sözlerimi geri alamam / akıyorsa gözyaşım, kurumasın!

Bugün de beş saat uyku yetti, nazar değmesin :))


Güneş doğmadan uyandım,

seher vakti kuşlar korosunu dinledim,

güneşin ilk ışıklarına çevirdim yüzümü

kendimi rüzgarın dokunuşlarına bıraktım

kahvemin kokusunu taa içimde duydum.

uzun zamandan sonra fotoğraf çektim.


(bir önceki yazı da "bu nedir?" deyi sorduğum da bu sabahkilerden biri, bu fotoğrafı açıklayacak fotoğrafı yazının en altında)

**

Okudum biraz, sonra epey bi ütü yaptım, bu sırada da dünden beri takmış vaziyette olduğum türküyü dinledim. Baktım hala vakit var, uyanma zamanı gelmemiş evdekilerin.

Hazırlandım, çıktım.

Yürüdüm, yürüdükçe hem keyiflendim hem hüzünlendim, nasıl oluyosa. Yaşlı bir çift gördüm, giderken. Amca, teyzenin elinden tutmuş, ağır ağır yürüyorlar. İçimde bir sıcaklık duydum, yakıcı bir sıcaklık.

Eve geldiğimde sekizi biraz geçiyordu saat, son zamanlarda favori içeceklerimin başında gelen bi soda-limon hazırladım. (bir şişe sodaya bir limonun suyunu sıkıp içiyorum, accayip dinç tutuyor insanı) Bir yandan içtim, bir yandan da kahvaltı hazırladım.

Güzel bir sabah geçirdim ve erken kalkmanın insana ne kadar zaman kazandırdığını farkettim, yeniden. Uyuyarak ne kadar çok şey kaçırıyoruz aslında, günün en güzel saatleri, en doğal sesler, en güzel ışık, en temiz hava ve kendinle baş başa kalabileceğin ekstra bi zaman dilimi.






sabah güneşi pencereden yansıyor ve çerçevenin gölgesi karşı duvara yansıyor. Ahanda tam buraya. Burası aynı zamanda uraganın yazılarını yazdığı mevkiin ta kendisi.



Bugünkü halime uygun bi şarkı bulmak epey zor oldu, epey bi şey dinledim,bunda karar kıldım, sesini de açtım, bağır bağır bağır...





Bu versiyonu da çok seviyorum aslında, ama kayıt iyi değil.