Kayıtlar

Haziran, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

aradığınız blog geçici olarak servis dışıdır, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!!!

Dünkü maçtan hiç bahsetmeyeyim, söylemeye bile gerek yok üzüldüm tabi.

Ama millilerin hepsine tek tek teşekkür ediyorum, "canını dişine takmak" ne demek gösterdiler bize.

Darısı Dünya Kupasına!

*

Tadım tuzum yok, yazasım yok, hatta blogu kökten silesim geldi gene, "en azından açtığım bi blog seneyi devriye etsin" deyip, vazgeçtim.

*

bitti.



Tüm dostlara not: iyiyim, sorun yok,
Maillere de cevap vermezsem meraklanmayın, netten uzak kalmayı planlıyorum bi süre.

Tv'ye ayrılmış bir gün, bugün.

Malum bugün maç var, sadece maç olsa iyi aynı zamanda Lost var, bitmedi Yaprak Dökümü final var. Allah'tan Avrupa Yakası yerlere yatıran bir bölümle finali yaptı da, bir de onu araya eklemek gerekmeyecek.

Ben iyi bir tv izleyicisi sayılmam aslında, düzenli izlediğim program ya da dizi sınırlıdır, ama şimdi böyle bu. Bundan 3 yıl kadar önce, hani şu Aliye dizisinin döndüğü zamanlarda, tam bir dizi koliktim. O vakıtlar Elif sekiz buçuk dedin mi uyur, zabbaha kadar da uyanmazdı. Çemberimde Gül Oya, Aliye, Yabancı Damat, Avrupa Yakası, Kurtlar Vadisi, Veronica Mars, Bizim evin halleri ve izi kalmamış başka diziler. Her güne bir bazen iki dizi sığdırır, izler dururdum. Bu sürecin tek iyi yanı (alt yazılı diziler hariç) izlerken ya bir şeyler örer ya da ütü yapardım (şimdi dizileri bırakalı ütüler dağ oluyor)

Bir gün kafama dank etti, huleeyn ne yapıyom ben?, didim. İzle izle nereye kadar, biter mi bunlar? bitmez, didim.
Ve vazgeçemiyeceğim iki diziyi seçip, diğerlerini eledim. Sezon başl…

Ne clark kent'im ne süpermenim / organize işler bunlar

yetişemiyorum,organize olamıyorum!
hasta olma hakkımı kullanmak istiyorum!
banane yaaa!



NİL KARAİBRAHİMGİL - Organize İşlerhasankefeli

çok yaşa merserize! / anne benim koşmam gerek!

Resim
Kikirciğimin hırkasının son rötuşlarını da yaptım, bitti. Kollarındaki modeli çok sevdim, hem kolay hem de örmesi çok keyifli. Bu ipi biraz daha ucuza bulabilirsem, kendime de upuzun, bosbol pantolon üstü salaş bi hırka örmek isterim çünkü ip harika, yüzde yüz pamuklu hiç naylon karışımı yok ve çok sağlam. Tek sorunu 3,5 numaradan daha kalın şişi kaldırmayacak oluşu. 


Ben bu hırkada 3 numara kullandım güzel durdu ama büyük ölçülerde bir şeyler örmek çok zaman alır eminim. Eeeeee ben de tembelim, sadece istek olarak kalacak sanırım benim salaş hırka:))


Modelin yakın fotosunu koydum, uygulamak isteyen ama fotodan çıkaramayan olursa, mailimi biliyonuz bacilar, hani sayfanın sağ üst köşesinde ... ***

Bu ara Nil Dünyası'na taktım, elif uyurken ne vakit bi iş yapıyor olsam, takıyorum kulaklıkları ve nil dinliyorum. 

