uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

9 aymış bizimle geçireceği zaman.

Cumartesi, Ağustos 30, 2008
Dün akşam itibariyle evdeki nüfus dörte düştü. Devamlı okuyanlar bilir, yaz başında 6 nüfus vardı evde, önce horoz adayımızı kaybedip beş olmuştuk, artık şipşirin faremiz de yok:(

Akşam yemekten sonra toparlanıp, yürüyüşe çıktık. Çıkmadan önce babamız uğrayıp hatrını sormuş, gayet iyiymiş. Ama döndüğümüzde öylece ölüme yatmıştı. Sıcaklar yüzünden sık sık bu yatış pozisyonunu alsa da en ufak sesimizde kafesin yanına gelir, şirinliklerini yapmaya başlardı hemen.

Fareciği akşamüstleri balkona çıkarıyordum serinlesin diye, biz yatana kadar da orada bırakıyordum. Eve dönüp de Elifim uyuyunca balkona çıktım biraz serinlemek için. Baktım bizimki yatıyor, gelişimle de ilgilenmedi, uyuyor sandım. Sonra konuşmaya başladım farecikle, baktım yine tık yok. İçime bir şüphe düştüyse de inanmak istemedim. Çünkü 9 aydır bizimle ve hiç bir sorunu olmadı şimdiye kadar. Kalkıp yakından bakınca o kıpkırmızı gözlerinin beyaza döndüğünü gördüm, oturup kaldım balkonda.

Alırken biliyordum aslında, uzun ömürlü olmuyor hamsterlar, ortalama bir buçuk yıl yaşıyorlar. Aldığımızda bizimki ne kadarlıktı tam bilmiyorum ama zamanını doldurmuş demek ki. Velhasıl bir pulpul paytağımız kaldı elimizde, onu da evcil hayvan parkına bırakınca ne yapacağız bilemiyorum, çok alışmıştık bu yavruşlara.

Ben böyle kayıplara üzülünce, eşim "öldüklerinde insan kötü oluyor, ben çocukken kanaryamı kaybettiğimde çok üzülmüştüm, almayalım diyorum, dinlemiyorsunuz sonra hep beraber üzülüyoruz" diyor.
Ama ben ona bu konuda katılmıyorum, birlikte geçirmiş olduğumuz güzel zamanların hiç mi anlamı yok yani? Bu hayvancıkların bize kazandırdığı merhamet duygusunun, seyirlik gösterilerinin, sevgimizin karşılık buluşunu gözleyişimizin...
Bence sonunda gidişine üzülmek olsa bile evinizi evcil bir hayvanla paylaşmak çok güzel bir duygu ve çok şey öğretiyor insana.

hoşçakal meraklı oburum.

Read On 6 yorum
Cuma, Ağustos 29, 2008
  • Bazen kendime çok şaşırıyorum, bundan beş-on sene önce -asla yapmam- dediğim bir çok şeyi hem de gönül rızasıyla yapar oldum. Önceden biri gelip, kayınvalidemin evini temizledim, şu işini tuttum bu işini hallettim" babından bir şeyler deseydi; cevabım -parası yok mu, tutsun birini, ne uğraşıyorsun?- olurdu. Şimdi birini tutmaya niyetli kadının evine gidip işini yapıyorum. Nereden nereye...
  • Ya o zaman yaptığım hamlıktı, ya şimdi yaptığım saflık, üçüncü şık ikisi de olabilir/olmayabilir.
  • Birileri için karşılık beklemeden bir şeyler yapmak, yıllar geçtikçe kazanılan bir davranış biçimi sanırım, bilmiyorum. Belki büyümekle ilgilidir.
  • Neyse işte, karışık mevzulara giresim yok. İki günü kakılmış modunda geçirdim, pişman değilim. Gene olsa gene yaparım:) ilk günün akşamı onca yorgunluğa rağmen, bir de altınpark turu ekledim, kikirik kızım pek bi eğlendi. Hele bu lunaparklarda ki salıncakların küçük versiyonuna da binince dünyalar onun oldu. Benimse aklımda mor ışıklarla süslenmiş, bir hayalin içinde olduğum hissi veren ağaç kümesi ve kulağıma çalınan eski bir tsm şarkısı kaldı. Keşke makine yanımda olsaydı, diye iç geçirmeyeli epey olmuştu bir de:)
  • Ramazan da geldi işte. Paytağı Ramazandan önce yeni yerine bırakmaya kararlıydım ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Şimdi de "havalar soğusun, o zaman mecbur gidecek" diye oyalıyorum kendimi.
  • Hazır bahsetmişken, şimdiden söyleyeyim, vakit bulamam belki sonra, tüm ziyaretçi dostların ve tüm inananların Ramazan-ı şerifi mübarek olsun, Mevla bu sayılı güzel günleri hakkıyla geçirmeyi nasip etsin cümlemize.
  • Haydi selametle...


