuklar çok eğlendi. Tavşanlarla oynadılar, ata bindiler, akülü arabalar, kavgacı maymunlar filan. Yetmedi ardından Tigem'e gittik, Ankara'nın eğlencelik yerlerinden biri, orda da oturdu kumların içine doya doya oynadı, topraksever çocuğum benim.

Ertesi gün Elifle böcek toplayıp, deneyler yaptık, tepkilerini ölçtük. Bu arada kikircik, tutmaya çalışırken birkaç karıncayı zayi etti ama, o kadar olur, sanırım. Gelmeden evvel bi de evini derleyip topladık babaannenin, tamam.


Elifimin hayvanat bahçesi maceralarını detaylı olarak kikirciğim'e yazarım artık inşaallah bir kaç gün içinde. Şimdilik bana müsade.




Read On 3 yorum

fidayda

Salı, Mayıs 20, 2008
06:40

Efenim, 4 günlük bir aradan sonra blog aleminin en renkli siması :) krallığına geri döndü.

Sizleri -daha önceden Warrior'a da söz verdiğim gibi- Fidayda ile baş başa bırakıp yürüyüşe çıkacağım. Çünkü haftasonu yemek konusunu abarttım, hem yedim hem suçluluk hissettim. Kendime; eve döner dönmez sabah yürüyüşlerine başlayacağıma söz verdiğim için şimdi gitmeliyim, öğleye doğru bi derleme-toplama yaparım :)






Fidayda YAMTAR - Kubat

Read On 2 yorum

kıraç / yalan

Perşembe, Mayıs 15, 2008
Dün akşam -anneler günü hediyem olan- mp4 player'ımın ses kalitesini anlama adına bası kuvvetli, enstrümanı çeşitli bir müzik olduğu için bu şarkıyı dinledim durdum. Kafamı sallaya sallaya gezindim evde, seslenenleri duymadım.
Bugün de bu şarkıyı dinlemeye devam etmek istiyorum, izninizle.





Aslında sadece müziği ekleyecektim ama bir türlü parçayı sizlerin de dinleyebileceği şekilde imeem'e upload etmeyi başaramadım, tam versiyonu da yoktu. Neyse; İngilizcesi kuvvetli bi arkadaştan:) yardım istedim, olursa eğer, bundan kelli bilgisayarımın kıyısında-köşesinde kalmış parçaları da dinleyebileceğiz.


**

Bir de ayrıca bu adresi gördünüz mü? http://bizimsite.blogspot.com/
Bu adamların ne yaptığını bilen var mı? bir sürü blogu listeleyip, yazılarını oradan da yayınlıyorlar, kafam karıştı doğrusu. Üye filan değilim, ama bütün blogum olduğu gibi orada da var, şaştım kaldım. Bilgisi olan varsa, bi zahmet bi anlatıversin ne oluyor?

**
Read On 6 yorum

Ahmet Ümit /Kavim/Okunası bir polisiye

Perşembe, Mayıs 15, 2008
Kitap bitti ve dün akşam itibariyle katili biliyorum, tahmin ettiğim kişinin katil çıktığı romanları pek sevmem ama bunu sevdim.

"Kavim"; polisiye olmanın dışında edebi düzeyi de iyi bi kitap. Hristiyanlık, Süryanilik, Arap Aleviliği gibi dini öğeleri içinde barındırıyor, barındırmakla kalmayıp bu konularda detay bilgiler veriyor.
Her şey; kabzasında haç bulunan bir bıçakla öldürülmüş Yusuf'un bulunmasıyla başlıyor. Cesetin başında bir kutsal kitap, altı maktulün kanıyla çizilmiş satırlar. Başkomiser Nevzat ve yardımcıları Ali ile Zeynep, cinayeti araştırırken çok ilginç bilgilerle karşılaşıyor. Her yeni bilgi soruşturmayı bir adım daha ileri götürüyor ve sonunda polis teşkilatının içinde önemli bir görevi olan Cengiz'e kadar dayanıyor. Cengiz'in geçmişte terörle mücadele sırasında yaptığı hatalar ve asıl katilin yönlendirmeleriyle hakkında oluşan kanaat onu, soruşturmanın bir numaralı zanlısı yapıyor. Ama hayır, Cengiz geçmişi karanlık bir adam olsa da, bugün işlenen cinayetlerin sorumlusu değil.
Peki katil kim?
Onu öğrenmek için kitabı okuyacaksınız bi zahmet :)
Karakterleri zengin kitabın, karısını ve kızını kaybetmiş, hayatının anlamını sorgulamaktan korkan bir komiser; onun yunanlı aşığı evgenia, güneydoğuda içindeki şiddeti bastıramayıp, suçsuz insanları katleden bi emniyetçi ve korumaya çalıştığı ekibi, istanbul'un arka sokaklarında bi kadın mafya, agnostik öğretim görevlisi, kendini aziz pavlus sanan hristiyan bir tüccar, abisinin azize dönüştüğüne inanan süryani genç ve daha neler neler. Çok katmanlı, içiçe geçmiş kurgusuyla hem polisiye severleri hem de dili önemseyenleri tatmin edecek bir kitap bence Kavim.
Read On 4 yorum

bu planlanmış bir yazı değildir!