Sonra şimdi ekleyeceğim şarkıyı dinlerken düştüğüm çelişkiye gülüyorum. Bir yandan "anne benim koşmam gerek, istemiyorum pilav yapmaaaak" diye türkü çığırırken, bir yan…

Milli Takım Yarı Finalde

Resim
Teşekkürler milli takım, teşekkürler... Nasıl seyirlik nasıl gerilimli ama en önemlisi nasıl gayretli bir maçtı. Baştan sona amaaan be, demeden izletti kendini. Çok saygıdeğer :S hakem efendinin arka arkaya verdiği sarı kartların olduğu bölümler hariç tabi, adam neredeyse ekrandan bakıp bize de sarı kart çıkaracaktı, öyle hissettim yani. Hiç inanmazdım böyle şeylere ama, dün olanlardan sonra uğur diye bir şey var mı acaba? diye düşünmeye başladım:)) Maç sürerken 4 defa kalktım yerimden. 3'ünde çayımı tazelemek için, birinde de elifle ilgilenmek için. Ve ne oldu biliyor musunuz? İlk kalktığımda az kalsın golü yiyorduk, hani üst direkten dönen ve sonra kafayla da denendiği halde atamadıkları gol. Maçın başından ikinci ve üçüncü kalkışlarımda, kesin gol görünen iki pozisyonda biri yukardan biri yandan auta çıktı top. ooooh. Ama ne olduysa 117. dakikadan itibaren oldu, Elif aniden ağlamaya başladı. Gittim, su verdim, sakinleştirmeye çalıştım, bu arada kulağım salonda, itiraf ediyorum.…

başlıksız gönderi:))

Oturup yazsam yazacak şey çok da, içimden gelmiyor pek. Bi rehavet var ki üstümde, sormayın gitsin. Bir de bilgisayarsız ve internetsiz hayatın özgürlüğünü tattım dün, hoşuma gitti. Cillop gibi bi makine var evde ama sürekli hata verip yavaşlatıyordu bizi. Eşim de bi format atayım makineye dedi, Çarşamba akşamı bir kısmını halletti, programların büyük bölümünün yüklemesini de dün akşama bıraktı. Öyle olunca ben de dün hiç ellemedim makineye. Aaaaa bi baktım, netsiz hayat süppermiş:)) Şimdi her şey normale döndü ya, vazife gibi geçtim oturdum başına, okunacak haberler, gezilecek siteler, bakılacak bloggerlar var ne de olsa. Bir de eşim firefox kurmuş sağolsun, takıldım ona. Nesi var nesi yok bi kurcaladım, güzel eklentileri varmış. Bi süre çift giriş devam etcem, explorera alıştım ya, henüz varsayılan tarayıcı olarak ayarlamadım firefox'u yedekte kullanıyorum ama hele bi detaylarını keşfedeyim, geçerim herhalde arayüzü pek bi güzel görünüyor çünkü. Bu akşam ki maçı heyecanlan bekli…

ah be biyo gözlerim yaşardı / eski günlerden kötü bi anı / milli takım marşı

Resim
Biyocan üşenmemiş, benim için fotoşopunan 100. yorumcu şeysi hazırlamış. Bir de demiş ki; "kanaatkar urom; bir lokma bir hırka urom"...
Ah be biyo, nerdeee. Ama gayretim o yönde, keşke :)
Benim için özel bir şey yaptığını görünce, hem şaşırdım hem çok duygulandım ama duygulandım diye içinde gömlek ağzı-sümük filan geçen cümleler kurmıycam. Bak, "100. kim olsa aynı şeyi yapacaktım" deyip de canımı sıkma benim e mi? , yoksa saatte saat diye tuttururum. :))
Bir dönem teşrik-i mesai yaptığımız arkadaşlardan birinin adı, yeni el değiştiren bi kanalın Ankara haber müdürlüğü için geçiyormuş, çok sevindim. Son derece kafalı, vizyon sahibi ve haberden çok iyi anlayan biri olduğu için, bizim iş yerinde korkulmuştu biraz ondan. Olur da Ankara haberin başına geçer, koltuklar sallanır, birileri yerinden olur diye; çok zor bi zamanda -eşi de işinden ayrılmışken- son verilmişti işine. Sonrasında biraz sıkıntılı bir dönem geçirdiyse de önde gelen haber kanallarından birine geçmişt…

yeşilbaşlı gövel ördek / olmasa da pul pul paytak ve saz arkadaşları:))

Resim
Yaa nerden başlasam acaba, yine maddeleme sistemine sığınmak en iyisi sanırım. Çünkü hızla yazıp, çıkmam lazım. Evdeki nüfus arttı zira, ilgilenmem gerekenlerin sayısı sürekli artıyor, nereye böylee, nereye böyleee diyorum, başlıyorum.


Perşembe sabahı, kayınvalidemlere gittik efenim ve dün gece döndük. O kadar ısrar ettim gelmedi, aslında istiyordu ama kayınpeder burada sıkılıyor. Emekli adam tanımadığı muhit, kimse de yok ne yapsın? Eee öyle olunca da biz soluğu keçiören'de aldık. Kadıncağızın bakımlık bi durumu yok fazla ama yemek filan yapamıyor. İyi oldu; gittik, ilgilendik, doyurduk, yalnız bırakmadık. En azından sıkılmadı, benim olduğum yerde sıkılacak adamın alnını karışlarım ayrıca:))Bugün bandajı da açılıyor, epey ilerleme katetti, karşısına geçip ellerini iki yana açıp, hoplayıp zıplayınca görüyor, ameliyatlı gözü. Allah'tan diğerinde sorun yok. bu şeker ne fena bi hastalık, resmen organları yiyor yaaa.

Dün akşam maçın ilk yarısında ancak toplanıp çıkabildik yola. Eve …

Selvi Boylum, Al Yazmalım / Cengiz Aytmatov

Resim
Herkesin gönlünde bir yeri vardır, Selvi Boylum Al Yazmalım'ın. Ben sulu sepken izlerim hep, rastladığımda hiç kaçırmam. Ve bu sabah bir yandan kahvaltı hazırlayıp, bir yandan da sabah haberlerini dinlerken öğrendim, Cengiz Aytmatov'un hayatını kaybettiğini. Kitabın senaryolaşmış hali onunkine ne kadar sadıktır bilmiyorum ama, Aytmatov "Selvi boylum Al yazmalım" ın yazarı.



Yıllarını edebiyata vermiş ünlü kırgız yazara Allah'tan rahmet diliyorum ve onun anısına bugün filmin müziğini ekliyorum bloga.






Bol kalorili yemekler serisine devam/Küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini..

Resim
Yapmayı da yemeyi de en sevdiğim yemeklerden biri bu. Bi adı yok hemen şöyle afili bi isim bulalım bakalım. ıııım; kiremitte soslu-sebzeli köfte, idare eder daha afili bi isim arayacak halim yok valla, yazdığıma şükür.
Dün pişirdim yine, biz zaten seviyoruz da Elif' de bayıla bayıla yediği için sık sık yapıyorum bu bol kalorili yemeği. Ben iyi ki yürüyorum yaa, yoksa var ya bu kiloyu sabit tutmak imkansız olurdu.:))



Nası yapıyorum, yazayım, aslında fotoğraftan çıkarılabilir tarif ama;
Her zaman yaptığınız köfteden yapın bi kere, ana malzeme bu.Ben köfte harcı için; bol kimyon, kekik, güveotu, bol sarımsak, tuz, karabiber, pulbiber, 1 yumurta, 1 rende soğan ve ekmek içi kullanıyorum. Varsa, yenibahar'da ekleyebilirsiniz. Kıymam yağsız ise bir yemek kaşığı kadar da sızma zeytinyağı ekliyorum. Köfteleri şekillendirmeye başlarken , toprak kabın altını yakıyorum, epey sürüyor ısınması çünkü. 1-2 yemek kaşığı kadar zeytinyağında kızartmaya başlıyorum köfteleri. Onlar kızarırken sebzele…

Ben bu kızı dinlemeyi seviyorum / Bekir Hazar'ın köşesi / Benim köşem, onunkini döver:))

06:30 itibariyle çıktım evden. 1 saat yürüdüm. Henüz bi kilometre yapmıştım ki, bardaktan boşanırcasına yağmur bastırdı. Beş dakika kalsan altında sıçana dönersin, öle yani. Ben de parkurun yanındaki çardaklardan birine oturdum, yavaşlamasını bekledim. On beş dakikaya günlük güneşlik oldu her yer, aynen devam.