Read On 2 yorum

şarap mahzende yıllanır / hey gidi kadir amca hey, dilerim hayattasındır.

Cuma, Ağustos 29, 2008
Bir kaç gündür yoktum evde.
"ne ki şindi bu" deyip yine bi toparlama yapacağım ama önce bi evi toparlamak lazım:)
*
Samanpazarı ile atpazarı arasına gizlenmiş o muhteşem yerde -Pirinç Han'da- gramafoncu Kadir amcanın tozlu dükkanının önüne bi sandalye atıp, tamir edilmeyi bekleyen ve nice an/ı/ları iğnelerinde tutup işte bu şarkıların nağmeleriyle açık eden gramofonları arkama almış; bir bardak sıcak çayımın yudum aralarında -Kadir amcanın kaçak tütünle hazırladığı ve epey sert olduğundan içemeyeceğimi düşündüğü- nargilemin dumanını tüttürerek dinlemiştim ilk defa bu canım şarkıyı...
*
Dün gece eve gelirken kulağıma çalındı, dinlemek ve dinletmek istedim.
Aynı kaydı bulabildiğime memnun ekliyorum buraya, biraz sorunlu ama idare edin artık.


Sarap mahsende yillanir (K.HICAZKAR) - Zeki Muren
Read On 0 yorum

bu da başlıksız gönderi

Pazartesi, Ağustos 25, 2008
  • Haftasonu ayaşta idik, bol yürüyüşlü, püfür püfür iki gün geçirdik.
  • Gitmişken aile mezarlığını ziyaret etme imkanı oldu. Fethiye babaanne eşinin yanında yatıyordu. Bir kaç sayfa Kur'an okuyup, mezarlardaki otları temizleyerek ve birileri de benim başımda iki satır okur mu diye düşünerek, geçti zaman. Elimde ölümü hatırlatan bir kaç dikenle döndüm oradan.
  • Bunun dışında dev yaraasa bir balkonda terlemeden çay içtim doya doya. Kızım balkona hasta oldu, "bu balkona benim şişme havuzum bile sığar", dedi durdu. Mesaj alındı ama anne yüzme bilmiyor ki götürsün kızını havuza filan, "bu konuda müracaatlar babaya" dedim, anlaştık.
  • Elifcikle gezintilerimiz de pek keyifliydi; sebzeci teyzenin terazisiyle elma tarttık, şükrü amcanın karpuzlarının tozunu aldık, sümüklüböcek topladık (tutundukları dallarla birlikte), kedi kovaladık, her geçene selam verdik iyi günler dedik, sevebileceğimiz sahipli bir köpek bile bulduk ve tabi uzunca bir süre başından ayrılamadık vs...
  • Amaaa kısa gezintinin tadını damağımızda bırakan yediğimiz muhteşem güveçti. Pazar akşamını bizim için ziyafete dönüştüren tuna kasaba teşekkür ediyorum. Güveçinizin siparişini veriyorsunuz, etinizi seçiyorsunuz, sizin için bir güzel hazırlayıp pişirtiyor. Siz sıcak sıcak alıp yiyor, bizahmet güveci yıkayıp teslim ediyorsunuz. (Ayaş çarşı içinde karşılıklı iki camiinin arasındaki dükkanlardan biri, yolu düşen olursa denesin derim ben)
  • Biz de dumanı üstünde güvecimizi alıp mesire yerlerinden birine gittik Ayaş'ın. Yumulma faslında muhabbet "beypazarı güvecinin adı, ayaş güvecinin tadı" şeklinde tezahür etti. Beypazarında güveç diye pilavüstü et servis ediyorlarmış, bilmiyordum. Buranın güvecinde sadece; kekik otu yemiş kuzu eti; az miktarda domates-biber, bol miktarda sarımsak ve baharat bulunuyor. Muazzam bir koku ve lezzet birlikteliği. Ardından açık havada çay faslı, evde türk kahvesi keyfi derken yol göründü.
  • Eve dönüşümüz en çok paytağı sevindirdi, balkonumuzdaki yarı-özgür hayatına kavuştu, gelir gelmez yerine gidip kuruldu. Orada sepet ve yüzme leğeni dışında hareket imkanı tanıyamadık ona.
  • Olan biten bu.
  • Sabah yazmak için oturmuştum ama, imeem'de eskiden çok dinlediğimiz ilahi ve ezgileri dinlemeye bir takıldım, sonra da yazmak istemedim.
  • Onlardan birini ekliyorum bu yazıya da.


