Geçen günlerin özeti / Ey benim garip ülkem / İbrahim, içindeki putları devir!

27 haziran

Anneme gittik bugün, elif sitenin havuzuna girmek istemiş, babamda kıramamış ayaklarını sokmasına izin vermiş. Yeter mi, üstü başıyla oturmuş havuzun içine. Babam da üstü ıslandı, üşümesin diye soymuş çocuğu. Birader bi havlu alıp indi, sarıp getirdi eve. Ardından doğru banyoya, akşama öksürmeye başlayınca hasta olacak diye korktum ama şükür ki iyi.
Annemlerin balkonda biraz başım döndü, bizim yavruşlarda sepetlerinde, üzerlerine düşmeyeyim diye çabalarken, vücudum öyle garip şekiller aldı ki, şaşırdım. Nereye çarptım, ne oldu bilmiyorum ama sonunda düştüm. Yavruşlar sağ ama benim acayip belim ağrıyor.

28 haziran

bütün gün ikizlerin haşarılıkları ve bel ağrısı ile uğraşıp, yetmez gibi akşam ü. ve ş. ile pikniğe gittim göksu'ya. yine de keyifliydi. ş'nin karnı artık iyice belli oluyor. elif yine ne kadar kedi-köpek varsa kovaladı, bir ara simsiyah koca bir kediyle buldum onu. kucağına almış dolanıyordu, miyase sanmış. güç bela aldık elinden, kavga-kıyamet koptu.
eve döndüğümüzde saat bir buçuğa geliyordu, pulpul'u ve çings çings'i yemleyip sularını verdim. Yatağa zor attım kendimi, belim fena.

29 haziran

Sabah yavruşları yemlemek için sepeti açtığımda yakışıklı horoz adayımı su kasesinin içinde ölü buldum...
Elif'e söyleyemedim bi süre, kendime de gelemedim. ELimden gelen her şeyi yapmıştım, neden öldüğünü anlayamadım, bir iki şey geliyor aklıma, ördekle birlikte suyla oynayıp sonra da kendini kurutamayıp üşüdüğünü düşünüyorum ya da yeni aldığımız vitaminli civciv yemi ağır geldi. Tam 15. günde aramızdan ayrıldı yavruşum. Pulpul da en az benim kadar üzgün, özlüyor onu, ardından bağırıp duruyor.
Tam 3 saat sonra söyleyebildim elif'e, çok üzüldü ağladı, doktora götürmek istedi. Ama dönüşü olmadığını söyledim, onu hep hatırlayabileceğini ve kalbinde yaşayabileceğini anlattım. biraz sakinleşti. gömmeyi ve mezarına çiçek bırakmayı teklif ettim kabul etti.
Eşyalarımızı topladık. çins çings'i de kağıt havluyla kefenleyip, bir poşete koyduktan sonra baba ve anneannelerle buluşmak üzere yola çıktık. Balgatta toplaşıp, teyzemlerin hacıhasan köyündeki bahçesine gittik. Oraya gömdük yavruşu, asmanın dibine....
İyi ki gittik, elif için daha kolay oldu her şey. Orada bahçeyle ilgilendi, sebzeleri suladı, kova ve küreği alıp toprakla oynadı uzun süre, çimleri sulayan otomatik fıskiyenin altına geçip ıslandı, hatta bi ara aralık kalmış garaj kapısından çıkıp gitti, kimseye haber vermeden. Gözüm üstündeydi ve fazla uzaklaşmadan yakaladım.
Ara ara çings çingsten bahsetti, kuzenlerime onun ne kadar tatlı olduğunu filan anlattı, onu hiç unutmayacağını söyledi. Biz bir şeyler söylediğimizde de, bu konuda konuşmak beni üzüyor, konuşmayalım daha fazla, dedi.
Bakıp, büyüttüğün sevdiğin bir canlının kaybı çok zormuş, ne çok yaralıyormuş meğer, ne kadar alışmışız meğer. Boynunu uzatıp, kanatlarını açarak yarım yamalak uçuşları, yemlemek için kapıyı açtığımda cikirdeyerek kenara çekilmeleri, avucumun içine adığımda sesini kısıp, gözlerini kapatıp uykuya dalışları... hiçbiri gözümün önünden gitmiyor...

1 Temmuz

Ergenekon hadisesini dikkatle takip ediyorum, sessiz ve serin kanlı. İzliyorum, hiç bir şey boşuna olmuyor bu ülkede, yeniden inanıyorum. Şener'in adımlarını bekliyorum, siyasete döneceğini açıklarsa hiç şaşırmayacağım. Yalnız Aygün'e dokunuyorsa bu iş, Hisarcıklıoğlu ve Gökçek'le de bir bağlantısı olabilir, diyorum. Üç silahşör gibidir, parsel parsel Ankara'lıdır onlar. Bakalım...

3 Temmuz

Bugün Regaip kandili ve hayırlısıyla üç aylar başlıyor yarın. Ya Rabbi bu garip ülkemi sen düzlüğe çıkar, güzel günler görme ümidini diri tut içimizde...

4 Temmuz

İnanamıyorum, bu soruşturma adeta vatanı-milleti seven, görünmez düşmanlardan koruyan adamlara karşı bir duruş gibi lanse edildikçe şaşıp kalıyorum. Aygün'ün "Atatürk'ü seviyorum" cümlesini konumlandırmaya çalışıyorum. Tek suçu onu sevmek; yoksa dünya hoş, gerisi boş!!!

5 Temmuz

Erdem Beyazıt vefaat etmiş, çok üzüldüm. En severek yaptığım röportajlarımdan biri onunlaydı on sene kadar evvel, mütevazi evi ve kişiliği, konukseverliği, şiir okuyuşu ve hele o kütüphanesi aklımdan hiç çıkmamıştı. Şimdi o da toprak olacak işte. Allah rahmet eylesin.

**********************************************************
(Buraya kadar olan bölümü kendi günlerinde word dosyası olarak yazmıştım, aktarıp ekledim, bundan sonrasını şimdi yazıyorum)

Ve Bugün

Bir ölüm haberi daha, şampiyona maçları sırasında tv'de sık sık izlediğimiz Federasyon BAşkanı Hasan Doğan kalp krizi geçirip, ölmüş. Ne garip; nasıl da heyecanlı ve yaşayan bir adamdı daha on beş gün önce, boşuna dememiş Cahit Sıtkı; Neylersin ölüm herkesin başında/Uyudun uyanmadın olacak....
Allah rahmetini esirgemesin ölü, diri tüm kullarından...

*

C.tesi akşamı Elifcikle birlikte yürüyüşe çıktık anne-kız. İki çiçek fidesi aldık yeni açılan çiçekçiden. Eve gelince fideleri Elif'e diktirdim, minicik avuçlarıyla toprağı doldurmaya çalıştıkça döktü-durdu:) Cansuyunu da o verdi. Bakalım bir kaç gün içinde belli olur saksılarına alışıp alışmadıkları. Eğer yaşamaya karar verirlerse; biri anneanneye, biri babaanneye hediye gidecek. Kendimiz için yeniden alacağız, kuzucuğum dikecek. Evin yakınlarına çiçekçi açılması ne güzel, önünden geçmesi bile keyifli,renk cümbüşü... Karı-koca işletiyorlar dükkanı,tanıştık, anlaşılan o ki sık sık uğrayacağız oraya.

*

İnternet kullanımını kısıtlamam iyi oldu, gerçek dünya ile bağlantım arttı. Eve giriştim biraz. Cam-pencere, tül-perde, koltuk yüzleri, salon ve oda duvarları, çamaşır dolapları derken, epey bi iş kotardım, bir de mutfağa el atıp, halıları yıkamaya gönderdim mi, tamamdır.

*

Bir de bu yazısı var Ahmet Altan'ın;


Darbe ve medya

Her darbenin bir medyaya ihtiyacı vardır. Darbe silahsız olur ama medyasız olmaz. Çünkü darbelerin altyapısını medya hazırlar, ülkeyi “korkunç” bir tehlikeyle karşı karşıya olduğuna ikna etmek, insanlarda “biri gelsin bizi kurtarsın” duygusu yaratmak medyanın görevidir. Bu ülke yıllarca “komünizm” tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna nasıl inandı? Türkiye’de komünist bir sistemin kurulmasının ne imkânı ne ihtimali vardı. İşçi sınıfı bile yoktu o zamanlarda. Gencecik çocukların hiçbir sosyal temeli, hiçbir toplumsal tabanı olmayan hareketleri bu ülkeye büyük komünist ayaklanması diye nasıl yutturuldu? 12 Mart’ta ihtiraslı generallerin kendi aralarındaki iktidar mücadelesini, bu halk nasıl oldu da “komünist devrimin” önlenmesi olarak kabul etti? Bu insanlar ne olduğunu bile bilmedikleri komünizmin bir “öcü”, ordunun da tek kurtarıcı olduğuna nasıl inandı? Medya sayesinde inandı. Darbe yandaşı medyanın birinci görevi bir “korku” yaratmaktır. Ortada toplumsal bir “korku” olmadan darbe olmaz çünkü. Darbe, bir korkunun üzerine inşa edilir. Eğer vaktiniz varsa gidin bir kütüphaneye bizim gazeteleri bir tarayın. Nasıl bir dehşet duygusu yarattıklarını göreceksiniz. Darbeciler de kendilerine bağlı “Ergenekon”larla bu dehşetin yaratılmasına yardımcı olacak eylemleri
ateşlerler. 12 Eylül’de yakalanan bir tabancanın sabahleyin bir solcuyu, öğleden
sonra bir sağcıyı vurmuş olduğunun ortaya çıktığını hiç unutmayın. Bir Ergenekon varsa mutlaka bir de medyası vardır. Ergenekonların beslediği dehşeti halka çarpıtarak sunacak bir medya olmasa, o dehşet eylemleri ne işe arar?Medya o terörü apaçık yazsa Ergenekonlar teröre mi bulaşabilir? Ne yazık ki darbeler her zaman kendilerine yandaş medya bulurlar. Çünkü darbeler çok para dağıtırlar. Hiç kimse onları denetleyemediği, kimse onlara hesap soramadığı için darbeciler yandaş medyayı paraya boğarlar. 28 Şubat’ın en büyük banka soygunlarının gerçekleştiğidönem olduğunu her zaman aklımızda tutmalıyız. Darbeci medyanın ne beklediğini anlayabilmek için o dönemi iyi bir incelemek gerekir. Bugün de Ergenekon’un ve darbenin bir medyası var. Dehşet yaratmak için programlanmış bir silahlı çeteyi “vatansever” grup, darbecileri “ülkeyi kurtarmak isteyen insanlar” olarak göstermeye çalışan bir medya. O medyada “darbe” sözcüğüne pek rastlamazsınız. Eğer rastlarsanız, “aslında böyle bir darbe tehlikesinin olmadığını” anlatan satırlarda rastlarsınız. Organize bir eylemin sonucu öldürüldüğü, jandarma istihbaratının cinayeti çok önceden bildiği anlaşılan Hrant Dink cinayeti onlar için “birkaç serseri çocuğun” işidir. Buna inandırmak için çok uğraşırlar. Darbeleri, çete cinayetlerini perdelemeye çabalarlar. Ve, “tehlikeyi” abartırlar. Laiklik tehlikededir. Kadınlarımızın başlarını bağlamak için gelmektedirler. İçki yasaklanıyordur. Avrupa Birliği, Türkiye’de “İslami bir cumhuriyet” kurmak için kıvranmaktadır.“Cahil” halk irticayı desteklemektedir. Türkiye’yi “irticadan” kurtarmak için ne halktan ne Avrupa’dan bir ümit vardır. Ve, Türkiye kurtarılmalıdır. Bu şartlarda sizce “kurtarıcı” olarak kimi göstermektedir bu gazetelerle televizyonlar? Adres bellidir. Daha önce onları paraya boğan bir adres. “Darbeci paşaların” gözaltına alınması, Ergenekon çetesinin yakalanması onlar için hüzün verici olaylardır. Bütün bu gözaltıları, soruşturmaları, “Türkiye’yi kurtarmaya uğraşanları sindirecek” operasyonlar olarak sunarlar okuyucularına. Paşaların darbe hazırladığını ortaya koyan günlükler “unutulmalıdır”, çetenin işlediği cinayetler, attığı bombalar
konuşulmamalıdır. Televizyonlara bakın. Gazeteleri okuyun. Kullandıkları sözcüklere dikkat edin. Darbe medyasını göreceksiniz. O medyada çalışan çok dürüst insanlar da var ama oralarda “psikolojik savaş” elemanı olan yazarlar ve yöneticiler de var. Ama bu sefer beceremeyecekler. Bütün bu gelişmeler, onların beceremeyeceğinin işareti. Demokrasinin tehlikede olmasına hiç aldırmayan bu medya şimdi şaşkınlıkla bu ülkede “demokrasi” isteyen insanlar olduğunu görüyor. Ve, komik bir şekilde yüksek tirajlarına rağmen marjinalleşiyorlar. Çünkü artık darbenin ve Ergenekon’un bir medyası olduğu gibi... Demokrasinin de bir medyası var bu ülkede. Onları öfkeden çıldırtan da bu. Ama onları öfkelendiren, halkı sevindiriyor. Artık darbe istemiyor çünkü bu ülke.

03.07.2008 / Taraf


Bir de bu var, Perihanım Mağdenim yazmış da yazmış.


Benim için güzel başladı üç aylar, dilerim "İbrahim olup, tek tek putlarımızı devirdiğimiz" bir üç ay olur.

Bin nemrut yüklendi omuzlarına / bir nemrudun ocağını / bin uşakla harlasalar ateşi / yine dönüşür İbrahim'e gül...

Tüm ateşleri güle döndürecek bir iman dirilsin kalplerimizde inşaallah. Hadi selametle.


Yorumlar

Kuaybe dedi ki…
Bir döndün pir döndün Uraganım.. Çok şükür :))

Başınız sağolsun.. Bence de Kikircik hiç unutmayacak Çings Çings'i :((

Daha dün, pantalon eteğin fazlaca uzun paçasına basarak ne olduğunu anlamadan yerle yeksan olan bir kişilik olarak seni çoook iyi anlıyor ve geçmiş olsun diyorum.. İnsan yaşlandıkça, düşmeler daha mı acı veriyor ne :P

Bugünkü parçayı da pek bi beğendim.. Tee lise yıllarıma götürdü beni "İbrahim"..
Warrior dedi ki…
Aslında geçen tüm günlerin özetini okumak lazım.Neler yapmışız, nelere sevinmişiz, nelere üzülmüşüz, nelere hırs etmişiz, neleri iyi neleri kötü kabul etmişiz....

Böyle yaptığımız zaman da şaşırıp kalıyoruz;bu ben miyim diye soruyoruz? Sonunda ortaya beğenmediğimiz bir insan, yazık ettiğimiz yıllar çıkıyor. Nedense şimdiki aklımızda hiçbir zaman o günlerde olmuyor.

Belki hayat biraz da şans; değiştiremediğimiz bir akışta verdiğimiz tepkilerden oluşuyor hayat? Böyle olunca hayatımızın sorumluluğunu almıyoruz ama bizim olan da bir hayat olmuyor.Neyse....

Çevremde vatanseverlerin iktidarın menfaat tekerine çomak soktuğu için içeri alındığını söyleyip duruyorlar. "Adamlar yıllarca dağlarda teröristlere karşı savaştı, yapılan şeye bak! Vah vah vah"

Bize yazık değil mi?

Annem haftasonu gittiğimiz bir düğünde bazı kadınların kendi aralarında şöyle konuştuğunu duymuş. "Başörtülülerin sayısı da amma arttı. Başımıza taş mı yağacak ne!"

Foucault'un "doğruluk rejimi" kavramını bu kadınlara hediye ediyorum...
uragan dedi ki…
Kuaybe & Warrior

Kuaybecim, sen lisede okurken, ben üniversitede okuyormuşum demek ki:)
*
ben de unutmayacağım hiç:(
*******
Warrior; şu cümleye takıldım kaldım; nedense şimdiki aklımız hiçbir zaman o günlerde olmuyor. Bu çok doğru ama bunu itiraf edebilmek de önemli.
*
ben şimdiye kadar örtülü bir bayan olarak, olmamam gereken! pek çok yerde bulunduğumdan bunları duymazdan gelmeye alıştım, kaplumbağa gibi oldum, işlemiyor artık yabancı cümleler. Öyle ok gibiler, derimde takılı, ama canımı da yakmıyor.
AYSUN dedi ki…
Dönmene sevindim...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Matematik Performans Ödevi / Kocatepe Kavşağı / Aptal kovboy