Ben bu kızı dinlemeyi seviyorum / Bekir Hazar'ın köşesi / Benim köşem, onunkini döver:))

06:30 itibariyle çıktım evden. 1 saat yürüdüm. Henüz bi kilometre yapmıştım ki, bardaktan boşanırcasına yağmur bastırdı. Beş dakika kalsan altında sıçana dönersin, öle yani. Ben de parkurun yanındaki çardaklardan birine oturdum, yavaşlamasını bekledim. On beş dakikaya günlük güneşlik oldu her yer, aynen devam.

İki kişilik bi spor aletinden bahsetmiştim ya hani daha önce, onda takılmaya başladım tek başıma sonra. Baktım, bizim parkurun atom karıncası geliyor. Benden de bodur olan bu hatun, öyle bi hızlıdır ki, görseniz nassı yürüyo bu hızda dersiniz, atom karınca derken haksız değilim yani:))

Geçti karşıma, onunda kulaklar dolu, kaş-göz ederek anlaştık, başladık. Ben ondan önce 10 dakika zaten kendimi zorlamışım, üstüne 8 km yol yapmışım bi de karşıma atom karınca geçti. Eeee iki dakikada "hadi bana müsaade" de diyemedim, bi 1o dakikada onunla çalıştık, bacaklar iptal oldu.

Biraz oturup dinlendim, sonra taş fırının yolunu tuttum, bizim hatunu sevindireyim diye. Aslında bir yandan kendimi yine filmlerin final sahnesinde gibi hissetmeyi ummuştum ama olmadı:(

Eve geldiğimde sekizdi saat, bir baktım ikizler açık kapıdan sızıntı yapıyolar. Durun hele bi, soluklanayım beş dakka sonra gelirsiniz, diye postaladım bebeleri. Anneleri büyük kızı (iremsuyu) anaokuluna yazdıracak, öğlene kadar ilgilenecektim ben de. Kapıda sesimi duyar duymaz, hooop içeri:))

Neyse hemen 10 dakikada kurdum mükellef bi kahvaltı sofrası, ev ahalisi zaten uyanmış beni bekliyordu. Biz sofradayken ikizler geldi. Cümbür cemaat, bol gürültülü bir kahvaltı yaptık.

Bugünden bana kalan; sabahın köründe süper bi yağmur da az da olsa ıslanıp bir yandan Nil'in şimdi ekleyeceğim parçasını dinlemek ve bunu yaparken hayalini kurmak yağmurun altında gökyüzüne çevirip yüzümü, kollarımı iki yana açıp , kendi etrafında dönüşümün. Keşke sadece hayalini kurmasaydım:)) Bu hayali gerçekleştirmek için namazdan sonra çıkmak lazım, en fazla uykusu kaçmış bir-iki kişi penceresinden bakarken görüp deli diyebilir ama bugün o saatte yapsaydım, bütün mahalle parmakla gösteridi beni heralde:))

Yani şarkıdaki gibi "iyi ki yapmışım", diyemezdim sanırım. :))
bitti küt diye, küüüüüt.



Ben Ona resmen asigim!!





Bi de aşağıdaki var, sabah sabah okudum, aha dedim yeni şafakta köşe yazmıyom ama bu işin sırrını daha önce yazmıştım ben, işte burada linki tıkla;bakınız son paragraf : http://moruragan.blogspot.com/2007/11/birand.html

Ukalalık bulaşıcı mıdır?:))

İşte Bekir Hazar'ın bugünkü köşesi;

Genç anchormanlar!


İhsan Yıldız... Bir dönem birlikte çalıştık... Gecelerin adamıydı... Nerede yangın, kaza, cinayet var oraya koştururdu... Haber içinden haber çıkarırdı. Gün ışıyana kadar İstanbul sokaklarında koştururdu... İsimsiz kahramandı...
Ekrem Açıkel...Yıllarca birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan biri... Türkiye'nin en iyi polis muhabirlerinden biriydi... Haberi koklar, alır getirirdi... Hayatının büyükbölümü Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü'nde kapılarda bekleyerek geçti.
Cem Tekel.... Bir başka kanalda 4 yıl beraber çalıştığım muhabir arkadaşım. Gecelerin kurt adamı İhsan Yıldız'ın gündüz versiyonuydu.
İstanbul'da nerede bir olay var bizim Cem koştururdu. Bir başka isimsiz kahramandı. Bu üçlü ne zaman ki Kanal D Haber'de buluştu, inanılmaz bir ivme kazanıp, adeta birer marka oldular... İstanbul sokaklarında takip ettiğimiz muhteşem üçlü M.Ali Birand'la çalışmaya başladıktan sonra dünyanın dört bir yanında canlı yayınlarda arzı endam ettiler. Onları bir baktık Irak'ta gördük, bir baktık Bürüksel'de... Artık yangın,kaza, cinayet haberlerinden sıyrılmışlar, adeta dış politika uzmanı olup, bir başka noktaya gelmişlerdi.
Birand üç dostuma inanılmaz bir kimlik kazandırmıştı. Binbir Gece'nin final setinde karşılaştığım Birand “Muhabir arkadaşlarıma diğer kanallardan teklifler yağıyor,onlarla gurur duyuyorum. Bugün haber yarışında birinciysek en büyük pay onların” diyordu.
Ekrem, İhsan ve Cem'i bugün tüm Türkiye tanıyor ve haberciliklerini biliyorsa, ardında bir ustayla çalışmanın getirdiği avantaj var. Birkaç yıl önce televizyonlar Edirne'ye, Kars'a bile muhabir gönderemiyordu. Haber merkezlerinin durumu içler acısıydı. Daha dün gibi hatırlıyorum. Asya'da tsunami olmuş, yüz binin üzerinde insan ölmüştü. Afet bölgesine tatile giden ikibinbeşyüz Türk mahsur kalmıştı. İkibinbeşyüz Türk'ün yaşam savaşı verdiği afet bölgesine bir tek Acun Ilıcalı, IHA ve CHA girebilmişti. Televizyon habercileri oturdukları masada kahvelerini yudumlayarak, dünya televizyonlarını izleyip haber yapma zahmetinde bulunmuşlardı.
Nereden nereye... Şimdi dünyanın her yerinde tekrar muhabirlerimizi canlı yayınlarda izliyoruz. Fitili ateşleyen Birand'tır. Şimdi diğerleri onun gerisinde kalmamak için her yere eleman gönderiyorlar. Bu yeni oluşum Türkiye'deki yaşlı anchormanlar tartışmasını sona erdirecektir.
Çünkü alttan dünyayı gezen ve bilen çok yetenekli genç muhabirler geliyor.

Cem Tekel dediği de, Kuzey ırak'ta canlı yayındayken, Birand bebeğinin doğumunu haber vermiş, bi de görüntülerini yayınlamıştı hani, işte o. Birand muhabirlerine değer veriyor ve onları ön plana çıkarıyor, habercilikte olması gereken de budur. Haber kiminse, önde olan o olmalıdır, şahsi kanaatim.

Yorumlar

solar dedi ki…
ben de sabahları spor yapıyorum artık, daha zinde olayım diye ama şöyle birşey de var, spor yapmak zorunda olduğum için yataktan çok daha geç kalkıyorum:))
demek orada da yağmur yağıyor, ne güzel:) dün burada öyle bi dolu yağdı ki uraganım, korktum ya..
AYSUN dedi ki…
Cumartesi işten çıkınca yakalandım ben de yağmura. İliklerime kadar ıslandım derler yaa hah işte tam öyle oldum:P Eve gelip de bizim kuşu kucağıma alınca kurudum:)

Sen hergün mü bakıyorsun ikizlere uragan? Hep sende bu şekerler?
uragan dedi ki…
solar & Aysun

Yaşasın spor etkinlikleri!!!, demek isterdim ama diyemiyorum, dünkü hadiseden sonra akşamüstü başlayan ve halen devam eden ciddi kas ağrıları çekiyorum, mahvoldum:)))
bi daha atom karıncaynan çalışmıycam:))
*
yağmur yağsın tabi ne güzel, korkma ablacım:)), korktuğun zaman benim gibi hayal kur yağmurun altında dönüyomuşsun gibi:)
****
Bu ara pek yazmıyordun sen de, merak ediyordum ibrahim'i, demek artık kurutucu vazifesi yapıyor:))
*
Yok be Aysun her gün bakmıyorum ama ben hep evde olduğumdan, bu küçük cadılar da bana hasta olduğundan sık sık geliyorlar, Kikiriğede arkadaş oluyorlar.
İki şekli var bakmalarımın, biri komuşu hakkı olanı; acil işi olduğunda, hastane, alış-veriş vs.. gibi durumlarda ; diğeri de işe gittiğinde cüz-i bir miktar karşılığı bakıyorum. Zaten düzenli çalışmıyor komşum, gideceği zaman akşamdan haber veriyor, benim de ertesi gün işim yoksa bakıyorum, işim varsa annesi filan geliyor ama öylesi zor oluyor onun için. Nası aydınlatıcı oldu mu hıı?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*