uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

Bayramınız Bayram Ola!!!

Pazar, Eylül 28, 2008
  • Bayram hazırlığı deyince, imkanı olan her anne gibi benim de ilk işim kızımın bayramlık cicilerini almak oluyor. Onları güzelce askılara asıp arefe akşamı başucuna koymak için hazırladım. Pabuçlarımızı da dolaba koyduk, arefe akşamı onlar da yatağın yanındaki yerlerini alacaklar. Mor kadife pantolon, mor hırka ve rengarenk cıvıl cıvıl bi bluz. Giydirip bakınca, kuzumun ne kadar büyüdüğüne şaşkınlıkla tanıklık ettim yine.
  • Bu bayram içimdeki çocuğa da bayramlık ciciler almak niyetindeydim, aslında hala niyetim var ama ne kalabalık var yaw, zaten alış-verişten hoşlanmayan ender hatunlardan biriyim. Kendime bir şeyler almak için o kadar sıkıntıyı yeniden çeker miyim bilmiyorum :)
  • Tokat yapraklarımız akşamdan ıslandı, evi toparladıktan sonra kocca bi tencere sarılacak. Tatlı düşünmedim şimdilik, belki kadayıf ya da revani yaparım, belki de hazır bir şeyler alırım onu da bilmiyorum:)
  • Bu bayram kardeşim bizimle olmayacak. Garip bi bayram. Anneannemler de köyde kalacaklar bayramda, aslında her yıl dönmüş olurlardı ama bu bayramı orada yapacaklarmış. Babam da bir kaç gün önceden babaannemin yanına gitmiş. Annem bayram sabahı yalnız olacak. Babaannem keçiören'de oturuyor, kayınvalidemlerde. Annemi alıp, şehrin öbür yakasına gitmek niyetindeyim, henüz karara bağlamadık ama aklımdaki bu.
  • Yine eş-dost-akraba ziyaretleri ilk iki gün, sonrası evde. Arzu eden buyursun gelsin, zeytinyağlı sarma ikram edeyim efenim. (bir de üşenip yapmaz mışım, gör bak rezilliği :)
  • The Pursuit of Happynees / Umudunu Kaybetme adlı filmi izledim dün akşam tv'de. Hem de tekrarıyla birlikte. Will Smith döktürmüştü gerçekten ve tabi şipşirin oğlu da. Yine ağlak bi akşam oldu yani anlaşılacağı üzere ama yakışır Eylül'e gözyaşı...
  • Gökyüzü de durmadı dün gece, bulutlar ağladı. Hoş bir dinginlik vardı havada, neredeyse huzur bile denebilir. Bu sabah altı sularında kara bulatların arasında incecik bir hilal vardı, ne kadar uğraştıysam da istediğim gibi fotoğraflayamadım ama uzun zamandan sonra içimde fotoğraf çekme isteği oluştu, mutluyum.
  • Yapılacak işler var, hava da ağır. Tam da "susalım karşılıklı" havası. En iyisi şimdiden bayram tebriğimi yapayım, içimden tekrar yazmak gelene kadar bayram biter filan da, ne me lazım.
  • Bayramınız Bayram Ola!!!


Read On 5 yorum
Cuma, Eylül 26, 2008

Hz. Aişe bir gün Peygamberimize:

''Ya Rasulullah: Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?'' diye sordu.

Peygamberimiz şöyle buyurdu:

''De ki: Ya Rab; sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet.''

Read On 5 yorum

otuzumun ilk günü

Perşembe, Eylül 25, 2008
Yorumları tek tek cevaplamak uzun zamandır yapmadığım bir şeydi, "doğum günü özel" kapsamında tek tek teşekkür ettim tüm yoranlara, kıymetinizi bilin bak:)

Ve gelelim düne; Aslında bir önceki gün yaptığım programı ikiye bölmüş, kitap fuarını da düne bırakmıştım. Bir ara rehavete teslim olacak hale geldiysem de, "hadi kalk tembellik etme, kendin için bir şey yap, bu kadarını borçlusun bana" dedim ve sözümü dinledim.

Kocatepe ve Sultanahmette başlayan dini yayınlar fuarı bu yıl 25. senesine gelmiş, şaştım. Ben hala 18-19 filan sayıyordum çünkü. Lise yıllarımdan (9o) beri her ramazan'da mutlaka ziyaret ettiğim fuar benim için bir nevi tutungaç, isteyince istikrarlı olabileceğimi kanıtlaması babından.

Uzun vadeli planlar yapmayalı yıllar oldu ama, kikirikle aklında kalacak ve her yıl iple çekeceği ortak bir zevkimiz olsun istiyorum. Bu yıl 2. senemiz. Geçen yıl sevmişti fuarı, bu defa daha avludan içeri girerken "oooooooo kitaplara bak, ne çooook" diye koşarak daldı içeri :) Ben de peşinden tabi. Geçtiğimiz yıla göre bu yıl daha fazla şey görebildiğimi söyleyebilirim.

Fuardan bu yıl Elifciğime 365 günde sevgili peygamberim ve çocuğumla her güne bir dua kitaplarını aldık. Ve bu ikisini alanadek tonla kitap elledik, bir yerlere çöküp okurmuş gibi yaptık, yayınevlerinin stantlarındaki abi-ablalarla takıldık. Dönerken sordum, "günün güzel geçti mi, en çok ne hoşuna gitti dışarıdayken?" diye, "her şey çok güzeldi, hepsini çok sevdim" dedi. Mevlana İdris'in televizyonları bozulan şehir adlı kitabını merak ediyordum, ama sadece kapağı vardı, baskıdaymış. Kipat yayınlarının Mevlana İdris serisi internetten takip edilecek artık. Bir de vadi'ye uğrayıp Akyürek'in yeni çıkanlarını almak istiyordum ama vakit kalmadı. Kitapları fuardan almak son derece ekonomik oluyor, alabilsem iyi idi ama olmadı.

Gerisi yeme, içme ve eve dönüş yolu işte.

Haaa bir de kardeşim Bilo'yu elin memleketine yollarken yanımda taşıdığım cep boy mealli Kur'an'ımı ona vermiştim, boş kalmıştı çantam. Ben de fuardan kendime doğum günü hediyesi olarak, Hayrat'ın neşrettiği Ahmet Hüsrev Hat'lı deri muhafazalı Kur'an-ı Kerimlerden aldım. Ne iyi etmişim, eve gelip başucuma koyunca öyle mutlu oldum ki onu aldığıma, kendime yapabileceğim en büyük iyiliği yapmışım gibi hissettim. Bir ara meallisini mi alsaydım diye geçirdiysem de içimden, "gözlerine yazık olurdu kızıım, bak yıllar geçiyor" deyip, avundum.

Ocağa çayı koyarken telefonum çaldı, ahretliğim "nassılmış otuuz, benim geçen sene ne çektiğimi anladın mı"dedi, "anlamam mı?" dedim, dertleştik, konuştuk. Ankara'ya geldiğinde lise yıllarımızı yadetme adına Kurtuluş parkının salıncaklarında sallanmak için sözleştik.

30 yaşında ilk günüm böyle geçti işte, keşke hepsi buna benzese...
Read On 10 yorum
Çarşamba, Eylül 24, 2008
Şimdi profilime baktım, 30 yazıyor.

He heyt beeeee

Ne kadar büyümüşüm, dedim kendime

ama kendim de inanmadı

***

Hep öğrenci kalacağıma öyle inanmışım ki,

ya da tamamlanamadığından takılıp kalmışım.

büyüdüğümü kabullenmek zor geliyor

hep o talebe kız varmış gibi...

***

Neyse

yukardaki çiçekler kendi kendime otuz yaş şeysi / neysi?

bilmem

bilsem söylerim.

***

Aslında kendime bir şarkı bile çaldım.

"Dön bak dünyaya" bugün için çok anlamlıydı, tahmin de etmiş biri.

ekleseydim dinleseydi her gelen dedim ama olmadı.

imeem kapanmış, youtube'u görüntüleyemiyorum zaten, bir iki video sitesine baktım ama kod bulamadım falan filan feşmekan....

