Kayıtlar

Ağustos, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

9 aymış bizimle geçireceği zaman.

Resim
Dün akşam itibariyle evdeki nüfus dörte düştü. Devamlı okuyanlar bilir, yaz başında 6 nüfus vardı evde, önce horoz adayımızı kaybedip beş olmuştuk, artık şipşirin faremiz de yok:(

Akşam yemekten sonra toparlanıp, yürüyüşe çıktık. Çıkmadan önce babamız uğrayıp hatrını sormuş, gayet iyiymiş. Ama döndüğümüzde öylece ölüme yatmıştı. Sıcaklar yüzünden sık sık bu yatış pozisyonunu alsa da en ufak sesimizde kafesin yanına gelir, şirinliklerini yapmaya başlardı hemen.

Fareciği akşamüstleri balkona çıkarıyordum serinlesin diye, biz yatana kadar da orada bırakıyordum. Eve dönüp de Elifim uyuyunca balkona çıktım biraz serinlemek için. Baktım bizimki yatıyor, gelişimle de ilgilenmedi, uyuyor sandım. Sonra konuşmaya başladım farecikle, baktım yine tık yok. İçime bir şüphe düştüyse de inanmak istemedim. Çünkü 9 aydır bizimle ve hiç bir sorunu olmadı şimdiye kadar. Kalkıp yakından bakınca o kıpkırmızı gözlerinin beyaza döndüğünü gördüm, oturup kaldım balkonda.

Alırken biliyordum aslında, uzun ömürlü o…
Bazen kendime çok şaşırıyorum, bundan beş-on sene önce -asla yapmam- dediğim bir çok şeyi hem de gönül rızasıyla yapar oldum. Önceden biri gelip, kayınvalidemin evini temizledim, şu işini tuttum bu işini hallettim" babından bir şeyler deseydi; cevabım -parası yok mu, tutsun birini, ne uğraşıyorsun?- olurdu. Şimdi birini tutmaya niyetli kadının evine gidip işini yapıyorum. Nereden nereye...
Ya o zaman yaptığım hamlıktı, ya şimdi yaptığım saflık, üçüncü şık ikisi de olabilir/olmayabilir.Birileri için karşılık beklemeden bir şeyler yapmak, yıllar geçtikçe kazanılan bir davranış biçimi sanırım, bilmiyorum. Belki büyümekle ilgilidir.
Neyse işte, karışık mevzulara giresim yok. İki günü kakılmış modunda geçirdim, pişman değilim. Gene olsa gene yaparım:) ilk günün akşamı onca yorgunluğa rağmen, bir de altınpark turu ekledim, kikirik kızım pek bi eğlendi. Hele bu lunaparklarda ki salıncakların küçük versiyonuna da binince dünyalar onun oldu. Benimse aklımda mor ışıklarla süslenmiş, bir h…

şarap mahzende yıllanır / hey gidi kadir amca hey, dilerim hayattasındır.

Bir kaç gündür yoktum evde.
"ne ki şindi bu" deyip yine bi toparlama yapacağım ama önce bi evi toparlamak lazım:)
*
Samanpazarı ile atpazarı arasına gizlenmiş o muhteşem yerde -Pirinç Han'da- gramafoncu Kadir amcanın tozlu dükkanının önüne bi sandalye atıp, tamir edilmeyi bekleyen ve nice an/ı/ları iğnelerinde tutup işte bu şarkıların nağmeleriyle açık eden gramofonları arkama almış; bir bardak sıcak çayımın yudum aralarında -Kadir amcanın kaçak tütünle hazırladığı ve epey sert olduğundan içemeyeceğimi düşündüğü- nargilemin dumanını tüttürerek dinlemiştim ilk defa bu canım şarkıyı...
*
Dün gece eve gelirken kulağıma çalındı, dinlemek ve dinletmek istedim.
Aynı kaydı bulabildiğime memnun ekliyorum buraya, biraz sorunlu ama idare edin artık.


bu da başlıksız gönderi

Haftasonu ayaşta idik, bol yürüyüşlü, püfür püfür iki gün geçirdik.Gitmişken aile mezarlığını ziyaret etme imkanı oldu. Fethiye babaanne eşinin yanında yatıyordu. Bir kaç sayfa Kur'an okuyup, mezarlardaki otları temizleyerek ve birileri de benim başımda iki satır okur mu diye düşünerek, geçti zaman. Elimde ölümü hatırlatan bir kaç dikenle döndüm oradan.Bunun dışında dev yaraasa bir balkonda terlemeden çay içtim doya doya. Kızım balkona hasta oldu, "bu balkona benim şişme havuzum bile sığar", dedi durdu. Mesaj alındı ama anne yüzme bilmiyor ki götürsün kızını havuza filan, "bu konuda müracaatlar babaya" dedim, anlaştık.Elifcikle gezintilerimiz de pek keyifliydi; sebzeci teyzenin terazisiyle elma tarttık, şükrü amcanın karpuzlarının tozunu aldık, sümüklüböcek topladık (tutundukları dallarla birlikte), kedi kovaladık, her geçene selam verdik iyi günler dedik, sevebileceğimiz sahipli bir köpek bile bulduk ve tabi uzunca bir süre başından ayrılamadık vs...Amaaa kı…

bir haftadır istanbulda olan anne ile yapılan telefon konuşması

-ne yapıyorsun, sesin soluğun çıkmadı bir kaç gündür?

uro: iyiyim ne olsun bildiğin gibi (bildiğin gibiden nefret ediyorum, ne biliyorlarsa sanki, herkese aynı cevabı veriyorum.)

uro:siz ne yapıyosunuz, nerelere gittiniz bakayım hain dom domlar?

-eyüp sultan'a, aziz mahmud hüdai'nin türbesine filan gittik. dolmabahçe sarayının bahçesinde bir kafe var, orda oturduk, denizi seyredip, çay içtik.

uro: ... yaaaa!

- B, biliyo musun; teyzenlerin evin penceresinden fethi paşa korusu görünüyor, vızır vızır geçen tekneler, sen olsan bi dakka ayrılmak istemezsin, tam senlik. şampiyon kokoreç diye bir yer gözüküyor biliyon mu orayı, gittin mi hiç?

uro:çıkaramadım şimdi, adını duyduydum sanki. bırak kokoreçi teyzeme söyle ben oraya iltica hakkı talep ediyorum anne.

- ... :)

uro:ya ev tam olarak nerde, iskeleye yakın mı?

-hemen yanında, lojmanın bahçesinden çıkınca hemen iskele, araba girişi arkada ama bahçe kapısı caddenin hemen üstünde.

uro:pıffff

-bugün teyzen gelince de eminönü gideceğiz beraber,y…

Kara kara düşünen Ahmet Türk.

Resim
Türk; kürt sorununu nasıl çözeriz deyi düşünürkene...



"Kendilerini ''Türkiye Barış Meclisi'' olarak adlandıran bir grup, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla 31 Ağustos'ta 3 ilde ''Barış Mitingi'' düzenleyecek. Mülkiyeliler Birliği'nde düzenlenen basın toplantısına, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk de katıldı."

Tırnağın içi Haber 7 'den aynen alıntıdır, günün fotoğrafına bir tıklayayım dedim, bu fotoğrafı gördüm, gerçekten iyi kare.

"Senin sırtın yere gelmez sabancısın, benim yaram sana değmez yabancısın" *

Çok saygıdeğer konuklarımız yeni bir "ne ki şindi bu?" etiketli yazımızla karşınızdayız, okuduktan sonra yazıyla ilgili düşüncelerinizi ve yorumlarınızı bekliyoruz efenim.
(bak kibar kibar konuşuyorum, kızdırmayın adamı; biliyom okuyosunuz, hepiniz bir bir düşüyonuz sayaça, yorum yazmaya gelince tembelliğiniz tutmasın, saç-baş yoldurmayın haaaaaaaaa,)

Bi dakka ya ne diyecektim;

Bu insan vücuTu nasıl bir organizmadır ki; ne vakit bir-kaç kilo vermeye kalksanız, "onu da istiyom, bunu da yiycem, eeeen kalorili meşrubatı da içceeeem" diye tutturur? Akla diyet düşer düşmez, beyin aynı hızla nasıl bu kadar çok şeyi isteyebilir ve dahi tembel ötesi bendeniz böyle zamanlarda nasıl bir atom karınca edasıyla bol soslu aşlar, börekler, kekler... hazırlayıveririm acaba?Aynı durumla ilgili tezatlıklar bir türlü bitmez üstelik. Bir bardak-çık boll buzlu kola yarım saniye bile sürmeden tüketilebilirken, salonumun hemen girişinde duran merdiven inme çıkma hareketleri yaptıran aletle …

Valla ben tutmadım:)

Resim
Kikirciğimin sayfasına bir sürü fotoğraf yüklemek öyle çok vaktimi aldı ki, ancak beş dakika daha kalabilirim bilgisayarın başında. Hızla yazayım;

Evvelki akşam balkonda, ayı gördüm, bi tuhaftı. Hilale benziyor ama altta gölgemsi bir görüntü. "Allah, allah dün dolunaydı, ne oldu şimdi" deyip izlemeye koyuldum. Yavaş yavaş daha çok görünür olmaya başlayınca, tutulma filan herhalde deyip, internete girdim, bir kaç yere baktım, hiç bir şey yok. İyice meraklandım ama izlemeye devam ettim, ertesi gün öğrendim ki parçalı ay tutulması olmuş, yanlış anlamadıysam dünyanın gölgesi aya vurmuş. Süperdi. Bu evi işte sadece bu nedenlerden ötürü seviyorum, sandalyeye oturup, ayaklarını uzatarak, ay tutulması izlenebiliyor :)

sabır, her işin başı sabır / -Lord of the Rings'te ağlanır mı? - Ben ağlarım kardeşim! /Beraat

Lord of the Rings'i izleyenler hatırlayacaklardır. Serinin son filminin finaline yakın, yüzük taşıyıcısı Frodo Bagins, hasta yatağından doğrulur ve odaya yavaş yavaş diğer karakterler girmeye başlar. Hepsi insan ırkını kurtarmış olmanın sevinciyle, kahraman Frodo'nun başında kahkahalarıyla doldururlar odayı.

Sonra Sem gelir, Frodo'nun bu güç görevinde yanından hiç ayrılmayan, her türlü davranışını sineye çeken, onu anlamaya çalışan ve kaşılıksız seven Sem.
O an, ikisinin bakışlarının çakıştığı an...
Benim çözüldüğüm andır.

Tüm dostları Frodo'nun kahraman olduğunu düşüne dursun, Sem onun ne hatalar yaptığını, kendiyle olan savaşında kaç kez tökezlediğini en iyi bilendir. Tüm yolculuk boyunca en yakınında olmuş ve Frodo'nun yüzüğün gücüne yenik düşme anlarını birebir yaşamış hatta pek çok sefer yüzüğe teslim olmaktan Frodo'yu o kurtarmıştır.

Frodo güç yüzüğünden kurtulduktan sonra kendi zayıflıklarını farkettiğinden olsa gerek, Sem'i kapıda gördüğünde bakışlar…

Aşk işi bu meslek, sevmek yetmez! / İzlemeye Devam/ hıı, neee? Tesettür Gettosu mu?

Evvelki akşam ana haberde yapılan telefon bağlantısında ntv ve kanaltürk ekiplerinin dönmek üzere olduklarını dinlemiştim, kendilerine ateş açıldığını da söylemişti içlerinden biri ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Dün görüntüleri ilk izlediğimde o arabadan dördünün de sağ çıkmasına hem şaşırdım hem çok sevindim. Hele ki kelime-i şehadet getirdikleri an, gözyaşlarımı tutamadım. Sonra"artık bitti, buraya kadarmış" deyip şehadet getirdik cümlesini dinleyince nedensiz bir empati oluştu ben de, kendimi koydum yerlerine ...
Zor iş vesselam. İşte o görüntüler...





Düzenli olarak ziyaret ettiğim haber 7 com'da; Haber 24 Ank. temsilcisi olan ve hazırlayıp sunduğu "Keşke Olmasaydı" adlı programla Çağdaş Gazeteciler Derneğinin bu yıl "Tv dalında yılın en başarılı gazetecisi" seçtiği Yaşar Taşkın Koç'un da yazmaya başladığını gördüm, görmekle yetinmedim, okudum.

Taşkın abiyle eskiye dayanan bir hukukumuz var, eleştirmekten ve eleştirilmekten çekinmeyen, hi…

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*

Dün gece balkona çıkıp oturdum biraz, kulağımda bu müzik, karşımda ay, püfür püfür bir rüzgar
Bir kaç güne kalmaz dolunay olur, sonra gün be gün hilale yol alır ay. Ve hilali görünce bir Ramazan daha başlayacak. Bir koca sene daha bitti gitti işte.
Hani yeni bir yıla girildiğinde pek çok insan "bir yıl daha geçti" mealinde tonla cümle kurar ya, Ramazan gelince bana da aynısı oluyor. "yine geldi Ramazan, geldi geçti ömrüm benim" diyerek gezinirim ortalarda. :)



*Farid Farjad'ın bu bestesi farklı bir düzenlemeyle deniz seki tarafından seslendirilmişti, bu da o şarkının sözlerinden bir cümle.

Her haline vurgunum,

Resim
her gece bıkmadan usanmadan izlemeliyim. Bazı geceler kara bulutlar girer aramıza. Beklemekten vazgeçip tam içeri girerken çıkıverirse bulutların arkasından,
aniden geliveren bi elma şekerine ne kadar sevinirsem çocukken, o kadar çok sevinirim buna da.






http://www.resimcity.com/img1076.htm

oradan oraya zıplayan bir yazı daha.

bir yerciklere gitmedim, evimdeyim.
yazmak gelmedi içimden daha doğru ifadeyle yazdım da düzeltmek gerekti, uğraşmak istemedim.
yine o taslakları düzeltesim yok, bu satırlar da diğerlerine benzerse taslak olarak kalacak.
geçen on günde çok fazla bir şey yaptım sayılmaz. şunu söyleyebilirim ki bol mangallı, bir o kadar bol yürüyüşlü günlerdi.
kikiriğe süngerbob'lu bir nevresim takımı aldık taç'tan, harika. kampanya olduğu için yatak örtüsü de hediye üstelik. çok eğlenceli bir yatağı oldu, sapsarı.
bir de internetten ara ara araştırdığım ama beğenemediğim için sürekli ertelediğim, çok fonksiyonlu bebek arayışımız nihayet bitti. harika sesler çıkaran bir bebek aldık kızıma. sütünü içince gazını çıkarıp uyuyor ve uyurken horluyor. nefes alıp veriyormuş gibi görünüyor, karnı inip çıkıyor. boyu tam 46 cm, elifin doğum boyundan 3 cm. eksik. kucağıma alınca elifin bebekliği aklıma geliyor sürekli, bi tuhaf oluyorum, ne zaman büyüdü bu çocuk?
bu süreçte iki kene hadisesi oldu. Ayaş yolu üze…

şener şenden girip, istanbuldan çıkan ve ikisi arasında tonla gereksiz bilgi barındıran yazı / sorumlu blogger uyarısı

Şener Şen Avrupa yakasında olacakmış bu sezon, heyecanla bekliyorum.Kapıya gelen hiç kimseyi geri çevirmemekle hata etmiyorumdur, umarım. Son derece iyi niyetliyim bu konuda. Kimin gerçek ihtiyaç sahibi olduğunu ayırdetmek zor çünkü.Çiçekleri sulamayı unutmuyorum bu günlerde, iyi gelişme...Günlerden sonra ilk defa sabah erken uyandım, bu da iyi gelişme...Pek ehl-i keyf takılıyorum, eve elimi sürmüyorum, sanki biri gelip sihirli değneğiyle dokunup her şeyi istediğim hale getirivericek, o kadar çok sorunu var ki bu evin, yazsam buradan bizim köye yol olur yazdıklarım. En iyisi diyorum; homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak. Sonra boşa geçen zamana üzülüyorum. İsraf israf. -vicdanını rahatsız ediyorsa niye yapıyorsun zırtapoz-Yine de çamaşır ve bulaşık makinelerini icat eden şahıslara selam ediyorum, ellerinden öpüyorum.Nietzche'yi kah anlıyorum, kah anlamıyorum ama; "kişi yüreğini sıkı tutmalı: onu bir koyverdin mi, kafanı da pek çabuk kaçırırsın" a paraf atıyorum.…