Secde Yerinde - Eşref Ziya


Secde yerinde ilk duam; bir sonraki vakti unutmadan, geçiştirmeden kılabilmek. Ve bu duaya başladığımdan beri devamlılık sorunum çözüldü. Arada vakit atlayan bir şekilde kaçıran ya da benim gibi nefsine yenik düşenler varsa, bilginize.
Read On 9 yorum

bir haftadır istanbulda olan anne ile yapılan telefon konuşması

Perşembe, Ağustos 21, 2008
-ne yapıyorsun, sesin soluğun çıkmadı bir kaç gündür?

uro: iyiyim ne olsun bildiğin gibi (bildiğin gibiden nefret ediyorum, ne biliyorlarsa sanki, herkese aynı cevabı veriyorum.)

uro:siz ne yapıyosunuz, nerelere gittiniz bakayım hain dom domlar?

-eyüp sultan'a, aziz mahmud hüdai'nin türbesine filan gittik. dolmabahçe sarayının bahçesinde bir kafe var, orda oturduk, denizi seyredip, çay içtik.

uro: ... yaaaa!

- B, biliyo musun; teyzenlerin evin penceresinden fethi paşa korusu görünüyor, vızır vızır geçen tekneler, sen olsan bi dakka ayrılmak istemezsin, tam senlik. şampiyon kokoreç diye bir yer gözüküyor biliyon mu orayı, gittin mi hiç?

uro:çıkaramadım şimdi, adını duyduydum sanki. bırak kokoreçi teyzeme söyle ben oraya iltica hakkı talep ediyorum anne.

- ... :)

uro:ya ev tam olarak nerde, iskeleye yakın mı?

-hemen yanında, lojmanın bahçesinden çıkınca hemen iskele, araba girişi arkada ama bahçe kapısı caddenin hemen üstünde.

uro:pıffff

-bugün teyzen gelince de eminönü gideceğiz beraber,yarın dönüyoruz ankara'ya, c.tesi sabah bilal'in ingilizce dersi var önemliymiş..

uro: sen kalsaydın gitmişken biraz daha, bilal ben de kalır.

-Zaten gidecek ya, daha hiç bi hazırlık yapmadık. Ancak toparlanırız.

uro:netleşti mi tarih?

-iki-üç iftar belki yaparız belki yapmayız.vizesini bekliyo işte.

uro:hıı

-Ah be b, burada olsaydın keşke, öyle güzel ki...

uro:anneee işkence yapıp durma bana ama yaaa, zaten çok özledim.

-...

uro: ya ben biloya bir iş ısmarlayacaktım ama sonra vazgeçtim

- ne işiymiş bakayım sen önce bana söyle, belli olmaz senin işlerin

uro: aman anne ya ne işi olacak, okuldan diplomamı alıversin diye düşünmüştüm, sonra vazgeçtim. zaten noterden tasdikli üç-beş tane var, e malum yasa da çıkmıyor, gerek yok, dursun diye düşündüm sonra.

- iyi bari, sen bilirsin. b, bak dinle sesleri, duyuyor musun?

uro:anne ya, sen hakkaten çok vicdansızsın ya, yeter ama çok uzadı bu konuşma, kime diyom işkence yapıyorsun, diye.

- tamam tamam hadi görüşürüz elifi öpüyorum.

uro: tamam, teyzemlere selam söyle, gıccık ettin beni ya, hoşçakal.


LEVENT YUKSEL / ISTANBUL -
Read On 7 yorum

Kara kara düşünen Ahmet Türk.

Salı, Ağustos 19, 2008
Türk; kürt sorununu nasıl çözeriz deyi düşünürkene...



"Kendilerini ''Türkiye Barış Meclisi'' olarak adlandıran bir grup, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla 31 Ağustos'ta 3 ilde ''Barış Mitingi'' düzenleyecek. Mülkiyeliler Birliği'nde düzenlenen basın toplantısına, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk de katıldı."

Tırnağın içi Haber 7 'den aynen alıntıdır, günün fotoğrafına bir tıklayayım dedim, bu fotoğrafı gördüm, gerçekten iyi kare.
Read On

"Senin sırtın yere gelmez sabancısın, benim yaram sana değmez yabancısın" *

Salı, Ağustos 19, 2008
Çok saygıdeğer konuklarımız yeni bir "ne ki şindi bu?" etiketli yazımızla karşınızdayız, okuduktan sonra yazıyla ilgili düşüncelerinizi ve yorumlarınızı bekliyoruz efenim.
(bak kibar kibar konuşuyorum, kızdırmayın adamı; biliyom okuyosunuz, hepiniz bir bir düşüyonuz sayaça, yorum yazmaya gelince tembelliğiniz tutmasın, saç-baş yoldurmayın haaaaaaaaa,)

Bi dakka ya ne diyecektim;