***

sessiz kaldı buralar, olsun hadi hep beraber

***


yalnız kaldıysaaan, kal kıp ta pen ce ren den biir baaaak

güneş aç mış mıı, yağmur düş müş müü

dön bak dünyayaa

dön bak dünyayaa




ek: yazıyı yayınladıktan hemen sonra kuzucuğum benden hediye paketi istedi, bir de banttan iki-üç parça kesmemi. sen gelme annecim, dedi. sürprizi varmış bana. on beş dakika sonra seslendi odasından.
-anne klarnetimin sesini duyduğun zaman odama gelebilirsin, dedi ve öttürdü onu.
ben giderken o da elinde paketi ile bana koşuyordu. doğum günün kutlu olsun annecim, deyip sarıldı boynuma, hediyesini verdi. Hemen 3 kağıda 3 ayrı renkte anne-kız resimleri çizmiş, yanına da kendi kolyelerinden birini koymuş küçüğüm. Kendi küçük duygu dünyası kocaman kızım benim :)


Read On 14 yorum

uykusuz geçen iki günün ardından / jalapeno yerim seni / sobe sonraki yazıya.

Salı, Eylül 23, 2008
  • İki gündür uykusuz halde öyle çok koşturmuşum ki, sabahtan beri uzanma durumundan oturma durumuna geçemedim. Tabi bunda hem uzanıp, hem okuma-yazma imkanı sağlayan lepistopunda etkisi büyük. Ne zamandır uğrayamadığım blogcu arkdaşları okudum, oraya buraya baktım, aylaklık yaptım. Ramazan başından beri bu kadar tembel takıldığımı hatırlamıyorum. Öğlen oldu uro, yap programını alooooo kime diyom, hiç!!!
  • Pazar akşamı Nurcihanların davetindeydik. Her şey çok güzeldi, yemekler, tatlı filan. Ama kardeşim o ne acı biber turşusuydu bee, tadı damağımda kaldı. Domates ve sarımsak ile kurulan biber turşularından yapmış, nurcihan ama biber muazzam, elleriyle toplamış bi arkadaşlarının bahçesinden, süperdi.
  • Acı biber turşusu deyince vazgeçemediğim harika bir lezzet var, denemediyseniz mutlak surette deneyin, fersan jalapeno acı biber turşusu. Ben dilimlenmiş olanını tercih ediyorum, bütün halde olanını hiç denemedim, acısı yerinde fazla büyük parçalar tüketmek yiğitlik ister:) Acı seviyorsan dene, pişman olmayacaksın...
  • Nerde kalmıştık, Nurcihanlardaki muhabbet epey uzun sürdü, Bilal abide tefsir, benim elimde bulaç meali önce tartışmayla başlayan mevzuu, sonunda Seyid Kutub cümleleriyle noktalandı ve aslında her meselenin çözümünde insanın vicdani sorumluluğunun ve rıza-ı ilahiyi ne kadar önemseyip önemsemediğinin yattığında hem fikir olduk.
  • Tabi bu arada saat de geç oldu, heyecanı gözlerinden okunan betülcüğümle üniversite hayatı üzerine birazcık sohbet ettik, bir yandan da çay bulaşıklarını yıkayarak. Eski günler canlandı gözümde, otuza sahiden iki kala, o günleri yaşayanın bir hayal kahramanı olduğunu sandım yine. Ne kadar uzakta kaldılar o günler. Anılar puslu ve yarım yamalak. Net olarak hatırlanan yaşananların damağımızda bıraktığı tat, ardındaki olayları unutmuş olsakta...
  • Dağılmayalım devam, eve geldikten sonra yapılacak bir kaç işim vardı, uyum süreci de ağır oldu. Saat ilerledi, bu saat olmuşken sahuru da yapalım dedik, eee sonra, namaza ne kaldı şunun şurasında dedik, sonunda ben yatabildiğimde saat altıyı geçmişti. Aynı gün kalabalık bir davetimiz olduğu için, bir kaç saat uyuyup kalktım. Önce evi temizleyip, öğleden sonra da mutfağa girdim. Sahurda tatlımı şerbetleyip, kullanacağım bakliyatları haşlamakla çok iyi etmişim, kutladım kendimi.
  • Güzel bi akşam geçirdik, ana yemek olarak portakal ağacının tariflerinden birini denedim, süper oldu. Sofrada salata-soğuk meze ve zetinyağlı görmeye ve tabi yemeye bayılan bi tip olarak bol ara-soğuklu bi sofra kurdum :) kurmakla yetindim mi hayır tabi ki de ...
  • Namaz, çay-tatlı faslı, meyve faslı, yeniden çay faslı şeklinde sürüp giden akşamı noktaladığımda saat yine bire geliyordu. Sahura sürünerek kalktım ama kalktım :) Bu yıl hiç bir sahur uykuya teslim edilmedi, süper.
  • Ve bu sabah Elif bile uyanamadı :)) En geç yedide başımda biten hatun, dokuzbuçukta ben uyandığımda hala uyuyordu. Uzun zamandır olmayan bi şey oldu, ben kikirikten önce uyandım:)
  • Bugün içinse yazıyı bitirip organizasyonu yapabilirsem; kocatepe turu, fuar ve yetiştirebilirsek dönüşte lcw mağazası bulup kızıma bayram için bir şeyler bakmak ve mümkünse hemen beğeneceğimiz bir şey bulup almak. Saatlerce mağaza turları atmak bana işkence gelmeye başladı bir kaç yıldır.
  • Neyse efenim son olarak bu arkadaşlara ve bu kardeşe sobeledikleri için teşekkürler ama konu ağır, hele ki yarın otuzu devirecek biri için, şimdi girsem bu konuya çıkmam mümkün diil yani.. Şİmdi siz yirmilerin en güzel yıllarını sindire sindire yaşarken, ühhüüüü ühhüü..
  • "Vazgeçtiğiniz hayaller"diye sobe olur mu beee, öldürecekmisiniz siz beni aaaaaaa :)
Read On 6 yorum

anlayan anladı, di mi anne?

Cuma, Eylül 19, 2008
Sevgilerde



Sevgileri yarınlara bıraktınız

çekingen, tutuk, saygılı.

bütün yakınlarınız

sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

kalbinizi dolduran duygular

kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz

çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

yılların telaşlarda bu kadar çabuk

geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde açan çiçekler vardı,

gecelerde ve yalnız.

vermeye az buldunuz

yahut vakit olmadı.



Behçet Necatigil


ziyaretçiye not: iyiyim efendim, Ramazan trafiği aynen devam, bu hafta biz icabet ettik çağrıldığımız yerlere, pazartesi günü de kalabalık bi akraba toplaşması var benim evde, sonrası bayram telaşı... Bir de fuar sıkıştırabilirsem araya pek güzel olacak, vesileyle kocatepede bir vakit nasip olur belki, cami havası solumayı özledim, yüksek tavanların altında küçücük olmayı...

Read On 6 yorum

anaaa, uragan yeni yazmış duydun mu?/ hadi bee gitmedi miydi o / yok be ramazanda yazamayabilirim dediydi/e niye yazmış ki o zaman/ne bileyim ona sor!

Pazartesi, Eylül 15, 2008
Arayı açmışım epey, bi toparlama yapma niyetindeyim olan bitene dair.

  • Oruçla aram iyi, çok şükür. Şartlanma duygusuna en çok Ramazan'da inanıyorum, çocukluktan bu yana oluşmuş öyle bir şartlanmışlık var ki, susuzluk bile çekmiyorum. Oruç öncesi günde sekiz-on litre su tükettiğim düşünülürse, ortada çok ciddi bir şartlanma olduğundan söz etmek hakkımdır.
  • Ama uykusuzlukla birleşen oruç bana yaramıyor, özellikle üç saatin altı aslaaaaaa, kabus gibi bi şey oluyorum. En güzel ramazan uyku denklemim şu; böl-ünmemiş üç saatlik gece uykusu + sahur ve keraatin ardından iki saatlik sabah uykusu + yarım saatlik öğle uykusu (kaylule) = beş buçuk saatle kendini zinde hisseden uragan.
  • Özen isteyen pek çok yemeğimi yapmayı bırakmıştım uzun zamandır varsa yoksa, "soğanı salçayı kavur, ana malzemeyi ekle, suyunu ver, pişsin" modundaydım. Ramazan sayesinde sofralarıma özenmeye başladım yeniden, fırın yemeklerim geri geldi. Severek isteyerek yemek yapmayı össlemişim. Bir sürü de yazmıştım ama sildim yemeklerin isimlerini, ne olur ne olmaz oruç oruç canını çektirmeyelim milletin :)
  • En son yazımda bahsettiğim gibi biraderi yolcu ettik. Ana-oğul sulu-sepken, apıla şebek:) Erkek kardeşimin bir sözü vardır her fırsatta yeniler ciddiye almazdım, en son havaalanında da yine tekrarladı "Abla bi karışıklık olmuş bizim cinsiyetlerde, sen erkek olcakmıştın ben kız" dedi, "bana soran olmadı"dedim :) (hoş sorulsa da yine kendi cinsiyetimi seçerdim kuvvetle muhtemel)
  • Taktım kulaklıkların birini biladere birini kendime, açtım "dön bak dünyaya"yı, "sen ilkbaharsın yolun başındasın, her şey güzel olacak ya benim gibi sonbahara koşsaydın" dedim, kopuşun başı oldu. Neyseki cem yılmaz videosu vardı mp4'de de, hemen etkisini gösterdi. Onun gideceği bizimse artık sadece arkasından bakabileceğimiz geçiş kapısında içim cızz etti. Annemle dönüş yolunda neredeyse hiç konuşmadık, bir iki şebeklik denemem sonuç vermeyince ben de denemekten vazgeçtim.
  • Ertesi gün babam döndü, görüşememiş oldular bizim oğlanla. Bir kaç gün sonra annemlerde iftarımızı ettik gördük babamı, her zamanki temposunda aynen devam. Ağrı'da doktorluk yapan teyzem ve eniştem de vardı iftarda, dört-beş aydan sonra onları görmek de iyi oldu. Bir de üstüne ablasının bi denesi arayıp, "neti aç, vebkeminen görüşelim" diyince, daha bi güzel oldu gün.
  • Kardeşim bu yaşa kadar bir iki tatil dışında evden hiç ayrılmadı, onlar da bir haftalık filandı zaten. O yüzden gitmek hele ki ilk seferde yurt dışına çıkıp beş ay hiç dönemeyeceğini bilmek, çok üzüyor onu... Ama alışacak elbette, bence çok faydalı olacak bu dönem onun için. AllaH yardımcısı olsun.
  • Bu ramazan bana yaradı, yönü değişti sanki ruhumun, yalnızlık hissim kaybolup gitti secdede, sonra bi daha da gelmedi. Üstüne bir de şu röportajı gördüm ki; heyt dedim be "uragan" ın yazarına bak, şu an şu dakika yalnızlık hakkında bunları düşünmek, ne güzel bi tesadüf dedim, ekliyorum bir kaç satır, gerisini linke tıklayıp okuyun dilerseniz.


"Yalnızlık hissi bir çok sanatçıda var, bu yaratıcı bir süreç değil mi?
Bir kez yalnızlığından dem vurup, daha sonra bunu sürdüren adam kendi ayaklarıyla cehenneme koşmaya başlar. Bir Müslüman “Yalnızım” diye çığlık atamaz. Bir Müslüman, yalnız olduğunu haykırdığı anda bütün şeytanları başına toplar ve dünyanın en büyük cemaatini kurmuş olur. Yalnızlık, modern dünyanın üretip bize de kakaladığı züppe bir gevelemedir. Bugüne dek “Yalnızım” diyen hiçbir erkek arkadaşıma merhem olamadım. Kalktım gittim, param varsa paylaştım, dertlerini dinledim, küllüklerini döktüm, uyuyakaldıklarında üstlerini örttüm ama yine de sabah “Yalnızım abi” diye ağlayarak uyandılar. Anladım ki arkadaşların derdi başka…Onlar partner arıyorlar, eşeyli üremek istiyorlar!

Belki aşıktır, oradan da hakikate ulaşacaktır, haksızlık değil mi?

Aşkta iki kişilik bir kibir vardır, birbirinize toslar durursunuz, yenilen kişiliğini kaybeder ve ayakta kalan -kişiliğini kaybetmiş bir adamla- yol yürümek istemez. Şimdi soruyorum; ayakta kalan kibirli muzaffer mi dik burnuyla Allah’a ulaşacak yoksa yenik olan mı? Şeytan kibriyle kaybettiğine göre diğeri daha şanslı görünüyor ama o da değil çünkü Allah’a yürünen yol çetindir, sağlam bacak kasları ister, çelik gibi sabır ister. Öyleyse biz Allah’ı kıskanmalıyız, ona yürüdüğümüz yolda kimse duramamalı, yani ilk düşmanımız nefsimiz olmalı… La ilahe illallah ne demektir? Allahtan başka ilah yok… Öyleyse tapındığımız her şeyi çiğneyerek yürüyeceğiz. Para, ün, aşk, kariyer, kız, mız, çoluk, çocuk… Hepsini çiğnemek gerek… Allah’a yürürken arkamızda sevdiklerimizin leşleri kalmalı, o cesetlerin kokusunu Allah görmeli… Saçmalamıyorsam eğer Allah, kokuyu görür, nesneleri duyar, seslere dokunur…Eşiğine kadar gidip ”İşte Allah’ım sana sevdiklerimin leşlerini getirdim; anam, babam, bacım, karım, sevgilim, ünvanlarım, diplomalarım, hepsinin leşi burada, senden başka sevecek kimsem kalmadı, yalnızım, tek dostum, tek yarenim olur musun?” demeliyiz… Evet, sevecek hiç kimsemiz kalmadığında La ilahe illallah demiş olacağız… Seni seviyorum ama eşimi ve işimi de seviyorum, yok öyleee… Bu, kız sevmeye benzemez…"
  • Daha da ne deyim, herkesin yönünü bulması, bulanların yönünden sapmaması dileğiyle, esenkalın iifendiim.
Read On 4 yorum

mazaretim var asabiyim ben

Pazar, Eylül 07, 2008
saat 03:06

şimdi böyle saati yazınca aklıma,"saat dört yoksun, beş yok, altı, yedi, ertesi gün daha ertesi ve kimbiliiir" diye başlayan caanım livaneli şarkısı geldi, üşenmedim arattım ama dinletemeyeceğim imeem de yok, başkaca yerde aramak da canım çekmiyor bu saatte, isteyen bi zahmet bulup dinleyiversin canım.

Ne işim var bu saatte nette benim yaw?

el-cevap;

Aslında "mercimek çorba, zeytinyağlı taze fasulye, pilav, yoğurtlu patlıcan ezme, salata ve pudingden" oluşan, Ramazan başından beri hazırladığım en normal, utanarak söylüyorum ve de en az çeşitli soframdan kalkıp (ben niye bu kadar çok seviyorum yemeyi yaaa) , namazı eda edip, bol çaylı normal bir akşam seyrine bırakacaktım kendimi.

Hatta porselen demlikte, eriklinin içmelere doyamadığım muazzam suyu ve dahi bir tutam tomurcukla tatlandırdığım, yemeğe oturmadan az evvel önce demlediğim çayımdan bir kupacık içme imkanı da buldum aslında. (ne çaydı beeee)

İşte sonrası biraz karışık. Elifciğin yemem de yemem muhabbeti uzayınca onun tabağı hariç sofrayı toplayıp, "ibrahimle buluşma" mı alıp içerdeki odaya geçip uzandım. Tam birinci bölümü bitirmek üzereyken bütün yemeğini ennihayet bitirebilen kızım o yatarken yanında okuyabileceğimi söyledi kitabımı. Tamam deyip, geçtim hatunun yanına, geçiş o geçiş, günlerin uykusuzluğu beni öyle bir teslim almış ki, uyandığımda 2'e geliyordu saat. Telefonu da başıma kurup yatmıştım, 10 da kalkıp, namazı kılıp, çay içmeye devam edecektim sözde, olmadı.

Gitti caanım çay, bizim beg çaydan anlamaz pek. Varsa yok kahve ve çeşitleri... Yanarım yanarım da kıymet bilmeyen ellerde garip kalan çayımı içemediğime yanarım, gerçi attım ocağa aynı usül, sahurda artık, doya doya, oh misss....

Aslında canım sıkkındı epey ama girmeyeceğim o mevzuuya, hoş zaten girsem de çıkamam, neyse sabır.... Allah'ın bir hesabı vardır, deyip geçtim.

Yarın pardon bugün, saat dokuz uçağıyla birader yolcu; gergin, heyecanlı yelken açacak yeni ufuklara. Bakalım yolcu ederken ağlayacak mı? (he he, benim kardeşim biraz duygusal bi çocuk da, kime çekti bilmem)

Yeteeeeeeeeeeeeer be.
Aaaaaaaaaaaa.
Ben gidip yatsıyı kılem de sahur için bi şeyciklee hazırlayverem bari.
eeee ellerimden öper.
Read On 5 yorum
Cumartesi, Eylül 06, 2008
Perşembe akşamı iftarımızı Göksu'da yaptık. Asıl niyetimiz Pulpul'un oradaki ortama uyum sağlayıp sağlayamayacağını görmekti tabi. Eğer severse oraya da bırakabiliriz, diye düşünüyorduk ama ben evimize epeyce yakın sayılan evcil hayvanlar parkına daha sıcak bakıyordum doğrusu, özledim mi tabana kuvvet 15 dakikada oradayım.
Ta ki bu güzelliğin koca gölde, bizim evde yapamadığı ne kadar dalma-çıkma oyunu varsa hepsini rahatlıkla yaptığını görene kadar. O kadar eğlendi ki görülmeye değerdi. Evcil hayvan parkında ördeklere ayrılmış kısımda küçük havuzumsu bir şey var, bu kadar rahat hareket etmesi mümkün değil orada. Göksu'daki susuz gölü ve etrafındaki küçük çaplı sazlıklar ördeklerin doğal ortamına epey yakın gibi.

Fotoğraflarda görülen küçük kayalardan göl kenarına inip bıraktım küçük arkadaşımı, bir kaç dakika oynayıp gerisin geri yanıma geldi vak vaklayarak. Sonra bir defa daha bıraktım sulara, Elif de bu arada "anne bak bak ne güzel yüzüyor, alışacak galiba" diye zıp zıplıyordu.
İkinci bırakışımda, su kenarından ayrılıp gölün açıklarına doğru yüzmeye başladı. Gözlerim doldu, bundan bir ay kadar önce bu hayvancık yüzmüyor diye üzülüyor, karnının altına elimi koyup suda yükseltiyor ve ayaklarını çırpmasını sağlıyordum. Şimdi neredeyse takla atacakmış gibi yüzdüğünü görünce duygulandım işte.

Bir buçuk saate yakın, beni göremeyeceği bir yerden durup onu seyrettim, herhangi bir ağlama vaklaması duysaydım büyük ihtimalle dayanamayıp eve getirecektim ama yapmadı. Biz yavaş yavaş uzaklaşırken su kenarındaki çamurlu bölgede kuvvetle muhtemel böcük yiyordu. Bir kaç defa gerisin geri kucağıma alıp getirmeyi düşündüysem de yapmadım. Orada, benim balkonumda geçirdiği günlerden çok daha güzel günler bekliyor onu inşaallah.

Arabaya kadar dayandıysam da kikirik görmesin diye, koltuğa oturup elif arkada kalınca tutamadım gözyaşlarımı. Sürekli kendimi ikna etmeye çalıştım, bir sürü ördekle yaşaması gerektiği gibi yaşayacak işte, aslında şanslı...

Kuluçka makinesi ile çatlatılan yumurtalardan çıkan bu yavrucaklar sokulacak bir anne koynu bile bulamıyorlar da birbirlerine yapışıyorlar üşümemek için. Biz de bu küçüğümün ilk iki haftasında yün koymuştuk sepetin içine, çings çings ile birlikte ona sokuluyorlardı.

Çok fazla alışmışım ama, çok kötü oldum. Eve geldikten sonra mutfağa her girişimde sesi geliyormuş gibi geldi. İki gündür balkona bakmıyorum bile aslında temzilenmesi gerekiyor berbat durumda. Su ve yem kabı, sepeti leğeni orada öylece duruyor. Onun için büyükçe bir sunta üzerine yerleştirdiğim eski bir sandalyenin üzerine kalın bir örtü örtmek suretiyle yaptığım yuvayı ve yemleme bölümünü bozduğumda geriye fotoğraflardan başka bir şey kalmayacak.

İki gündür sahurda ve iftarda domates-salatalık ayıklamak son derece hüzünlü oluyor, çünkü pulpulumuzun ayıkladığım parçaları balkona attığımda daha yere düşmeden yakalayıp bi çırpıda yalayıp yuttuşu geliyor aklıma, ondan sona gene gözlerim doluyor.

Daha ne kadar dayanırım bilmiyorum ama bir kaç güne kalmadan yeni bir Göksu turu kaçınılmaz, elif de gidip bakalım diye ısrar ediyor. Umarım gittiğimizde bırakırken ki gibi halinden memnun bir paytiş buluruz.

havadisler böyle, biraz sulusepken oldu ama, hadi selametle...






Konusamiyorum - Ilhan Irem
Read On 3 yorum

Ramazan bereketi

Perşembe, Eylül 04, 2008
Şimdi susup dinlemek gerekiyor sanki. Ben de kulak kesildim içimi dinliyorum. "O" na yöneldikçe, sanki daha çok duyuyorum içimin sesini. Hem de ne güzel şeyler söylüyor; ümitten, iyilikten, hayır hasenattan, sabırdan, yardımlaşmadan, merhametten bahsediyor.

Güzel cümleler duymalı ya insan içinden; nefreti, öfkeyi, kıskançlığı, tenkiti vs... daha az barındıran (keşke hiç olmasalar) latif cümleler duymalı. Bunun için Ramazan'dan güzel zaman var mı yaw:)

En içten ve de en coşkulu sesimle içimin en derin mağaralarında yankılanacak kadar yüksek bir tonla diyorum ki, hoşgeldin onbir ayın sultanı, ne iyi ettin geldin. Gelişinle nasıl bir kapı açtın bana ki o kapının açıldığı yolu izlemeye devam edersem varacakmışım gibi gelir, kendime yarattığım fırtıların sadece ve sadece "O" nun aşkıyla dineceği o yere.

***

İlk iftarımızda annem ve kardeşim vardı soframızda, ikinci gün eski komşularımız yardımcı ailesi. Ramazan sofralarının tadı çok başka elbette ama ah bir de oruçluyken "ne pişirirsek pişirelim yetiremeyecekmişiz hissi"ne kapılmasak ne güzel olacak. Bu sene için kendime söz vermiştim, misafirlerim olsun olmasın abartılı sofralar kurmayacaktım, -nihayetinde bir bardak su ile bir kase çorbayı içtiğinizde bile doyma hissi oluşuyor- ama şu ana kadar tutabilmiş değilim bu sözü.

***

Doğrusu ya bu Ramazan yazma imkanı olmuyor pek, geçtiğimiz sene sahur sonrası yazıyordum bu sene o vakti de doldurdum. Ama yine de imkan buldukça birikenleri döküp saçıp, sonra yine içime kaçacağım :)

haydin selametle...
Read On 5 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate