Bir yoruma ancak bu kadar uzun bir cevap yazılabilir / don't worry be happy

Aslında bu bölümü Warrior'un yorumuna cevap olarak yazıyordum ama uzadıkça uzadı. Zihnim yine ordan oraya atladı ve post olarak yayınlamaya karar verdim. Yorumu buraya ekliyorum ki, rastgele okuyan biri, ne anlatıyor bu kadın, demesin.

"Senin kadar ilginç blogger gördüğüm çok nadirdir Uragan:) Uraganın diğer bayan bloggerlarından farkı:

1- Siyasetten bahseder,
2- Mesnevi okumaları yayımlar,
3- Yeri gelir erkek ağzıyla konuşur
4- Uzun yazı yazar,
5- Ördek resimleri yayınlar
6- Yemek tarifleri verir
7- Günlük ev işlerinden bahseder

Bayan bloggerlara benzer tarafları

1- Hemencecik mutlu olur:)"

El-cevap:

Bence pek çok insanın hayatında benzer kesitler vardır. Yukarda maddelediğin liste de benim hayatımdan kesitler. Ne süs bebeğiyim, ne asilzade, ne Leyla, ne prenses (belki de hem prenses hem leyla, anladın sen onu) İşte tam da bu yüzden, yemek de yaparım, evimi de temizlerim, hayvan da beslerim, sinirlenip ağzımı da bozarım (kendi çapımda), maçta izlerim, bilgiye ulaşmak için yapılması gerekeni de yaparım ve bunların tümünü de yazarım. Bunları bünyemde barındırıyor olmak, bence olması gerekendir ve pek çok kadın blogger da benzer kesitler barındırır bünyesinde. Ama çoğunluk karışık yazmayı tercih etmiyor. Nedenini bilemem ama tercih meselesi.

Branşlaşma var genel olarak kadın bloggerlar arasında. Yemek blogu, bebek blogu, örgü-dantel blogu, aile blogu, daha genç olanların tercih ettiği duygu patlamaları ve depresif durumların edebi şekilde anlatıldığı bloglar ve bilmediğim başka türler.

Benim blogda branşlaşma yok, çünkü bu blog her şeyden önce benim için. Bu blog gerçek bir "günlük" Ne olmuşsa, canımı ne sıkmışsa, beni ne sevindirmiş ya da şaşırtmışsa, kayda değer bulduğum/bazen sadece kendime hatırlatmak için aldığım, kişisel tarihime düştüğüm notlar.

Kendimi bildim bileli günlük tutarım, gerçi çoğunu üzerinden bir kaç yıl geçince ortadan kaldırır, yok ederim. Açtığım blogları sürekli silme, yeniden başlama, ortadan kaybolma süreçleri de; bu günlük tutuşlarımın bende ki klasik sonuna tekabül ediyor sanırım.

Kendimle ve yaşadıklarımla başetmek konusunda pek başarılı değilim. Dönüp geriye bakınca da ortadan kaldırma ihtiyacı duyuyorum, galiba bilmiyorum.

Bir de -beklentilere cevap vermek- gibi bir kaygım yok.
Ne gibi?
Örneğin;
  • bir süre depresif yazılar yazdıysam ve bu da okurun hoşuna gittiyse ama ben bu depresif havadan çıkmışsam; öyle yazmaya devam edemiyorum.
  • maneviyatımın yüksek olduğu bir süreç geçiriyorsam, bununla ilintili olarak da blogumda dini içerikli bir şeyler yazmışsam, bu yazıların arkasından futboldan bahseder ya da kaba bir ağız kullanır veya oyun havası eklersem bloga "vay uragana bak önce Allah Allah, sonra yallah yallah " der okuyucu diye düşünmüyorum. Bu; hem blogumun devamlı ziyaretçilerinin kafasının çalışma biçiminin böyle olmadığına, hem de herkesin düşüncesinin kendini bağladığına olan inancımdan. Yani, birileri beni okuyup üsttekine benzer bir cümle kuruyorsa kafasında, bu tümüyle o kişiyle ve o kişinin beni algılama biçimiyle ilgili, benimle değil.
  • Mesleki bir alışkanlık olarak günde en az 5 kez (sabah haberleri, nette haber turu, öğle haberleri, nette haber turu, akşam haberleri şeklinde) "neler oluyor hayatta?" diye bakıyorum. Bazen yoğun bir siyasi gündem oluyor, kanıma dokunan ya da hoşuma giden şeyler oluyor, bunları görmezden gelip; aman etliye sütlüye ellemeyim, rengimi belli etmeyim, alemin en şirin blogger'ı ben olayım, taraf olursam okur kaybederim, diyemiyorum.
  • Bence dememeli de insanlar. Düşündüklerimizi yazabilmeli, konuşabilmeliyiz. Bu platformlar bir işe yaramalı, birbirimizi anlamaya, farklılıklarımızı görüp kabullenmeye, kabullenemediklerimizi dostane eleştirilerle anlatmaya, en doğruya ulaşma konusunda birbirimizi desteklemeye yaramalı.
  • Sonuçta burası bir ticarethane ya da sosyal bir platform değil, mesaj ya da reklam içermiyor, reyting kaygısı yok. Yazarken beni kısıtlayabilecek tek şey var, o da okuru kırmamak, üzmemek. Üslupta buna dikkat eden bi tipim, en azından öyle sanıyorum. Fikrimi ve inandığımı paylaşmaktan çekinmem ama kırıcılıktan uzak durmaya dikkat ediyorum.
  • Bir de kendimi kötü hissettiğim ve bu halin uzun sürdüğü zamanlarda yazmak zor oluyor. Aslında yazıp rahatlamak istiyorum ama birbirimizi sürekli takip ettiğimiz arkadaşları üzmekten de korkuyorum. Çünkü o kadar çok giriyoruz ki birbirimizin hayatlarına, sevinçleri sevincimiz, üzüntüleri üzüntümüz oluyor. Ve bugüne kadar üzdüğüm tüm insanların anısına başka insanlar üzmek istemiyorum.


6 ve 7. maddeler (yemek tarifi ve ev işlerinden bahsetme konusu) ev hanımı olan pek çok blogger'ın bahsettiği konular, farklılık sayılmaz pek.

Gelelim en son cümleye; benzer taraf olarak, "hemencecik mutlu olur" a.

Eğer buraya bıraktığım gülücük işaretlerini baz aldıysan tespite bir şey diyemem ama ben genel itibarla zor mutlu olurum. Ama güleryüzlüyümdür hep. Mutsuzluğumu paylaşmayı sevmiyorum çünkü, benim için üzülmesin kimse istemem, herkesin kendine yeter miktar acısı ve üzüntüsü var zaten.
Yaratıcının aniden yakalayan doğal mucizeleriyle iyi hissedebilirim ama. Rüzgarla gelen güzel bir koku, aniden bastıran yağmur, minicik yavru bir kedi, bi bebek kahkahası, gündoğumu, günbatımı ve ayın her hali, seherde kuş sesleri, bomboş bir sokakta yürümek.... (yaz yaz bitmiyor) çok iyi gelir bana. İyi hissettirir ama uyarıcı etkisi kahve gibi, kısa sürüyor :)

Kendini iyi hissetmekle-mutlu olmak arasında çok fark var bana göre. Mutlu olduğunda gözlerinin içi parlar, sesinde coşku olur, yollarda seke seke yürümek istersin, istemekle kalmaz yürürsün, dünyadaki her şey gözüne güzel görünür, en kötü olayda bile güzel bir yan bulursun, "olsa da olur olmasa da olur, farketmez" cümlesi senden kilometrelerce uzaktır.

Cümleni "hemencecik sevinir" diye değiştirirsen tesbitin doğru, derim.

Amma uzamış ya; imla hatası, anlatım bozukluğu varsa kusura bakma, dönemeycem geriye. Çok manidar bir şarkı geliyor.
bitti.


Dont Worry, Be Happy - Bob Marley

Yorumlar

Warrior dedi ki…
Maşallah Uragan, bir yoruma ancak bu kadar uzun post yazılabilir:) Farklılıklar kısmına eklemeyi unuttuğum bi şeyi sen aklıma getirdin (8-futboldan bahseder)

Hep böyle kal:)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Matematik Performans Ödevi / Kocatepe Kavşağı / Aptal kovboy