  • Bu insan vücuTu nasıl bir organizmadır ki; ne vakit bir-kaç kilo vermeye kalksanız, "onu da istiyom, bunu da yiycem, eeeen kalorili meşrubatı da içceeeem" diye tutturur? Akla diyet düşer düşmez, beyin aynı hızla nasıl bu kadar çok şeyi isteyebilir ve dahi tembel ötesi bendeniz böyle zamanlarda nasıl bir atom karınca edasıyla bol soslu aşlar, börekler, kekler... hazırlayıveririm acaba?
  • Aynı durumla ilgili tezatlıklar bir türlü bitmez üstelik. Bir bardak-çık boll buzlu kola yarım saniye bile sürmeden tüketilebilirken, salonumun hemen girişinde duran merdiven inme çıkma hareketleri yaptıran aletle (göz önünde olsun daha çok çalışırım denmiş, sonra varlığı unutulup gitmiştir) ; dilin dışarda kalana, sırttan üstü terden sırılsıklam, en kokulu tekeyi bile solda sıfır bırakacak bir ter kokusu hasıl oluncaya kadar çalışıp çalışıp da yakılan kaloriye bakılınca 100-150 arası bir rakam nasıl görülür? Bu nasıl bir tezattır? 2 dilim baklava yedim boşa gitti onca pespayelik.
  • Şu canına yandığımın dünyasında biz zavallı insancıkların damağına hitap eden her bi şeycikler niye bu kadar yüksek kalorilidir, bu hain dom dom aşçıların kime kastı vardır? /bana
  • Tezatlar bitmez demiştim ya devam; sabahın 5'inde kalkmış uykuya direnmiş o güçlü şahsiyet(inanmazsın o benim), şekersiz kahveyle uykusunu açarak (afferin bak olacak), guguk kuşu pardon sabah kuşu kızıyla yarım saat kadar güreştikten sonra; kesinlikle marka olmayan spor ayakkabılarını geçirip ve kesinlikle marka olan mp4'ünü taktıktan ve bir saat boyunca yüksek bir tempoyla yürüyüp geldikten sonraaaaa; mutfağa girip tava böreği yaparak ne akla hizmet etmiştir? Bu arkadaş için söylenecek söz var mıdır? Bence sözün bittiği yer ahanda BURAsıdır.
  • Yukarıda adı geçen şahsiyetin kafasının çalışma biçiminde bir sorun olduğu, hakkında yazılanlardan gayet net olarak anlaşılabileceği gibi, şimdi ki satırlarda vereceğim örnekle de pekiştirilebilir. Bu şahsiyet bir yandan yürüyüp bir yandan şu an dinlemekte olduğunuz nilciğimin "uzaylı" şarkısını dinler iken, sabahın o caaanım ışık ve sesleri içinde nasıl olur da Deniz Baykal' ı hatırlayabilir?
  • Yetmez; üstüne başına, giyimine kuşamına, başındaki örtüsüne bakmadan "bu memlekette sol olacaksa o da adam gibi olsun be kardeşim, gitsin artık bu baykal, ne de olsa; kolaycı, olaycı, sabancı, yabancı, mızıkçı, hazırcı kesin uzaylı" diye düşünebilir? Hatta yerine yeni sol lider adayları düşünüp, "dur bakayım şu Ufuk'a, yıllardır sakin sakin takılıyor, bi dalgası da çıkmadıydı yanılmıyosam, ama hadep'in apo afişli kongrelerine katılan o değil miydi, bi bakmalı, özgürlük yanlısı bi adam idi, partiden bi kitapçık isteyip programlarını okumalı ..." şeklinde düşünüp durabilir? Kendisini ne sanmaktadır, derin midir, sığ mıdır? Yoksa ergenokun gizli bir numarası mıdır? ki; kafasında lider tayini yapmaktadır?



Bundan önce ki iki maddede aktardığım "türk soluna yeni lider" fikriyatım anlaşılmasın deyii; düşündüklerim sanki yüzümden anlaşılacakmış gibi, başım yerde gözüm pabuçlarımın ucunda, kimseyle gözgöze gelmemeye çalışarak yürüyüp durdum.

Sonuç olarak; bu sabah ki zihinsel aktivitemden bu yazı doğdu, pişman değilim. Gene olsa gene yaparım. Fondaki şarkıyı Deniz amcaya -yok abiye, adamın vadesi doldu, kredi kartına ek taksit ... sus-tum! - gönderiyorum ve "yeni bir şey de yapmazsın hazırcısın" diyorum.

Hadi eyvallah.

*:Nil'in dünyası albümündeki enfes parçanın sözlerinden bir bölüm.
solagan: nil madonna olmasın, hep bu şarkılardan yapsın.

