anaaa, uragan yeni yazmış duydun mu?/ hadi bee gitmedi miydi o / yok be ramazanda yazamayabilirim dediydi/e niye yazmış ki o zaman/ne bileyim ona sor!

Arayı açmışım epey, bi toparlama yapma niyetindeyim olan bitene dair.

  • Oruçla aram iyi, çok şükür. Şartlanma duygusuna en çok Ramazan'da inanıyorum, çocukluktan bu yana oluşmuş öyle bir şartlanmışlık var ki, susuzluk bile çekmiyorum. Oruç öncesi günde sekiz-on litre su tükettiğim düşünülürse, ortada çok ciddi bir şartlanma olduğundan söz etmek hakkımdır.
  • Ama uykusuzlukla birleşen oruç bana yaramıyor, özellikle üç saatin altı aslaaaaaa, kabus gibi bi şey oluyorum. En güzel ramazan uyku denklemim şu; böl-ünmemiş üç saatlik gece uykusu + sahur ve keraatin ardından iki saatlik sabah uykusu + yarım saatlik öğle uykusu (kaylule) = beş buçuk saatle kendini zinde hisseden uragan.
  • Özen isteyen pek çok yemeğimi yapmayı bırakmıştım uzun zamandır varsa yoksa, "soğanı salçayı kavur, ana malzemeyi ekle, suyunu ver, pişsin" modundaydım. Ramazan sayesinde sofralarıma özenmeye başladım yeniden, fırın yemeklerim geri geldi. Severek isteyerek yemek yapmayı össlemişim. Bir sürü de yazmıştım ama sildim yemeklerin isimlerini, ne olur ne olmaz oruç oruç canını çektirmeyelim milletin :)
  • En son yazımda bahsettiğim gibi biraderi yolcu ettik. Ana-oğul sulu-sepken, apıla şebek:) Erkek kardeşimin bir sözü vardır her fırsatta yeniler ciddiye almazdım, en son havaalanında da yine tekrarladı "Abla bi karışıklık olmuş bizim cinsiyetlerde, sen erkek olcakmıştın ben kız" dedi, "bana soran olmadı"dedim :) (hoş sorulsa da yine kendi cinsiyetimi seçerdim kuvvetle muhtemel)
  • Taktım kulaklıkların birini biladere birini kendime, açtım "dön bak dünyaya"yı, "sen ilkbaharsın yolun başındasın, her şey güzel olacak ya benim gibi sonbahara koşsaydın" dedim, kopuşun başı oldu. Neyseki cem yılmaz videosu vardı mp4'de de, hemen etkisini gösterdi. Onun gideceği bizimse artık sadece arkasından bakabileceğimiz geçiş kapısında içim cızz etti. Annemle dönüş yolunda neredeyse hiç konuşmadık, bir iki şebeklik denemem sonuç vermeyince ben de denemekten vazgeçtim.
  • Ertesi gün babam döndü, görüşememiş oldular bizim oğlanla. Bir kaç gün sonra annemlerde iftarımızı ettik gördük babamı, her zamanki temposunda aynen devam. Ağrı'da doktorluk yapan teyzem ve eniştem de vardı iftarda, dört-beş aydan sonra onları görmek de iyi oldu. Bir de üstüne ablasının bi denesi arayıp, "neti aç, vebkeminen görüşelim" diyince, daha bi güzel oldu gün.
  • Kardeşim bu yaşa kadar bir iki tatil dışında evden hiç ayrılmadı, onlar da bir haftalık filandı zaten. O yüzden gitmek hele ki ilk seferde yurt dışına çıkıp beş ay hiç dönemeyeceğini bilmek, çok üzüyor onu... Ama alışacak elbette, bence çok faydalı olacak bu dönem onun için. AllaH yardımcısı olsun.
  • Bu ramazan bana yaradı, yönü değişti sanki ruhumun, yalnızlık hissim kaybolup gitti secdede, sonra bi daha da gelmedi. Üstüne bir de şu röportajı gördüm ki; heyt dedim be "uragan" ın yazarına bak, şu an şu dakika yalnızlık hakkında bunları düşünmek, ne güzel bi tesadüf dedim, ekliyorum bir kaç satır, gerisini linke tıklayıp okuyun dilerseniz.


"Yalnızlık hissi bir çok sanatçıda var, bu yaratıcı bir süreç değil mi?
Bir kez yalnızlığından dem vurup, daha sonra bunu sürdüren adam kendi ayaklarıyla cehenneme koşmaya başlar. Bir Müslüman “Yalnızım” diye çığlık atamaz. Bir Müslüman, yalnız olduğunu haykırdığı anda bütün şeytanları başına toplar ve dünyanın en büyük cemaatini kurmuş olur. Yalnızlık, modern dünyanın üretip bize de kakaladığı züppe bir gevelemedir. Bugüne dek “Yalnızım” diyen hiçbir erkek arkadaşıma merhem olamadım. Kalktım gittim, param varsa paylaştım, dertlerini dinledim, küllüklerini döktüm, uyuyakaldıklarında üstlerini örttüm ama yine de sabah “Yalnızım abi” diye ağlayarak uyandılar. Anladım ki arkadaşların derdi başka…Onlar partner arıyorlar, eşeyli üremek istiyorlar!

Belki aşıktır, oradan da hakikate ulaşacaktır, haksızlık değil mi?

Aşkta iki kişilik bir kibir vardır, birbirinize toslar durursunuz, yenilen kişiliğini kaybeder ve ayakta kalan -kişiliğini kaybetmiş bir adamla- yol yürümek istemez. Şimdi soruyorum; ayakta kalan kibirli muzaffer mi dik burnuyla Allah’a ulaşacak yoksa yenik olan mı? Şeytan kibriyle kaybettiğine göre diğeri daha şanslı görünüyor ama o da değil çünkü Allah’a yürünen yol çetindir, sağlam bacak kasları ister, çelik gibi sabır ister. Öyleyse biz Allah’ı kıskanmalıyız, ona yürüdüğümüz yolda kimse duramamalı, yani ilk düşmanımız nefsimiz olmalı… La ilahe illallah ne demektir? Allahtan başka ilah yok… Öyleyse tapındığımız her şeyi çiğneyerek yürüyeceğiz. Para, ün, aşk, kariyer, kız, mız, çoluk, çocuk… Hepsini çiğnemek gerek… Allah’a yürürken arkamızda sevdiklerimizin leşleri kalmalı, o cesetlerin kokusunu Allah görmeli… Saçmalamıyorsam eğer Allah, kokuyu görür, nesneleri duyar, seslere dokunur…Eşiğine kadar gidip ”İşte Allah’ım sana sevdiklerimin leşlerini getirdim; anam, babam, bacım, karım, sevgilim, ünvanlarım, diplomalarım, hepsinin leşi burada, senden başka sevecek kimsem kalmadı, yalnızım, tek dostum, tek yarenim olur musun?” demeliyiz… Evet, sevecek hiç kimsemiz kalmadığında La ilahe illallah demiş olacağız… Seni seviyorum ama eşimi ve işimi de seviyorum, yok öyleee… Bu, kız sevmeye benzemez…"
  • Daha da ne deyim, herkesin yönünü bulması, bulanların yönünden sapmaması dileğiyle, esenkalın iifendiim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Rabbişrahli ve sadri!

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*