İki kişilik bi spor aletinden bahsetmiştim ya hani daha önce, onda takılmaya başladım tek başıma sonra. Baktım, bizim parkurun atom karıncası geliyor. Benden de bodur olan bu hatun, öyle bi hızlıdır ki, görseniz nassı yürüyo bu hızda dersiniz, atom karınca derken haksız değilim yani:))

Geçti karşıma, onunda kulaklar dolu, kaş-göz ederek anlaştık, başladık. Ben ondan önce 10 dakika zaten kendimi zorlamışım, üstüne 8 km yol yapmışım bi de karşıma atom karınca geçti. Eeee iki dakikada "hadi bana müsaade" de diyemedim, bi 1o dakikada onunla çalıştık, bacaklar iptal oldu.

Biraz oturup dinlendim, sonra taş fırının yolunu tuttum, bizim hatunu sevindireyim diye. Aslında bir yanda…

batsın bu dünya

sabah: 05:41




Kalktım, kalktım; başardım:))Ne zamandır sabahın köründe yazamıyordum, ama ahanda yazdım. Valla planlanmış yazı değil bak; iki gözüm önüme aksın:)))Bu yan taraftaki yazıların foundlarını değiştirdim dün, nassı olmuş? Sorun var mı, deyin bakem, varsa çaresine bakem.Bi de şip-şakçı eklentisinden sonra, sayfanın hızında belirgin bi yavaşlama oldu mu, onu da bi diyin hele. Varsa eski haline getirelim, benim makine ortalamanın biraz üstünde bi şi olduğundan farkedemiyom da:)) (attım havamı da, öl nefis öl, bat dünya bat)Şimdi bat dünya bat deyince Selimce; aklıma "batsın bu dünya geldi", dur ekleyim de bi Orhan Baba dinleyelim. "Aman da uragan arabeske döndü, bi bu eksikti" diyecek olan varsa; sussun, dilini tutsun ya da harakiri yapsın, beni uğraştırmasın. Bi de dil yarası attırmayın şimdi bana. Dinleyin işte, ne var aaa a aa, bu toprakların müziği bu...


Yok yaa, bu toprakların müziği demek için bin şahit lazım, kocca imeem'de bi orjinal orhan baba - bat…

rüzgar

Sustum, dinliyorum.
İçimden gelmedi yazmak; aslında bir-iki filmden, sıkı bi haber sitesi olacağını umduğum bir adresin magazine boğuluşunun bende yarattığı hayal kırıklığından, yoğun bir hafta olacağından, nedenlerinden filan bahsetcektim, sonra...
vazgeçtim, içim sıkıldı.





uy başuma gelenler!

Başıma öyle bi olay geldi ki,vallahi Anayasa Mahkemesinin başörtü kararını bile gündemden düşürdü benim içim. Henüz sakinleşmiş durumdayım.

Olay 1 saat önce gerçekleşti ve son yarım saattir de kendime gelmeye çalışıyorum. İkizler bugün bendeydi, 10'u biraz geçerken uyuttum onları. İkizlerin bir de ablaları var 5 buçuk yaşında, o da kendi evilerinde karşı dairede uyuyordu, annesi uyandırmak istemedi giderken, anahtarı bıraktı bana. Ben de 15 dakikada bir gidip bakıyorum, uyuyo oluyor, geri geliyorum. Zaten akşamdan da söylemişti, uyanınca B. teyzene geç, diye.
Neyse efendim, en son gittim bakmaya, İremsu evde yok!!!
Bütün evi aradım, balkonlara filan baktım, aklımdan tonla şey geçti bu arada, yok çocuk yok!!!

İremsu'yu evde bulamayınca, alttaki komşu geldi aklıma, apartman boşluğundan baktım, terlikleri orda, içime su serpildi. Tam rahatladım, diye düşünürken birden farkettim ki, Elif dibimde. Bizim evin kapısı kapalı, çocuklar içerde uyuyor!!!!

Çıkarken böyle bir durum aklıma gelme…

Pes yaaa pes! / "Halka Rağmen Halk İçin" demektir bu karar.

Karara inanamıyorum, pes yaaa.

Tamam ulan çıkmıyorum evimden!!!

Beni tanımayan sistem için edecek lafım da yok!!!

Sadece not düşüyorum tarihe ve hatırlatıyorum kendime: 05 Haziran 2008 günü saat 17 sularında, Anayasa mahkemesi ikiye karşı dokuz oyla başörtü düzenlemesini iptal ettiğini duyurdu.

Bu tarihi unutma, hep hatırla uragan! Çünkü 70 yaşına geldiğinde bile bu ülke bunu tartışıyor olacak, yaz bi köşeye, aha köşe!

... kıyıya ulaşmak mümkün olmasa da en azından kürekleri atma!

"Tolstoy'un Hz. Muhammed adlı kitabının üçüncü bölümündeki itiraflarını dönüp dönüp okuyorum. Hayatın anlamını arayışını, anlamı aklıyla ararken hiçliğe ulaşmasını, intihar noktasına gelişini ve ardından inancın gölgesine sığınışını" demiştim ya hani bir önceki postta, tüm bu gidiş gelişlerinin ardından noktayı şöyle koyuyor Tolstoy.
"Başımdan geçenleri şöyle ifade edebilirim: Ne zamandı bilmiyorum; neresi olduğunu bilmediğim bir sahilde beni bir kayığa oturttular ve sonra kayığı karşı kıyıya yönelttiler. Kürekleri elime verip beni yalnız bıraktılar. Küreklerle elimden geldiği kadar uğraştım ve ilerledim. Ancak ben açıldıkça beni o bilmediğim yere götüren akıntı da şiddetleniyordu. Ulaşmam gereken hedeften farkında olmasam da uzaklaşıyordum. Etrafımda benim gibi akıntıya kapılan bir çok kürekçinin olduğunu gördüm. Bazıları durmadan kürek çekmeye devam ederken, bazıları kürekleri çoktan fırlatıp atmıştı. ... Ben de bir yandan ilerleyip bir yandan da akıntının aşağılar…

Göç

Resim
Ben şimdi bu fotoğrafı çektikten hemen sonra yaptığım gibi uzanıp çamların dibine, gökyüzüne bakmak istiyorum sadece. Fena bir sıkıntı dalgası önüne katıp götürürken beni, Tolstoy'un Hz. Muhammed adlı kitabının üçüncü bölümündeki itiraflarını dönüp dönüp okuyorum. Hayatın anlamını arayışını, anlamı aklıyla ararken hiçliğe ulaşmasını, intihar noktasına gelişini ve ardından inancın gölgesine sığınışını. Akıl yürütme biçimini anlamaya çalışır gibi bir halim var, yoksa kitap bittiği halde tekrar tekrar niye dönüp duruyorum üç gündür etrafında bu satırların? Unutkanlık işi iyice coştu, nereye gidiyorum böyle? Beynim ne çok şeyi silip duruyor. Bu sabah yaptığım keke -tezgahın üzerine açıp hazırladığım halde- kabartma tozu koymayı unuttum. Dün de bir şeyleri unutmuştum, önceki günde ama ne unuttuğumu da unuttum. Ayaklı makine gibi dolanıyorum etrafta ne görsem donduruyorum, anı durdurmanın sadece fotoğraf çekerek mümkün olması ne acı, keşke başka yolları da olsaydı. Hayatın bir pause düğme…

Oh rahatladım / fatih ekspres canım! / I am walking / Haber 24'ün izlenesi filmleri / Leonard Cohen

Resim
Öncelikle beni son derece sevindiren bir durumu paylaşmak istiyorum sizinle. Daha önce rahatsızlığımı dile getirdiğim bir konu vardı, hani şu http://bizimsite.blogspot.com/ adresinde bloglarımızın yer alması konusu. O vakit site bu kadar uygunsuz bir içeriğe sahip değildi aslında ama yine de blogumun tümünün benim iznim dışında sitenin arşivinde yer almasına son derece kızmıştım. Gün aşırı bu siteye girip, ulaşılabilecek bir adres eklenmiş mi, diye kontrol ediyordum. Dün nihayet bir adrese ulaştım ve mail gönderdim, bu sabah yanıtını aldım . Blogumun artık bu adreste olmadığını gördüm ve çok rahatladım, tası tarağı toplayıp gitme noktasına gelmiştim çünkü!!!!
Blogunun bu sitede yer almasından benim gibi rahatsızlık duyan arkadaşlar varsa; bekirbayat@gmail.com adresine yazabilir, paylaşmak istedim.
Dün sabah, -hani ben jashua'yken canııım- İstanbul'dan 23:30 sularında kalkıp sabah Ankara'ya gelen Fatih eksprese önümden geçerken bir selam çakmıştım. Sonra gece balkonda otururk…

Zor gece

Resim
Yazmayacaktım aslında ya, bilgisayarın başına oturup, orayı burayı tıklayıp aradığımı bulamayınca ve şimdi şu an izini kaybetmişken o kötü rüyanın, neden bilmem dökülüverdim işte uluorta.


Dün bunun kadar karanlık bir gece geçirdim, dünyada yaşabileceğim/i sandığım en zor anları yaşadım rüyamda, ağlayarak uyandım. Saat bir buçuktu. Aklını yitirmek çok kolay bir şeymiş, tattım. Çaresizlik ve sabır, iki kelimelik izi kaldı rüyamın, ardından taşıyamayacağım yükü yüklememesini diledim mevladan.Yüreğimi ezen rüyadan uyanır uyanmaz gidip; öptüm kokladım, açılan üstünü örttüm ve yanımda olmasına şükrettim. Onu koklayınca bahar doldu içime.
Biraz oyaladım kendimi, küçük evimin büyük sokaklarında dolaştım. Ardından düşündüm; yaşanan her acıdan sonra böyle kabuk tuttum işte. Kabuk tutan yaralarıma üzülmedim hepsini sevdim, garip ama o acılardır beni ben yapan. Kabuklarım iyice sertleşip düşmesin, ince ince yaksınlar canımı, istedim. En son mırıldanarak girdim yatağıma "acının insana kattığı d…

La vita E Bella / Hayat Güzeldir / haftasonundan notlar.

Resim
Ben bu sabah La vita Bella'nın (hayat güzeldir) şaşkın Joshua'sı gibi hissettim kendimi; hani kazandığını sandığı tankın üzerinde sevinçle etrafı gözleyen ve annesini bulduğunda, -o yaşama sevincini kaybetmesin diye gülerek ölüme giden babasını kaybettiğinden habersiz- "biz kazandık, 100 puanı topladık" diyen resimdeki tatlı çocuk.
Bir filmin içinde olduğum hissine kapılmadan önce, dünden sözünü verdiğim sıcak Ankara simitlerini almak için yola düşmüştüm. Taş fırından simitleri ve çıtır çiçek ekmeği alıp eve dönerken, parkın içinden geçtim. Ne iyi oldu; rüzgarla tatlı tatlı oynaşan ağaçlar bir sağa bir sola sallanıyor, güneş de onların gölgeleriyle cilveleşiyordu sanki.

İçimde o an aniden ortaya çıkan muzip bir çocuk edası ve sevinç; ardından kendimi Joshue gibi hissedişim geldi işte. Acıyla karışık tatlı bir mutluluk kapladı içimi ve kazanılmış bir zafer duygusu. Nerdeyse sekerek gelecektim eve ama etraftan çekindim doğrusu biraz:) Filmlerin final kareleri gibiydi o a…

faideli post / bir dalda iki kiz olur mu hiç, kiraz o kiraz / ne ki bu "armut dalda kız balkonda sallanır" mı? aaa! :)

Dün -en uzunu yaklaşık 15 senedir görüşmediğim olmak üzere- pek çok akraba ile görüştüm, baba tarafı pikniğinde.
Yazar mıyım, belki yazarım ama yol boyunca durup durup dinlediğim bu güzelim şarkıyı ekleyeyim şimdilik de, hazır herkesin canı sıkkınken bi faydası olsun bu postun.