Uzayli - Nil Karaibrahimgil
Read On 10 yorum

Valla ben tutmadım:)

Pazartesi, Ağustos 18, 2008
Kikirciğimin sayfasına bir sürü fotoğraf yüklemek öyle çok vaktimi aldı ki, ancak beş dakika daha kalabilirim bilgisayarın başında. Hızla yazayım;

Evvelki akşam balkonda, ayı gördüm, bi tuhaftı. Hilale benziyor ama altta gölgemsi bir görüntü. "Allah, allah dün dolunaydı, ne oldu şimdi" deyip izlemeye koyuldum. Yavaş yavaş daha çok görünür olmaya başlayınca, tutulma filan herhalde deyip, internete girdim, bir kaç yere baktım, hiç bir şey yok. İyice meraklandım ama izlemeye devam ettim, ertesi gün öğrendim ki parçalı ay tutulması olmuş, yanlış anlamadıysam dünyanın gölgesi aya vurmuş. Süperdi. Bu evi işte sadece bu nedenlerden ötürü seviyorum, sandalyeye oturup, ayaklarını uzatarak, ay tutulması izlenebiliyor :)

Read On 6 yorum

sabır, her işin başı sabır / -Lord of the Rings'te ağlanır mı? - Ben ağlarım kardeşim! /Beraat

Cumartesi, Ağustos 16, 2008
Lord of the Rings'i izleyenler hatırlayacaklardır. Serinin son filminin finaline yakın, yüzük taşıyıcısı Frodo Bagins, hasta yatağından doğrulur ve odaya yavaş yavaş diğer karakterler girmeye başlar. Hepsi insan ırkını kurtarmış olmanın sevinciyle, kahraman Frodo'nun başında kahkahalarıyla doldururlar odayı.

Sonra Sem gelir, Frodo'nun bu güç görevinde yanından hiç ayrılmayan, her türlü davranışını sineye çeken, onu anlamaya çalışan ve kaşılıksız seven Sem.
O an, ikisinin bakışlarının çakıştığı an...
Benim çözüldüğüm andır.

Tüm dostları Frodo'nun kahraman olduğunu düşüne dursun, Sem onun ne hatalar yaptığını, kendiyle olan savaşında kaç kez tökezlediğini en iyi bilendir. Tüm yolculuk boyunca en yakınında olmuş ve Frodo'nun yüzüğün gücüne yenik düşme anlarını birebir yaşamış hatta pek çok sefer yüzüğe teslim olmaktan Frodo'yu o kurtarmıştır.

Frodo güç yüzüğünden kurtulduktan sonra kendi zayıflıklarını farkettiğinden olsa gerek, Sem'i kapıda gördüğünde bakışlarında bi eziklik, yüzünde "kimse bilmese de sen olmasaydın asla başaramazdım" ifadesi oluşur. Ardından kamera Sem'e döner ve gözlerindeki bağışlayıcı ifadeyle birlikte gülümsemeye başlar Sam.

**

Dün oturup Lord of the Rings'i bilmem kaçıncı kez izleyince; bu tarz ilişkiler kurmanın ne zor olduğunu ve ne çok sabır gerektirdiğini düşündüm. Ve sanırım temelde en önemli olan iyi niyetten emin olmak. Çünkü -ne hata yaparsa yapsın- karşımızdakinin iyi niyetinden eminsek, davranışlarının altında kasıt aramıyorsak çözülemeyecek sorun yoktur. Tabi toyluk yapmayıp, sabrımızı muhafaza edebilir, etrafımızdakilerin "saf bu be" algılarını görmezden gelebilirsek.
bu başka bir post konusu, yetsin gari.

**

Bu kadar bahsetmişken, Film müziklerinden birini de ekleyeyim. nefis.



Lord Of The Rings - Stratovarius

**

Ayrıca tüm inananların Beraat Kandili mübarek olsun.
Ruh ve bedenlerimiz nefis ve hırs hapishanesinden beraat etsin inşaallah.
Read On 4 yorum

Aşk işi bu meslek, sevmek yetmez! / İzlemeye Devam/ hıı, neee? Tesettür Gettosu mu?

Cuma, Ağustos 15, 2008
Evvelki akşam ana haberde yapılan telefon bağlantısında ntv ve kanaltürk ekiplerinin dönmek üzere olduklarını dinlemiştim, kendilerine ateş açıldığını da söylemişti içlerinden biri ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Dün görüntüleri ilk izlediğimde o arabadan dördünün de sağ çıkmasına hem şaşırdım hem çok sevindim. Hele ki kelime-i şehadet getirdikleri an, gözyaşlarımı tutamadım. Sonra"artık bitti, buraya kadarmış" deyip şehadet getirdik cümlesini dinleyince nedensiz bir empati oluştu ben de, kendimi koydum yerlerine ...
Zor iş vesselam. İşte o görüntüler...





Düzenli olarak ziyaret ettiğim haber 7 com'da; Haber 24 Ank. temsilcisi olan ve hazırlayıp sunduğu "Keşke Olmasaydı" adlı programla Çağdaş Gazeteciler Derneğinin bu yıl "Tv dalında yılın en başarılı gazetecisi" seçtiği Yaşar Taşkın Koç'un da yazmaya başladığını gördüm, görmekle yetinmedim, okudum.

Taşkın abiyle eskiye dayanan bir hukukumuz var, eleştirmekten ve eleştirilmekten çekinmeyen, hiç bir vakit yaşını ya da konumunu saygı gösterilmesi gereken bir durummuş gibi göstermeyen, ama saygı gören ve bu mesleği onuruyla yapan az sayıda haberciden biri olduğunu düşündürürdü bana, birlikte çalıştığımız dönemlerde. İdealist, hep bir şeyler yapmaya gayret eden, yorulmadan çalışan ve çalıştıran, işi hiç bitmeyen belgesel hastası kişilik :)

Hiç unutmam, röportajlarımdan birini o dönemlerde yeni yeni aktifleşen internet haber sitelerinden birine göndermek için toparlamamı istemişti, "iyi olur senin için" diyerek. Ben çömezdim o zamanlar, korktum. Tv haberine metin yazmak ya da tv'de bir röportajı montajlayıp vermek başka, gazeteci-röportajcı dili başka. İlkinde görüntü, müzik ve montaj desteği adamı bir şekilde kurtarır ama ikincisinde böyle bir kurtarıcı yok, dile yükleneceksin.
O kadar işinin arasında, deşifre ettiğim röportajı edite edip benim imzamla göndermişti bir de; her zaman yaptığı gibi gençleri teşvik etmek, bizlere deneyim kazandırmak için kendine fazladan iş icat etmişti. Benim için çok özel bir şeydi bu davranış ve zaten hep saygı duyduğum Taşkın beyle hukukumuzun abi-kardeş formuna dönüşmesine neden olmuştu. Sonrasında eşi ve ailesi ile tanıştıkça daha çok sever olmuştum bu insan insanları. O yüzden söylediği hiç bir şey beni kırmaz, canımı yakmazdı, hep bir iyi niyet arardım altında.

Şimdi, bütün bunları yazdım çünkü, benim çok da uzun sürmeyen meslek hayatımdaki idol adamımdan doğrusu ya çok daha iyilerini beklerdim. Yazabilecekleri hakkında az çok fikir yürütünce, yazdıkları gözüme az göründü ne yapayım?
İzlemeye devam edeceğim tabi ki ve elbette iyi niyetle...

*
Ve bir de "tesettir gettoları" mevzuusu var ki, ağzımı açıp kelam etmeyeceğim, konuyla ilgili bugün yazılan-çizilen ne varsa ekliyorum linklerini. Canı isteyen okusun, hizmete bak bee.





Read On 4 yorum

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*

Perşembe, Ağustos 14, 2008
Track 09 - Farid Farjad (Anroozha 1)


Dün gece balkona çıkıp oturdum biraz, kulağımda bu müzik, karşımda ay, püfür püfür bir rüzgar
Bir kaç güne kalmaz dolunay olur, sonra gün be gün hilale yol alır ay. Ve hilali görünce bir Ramazan daha başlayacak. Bir koca sene daha bitti gitti işte.
Hani yeni bir yıla girildiğinde pek çok insan "bir yıl daha geçti" mealinde tonla cümle kurar ya, Ramazan gelince bana da aynısı oluyor. "yine geldi Ramazan, geldi geçti ömrüm benim" diyerek gezinirim ortalarda. :)




*Farid Farjad'ın bu bestesi farklı bir düzenlemeyle deniz seki tarafından seslendirilmişti, bu da o şarkının sözlerinden bir cümle.
Read On 0 yorum

Her haline vurgunum,

Perşembe, Ağustos 14, 2008
her gece bıkmadan usanmadan izlemeliyim. Bazı geceler kara bulutlar girer aramıza. Beklemekten vazgeçip tam içeri girerken çıkıverirse bulutların arkasından,
aniden geliveren bi elma şekerine ne kadar sevinirsem çocukken, o kadar çok sevinirim buna da.






http://www.resimcity.com/img1076.htm
Read On 0 yorum

oradan oraya zıplayan bir yazı daha.

Pazartesi, Ağustos 11, 2008
  • bir yerciklere gitmedim, evimdeyim.
  • yazmak gelmedi içimden daha doğru ifadeyle yazdım da düzeltmek gerekti, uğraşmak istemedim.
  • yine o taslakları düzeltesim yok, bu satırlar da diğerlerine benzerse taslak olarak kalacak.
  • geçen on günde çok fazla bir şey yaptım sayılmaz. şunu söyleyebilirim ki bol mangallı, bir o kadar bol yürüyüşlü günlerdi.
  • kikiriğe süngerbob'lu bir nevresim takımı aldık taç'tan, harika. kampanya olduğu için yatak örtüsü de hediye üstelik. çok eğlenceli bir yatağı oldu, sapsarı.
  • bir de internetten ara ara araştırdığım ama beğenemediğim için sürekli ertelediğim, çok fonksiyonlu bebek arayışımız nihayet bitti. harika sesler çıkaran bir bebek aldık kızıma. sütünü içince gazını çıkarıp uyuyor ve uyurken horluyor. nefes alıp veriyormuş gibi görünüyor, karnı inip çıkıyor. boyu tam 46 cm, elifin doğum boyundan 3 cm. eksik. kucağıma alınca elifin bebekliği aklıma geliyor sürekli, bi tuhaf oluyorum, ne zaman büyüdü bu çocuk?
  • bu süreçte iki kene hadisesi oldu. Ayaş yolu üzerinde yeşil vadi adında bir piknik alanı var, nurcihanlarla oraya gittik, geçtiğimiz hafta. akşam üzeri pulpul'a tutunmaya çalışan yavru bir kene yakaladık, kabusum oldu.
  • ertesi günü paytağı sabunla köpük köpük yıkadım, çok şükür bir şey olmadı.
  • bir kaç gün önce de karşı komşum, balkonunda bir şey bulmuş, keneye benziyor diye kavanoza almış, bana gösterdi. bariz kene. öğrendim ki, bir kaç bina ötemizdeki sitenin bahçesinde de kene bulunmuş, belediyeye göndermişler, kırım kongolu değilmiş.
  • ama tırstık bi kere. kendini korumak bir yerde kolay da, pulpul'a kene yapışsa ruhumuz duymaz, o kadar tüyün altında nasıl farkedeceğiz. sürekli irtibat halinde olduğumuz için de onu bulan kenenin bizi de bulması kaçınılmaz.
  • ne kadar acı da olsa,bir kaç gün içinde evimizin yakınındaki evcil hayvanlar parkına gidip görüşeceğim, alırlarsa oraya bırakacağım. Sık sık gidip görme şansımız olur böylece. olmazsa göksupark' tan birileriyle görüşüp, oradaki ördek sürülerine katılmasını sağlayacağım. bir şeyler yapacağım işte, mecburum. Elif'i ikna ettim aslında ama ben nasıl alışacağım bilmiyorum.
  • tabi paytak bizden sonra sürüye alışabilecek mi, o da meçhul.
  • dün babamı yolcu ettik almanya'ya, okullar açılana kadar orada. yaz kampında türk çocuklarına hocalık yapacak.
  • bir aya kalmadan da kardeş bilo macaristan'a gidiyor, erasmus mudur nedir, bu öğrenci değişim programları var ya, hah işte onunla, bir dönem orada devam edecek okuluna. iyi olur umarım.
  • tüm bunların dışında gündemden uzak kalmaya gayret ettiysem de, kapı komşumuzda yaşananları görmemek mümkün değil. bu konuda Mehmet Barlas'a katılıyorum ve "Türkiye bölgedeki her krizde taraf olmak zorunda mı?" sorusunu sormadan edemiyorum. Ve onun alıntıladığı Kissinger'ın sözünü paraflıyorum, "dış politika bir hayır işi değildir" biraz sabır yaa...
  • blogla ilgili olarak;
  • etiketlerimden fena halde sıkıldım, günlerden sonra bloga bakınca acayip derecede hayal gücünden yoksun geldiler şimdi. Ne öyle; hey gidi günler, depresif, tırlak vs. Şu sıralar en sevdiğim etiketim; ne ki şindi bu?. Kategorisiz, bir yere uyduramadığım, oturtamadığım manasında... ayrık otunu tut aklında.
  • sırf bu etiket mevzusu yüzünden arşivimi başka bir sayfada açılır hale getirip, yeniden etiketlendirme yapmayı düşünüyorum, bir nevi reset durumu yani. /olabilir de olmayabilir de, bakalım. "kararsız bünye" düştü zihnimin arama motoruna yine, çok sevim ya ben bu tamlamayı.
  • belki de eylülü beklerim, bir senesi dolsun yazık bu arşive.
  • ve gelelim "mesaj kaygısına son" listesine;
  • kikiriğimin son dönemdeki olumlu değişimi devam etsin.
  • foliage temanın xml'si yapılsın.
  • pul pul gideceği yerdeki diğer ördeklere uyum sağlasın ama bizi de unutmasın.
  • bu bünye, ruhunu hızla saran otuz yaş bunalımını hafif atlatsın.
  • on gün içinde alınan kilolar yine on günde uçup gitsin.
  • 2 gün süreceğini tahmin ettiğim ütü faslı 2 saat gibi gelsin.
  • ev işlerini yapmak; kitap okumak, film izlemekya da canlı yayın rejisinde olmak gibi bazen hızlı bazen ağır ama hep keyifli olsun.
  • çocuğum hep böyle neşeli ve düşünceli kalsın.
  • solar ve ben "nasılsın" diye sorulduğunda "iyiyim" demekten korkmayalım.
  • özlem evcağızını sevsin ve kolayca yerleşiversin.
  • ibrahim, yeni kelimeler öğrenmeye devam etsin.
  • Warrior, çocukluk oyunları yazılarına devam etsin, hatta seri yazsın.
  • biyonikkedi özel blogunda yazmaya başlasın.
  • kuaybe leylek sürülerini görmesin evine dönüp, günlük yazsın.
  • serap hep okusun, biz de onu okuyalım.
  • kısaca tüm ziyaretçi dostlar iyi olsun, iyi kalsın.
  • tüm sıkıntılarımız havaya suya rüzgara karışsın.
  • uragan selamını çakıp, kaçsın.
  • bu şarkı da biraz daha böyle çalsın.
  • okuyucu imla hatalarına bakmasın, yazı da taslak olmasın!
Read On 9 yorum

şener şenden girip, istanbuldan çıkan ve ikisi arasında tonla gereksiz bilgi barındıran yazı / sorumlu blogger uyarısı

Cuma, Ağustos 01, 2008
  • Şener Şen Avrupa yakasında olacakmış bu sezon, heyecanla bekliyorum.
  • Kapıya gelen hiç kimseyi geri çevirmemekle hata etmiyorumdur, umarım. Son derece iyi niyetliyim bu konuda. Kimin gerçek ihtiyaç sahibi olduğunu ayırdetmek zor çünkü.
  • Çiçekleri sulamayı unutmuyorum bu günlerde, iyi gelişme...
  • Günlerden sonra ilk defa sabah erken uyandım, bu da iyi gelişme...
  • Pek ehl-i keyf takılıyorum, eve elimi sürmüyorum, sanki biri gelip sihirli değneğiyle dokunup her şeyi istediğim hale getirivericek, o kadar çok sorunu var ki bu evin, yazsam buradan bizim köye yol olur yazdıklarım. En iyisi diyorum; homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak. Sonra boşa geçen zamana üzülüyorum. İsraf israf. -vicdanını rahatsız ediyorsa niye yapıyorsun zırtapoz-
  • Yine de çamaşır ve bulaşık makinelerini icat eden şahıslara selam ediyorum, ellerinden öpüyorum.
  • Nietzche'yi kah anlıyorum, kah anlamıyorum ama; "kişi yüreğini sıkı tutmalı: onu bir koyverdin mi, kafanı da pek çabuk kaçırırsın" a paraf atıyorum.
  • Bir gülümseme, insanın aklına ne kadar çok şey getirebilir? Sayamadım ki...
  • Hep acelem varmış gibi, hep bir şeyleri kaçırıyormuş, yetişmem gerekiyormuş gibi yaşamamın anlamı nedir acaba, hem de bunca boş geçen günlerde?
  • Yüksek sesle konuşmak, karşındakini bastırmaya çalışmaktan mı ileri gelir? Ya da farkında olmadığımız ya da kabullenmediğimiz komplekslerin varlığına,- daha ileri gidiyorum- karşımızdaki üzerinde hakimiyet kurma çabasına delalet ediyor olabilir mi?
  • Çocuklar nasıl da birer ayna gibiler. Nasıl davranırsan, aynı muameleyi görüyorsun. Sakin, anlayışlı, en şefkatli ve alçak sesimi kullandığım zaman, geri bildirimi ne güzel oluyor. Bunu alışkanlık haline getirmeli ve öfkeye daha az yenik düşmeli. -sonuçta bir çocuk öfkeden nasibini alması gereken en son varlık, onlara en çok muhabbet yakışır-
  • Baykal'ın en son olarak yaşı ve karizmasına olan saygımı da yitirmek üzereyim. Sanırım bunama tehlikesiyle karşı karşıya. Hep çelişirdi kendiyle ama bu kadarı fazla, bir gün bir şey diyor, bir gün tam zıddı. Beni geçti valla.
  • Bu bir önceki postun şarkısı var ya hani duvarlar, dinledikçe içimdeki anarşik kişilik depreşiyor. Bay V olasım geliyor, pardon bayan, iyi de bayarım zira.
  • Dün trt'de onur akın'ı gördüm, bekle bizi istanbul'u söylüyordu. Onun İ.Ü.'nün öğrenci kültür merkezinde verdiği küçük çaplı konseri geldi aklıma, ne güzeldi.
  • Sonra bu şarkı birden bize yazılmış gibi geldi. Hani bırakmak zorunda kaldığımız okulumuz orada ya, "bir gün mutlaka bir şeyler farklı olacak ve bize layık olan istanbul'a döneceğiz" gibi.
  • Ey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri, boşuna çekilmedi bunca acılar, büyük ve sakin süleymaniyenle bekle, parklarınla köprülerinle meydanlarınla, bekle bizi istanbul...
  • Şimdi bir sigara tellendirmenin tam yeridir, eylem öncesi yaktıklarımızın anısına.
  • bitsin artık bu yazı yaaaa
  • bitti.
ziyaretçiye not: son bir kaç yazıda yorumlara cevap yazamadım, yorum cevaplıyasım yok pek, kusura kalman e mi?


Istanbul - twenty7
Read On 6 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate