uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

Zahir'den

Cuma, Ekim 31, 2008
Pek çok yeri alıntılamak istedim aslında, unutmama kendime hatırlatma adına, blog artık benim için hatırlayamadıklarımı arayıp bulma yeri gibi, insanın bu kadar kötü bi yakın hafızası olunca, hatırlatmaya ihtiyacı da oluyor.


Hepimizin yaşamın sanatçıları olduğumuzu Tanrı biliyor.Bir gün heykeller yapmak için elimize bir çekiç veriyor, başka bir gün resim yapmak için boyalar ve fırçalar ya da yazmamız için kağıt ve kalem veriyor. Fakat bir çekiçle resim yapamazsınız ya da bir fırçayla heykel. O yüzden ne kadar zor olursa olsun, acı çektiğim için bana lanetleme gibi gelseler bile, bugünkü küçük nimetleri kabul etmeliyim ve bugün güzel bir gün, güneş parlıyor ve çocuklar caddede şarkı söylüyorlar. Acımı geride bırakmayı başarmak ve yaşamımı yeniden kurmak için tek yol bu.


Zahir-Paulo Coelho-sayfa:311
Read On 3 yorum

kikirik ile iremsu

Cuma, Ekim 31, 2008
Oyun oynuyorlar, iremsunun bebeği hasta, bizimki doktor, odasında bekliyor. Ben yan odada yatağıma uzanmış okuyorum güyaa ama kulağım onlarda.

iremsu odadan içeri giriyor ve telaşlı bi sesle

-doktor hanım doktor hanım bebeğim çok hasta kalbi pıt pıt atıyor, diyor.

benim ki kendinden emin ve gayet ciddi bi tonlamayla;

-hımmm, bu kötü bi şey sayılmaz hanımefendi telaşlanmayın, kalbinin atması bebeğinizin yaşadığını gösterir, diyor.


anne içerden kahkahayı basıyor, 'bu çocuk espri yapmış olabilir mi?'yi düşünüyor, çocuklar dinlendiklerini farkediyor, kikirik yüzünde muzip bir ifade ve biraz da kızmış gibi gelip;

-anneeeeeeeeee diyor,

'dinlediğini anladık böyle yapmamalısın' der gibi dönüyor gözleri :)


vesselam
Read On 3 yorum

gemiler kalkar yüreğimden gizlice

Salı, Ekim 28, 2008
(İlk iki paragraf geçici/yedek olarak kullandığım wordpress hakkındadır)
  • Yazmak istediğim bi sürü şey varmış gibi aslında ama oturup şemanın orasını burasını karıştırmak ve wp'nin özelliklerine bakınmaktan başka bi şey yapmıyorum. Yabancıladım burayı, yatağında kendi çukurunu bulamamak gibi bi duygu, bu.
  • Tema var ya, çok sevdim aslında onu. Renkleri, yerleşimi, gün ayrımları filan pek hoşuma gitti. Kızı ve edasını da pek sevdim emme diz üstünde bi ceket giydirip, bi de başörtü takabilsem içim daha rahat edecek, o zaman biraz daha bana benzeyecek, tabi bi de 8-10 kilo eklemek lazım:D İspanyol paça pantolonları, topuksuz pabuçları ve asker yeşilini de severim zira. Boynunda bir iki tur atıp, dizlerine kadar sarkan bordo-yeşil-kahve-mor tonlarında dallı-güllü fular lazım bi de, ama öyle cafcaflı olmayacak renkler, sonbahar tonları gibi koyu mu koyu; temayı tasarlayanlar unutmuş olmalı.
*******************************************************************************************************************************************************************************************************
  • Amaaan ne diyorum ya, sonbahar diyecektim. Yağmurlu gri günler, yürüdükçe ağır ağır havayı delip geçiyor gibi, görünmez bir yol açıyor gibi geçen günler. Bir kupa çay, biraz kitap ve ille bi okuma köşesi. Şöyle bi sehpa olmalı, ya da fiskos kupayı bırakmak için ara-sıra ve geniş olmalı biraz da, çağrıldığında kitabı açık bırakacak ve çaydan yeterince uzakta tutacak kadar geniş. Var benim böyle bir köşem, pek orada okumak mümkün olmasa da var. Daha kitabı almadan "anne, dönme dolap oynayalım mı, resim yapalım mı, hayvan kurtarma ekibini izleyelim mi..." nevinden cümlelere cevap vermekten kullanamıyorum ama olsun var ya. İstediğimde hazır ya. Mesela önceki gece bi diş ağrısı tuttu, o tutunca uyku tutmuyor malum. Bi ağrı kesici alıp geldim salona oturdum köşeme, okudum. Çaysız kuru kuru oldu ama üşendim yapmaya, kahve de uykumu kaçırıyor. Sallama çayların tadınaysa alışamadım bi türlü, bak demlik poşetler öyle değil haa. Ondan atsaydım ya, porselenime bi tane, bi daha ki sefere.

Şimdi bunları yazıyorum ya; aslında

  • Dtp mitinglerini görüyor, çocuklara ağlıyor, xöküz'de öcalan'ı okuyup yüzümü buruşturuyorum.
  • Anayasa mahkemesinin türban kararı gerekçesini şaşırmadan, hafif bi gülümsemeyle karışık asabiyetle karşılıyor, aklın yolu bir değil demek ki diye, içimden geçiriyorum
  • Medya sektöründeki işten çıkarmaları takip ediyor, krizin dahası işsizliğin yakında bizim evimizi de vurmasından neredeyse emin ama anlayamadığım bi şekilde bir o kadar içim rahat bekliyorum olacakları.

Bunlarla ilgili yazmak istemiyorum sadece, neden bilmem ruhumu kirletiyor gibi geliyor. Olan bitenden habersiz kalmamayı ama çözüm önerim yoksa konuşmamayı ve yazmamayı seçiyorum. En azından bi süre daha.

  • Ahmet Kekeç'i okudum Kürt'ün ateşle imtihanı, başlık çok iyi özetliyor şu an ki durumu, umarım bu imtihanı görür ve doğru okur insanlar.
  • Ha bir de, Zahir bitti ama ben kitabı kenara kaldıramıyorum. İlişkiler üzerine (insan-insan; insan-evren; insan ve kendisi, insan-yaratıcı) değişik tesbitleri var yazarın, pek bilimsel ve akli değil ama inandırıcı. Tuhaf, bazı bölümlerini okurken son iki yılda iç dünyamda yaşadığım bazı değişiklikleri tam da onun anlattığı gibi yaşadığım zannına kapıldım. Bitirmeme rağmen tam anlayamamış, bazı gizlerini çözememiş gibi hissediyorum kendimi. Bazı kitaplar öyledir ya hani, her okuyuşunuzda farklı yollar çıkar karşınıza, bu kitap da öyle geldi bana.

    işte böyle, vesselam.



  • Read On 7 yorum

    bana kaderimin bir oyunu mu bu?

    Pazar, Ekim 26, 2008
    moruragan da geçici olarak WP'de sayın ziyaretçi.

    http://uraganik.wordpress.com


    Emme belli de olmaz yanı, sen burayı da kimsesiz goma, ara sıra uğra.
    yassakları delecek tonla imkan var neşossa.

    belki sansursuz.net'ten idare edebilirim, kıyamıyorum buraya da.

    kaderimin oyunu dinlemenin tam zamanı
    Read On 6 yorum

    Özlem, bir özgecandır

    Cuma, Ekim 24, 2008
    Özlemcim, yeterince teşekkür edemedim sana.

    Hem blog dostluğun hem de doğum günümde yaptığın sürpriz için tekrar teşekkür ederim, benim için çok kıymetliler.

    Yorumunu okuyunca, müzik eklemeyi bırakmış olmama rağmen bu şarkıyı eklemek istedim senin için. TSM sevdiğini biliyorum, mutlaka Zekai Tunca'yı ve bu şarkıyı seviyorsundur diye düşündüm.

    buyrun
    Read On 2 yorum

    kelebekler buraya da uğradı

    Perşembe, Ekim 23, 2008


    Özlemcim, sağolsun listesinde bana da yer ayırmış, aldım kabul ettim dostluğunu :)

    Benim listem az sonra...

    *

    Eveeeet işte benim kelebeklenecek listem;

    Blog dünyasına ilk daldığım günden beri bi şekilde hep birbirimizden haberdar olduğumuz arkadaşlar var önce sırada.

    • Eskiden Yaban eriği diye bildiğimiz, sonra mucizenin anneliğine terfi eden Tubaya ,
    • Bazı konularda kendime çok benzettiğim ortak duyarlılıklarımızın var olduğuna inandığım, (efenim kimler de gelmiş çıstak çıstak, oooo Bünyamin bey'in eşi, İbrahim Berk'in annesi) benim eeen eski (taaa bücürden) blogger arkadaşlarımdan Aysuna,
    • Yine taaa o zamanlardan görüştüğümüz, azıcık yazmasam mailime davranan, "iyisin di mi?" yi asla ihmal etmeyen, yüzü güzel kalbi güzel, her konuda iyi niyetli kardeşim solmazıma,
    • Çıtı pıtı, mini mini, bırakıyorum dediğimde ağzı sitemli, yusufcuğun biricik annesi, ozan bey'in sevgili eşi (bak bu defa karıştırmadım) , şeker kız kuaybeye (sen aldın biliyorum ama yazmak istedim yine de)
    • Pek sık yazmasa da (hatta bi yazar bi sene kaybolur) sesi soluğu çıkmasa da, "yaa serotonin nassı solar, yaşıyo mu" diye ara sıra sorduğum, varlığını bilince rahat ettiğim can sıkıntısı uzmanı kardeşim serotonine,
    1. yeni
    • Başını kitaplarından kaldırdığında:) hayata geniş çerçevelerden bakan kitapkurdu arkadaşım Seraba,
    • Güzel yemeklerin ustası genç kardeşim Melda'ya
    • Kendisini sona sakladığım, zaman sıralamasında da en son tanıştığım, pek çok konuda kapıştığımız ama yine de ortak paydalarda(neyse o paydalar:D) buluştuğumuz, en dobra blogger arkadaşım biyonikkediye,
    2. yeni

    Daha yeni yeni adımlamaya başlasak da bloglarımızı, özgür ruhlu kremalı bacıya ve marifetli hatun gülücüklerin annesine, de gönderiyorum.

    Ne oldu şindi, başımız göğe mi erdi, hıııı bacılar?
    Pardon Patagonyalı kardeşlere de göndermişidik unuttum, bacıları al geri, al geriii.

    1. yeni, 2. yeni edebiyat dersi gibi oldu, neyse efenim. Sayfasına bu kelebeklerden konmamış olan, "vay hainler bak bana bi kelebek göndermediler" diyen, gidip okuduğu, yorum bıraktığı bloggerlara sitem eden, yetmedi içinden sayan sayıştıran her kim var ise (sanki dışından saysa duyacağız, konumuz o değildi bi dakka sus) onlara da gönderdim gitti :)

    ve en son cüri özel ödülünü de karam'a gönderiyorum.
    Read On 9 yorum

    çok şükür ya rabbii

    Salı, Ekim 21, 2008
    Haftasonu Kikirik kızımın akika kurbanını kesme ve ikram etme işleri uğraştık. Cumartesi akşamdan çıkıp cebeciye kayınbiradere geçtik. Onun bildiği biri varmış, oradan alalım kurbanımızı diye. Biraderin işleri uzayınca saat on gibi ancak gidebildik, kurbanı alacağımız yere. Daha önce hiç gitmediğim Yakup Abdal köyüne, uçurumlu yollardan inerek vardık nihayet o karanlıkta. Ben ve çocuklar arabada kaldık, bakacak olanlar gidip getirdiler hayvancağızı. Kesimi ise o kadar kısa sürdü ki şaştım kaldım. Meğer kurbanı kesen bey, biraderin ricasını kırmayıp bulunduğu düğünü bırakıp gelmiş. Yirmi dakikada tüm işi bitirdi. Biz toparlanırken temizlenip yeniden üzerini değişti, dönerken onu düğüne bıraktık, adamdaki enerjiye bak :)

    Elif hanım, tüm bu işler sürerken yavru bir kangal'a taktı kafayı, yetmedi adamların ahırına girdik gece karanlığında çakmakla. Bir başka yavru kangalı da hediye olarak alıp geliyorduk nerdeyse, zor ikna ettim hatunu bakacak yerimiz olmadığına ama benim de içim gitti ne yalan söyleyeyim, çok güzel bir köpekti.

    Ertesi günde aldık kesilmiş kurbanı ve yanına ikram edilecek çay-çorba neyse, teyzemlerin hacıhasan köyündeki bahçesine vardık. Epey kalabalık bir akraba topluluğuyla birlikte imece usülü pişirdik yedik. Gelemeyenler için paket yaptık. Çok keyifli ve inşaallah hayırlı bir gün oldu.

    Birader merak etme, senin payını ayırdık, Ali abin derin dondurucunun varlığını unutmuş "Bilal'e et kurutalım gelince yesin" dedi, ben de aptal aptal baktım suratına, ne kurutması yaw bu dondurucu ne işe yarıyor diye.

    Çocuklar için acayip eğlenceli geçti gün. Kikirik, enes, ömer, faruk ve nazlı doya doya toprağın tadını çıkardılar. Furkanımız ve Alperenimiz dersanedeydi, gelemedi ama payları annelerine teslim edildi.

    Akşam üzeri elif, annem araba kullanıyo biliyo musunuuuuz? diye gezinmeye başlayınca, eniştem "hadi dolaş buralar sakin" dedi. Atladık arabaya turladık, diyemiyorum. Çünkü sağolsun ali baba bana yine dur-kalk yaptırdı sürekli. Yok yokuşta kalk, yok şu ot adam bak geçersen ezersin, ezdin adamı işte, diye diye gerim gerim gerdi beni yine. Bu işin sonunda ben gece yarısı arabayı alıp kaçıçam bi gün, o olcak yani.

    Neyse efendim neticede biz ne zamandır niyetlenip bir türlü halledemediğimiz akikamızı hayırlısıyla kesmiş olduk. Biliyorsunuzdur akika kurbanının kemikleri kırılmıyor, merak edip duruyordum nedenini, çocuğun sağlık ve selameti için hayır dileği olsun diye kırılmıyormuş, onu da öğrenmiş olduk.

    Aslında akika bebek doğduğunda başında bulunan tüylere deniyor, bebek yedi günlük olduğunda adı ezan-ı şerifle kulağına okunuyor ve o tüylerin ağırlığınca altın ya da gümüş sadaka veriliyor. Ve yine kurbanın (Bu kurbanın esas adı nesike) bu sürede kesilmesi daha iyi ama çocuk ergenliğe ulaşana kadar kesilebiliyor.

    Babacığım sağolsun yedinci günde elifimin adını kulağına okumuş ve sadakasını vermeyi üstlenmişti. Biz kurban için kalktığımızda da babaannemiz "akikasını ben almak istiyorum" dedi. Bize de teşekkür etmek kaldı.

    Pazar günümüz pek kalabalık ve pek keyifliydi yani. Bisiklete binenler, basket oynayanlar, bir yandan bahçenin kışa hazırlanması(toprağın bellenmesi, havalandırılması vs.), bir yandan eti hazırlayanlar, pişirenler, bulaşıkları yıkayanlar, çayı hazırlayanlar, bir köşede sohbet edenler, bir yanda böcek yakalayanlar... (kim bilin bakalım) Bol gürültülü ve bir o kadar da keyifli bir kalabalık. Uzunca süren yemek faslından sonra annemin getirdiği tatlıları afiyetle yedik, üzerine babam; kuzucuğum, oradaki çocuklar ve tüm çocuklar için çok güzel bir dua etti; biz de bol bol amin dedik. Hava karardıktan sonra da evli evine, evi olmayan sıçan deliğine, he he :D

    Şaka bir yana, Mevlaya çok şükür sağlıklı sıhhatli, üstüne bir de meraklı, akıllı ve pek de keyifli bir evlada anne-babalık yapmayı nasip etti bize. Dileyen herkese hayırlı evlatlar nasip etsin Allah.

    vesselam.


    yazarın notu: yandaki bağlantı listem sürekli uçup duruyor yanlış anlaşılmasın yani, bi blogroll yapalım dedik, 2 defa gitti hazırladığım liste, en kısa zamanda tüm arkadaşların bloglarını yeniden ekleyeceğim.
    Read On 6 yorum

    ben uzan, cem uzan/dilber hala yirin seni/kikiriğin belgesel hastalığı/kedi ve köpekler üzerine çatlak bir sav

    Cuma, Ekim 17, 2008
    • Öğrenci affı haberlerinin çıktığı gün, hem af hem de Aktütündeki fecaat ile ilgili uzunca bir yazı yazdım. Yazdım, sildim; yazdım, sildim. Sonunda tamamladım, geriye dönüp okuyayım, dedim. İyi ki okumuşum. O kadar temkinli yazmaya çalıştığım halde yayınlanacak halde değildi yazı. Hükümetten, muhalefete, askerden stk'lara kadar komple herkese döşemişim çünkü. Olur ha yanlışlıkla yayınla filan derim diye, taslak olarak bile bırakmadım, kökten sildim yazıyı. Öfkem yatıştıktan sonra bana kalan tek şey vardı aslında, yine aptal yerine konma hissi. Vatandaş olarak bu hisse o kadar aşinayız ki bu memlekette, yabancılık çekmiyorum artık. Neyse ya sıkmayacağım canımı, sizinkini de tabi...
    • Ramazan'dan beri gündemi takip etmeyi bırakmıştım, ara-sıra akşam haberlerine bakıyor, bir zamanlar beklediğimi söylediğim güreşin nasıl sonuçlanacağını sessizce izliyordum. Şimdilerde de dünyadaki ekonomik kriz ve yansımalarını takip etmekten bunalmıştım ki, bi haber gördüm şok oldum. Cem Uzan'a Erdoğan'a hakaretten, önce 8 ay hapis ve para cezası verilmiş. İtirazı üzerine 1 yılı rehber kontrolünde olmak üzere 5 yıl denetim altında tutulma ve bu sürede rehber kontrolünde kişisel gelişim ve öfke kontrolü hakkında 5 kitap okuma cezası vermişler. Gene itiraz etmiş. Adam haklı aslında 5 senede 5 kitap okumak çok yani. Bence mahkeme itirazı dikkate almalı. Bak Cemcim, sen hiç okuma anam, ver parasını okuttur birine. Bak seçimler yaklaşıyor, sen manken gibi karını al yanına, jillet gibi gömlekler giy en beyazından, sırala içi boş vaatlerini. Hatta bi yönetmen bul, sana film çeksin yaw, "ben Uzan, Cem Uzan" diye uzanıver ortalara daha iyi :D

    • ŞOk Şok ŞOk... Açıklıyorum. İki haftadır beni gülmekten yerlere yatıran yeni biri girdi hayatıma. Söyleyeyim mi hıı? Azzz soooona. Yok be hemen şimdi söylüyorum işte, şu fotoğraftaki kadın, yani malumunuz Dilber Hala. Nasıl bi karakterdir o yaaa, nasıl bir oyunculuktur. Helal olsun Binnur Kaya'ya. Şimdiden ağzıma yapıştı cümlelerinden biri, kuvvetle muhtemel burada da sık sık karşınıza çıkacak. İşte diyom, "Ben lafımı ortaya gorruuuum; beğenen alır gideeer, beğenmeyen bıragır gaççarr." Çok yaşa Dilber hala :)





    • Bu arada benim dünya tatlısı kikiriğim fena halde national geograpic hastası oldu. Sürekli hayvanlarla ilgili belgeselleri izleyip bana brifing veriyor. Sabahları hayvanları kurtarma operasyonları yapılan bir program var, bir şekilde yaralanan ya da yanlışlıkla şehre inmiş, birilerinin evine ahırına filan girmiş hayvanları yakalayıp, iyileştirip doğaya bırakıyorlar. Hele ki bu program hiç kaçmıyor. Hayvanlarla ilgili en son aramızda geçen diyaloglardan biri şöyle.
    kikirik: anne biliyo musuuun?
    uragan: neyi kızım?
    k: balinalar dişleri ile suyun sıcaklığını ölçebiliyorlarmış...
    u: yaaaa, termometre mi varmış dişlerinde? :D
    k: onu bilmiyorum ama dişleriyle sıcaklığı ölçüp su soğumaya başlayınca göç ediyorlarmış.
    u: bak seeeen.
    k: yaaaaaaaaaaa (sen bilmiyosun ama ben biliyorum tonlamasıyla, ukala kova ne olcek:D)

    Bu faslın kırmızı karıncalar, karadullar, filler, çitalar, çıngıraklı yılanlar ez cümle hayvan alemi ile ilgili pek çok versiyonu mevcut efenim biz de. Bendeniz memnuniyetle dinliyorum kendisini, bu merakına bayılıyorum elimden geldiğince bilgilerini paylaşmaya çalışıyorum, acayip mutlu oluyor.
    • Bir de bu sıralar, gece oldu mu sokak aralarında çete halinde dolaşan köpeklere taktım kafayı. Ne çoklar ya, her yerdeler. Geçen sene her yerde kedi vardı bu sene köpek. Köpeklerin fazla olmasını anlayabilirim hadi, üç- beşi bir araya geldi mi mutlaka kedi ırkının neslini azaltma konusunda girişimlerde bulunuyorlardır ama bir sonra ki sene kediler nasıl çoğalıyor, onu anlayamıyorum. Onlar da "lan bu itoğlu itler (küfür olarak değil gerçek anlamında kullanılmıştır) bizim nesli tüketecek, daha fazla ürememiz lazım hadi canım miyaaav" diye mi takılıyorlar ne?
    • Hayvanların bizim anladığımız şekilde bi aklı yok elbette ama acayip derin sezgi ve hissiyatları var, kabul etmek lazım. Mesela bizim evdeki agresif betiş. Yem vermeyi unutunca suyun yüzeyine çıkıp ağzını şıpırdatıyor. Yemi verirken de atlayıp yakalıyo, konuşunca gelip gözlerimin içine bakarak beni dinliyo, acayip yani.
    • Neyse yaaa, yine "yaşasın hayvan dostlarımız" tadında bir posta dönüşmek üzere bu yazı, hatta üzeresi bile kalmadı. Ben kaçtım efenim, vesselam.
    Read On 8 yorum
    Çarşamba, Ekim 15, 2008
    Af çıktı 95 ve sonrası hem de, 96 girişli olarak kapsıyor beni de...

    Yine fena halde aptal yerine konmuş hissediyorum kendimi, olsun!!!
    Hükümete feda olsun.
    Vatana millete hayırlı olsun.


    Çıkan ilk afta, omuz omuza olduğum yakın bir arkadaşım okula döndü.
    İkinci de bir başka arkadaşım -son sınıftı o-, üç-beş dersi vardı peruk taktı derslerini verdi, mezun oldu. Bu üçüncü af, benim çevremde bi ben kaldım bi serap bu affı değerlendirebilecek. Ama sanırım o da benim gibi evinde oturmayı seçecek.

    Yanlış anlaşılmasın kimseyi kınamıyorum, o gün de kınamadım, bugün de kınamıyorum, herkesin bireysel tercihi, sonuçları kendini bağlar. Üzülmek ayrı tabi. Ama bazı yerlerde "başörtü mağdurlarına af çıktı" diye başlıklar atıyorlar ya; memlekette başörtü mağduru kalmadı, onu söylüyorum sadece. Biz zaten işi mağduriyet olarak görmekten çoktaan vazgeçtik, biz dediğim bir elin parmağını geçmeyecek üç-beş sabit fikirli!!! Geri kalan arkadaşlar da zaten çıkan her afta azar azar döndüler okullarına.


    Read On 0 yorum

    Günler tam da böyle geçiyor işte

    Salı, Ekim 14, 2008
    Günler;

    Kah faturalar kadar sıkıcı

    Kah internet hızında

    Bazen fanustaki su gibi sakin, bazen fanusun sakini kadar hırçın

    Bazı zamanlarsa naneli sakız tadında;



    Kah Kur'an kadar gerçek, kah Meal kadar dost

    Ama ille tesbih gibi dizilmiş kaderin ipine.

    Bunlar işin zahir'i; bir de batını var ki işte o tam bir muamma...




    Read On 8 yorum

    Zamanımız var ama / Korkmayı sürdürdükçe / Ruhumuz var teslim etmeden önce*

    Pazartesi, Ekim 13, 2008
    1o gün olmuş yazmayalı, benim için uzunca bi süre bu. Her gün hatta bazı günler bir kaç kez yazardım eskiden. Her neyse, bu ara da böyle; yazmamak için özel bi gayretim yok, tıpkı sık yazdığım dönemlerde yazmak için bi gayretim olmadığı gibi. Olduğum günden geriye doğru gidersem eğer;

    • Yazmaya başlamadan hemen önce annemle görüştük. Onu bana çağıracaktım kalması için. Babam bir hafta evde olmayacaktı, kardeşim de olmayınca yalnız kalmasın diye düşünmüştüm. Fakat o da ne? Babamın evden uzakta geçirdiği hafta geçen haftaymış!!! Arada yaptığımız onca telefon görüşmesini filan silmiş olmalı zihnim, epey güldüm kendime. Nasıl oluyor da zaman kavramından bu kadar kopabiliyorum bilmiyorum. Şimdilik gülüyorum ama pek hayra alamet değil sanırım bu durum, annem gene tipik tanımlamasını yaptı olayla ilgili "aşık kızım benim", efendim buyrun benim :D
    • Dün kayınvalidemler, esmacan ve yeğenler bizdeydi. Akşam da kayınço geldi. Çocuklar yaramazlığın dozunu iyice kaçırıp, antrede kovalamaca oynamaya başlayınca heeeeeeeeeeeeeeyt diye bi nara attım , bi de "dağılın huleeeyn" dedim hepsi dağıldı, ses soluk kalmadı :D Eğlenmelerine bir şey dediğim yok, gürültülerine de dayanabilirim ama biz 5. katta oturuyoruz, alttaki adam da insan yani, patır patır koşulur mu aaaaaaaaaaa.
    • Bu hafta içinde iki gün ikizlere baktım, iyice dillendi keratalar. "Üşya teeje ben seni gocımaaa siviyom" diyo biri, öbürü durur mu "ben daaaa gocımaaa siviyom" diye atlıyor kollarını kocaman açarak. Yemeklerini yedirirken "aç ağzını teyzecim" diyorum birine, öbürü hemen "bana da tejecim et" diyor. Akşama kadar vakit nasıl geçiyor anlamıyorum. Şunu farkettim ama ikizler bendeyken daha çok okuyabiliyorum ben. İki kere onları sallayarak uyutuyorum, bu arada okuyorum. Sonra kikirik kızımın odasında hep birlik oynarlarken yanlarında oturup, oyuna katılmadığım zamanlarda da okuyorum. En güzel bi şey.
    • Okumak deyince; Ramazan öncesi göveç sefası yaptığımız Ayaş ziyaretinde eşimin kuzeninin kütüphanesinden aldığım üç kitabı sıraya koydum. Ramazan'da Kur'an okumak istediğim için başlamamıştım okumaya. Coelho'nun Zahir'ine başladım, sonra Hijyenik Aşklar var sırada Yılmaz Erdoğan'dan, en son da Livaneli'nin Sevdalım Hayat'ını okuyacağım nasip olursa ve de oyundan başımı alabilirsem.
    • Anlaşılacağı üzere Age of Empires takıntısı sürüyor, yatmadan önce bi doz alıyorum. İşin tuhaf tarafı rüyamda da devam ediyorum oynamaya, oyundaki kadın işçi karakteriyle. Bi yoruluyorum bi yoruluyorum sormayın; odun kes, tarla işle, ev inşa et, rüyamda o kadar çalışınca sabah da yorgun uyanıyorum haliyle :D
    • Bunun dışında ehliyet için önüme çıkan tüm fırsatları tepiyorum, "armut piş ağzıma düş" çü olmuşum iyice. Eşimin dayısının tanıdığı birinin kursu var eve yakın, taksit de yapacak. Adamcağız "sen git kaydını yap, akşamları ben seni arabayla bırakırım kursa, arada biz Elif'le takılırız, çıkışta seni alırız" diyor, ben de hala tık yok. Daha ne yapsın elimden tutup kayda mı götürsün ilkokul çocukları gibi. Pes bana pes. Askerlik süreci başlamadan önce arabayı iyi-kötü kullanmam şart (alış-veriş, hastane vs. gibi durumlar için, yoksa adamı askere gönderip fellik fellik gezecek değilim herhal, yapmam di mi :D) deyip, sonra da kös kös oturuyorum!!! İki kayıt evrakını hazır etmek, bi fotoğraf çektirmek bu kadar mı eza gelebilir bi adama? Evet, bana geliyor, pııfff!!!
    • Sinir oldum bak şimdi kendime.
    • Neyse yaaa, bir kaç gün önce üniversiteden kankam, ikinci ahretliğim serabımla görüştük telefonla. İsmini vermeyeyim bir vakfın 98'de yaşanan örtü sorunu ve devamında yaşananlar ile ilgili bi çalışması varmış, onlarla röportaja gitmiş. Bahsim geçince telefonumu istemişler, o da bana sormak istemiş. Ver dedim tabi, biz bile yaşananları gün be gün unuturken, bi sonraki nesil bu olayları hiç yaşanmamış sanacak, ama yaşandı pek çoğumuzun hayatını darmadağın ederek hem de. Laf lafı açtı, okulda sinema bölümünde okuyan bi arkadaş o vakfın sinema kulübündeymiş, İngiltere'de sinema okumuş, şimdi bi ajansı varmış filan. Millet ne kariyer yaptı bee dedik karşılıklı. Biz de annelik kariyeri yapıyoruz en güzeli, dedim. İçimden başka bir şey de geçti ama Seraba hatırlatmadım. Aynı arkadaş bizim fakülteye örtü yasağı haberi gelince, ahretliğe "çıkarmayacaksınız di mi örtünüzü" demişti, sonra onlar içerde biz dışarda geçti yıllar. Bizimle çok farklı zihniyetteki başka erkek arkadaşlar kısa süre de olsa bize destek için derslere girmezken bu arkadaşlar paşa paşa okudular okullarını. Şükür ki kadınız ve şükür ki bununla imtihan edilen biziz, diye düşünüyorum aslında. Ama insan zor zamanlarda gereksiz bir destek isteği duyuyor içinde mani olamıyor.Ya da destek olunamıyorsa örttüğümüz örtünün sahibiymiş gibi davranılmasın istiyor.
    • Yine neyse, her neyse ve kime neyse? Gitmeliyim, kızıma sözüm var, kitabından bi bölüm okuyup uyuyacağız birlikte. Son zamanlarda adına anne-kız saati dediğimiz zaman dilimleri oluşturduk kendimize, aniden anne-kız saati ilan edip birbirimizden başka bir şeyle ilgilenmiyoruz, çok güzel oluyor :D
    Vesselam.

    *zaman geçip gidiyor/şebnem ferah
    Read On 9 yorum

    sabahın seherinde.

    Cuma, Ekim 03, 2008
    Sabahın ilk ışıklarıyla kahve içmeyi özlemişim sanki.
    Yanıma da eski bir dostu aldım, Ankara'nın sabah ayazında ısıtmayan güneş ışıkları eşlik ederken bana, parmaklarımı ovarak yazıyorum bu satırları.
    Niye?
    ...?

    Yazıp yazıp sildiğim cümleleri zihnimden de kovarak, hep kızdığım bir şeyi yapıp aç karnına bir dilim baklava yuvarlayacağım ve gidip uyuyacağım sanırım. Sanırım çünkü uyumayadabilirim bundan kime neyse...

    Bir de her neyse var ama onun konumuzla alakası yok.

    Bol gezmeli bir bayramı ardımızda bıraktık. Pek çok akraba ziyareti yaptık bayramda. Yıllaar sonra babaannemi ziyaret ettim iyi oldu. Omuzumdan koca bir yük kalktı sanki. Kalabalık sofralarda bol kahkahalı yemekler yedik, güzel sözler ettik birbirimize. Beni çok mutlu eden bir haber aldım bayramda z. teyzemden. Öyle ki sesli sesli ağladım duyunca, en son ne zaman ağlamıştım mutluluktan bilmiyorum, önemli de değil zaten.

    Dün de lunaparka götürdük kikirciği, ona adrenalini bir miktar fazla gelecek bir oyuncağa bindi. Kalbi hızlı hızlı atmış, öyle dedi. Atlı karınca, uçak, kano keyfi son olarak da beraber balona bindik bol çığlıklı. Balonda sırada beklerken, anne kalbim yine hızlı hızlı atmaya başladı dedi, endişeli bi şekilde. Korkarsan bas çığlığı dedim, bastı:) Ama çok eğlendiği her halinden belli oluyordu. Yetmedi babamız bize bir de şu pedallı yüzen araçlarla göl turu yaptırdı. Güneş bir yandan, Elif bir yandan içim ısındı hem nasıl. Sağol Ali kaptan :)

    Akşam olunca da Nurcihanlara gittik oradan, Betül eşyalarını topluyordu. Konu konuyu açtı, saatler akıp geçti. Ben bu aileyi seviyorum yaaa. Kahveleri içtikten sonra bir bakayım şu fincana dedim. Bir gövdeden çıkan iki baş, biri beyaz biri siyah. Başka yönlere bakıyor ikisi de. Hayatın özü işte dedim, nefis mücadelesi. iyi de içinde kötü de. Bilal abi çok felsefi buldu yorumumu, bense çok realist.

    İyi geçti benim bayramım, hanım hanımcık giyindim arefe akşamı ancak alabildiğim cicilerimi, sarı altından takı bile taktım. Annem görünce dedi ki, afferin bak ne kadar hanım hanımcık olmuşsun. Fazla sevinme, otuz sendromu ile bayram birleşti ondan, fazla sürmez dönerim salaş halime, dedim.

    Dün gece Büşra, otuz mu b abla, mümkün değil, olamaz, yirmibeşten fazla olamaz dedi. O zaman yirmibeş olsun dedim, keyiflendim, sendrom mendrom kalmadı:)

    Secdelerde küçücük olmaya devam, yalnızlık, yoksunluk hissi uğramıyor kalbime, elhamdülillah.

    Bu saatte bu soğukta nası bir şey oldu bu post bilmiyorum, dönüp bakamayacağım da dondum üstelik.

    Age of empires'da yarım kalan oyunumu bitireceğim sanırım uykum filan kalmadı zira, askerlerim karşı yakadaki düşman ülkelere taarruz için gemide bekliyor dört gündür. Emrin, tamam yaparım, bir önceki versiyonda allah allah da diyordu bunlar:)


    Vesselam...
    Read On 9 yorum

    İletişim

    uragan3@gmail.com

    Blog Arşivi

    Translate