Çarşamba, Mayıs 14, 2008
Biyonikkedi'nin blogunda bahsettiği planlanmış yazılar, acayip kolaylık sağlıyor insana. Yazınızı yazıyor ve yayınlanmasını istediğiniz gün ve saati girip, yayınla diyorsunuz; o saat, o dakka yayınlanıyor yazı. Bir önceki yazıyı akşam yazmış ve blogger'la kafa kafaya verip planlamıştım:) Sabah kalktım, oooh, baktım ne güzel muhabbet bağı karşıladı beni.
**
Dün gece elimdeki kitabın esiri oldum, en son ikiye kadar dayanabildim. Katilin kim olduğunu epey merak etsemde 70 sayfa vardı bitmesine ve daha fazla okursam uyanamayacağımı bildiğimden, mecburen uyudum. Katilin kim olduğunu öğreneyim, söz size de söyleyeceğim :)
**
bak bunu şimdi yazıyorum, planlanmış filan değil yani :)
**
Havalar ısındı ya, bahar geçiyo, yaz geliyo ya...
Ev gözüme leş gibi görünüyor, bi dip-köşe girişmek lazım ama giremiyorum bir türlü ev işçisi moduna. Hiç içimden gelmiyor, gelmesini de beklersem, yaz geçip kış gelecek :)
**
neyse ya, bakcaz artık, mecbur bi hale yola koycaz, ama!
**

nırınırını nırınırını nııı nını nıı nııııııı
.........
muhaaabbet bağına girdim buuu gece
açıılmış gülleeeri derdim buuu gece.
vuslatın çağınaaaaa...
Read On 9 yorum

ararım seni her yerde.

Çarşamba, Mayıs 14, 2008
Saadettin Kaynak'ın "muhabbet bağına girdim bu gece" diye başlayan güftesini, efendimiz için kaleme aldığını öğrendim.

Rivayete göre Saadettin Kaynak; bir gece rüyasında efendimizi görüyor, sonrasında defalarca görmeyi dilediği halde bir daha "O"nu rüyasında göremeyince bu sözleri yazıyor.

İşte o şarkı; ilk versiyon Şevval Sam, düzenlemesi daha güzel.
İkinci versiyon da Safiye Ayla, onun da yorumu daha güzel.
bence tabi.




Read On 0 yorum

sözlerimi geri alamam / akıyorsa gözyaşım, kurumasın!

Salı, Mayıs 13, 2008
Bugün de beş saat uyku yetti, nazar değmesin :))


Güneş doğmadan uyandım,

seher vakti kuşlar korosunu dinledim,

güneşin ilk ışıklarına çevirdim yüzümü

kendimi rüzgarın dokunuşlarına bıraktım

kahvemin kokusunu taa içimde duydum.

uzun zamandan sonra fotoğraf çektim.


(bir önceki yazı da "bu nedir?" deyi sorduğum da bu sabahkilerden biri, bu fotoğrafı açıklayacak fotoğrafı yazının en altında)

**

Okudum biraz, sonra epey bi ütü yaptım, bu sırada da dünden beri takmış vaziyette olduğum türküyü dinledim. Baktım hala vakit var, uyanma zamanı gelmemiş evdekilerin.

Hazırlandım, çıktım.

Yürüdüm, yürüdükçe hem keyiflendim hem hüzünlendim, nasıl oluyosa. Yaşlı bir çift gördüm, giderken. Amca, teyzenin elinden tutmuş, ağır ağır yürüyorlar. İçimde bir sıcaklık duydum, yakıcı bir sıcaklık.

Eve geldiğimde sekizi biraz geçiyordu saat, son zamanlarda favori içeceklerimin başında gelen bi soda-limon hazırladım. (bir şişe sodaya bir limonun suyunu sıkıp içiyorum, accayip dinç tutuyor insanı) Bir yandan içtim, bir yandan da kahvaltı hazırladım.

Güzel bir sabah geçirdim ve erken kalkmanın insana ne kadar zaman kazandırdığını farkettim, yeniden. Uyuyarak ne kadar çok şey kaçırıyoruz aslında, günün en güzel saatleri, en doğal sesler, en güzel ışık, en temiz hava ve kendinle baş başa kalabileceğin ekstra bi zaman dilimi.






sabah güneşi pencereden yansıyor ve çerçevenin gölgesi karşı duvara yansıyor. Ahanda tam buraya. Burası aynı zamanda uraganın yazılarını yazdığı mevkiin ta kendisi.



Bugünkü halime uygun bi şarkı bulmak epey zor oldu, epey bi şey dinledim,bunda karar kıldım, sesini de açtım, bağır bağır bağır...





Bu versiyonu da çok seviyorum aslında, ama kayıt iyi değil.


Read On 7 yorum

what is this?

Salı, Mayıs 13, 2008

gönderi saati: 06:13

Read On 2 yorum

Mor / Aziz

Pazartesi, Mayıs 12, 2008
Mor; süryani dilinde aziz anlamına geliyormuş.

"Büyük olasılıkla bir süryani azizi; çünkü Süryanice'de Mor sözcüğü azizler için kullanılıyor. İngilizlerin Saint'i gibi" kavim/Ahmet Ümit
Read On 0 yorum

der-top / gelmiş bahar geçmiş yazlar, neyleyim!

Pazartesi, Mayıs 12, 2008
Yazalım bakalım,


  • Dün sabah beni acayip zorlayan bir rüya gördüm, tam araf durumuydu, iki arada bir derede kalma hali. İçinden çıkamayınca uyandım!
  • Kuzucuğumun "anneler günü" öpücük ve kucaklamaları bütün gün devam etti, harikaydı.
  • Suç ve Ceza'nın arkasından, Ahmet Ümit'in Kavim adlı, polisiye romanına başladım. Benzer sorgulamalar bu kitapta da var ve hayret ki edebi anlamda da fena bi kitaba benzemiyor. Mesnevi'ye devam tabi, bunları araya serpiştiriyorum.
  • Dün akşam Nurcihanlara gittik. Keyifli bir akşam geçirdik.
  • Uzun zamandan sonra bir yere giderken hazırlandım. Ne bulduysam geçirip, çıkmadım. Ve aynaya baktığımda sevdiğim benime yakın birini gördüm bu defa, şaşırdım. Ve gülümserken, gözlerimin yanında oluşan ince çizgileri sevdim. Bakışlarım da eskisi kadar yabancı gelmedi bana.
  • (Biyonik arkadaşım epey vakit önce, fotoğrafımı rica etmişti benden, fakat gerçekten hiç bakmadığım için kendime ve de uygun bi fotoğraf olmadığından gönderememiştim. Dün hazır biraz derli-toplu iken, bir kaç fotoğrafımı çekmesini rica ettim eşimden. Biyonik; yazıdan sonra ilk işi sana göndericem, bu arada ilk beşi de kapattım.)
  • Sağolsun Nurcihan, bana yine iyi geldi. Rüyamı anlattım, konuştuk biraz. Üstüne de rüyadan daha çetrefilli bir kahve falı :))
  • Eve geç geldik, uykumda yoktu. Epey okudum, baktım saat 3'ü geçiyor, hadi namazı da bekleyeyim öyle yatayım dedim ve bunu der demez uyku bastırdı:) Ama direndim, oturduğum yerde içimin geçmesi nedeniyle başımın sürekli düşüşlerinden sıçrayarak, saati dört ettim. Kitap, hayal, gerçek, rüya şeklinde bir kırkbeş-elli dakika, sonra namaz ve nihayet uyku!
  • Deliksiz bir uykudan sonra sabah dokuzda ancak uyanabildim.
  • Kikirciğe güzel bir peynirli omlet ve meyve suyu, kendime de az sütlü-şekersiz sert bir kahve hazırladım, iyi geldi.
  • Benim için önem arzeden ama bir türlü gerçekleştiremediğim; "az ye, az uyu, az konuş" düsturunun konuşmaya kadar olan kısmında fena değilim bu aralar. Bir de şu çenem biraz az çalışsa, kas yapacak yakında :)
  • Bugün -ev işçisi- olmam hasebiyle yapmam gereken bi yığın işim var. Artık yazıyı sonlandırıp, işlere girişmek lazım...
  • Çok güzel bir türkü seçtim bugün için, aynı türkünün iki versiyonunu koyuyorum, ikisi de harika.
  • Herkese iyi bir hafta diliyorum, umarım işleriniz yolunda gider. Mevla güzel umutlarla doldursun yüreklerimizi.
  • -bitti-







Read On 4 yorum

ağlama anne benim için ağlama!

Pazar, Mayıs 11, 2008
...sen ne olur çocukluğumu sakla
tek kalan bu elimde avucumda...

Annemin; annelerimizin, tüm annelerin, anne adaylarının ve anne olmayı her şeyden çok isteyen tüm kadınların anneler gününü kutluyorum, tabi kendimi de unutmayayım...

Annelerin klasiğidir ya, "anne olunca anlarsın" ; yıllarca ezber edersiniz bu cümleyi, onu her üzüşünüzde duyarsınız. Amaaan be, dersiniz hatta ilerleyen zamanlarda duya duya, ama gerçekten "anne olunca anlarsınız" ne demek istediğini.

Ben genel itibarla erkeklerin pek çok konuda kadınlara göre daha şanslı olduklarını düşünürüm, bir kaç istisna hariç.

İstisnalardan biri; Erkek beyninin, kadın beynine oranla ayrıntıları düşünmek noktasında daha düz kalışı,(bunu bir ara açalım)
İkincisi ve en önemlisi; Anneliği hiç tadamayacak olmaları...

Blogu okuyan baba var mıdır bilmem ama, bir canı içinizde taşımak, dünyada hiç bir kelimenin ifade edemeyeceği kadar muhteşem bir şeydir. Eşi-benzeri olmayan bir duygudur. Varsa eğer babalara; "Anne olunca anlarsın" da diyemiyorum maalesef:))

Bugün en sevdiğim, "anne şarkıları top 5" 'i yaptım, isteyen istediğini seçip dinleyebilir; tabi çalan şarkıyı durdurmayı unutmadan...


















Read On 3 yorum

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın / solar kardeşime

Cumartesi, Mayıs 10, 2008
Bugün sadece şarkı var, buyrun efenim;



 
Read On 4 yorum

"Mesnevi Okumaları" & "O gece sendin gelen"

Perşembe, Mayıs 08, 2008

  • Sel denize ulaşınca deniz olur. Tohum tarlaya varınca ekin olur.

(s.86/beyit no.1533)


  • Kendinden kurtulup bir dirinin varlığına eklenen adama ne mutlu!

  • Ölüyle oturup ölü olan ve kendinden dirlik kaçan diriye ne yazık!

(s.86/beyit no.1536-1537)


  • Ağlıyorum, ama inanır ve cömertliğinden eziyetini azaltır diye korkuyorum.

  • Kahrına ve lütfuna gerçekten aşığım. Çok şaşılacak şey! Ben bu iki zıdda aşığım.

  • Vallahi; bu dikenden -kurtulup- bahçeye gitsem, bülbül gibi bu sebepten inlerim,

  • Bu ne şaşılacak bülbül. Dikeni bahçeyle yemek için ağzını açar.

  • Bu ne bülbül? Bu ateş timsahıdır. Bütün nahoş şeyler, aşktan dolayı onun için hoşluktur.

  • Bütüne aşıktır ve bizzat bütündür o. Kendine aşıktır ve aşkını arıyor.

(s.87/beyit no.1570-1576 arası)


  • Bu dil, taş ve demir gibidir. Dilden sıçrayan, ateş gibidir.

  • Bazen rivayet ve bazen laf olsun diye taş ve demiri birbirine vurma.

  • Çünkü karanlık var ve her taraf pamuk tarlası. Pamuk arasında kıvılcım nasıl olur?

  • Gözünü kapatıp o sözlerle dünyayı yakan topluluk zalimdir.

  • Bir söz bir alemi yok eder, ölü tilkileri aslan eder.

(s.88/beyit no. 1594-1599 arası)


  • Sen de nemrutluk var, ateşe girme. Girmek istersen önce İbrahim ol.

  • Madem ne yüzücüsün, ne denizci, bencil düşüncelilikle kendini -denize- atma.

(s.89/beyit no. 1607-1608)


  • Lokma ve nükte olgun kişiye helaldir. Sen olgun değilsin, yeme, dilsiz ol.

  • Çünkü sen kulaksın, o dil. Senin cinsin değildir. Hak kulaklara "susun" buyurdu.

  • Çocuk doğunca önce süt içer. O bir müdder susar, bütünütle kulak olur.

  • Söz öğrenmek amacıyla bir süre dudağını yumması gerekir.

(s.89/beyit no. 1623-1627 arası)


  • Çünkü Adem, o azardan gözyaşıyla kurtuldu, tövbe edenin nefesi islak gözyaşıdır.

  • Adem yeryüzüne ağlamak için geldi; ağlasın, yakarsın ve üzülsün diye.

  • Adem cennetten, yedi kat göğün yukarısından kapı eşiğine özür dilemek için gitti.

  • Sen Adem'in belinden, onun sulbündensen istekte de onun bölüğünde ol.

(s.89/beyit no. 1634-1638 arası)


  • Ansızın dilden sıçrayan nükteyi, yaydan fırlayan ok gibi bil.

  • Ey oğul! O ok yolundan dönmez. Seli baştan bağlamak gerekir.

  • Baştan geçerse, dünyayı kaplar. Dünyayı harap ederse şaşılmaz.

(s.90/beyit no. 1659-1662 arası)



Ey dil! Hem sonsuz hazine sensin, hem şifasız hastalık sensin. Ey dil!

Hem kuşlara ıslık ve hile sensin. Hem ayrılık vahşetinde dostsun.

Ey amansız! Ne zaman bana aman vereceksin. Ey benim kinimle yaya ok takmış olan sen!

(s.92/beyit no.1703-1706 arası)



Read On 4 yorum

Dönülmez Akşamın Ufkundayız / Münir Nurettin Selçuk / Ahmet Özhan

Perşembe, Mayıs 08, 2008
Dinlediğimiz tabi ki Münir Nurettin Selçuk yorumu. Dileyen, bunu fazla ağır bulan durdurup Ahmet Özhan yorumunu da dinleyebilir. Hizmete bak yaw :)

 






Dönülmez akşamın ufkundayız'ı izninizle kendim için çalıyorum. Ortaokul yıllarımda bu şarkıyı söyleyebilmek için ciddi gayret sarfetmiş, sonunda çıkışlarda detone olmadan söylemeyi başarmıştım. Yıllardır hiç denemedim söylemeyi, ama onca yıl içtiğim sigaralardan sonra sanmam ki nefesim yetsin...
O günlerin anısına,
bu şarkı sana,
uragan!
Read On 13 yorum

The Jacket-Çıldırış / Silüet / İdam Mahkumu

Çarşamba, Mayıs 07, 2008




  • Atv'de iyi bir film izlemeyeli epey olmuştu, sanırım en son panik odasını izlemiştim ama dün akşam the jacket/çıldırış isimli bir film yayınlandı ve çok iyiydi, bence. Başrollerini, Adrien Brody ve Keira Knightley'in paylaştığı 2005 yapımı amerikan filmi. Tür olarak Dram/Gerilim/Psikoloji/Fantastik denebilir. Geçmişi ile geleceği arasında sıkışmış, aklının ve hafızasının derinliklerinden yol bulup çıkmaya çalışan bir karakter ve onun etrafında dönen hikayeler. İzleme ihtimali doğarsa, kaçırmayın. Uragan dediydi, dersiniz:)
  • Dün gece balkonda otururken, gencin biri elleri ceplerinde yanık yanık türkü söyleyerek geçti sokaktan. Önce sokak lambasının altında bir silüetti, sonra karanlıkta kayboldu, en son da sesi azalarak kesildi. Öyle içli söylüyordu ki türküyü...
  • Film ve balkon faslından sonra biraz okudum, "Suç ve Ceza" dan bir paragraf üzerinde defalarca gittim geldim, kendime sordum. Ben ister miydim?, dedim.
  • "Bir yerde okumuştum, yazar diyor ki: Bir idam mahkumu, ölümünden bir dakika önce şöyle düşünmüş: Eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, iki ayağımın sığacağı kadar bir yer verseler ve deseler ki, 'çevrende okyanuslar, altında uçurumlar, korkunç bir yalnızlık içinde, böylece dikilmeye razı mısın?' Bütün samimiyetimle şu cevabı verirdim:'Evet razıyım! Yeter ki yaşayayım!... Ömür boyunca, binlerce yıl ayakta dursam bile yaşamaya razıyım..." (s.131)
  • Sonra, zaten yaptığımızın bundan farklı olmadığı fikrine kapıldım. Peşinden koşmaktan yorulduğumuz hayallerimizden, her gün daha da törpüleyip körelttiğimiz manevi ve insani duygularımızdan uzakta, kendimize yarattığımız koca bir yalnızlık... Bu şekilde yaşamak, bahsi geçen idam mahkumunun durumundan pek de farklı gelmedi o saatte. Şimdi? Bilmiyorum.

-bitti-

Read On 2 yorum

Kadere bak! / Aysun / Dalgalandım da duruldum :)

Çarşamba, Mayıs 07, 2008




Evet bugün Aysun'un şarkısını dinliyoruz, haftayı da ortaladık zaten, bu haftadan sonra kafama göre takılmaya devam edicem, arada yine çalarız istek parça, oldu mu şşş sayın dinleyiciler!...

bir gün öldüreceeeksiiiiin en sonunda sen beni, en sonunda sen beni...


Read On 2 yorum

gerçekmiş gibi olan rüyalarımın acı tarafı

Salı, Mayıs 06, 2008
Rüya deyice aklıma geldi, kikirik de uyuyor hazır, yazayım içimden de gelmişken.

Geçtiğimiz yaz bir rüya gördüm ki ufff.
Hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyandım.

Çok sevdiğim bi arkadaşımın ölüm haberini okuyorum gazeteden, görmeye gidiyorum. Bir odaya alıyorlar beni, giriyorum. Eski bir divanın üzerinde yatıyor, bembeyaz. Odada oturan ve Kur'an okuyan bir sürü beyaz örtülü yaşlı teyze var, hepsi çıkıyor tek tek.

Sonra, elini alıyorum avucuma, hem ağlıyorum hem konuşuyorum. Yaşarken görmek nasib olmadı, ölümüne mi gelecektim ben senin, diye içli içli ağlıyorum epeyce. Bir bakıyorum, yerinde doğruluyor arkadaşım, gülümsüyor ve iyiyim ben artık merak etme, diyor. Sıkı sıkı sarılıyorum, sonra koşarak eşini çağırıyorum, ölmemiş bakın, yaşıyormuş; diyorum.
Herkes tek tek odaya doluşuyor, beyaz örtülü teyzelerin yüzünde nurani bir mutluluk. Herkes gülüşüyor, seviniyor, aralarına alıyorlar arkadaşı, inanamıyorlar, dokunuyorlar filan.

Ölü hali öyle gerçekti ki, öyle soğuk ve beyazdı ki ve ben öyle perişan bir haldeydim ki anlatmanın imkanı yok, kendi ağlama sesime uyandım, yastığım sırılsıklam olmuştu, o kadar yani!

Bu kadar gerçek rüyalar görmek pek çok açıdan güzel de olsa, acı şeyler gördüğümde de kaç gün kendime gelemiyorum.
Niye yazdım bunu, hiiiiç, içimden geldi.

uro kuyunun en dibinden bildirdi.
Read On 5 yorum

Gezdim, Gördüm, Geldim.

Salı, Mayıs 06, 2008
Az sonra, demiştim ama fırsat olmadı maalesef yazmak için. Sağolsun örgü meraklıları kapımı aşındırmaya devam ediyor :)

Aslında bu sabah gördüğüm rüyayı yazacaktım ama yazmaktan korktum, vazgeçtim.

Size de oluyor mu bilmem ama benim rüyalarım gerçek gibi oluyor. Rüyanın içinde yaşadığım her şeyi gerçekten yaşamış gibi oluyorum uyandığımda. Hatta bugün dolaştığım sokaklar bitmeden (bir camiye gidiyordum, arka sokaklardan) uyandım, su içtim, sonra tekrar yattım, kaldığım yerden gezmeye devam ettim. Sonunda da vardım, varacağım yere :/

Özlediğim ya da gidip de bir daha görmek istediğim yerleri, uzun zaman görüşemediğim dostları, önceden yaptığım ama şimdi fırsatını bulamadığım şeyleri rüyamda görmeyi dilerim ben. Çünkü o kadar gerçek oluyor ki rüyalarım, o an, orada yaşıyormuş, o havayı soluyormuş gibi oluyorum, hasret gideriyorum adeta.

Bazen de korkuyorum bu durumdan, tuhaf geliyor. Ya deli, ya veli oldum ben; diye avutuyorum kendimi:)
Kuvvetle muhtemel birincisi, çünkü veli olmak kim, ben kim yani, peh peh peh.

uro kuyunun dibinden bildirdi.
Read On 0 yorum

Özlem / Değmen benim gamlı yaslı gönlüme:(

Salı, Mayıs 06, 2008
Bugün Özlemin isteği olan, o muhteşem türküyü dinleyeceğiz.
Özlem, blogumu ziyaret eden arkadaşlar içinde sesini duyduğum tek blogger.
Hacca gideceklerin açıklanma sürecinde bir-kaç defa telefonla görüştük.

Öncesinde de başka bir kaç blog arkadaşıyla birlikte beni de evine davet etmiş, ben de hem eşimin o gün evde olması hem de biraz ürkekliğimden, gelemeyeceğimi bildirmiştim.

Telefonda sesini ilk duyduğumda, ne diyeceğimi bilememiş, adımı söylemiştim. Sonra beni tanıyacağı şekilde kendimi tanıtıp, uraganım ben, demeyi aklıma getirebilmiştim. Burada böyle senli benli konuşup, takılsak da birbirimize; nedense telefonda sizli-bizli konuşmuştuk ikimiz de.

Özlem, sesini duyduğumda ilk aklımdan geçen, ne kadar zarif ve kibar olduğundu. Özenle seçiyordun cümlelerini ve bi o kadar da temkinliydin sanki. Karşında konuşurken, aynı şekilde davranma ihtiyacı duyduğumu itiraf etmeliyim ve biraz da gergin olduğumu.
Ama daha sonra hac mevzuu ile ilgili yaptığımız diğer iki telefonda daha fazla kendim gibiydim, daha rahat ve senli-benli, blogda olduğu gibi aynı.

Her neyse, nedensiz yazmak istedim ne hissettiğimi. Dedim ya bir nedeni yok, sadece bilmeni istedim. Daha fazla uzatmadan türküyü ekleyeyim.



Bu yazıyı dün taslak olarak hazırlamıştım. Erken uyanamıyorum bu aralar. Gecikmesin, pattadanak yollayıvereyim, diye. Bugünün yazısı azzz sonra...

ınınınıııın.

Read On 6 yorum

Duymak istiyorum/Şimdi hayallerdesin/Raskolnikov

Pazartesi, Mayıs 05, 2008

Biyonik arkadaşım buyrun, dinleyin efenim şarkınızı :)

Cem-Ali deyince ilk aklıma gelen şarkılardan biri de; duymak istiyorum ile aynı albümde yer alan "şimdi hayallerdesin"

Ve fakat bu şarkının Zerrin Özer versiyonunu daha çok severim, onu da ekleyelim buraya.


"90 ortası türk pop müziği damar şarkılar" resmi geçidi gibi oldu ama olsun.

Hava müsait; gökyüzü gri, güneşin ışıltıları bulutların arkasında kalmış, ışık yok, renkler de soluk. Bugün de böyle olsun bakalım.

Bu hafta istek haftası dedim bi kere, her ne kadar "damar şarkılar" tabir edilen bu tarz şarkıları dinlemekten genel itibarla imtina etsem de (türkülerden değil ama), söz verdim bi kere, istek listesi bile hazırladım, bu saaten sonra dönüşü yok!

Hem bir kaç gündür Raskolnikov ile devam eden arkadaşlığımızı da düşününce... ben de hareketli, neşeli şarkılar dinlemek istemiyorum zaten. Önümüzdeki haftaya hem kitap biter, hem ben de toparlanmış olurum, umarım:)

Eee, ne de olsa yarın da Özlem'in isteği olan "değmen benim gamlı yaslı gönlüme" yi dinleyeceğiz, bu hafta böyle gam, gasavet, keder üçlemesinde geçecek, anlaşıldı.

Başa gelen çekilir :)

Read On 4 yorum

Meşeler Gövermiş, Varsın Göversin / Birader torpili

Pazar, Mayıs 04, 2008
Bugün annemlere kahvaltıya geldim, güzel bir sabah; simit, krep, peynir ve çay. Oooh mis.
Sevgili biraderim, dün Murat Kekilli'den Turnam'ı istemiş ama onu bulamadığımdan kendisinin de izniyle, memleketimize ait (Kızılcahamam) başka bir türkü ekliyorum Kekilli'den.
Ailecenek dinleriz di mi birader?

Kardeşimle birbirimize hiç benzemeyiz; o kadar ki fiziksel özelliklerimizde benzemek şöyle dursun zıtlık abidesiyiz.

Birader uzun boylu; ben kısa boylu
O olabildiğine iri, ben minyon.
O esmer, ben beyaz ötesi.

Ama, kara da olsa, iri de olsa kardeş kardeştir di mi. Zaten sadece bi tane var:(


https://www.youtube.com/watch?v=pJ-NiEqHVHc




Gövermek: yeşermek
Read On 2 yorum

"Mesnevi Okumaları" & "Sevda Dedim" / istek parça yayınımız hafta boyunca sürecektir :)

Cuma, Mayıs 02, 2008
  • Bu nefsimiz cehennemin parçası olduğu için, parçalar da daima bütünün tabiatını taşır.
  • Onu öldürecek ancak Hakkın ayağıdır/iradesidir. Onun yayını haktan başka kim çekebilir?
  • Yaya ancak doğru ok konur. Bu yayın ters ve eğri okları vardır.
  • Ok gibi doğru ol, yaydan kurtul. Çünkü yaydan şüphesiz doğru oklar sıçrar.
  • Dış savaştan dönünce, iç savaşa yöneldim.
  • -Biz- "Küçük cihattan döndük"üz. Peygamberle büyük cihattayız.
  • Bu Kaf dağını iğneyle kazmak için Hak'tan kuvvet, başarı ve destek istiyorum.
  • Saflar yarmayı kolay aslanlık bil. Kendini yenendir aslan.
(sayfa.81/beyit no:1384-1391 arası/ "Küçük cihattan büyük cihada döndük"ün yorumu)

***
  • Ey oğul! Hak her şeyi kuşatır. İşi onu başka işten alıkoymaz.
  • Şeytan "beni azgınlığa uğrattığından dolayı" dedi, alçak şeytan kendi fiilini gizledi.
  • Adem "nefsimize zulmettik" dedi. O bizim gibi, Hakkın fiilinden gafil değildi.
  • Edebinden dolayı suçta, Hakkı gizli tuttu/anmadı. O suçu kendine ait görmekle yarar elde etti.
  • Tövbe etmesinden sonra Hak, ona dedi "Ey Adem! Sen de o günahı ve sıkıntıları ben yaratmadım mı?
  • Benim takdirim ve kazam değil miydi o? Özür dilerken onu nasıl gizledin?"
  • "Korktum, edebi bırakmadım" dedi. Hak "Ben de onun için seni makbul tuttum"
(sayfa.85/beyit no:1488-1495 arası)

***
  • Bilgisizliğe gelirsek, onun zindanıdır o. İlme gelirsek, onun sarayıdır o.
  • Uykuya gelirsek, onun sarhoşlarıyız. Uyanıklığa gelirsek, onun ellerindeyiz.
  • Ağlarsak onun rızık veren bulutuyuz. Gülersek, o zaman onun şimşeğiyiz.
  • Öfke ve savaşa gelirsek, onun kahrının yansımasıdır. Brışa ve özür dilemeye gelirsek, onun sevgisinin yansımasıdır.
  • kıvrım kıvrım dünyada biz kimiz? Elif gibi. Onun/Elif'in bizatihi nesi var? hiç hiç.
(sayfa:85/beyit no 1511-1516 arası/ "Nerede olursanız, o sizinledir"(hadid-4) ayetinin tefsiri)

***
  • Sözün yararı yoksa söyleme. Varsa, itirazı bırak ve şükür ara.
  • Allah'a şükretmek, her boynun borcudur; kavga etmek ve yüz ekşitmek değil.
  • Ekşi suratlı olmak şükür olsaydı, evet, kimse sirke gibi şükredici olmazdı.
(sayfa.86/beyit no.1525-1528 arası)

***

Warrior, "sevda dedim" i son dinleyişimin üzerinden en az altı ay geçti, sayende ben de dinlemiş oldum. Fakat kayıt pek temiz değil, idare edicen artık:) Eşref Ziya'nın en sevdiğim ilahilerinden biri bu, sağol.




"Kendini yenenlerden olma gayreti"ni yeşertsin içimizde, mevla!
Hayırlı Cumalar.
Read On 10 yorum

İç döküş / Kimse kırılmasın, lütfen!

Perşembe, Mayıs 01, 2008
Bu yazı kimseyi memnun etmeyebilir ama, yine de yazmaktan yana içim.

Şunu da ekleyeyim, böyle bir yazıyı yazmayı çok zamandır, düşünüyordum. Kim inanır? başlıklı yazıya gelen yorumlar sadece erkene almış oldu.

***

Belki bu kadar samimi olarak kendimi anlatmakla hata ediyorum ama;

Ben "gri"lerin varlığına inanırım.
Ben "nötr" olmaya da inanırım.
Artılara, eksilere inanırım.
4 yanlışın bir doğruyu götürdüğü dönemler, gençliğimde kaldı. 18'imde.
Şimdi tek bir doğru görsem birinde, yanlışlarını aramak yerine "başka doğruları var mı?" ya bakarım.

Kendini bir yere ait hissetmeyen ve aidiyetini, bağlılığını açıkça dillendirmeyen hiç kimseyi kafamda sınıflandırmam. Bu şöyle iki cümle kurdu, kesin şu gruptandır; bu öyle dedi, şu partidendir, demem.

Demedim mi?
Dedim, insanları giyim kuşamlarına; saçına küpesine bıyığına, kolunun altındaki kitaba, kulağıma çalınan iki cümlesine göre sınıflandırdığım dönemler elbet benim de hayatımda oldu.

Ama şunu geç te olsa anladım ki (keşke daha önce anlasaydım) , başkaları hakkında konuşmak, kendin hakkında düşünmek ve konuşmaktan kolaydır.

Başkalarını suçlamak, yargılamak, etiketlemek kolaydır.

Kendinde olan ama görmekten kaçtığın şeyleri, başkalarında görmek kolaydır.
O zaman nefret edeceğin kendin değil, başkaları olur ve kendini her zaman temize çıkarabilirsin.

İnsan bu kadar mı korkak ve zayıftır ki, her fırsatta kendinden kaçar, kendi hatalarıyla yüzleşmek istemez, hep başkalarını suçlayarak kendi gözündeki mükemmeliyetini sürekli tasdikler.

***

Hiç kimse, dört dörtlük değildir. Hiç kimseyi buraya bıraktığı iki cümlelik yorumlarla yargılayamam.
Buraya gelip-giden hiç kimse ile oturup; bi bardak çay içmişliğim yok.
Gözlerinin içine bakıp, samimiyetini tartmış değilim. O yüzden burada kimse kimseyi kırmasın.

Bakın ben isimsiz inanır'a bile sadece "kınama hakkımı" kullandım, o kadar. Onun da tek nedeni, yapmadığım bir şeyle suçlanmaktı. (yaşlı amcayı kınamak)

Yoksa, "özgürlükleri türbana indirgemek" diye başlayıp devam eden ifade ile ilgili bir şey söylemek gerçekten zor. bir kere "indirgemek" diyor başta, suçluyor. Herkes çok fazla özgürlük yanlısı, bir ben ve onun sınıflandırmasında benim gibiler (akp'li-gülen sempatizanı) 'yok olmaz, bir tek "bize ve örtümüze özgürlük"' diyoruz, ona göre.
Yazık gerçekten, biz nasıl bu hale geldik?

***
(bu kısım insanları saflara ayırmaya meraklılar için;)

Herkesi, her yere monte edemezsiniz. Herkesi her yere uyduramazsınız. Bir tarafı bir yere, bir tarafı başka yere uyanları ne yapacaksınız? Benim gibileri ne yapacaksınız? Örtülü başımı akpartili, eylemlere gitmiş bacaklarımı radikal islamcı, risale tutmuş ellerimi nurcu, metallica dinlemiş kulaklarımı kafir mi ilan edeceksiniz? İnandığı Allah'tan adalet dileyen dilimi kesip atacak mısınız? Ya kalbim, onu nereye monte edeceksiniz?

***

İnsanım ben yaa, insan.
Doğrularım, yanlışlarım, gidişlerim, dönüşlerim, arayışlarım var. Senin gibi, onun gibi...
Okyanusta bir damla, kainatta bir zerre, o kadar küçüğüm. Hepimiz, o kadar küçüğüz. Birbirimize ne kadar büyük olduğumuzu kanıtlamaya çalıştıkça, daha da küçüğüz, zerre kadarız işte.

Bazen inandığımız tüm kaleler düşer. Nasıl inanmışım bunun doğruluğuna dersiniz ve fakat bunu diyene kadar geçen süreçte, herkesi bu doğruyla yargıladığınız için kırıp geçirmiş, üzmüşsünüzdür. Ve o noktadan sonra pişmanlık fayda vermez.


***

Yanılmıyorsam Said Nursi'nin şu mealde bir cümlesi vardı. "Kendi yolunu doğru gören bir kimse, sadece benim yolum haktır, doğrudur demek yerine benim yolum daha güzeldir desin"
Tam cümle bu olmasa da, anlatmaya çalıştığı şey önemli bence.

Hepimiz bir tek kendimizi doğru görmeyelim, diyorum ben kısaca!

Kim Allah rızası için hayırlı bir şey yapabiliyorsa yapsın, Allah da ondan razı olsun!
Kimin kalbinde ne olduğunu yalnızca Allah bilir ve yargılama hakkı sadece ona aittir!



"Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. […]
(Hadid – 20)

Read On 36 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate