Kayıtlar

Ekim, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zahir'den

Pek çok yeri alıntılamak istedim aslında, unutmama kendime hatırlatma adına, blog artık benim için hatırlayamadıklarımı arayıp bulma yeri gibi, insanın bu kadar kötü bi yakın hafızası olunca, hatırlatmaya ihtiyacı da oluyor.


Hepimizin yaşamın sanatçıları olduğumuzu Tanrı biliyor.Bir gün heykeller yapmak için elimize bir çekiç veriyor, başka bir gün resim yapmak için boyalar ve fırçalar ya da yazmamız için kağıt ve kalem veriyor. Fakat bir çekiçle resim yapamazsınız ya da bir fırçayla heykel. O yüzden ne kadar zor olursa olsun, acı çektiğim için bana lanetleme gibi gelseler bile, bugünkü küçük nimetleri kabul etmeliyim ve bugün güzel bir gün, güneş parlıyor ve çocuklar caddede şarkı söylüyorlar. Acımı geride bırakmayı başarmak ve yaşamımı yeniden kurmak için tek yol bu.


Zahir-Paulo Coelho-sayfa:311

kikirik ile iremsu

Oyun oynuyorlar, iremsunun bebeği hasta, bizimki doktor, odasında bekliyor. Ben yan odada yatağıma uzanmış okuyorum güyaa ama kulağım onlarda.

iremsu odadan içeri giriyor ve telaşlı bi sesle

-doktor hanım doktor hanım bebeğim çok hasta kalbi pıt pıt atıyor, diyor.

benim ki kendinden emin ve gayet ciddi bi tonlamayla;

-hımmm, bu kötü bi şey sayılmaz hanımefendi telaşlanmayın, kalbinin atması bebeğinizin yaşadığını gösterir, diyor.


anne içerden kahkahayı basıyor, 'bu çocuk espri yapmış olabilir mi?'yi düşünüyor, çocuklar dinlendiklerini farkediyor, kikirik yüzünde muzip bir ifade ve biraz da kızmış gibi gelip;

-anneeeeeeeeee diyor,

'dinlediğini anladık böyle yapmamalısın' der gibi dönüyor gözleri :)


vesselam

gemiler kalkar yüreğimden gizlice

(İlk iki paragraf geçici/yedek olarak kullandığım wordpress hakkındadır)
Yazmak istediğim bi sürü şey varmış gibi aslında ama oturup şemanın orasını burasını karıştırmak ve wp'nin özelliklerine bakınmaktan başka bi şey yapmıyorum. Yabancıladım burayı, yatağında kendi çukurunu bulamamak gibi bi duygu, bu.Tema var ya, çok sevdim aslında onu. Renkleri, yerleşimi, gün ayrımları filan pek hoşuma gitti. Kızı ve edasını da pek sevdim emme diz üstünde bi ceket giydirip, bi de başörtü takabilsem içim daha rahat edecek, o zaman biraz daha bana benzeyecek, tabi bi de 8-10 kilo eklemek lazım:D İspanyol paça pantolonları, topuksuz pabuçları ve asker yeşilini de severim zira. Boynunda bir iki tur atıp, dizlerine kadar sarkan bordo-yeşil-kahve-mor tonlarında dallı-güllü fular lazım bi de, ama öyle cafcaflı olmayacak renkler, sonbahar tonları gibi koyu mu koyu; temayı tasarlayanlar unutmuş olmalı.**************************************************************************************************…

bana kaderimin bir oyunu mu bu?

moruragan da geçici olarak WP'de sayın ziyaretçi.

http://uraganik.wordpress.com


Emme belli de olmaz yanı, sen burayı da kimsesiz goma, ara sıra uğra.
yassakları delecek tonla imkan var neşossa.

belki sansursuz.net'ten idare edebilirim, kıyamıyorum buraya da.

kaderimin oyunu dinlemenin tam zamanı

Özlem, bir özgecandır

Özlemcim, yeterince teşekkür edemedim sana.

Hem blog dostluğun hem de doğum günümde yaptığın sürpriz için tekrar teşekkür ederim, benim için çok kıymetliler.

Yorumunu okuyunca, müzik eklemeyi bırakmış olmama rağmen bu şarkıyı eklemek istedim senin için. TSM sevdiğini biliyorum, mutlaka Zekai Tunca'yı ve bu şarkıyı seviyorsundur diye düşündüm.

buyrun

kelebekler buraya da uğradı

Resim
Özlemcim, sağolsun listesinde bana da yer ayırmış, aldım kabul ettim dostluğunu :)

Benim listem az sonra...

*

Eveeeet işte benim kelebeklenecek listem;

Blog dünyasına ilk daldığım günden beri bi şekilde hep birbirimizden haberdar olduğumuz arkadaşlar var önce sırada.

Eskiden Yaban eriği diye bildiğimiz, sonra mucizenin anneliğine terfi eden Tubaya ,Bazı konularda kendime çok benzettiğim ortak duyarlılıklarımızın var olduğuna inandığım, (efenim kimler de gelmiş çıstak çıstak, oooo Bünyamin bey'in eşi, İbrahim Berk'in annesi) benim eeen eski (taaa bücürden) blogger arkadaşlarımdan Aysuna,Yine taaa o zamanlardan görüştüğümüz, azıcık yazmasam mailime davranan, "iyisin di mi?" yi asla ihmal etmeyen, yüzü güzel kalbi güzel, her konuda iyi niyetli kardeşim solmazıma,Çıtı pıtı, mini mini, bırakıyorum dediğimde ağzı sitemli, yusufcuğun biricik annesi, ozan bey'in sevgili eşi (bak bu defa karıştırmadım) , şeker kız kuaybeye (sen aldın biliyorum ama yazmak istedim yine de)Pek s…

çok şükür ya rabbii

Haftasonu Kikirik kızımın akika kurbanını kesme ve ikram etme işleri uğraştık. Cumartesi akşamdan çıkıp cebeciye kayınbiradere geçtik. Onun bildiği biri varmış, oradan alalım kurbanımızı diye. Biraderin işleri uzayınca saat on gibi ancak gidebildik, kurbanı alacağımız yere. Daha önce hiç gitmediğim Yakup Abdal köyüne, uçurumlu yollardan inerek vardık nihayet o karanlıkta. Ben ve çocuklar arabada kaldık, bakacak olanlar gidip getirdiler hayvancağızı. Kesimi ise o kadar kısa sürdü ki şaştım kaldım. Meğer kurbanı kesen bey, biraderin ricasını kırmayıp bulunduğu düğünü bırakıp gelmiş. Yirmi dakikada tüm işi bitirdi. Biz toparlanırken temizlenip yeniden üzerini değişti, dönerken onu düğüne bıraktık, adamdaki enerjiye bak :)

Elif hanım, tüm bu işler sürerken yavru bir kangal'a taktı kafayı, yetmedi adamların ahırına girdik gece karanlığında çakmakla. Bir başka yavru kangalı da hediye olarak alıp geliyorduk nerdeyse, zor ikna ettim hatunu bakacak yerimiz olmadığına ama benim de içim gitt…

ben uzan, cem uzan/dilber hala yirin seni/kikiriğin belgesel hastalığı/kedi ve köpekler üzerine çatlak bir sav

Resim
Öğrenci affı haberlerinin çıktığı gün, hem af hem de Aktütündeki fecaat ile ilgili uzunca bir yazı yazdım. Yazdım, sildim; yazdım, sildim. Sonunda tamamladım, geriye dönüp okuyayım, dedim. İyi ki okumuşum. O kadar temkinli yazmaya çalıştığım halde yayınlanacak halde değildi yazı. Hükümetten, muhalefete, askerden stk'lara kadar komple herkese döşemişim çünkü. Olur ha yanlışlıkla yayınla filan derim diye, taslak olarak bile bırakmadım, kökten sildim yazıyı. Öfkem yatıştıktan sonra bana kalan tek şey vardı aslında, yine aptal yerine konma hissi. Vatandaş olarak bu hisse o kadar aşinayız ki bu memlekette, yabancılık çekmiyorum artık. Neyse ya sıkmayacağım canımı, sizinkini de tabi...
Ramazan'dan beri gündemi takip etmeyi bırakmıştım, ara-sıra akşam haberlerine bakıyor, bir zamanlar beklediğimi söylediğim güreşin nasıl sonuçlanacağını sessizce izliyordum. Şimdilerde de dünyadaki ekonomik kriz ve yansımalarını takip etmekten bunalmıştım ki, bi haber gördüm şok oldum. Cem Uzan'a E…
Af çıktı 95 ve sonrası hem de, 96 girişli olarak kapsıyor beni de...

Yine fena halde aptal yerine konmuş hissediyorum kendimi, olsun!!!
Hükümete feda olsun.
Vatana millete hayırlı olsun.


Çıkan ilk afta, omuz omuza olduğum yakın bir arkadaşım okula döndü.
İkinci de bir başka arkadaşım -son sınıftı o-, üç-beş dersi vardı peruk taktı derslerini verdi, mezun oldu. Bu üçüncü af, benim çevremde bi ben kaldım bi serap bu affı değerlendirebilecek. Ama sanırım o da benim gibi evinde oturmayı seçecek.

Yanlış anlaşılmasın kimseyi kınamıyorum, o gün de kınamadım, bugün de kınamıyorum, herkesin bireysel tercihi, sonuçları kendini bağlar. Üzülmek ayrı tabi. Ama bazı yerlerde "başörtü mağdurlarına af çıktı" diye başlıklar atıyorlar ya; memlekette başörtü mağduru kalmadı, onu söylüyorum sadece. Biz zaten işi mağduriyet olarak görmekten çoktaan vazgeçtik, biz dediğim bir elin parmağını geçmeyecek üç-beş sabit fikirli!!! Geri kalan arkadaşlar da zaten çıkan her afta azar azar döndüler okulla…

Günler tam da böyle geçiyor işte

Resim
Günler;

Kah faturalar kadar sıkıcı

Kah internet hızında

Bazen fanustaki su gibi sakin, bazen fanusun sakini kadar hırçın

Bazı zamanlarsa naneli sakız tadında;



Kah Kur'an kadar gerçek, kah Meal kadar dost

Ama ille tesbih gibi dizilmiş kaderin ipine.

Bunlar işin zahir'i; bir de batını var ki işte o tam bir muamma...




Zamanımız var ama / Korkmayı sürdürdükçe / Ruhumuz var teslim etmeden önce*

1o gün olmuş yazmayalı, benim için uzunca bi süre bu. Her gün hatta bazı günler bir kaç kez yazardım eskiden. Her neyse, bu ara da böyle; yazmamak için özel bi gayretim yok, tıpkı sık yazdığım dönemlerde yazmak için bi gayretim olmadığı gibi. Olduğum günden geriye doğru gidersem eğer;

Yazmaya başlamadan hemen önce annemle görüştük. Onu bana çağıracaktım kalması için. Babam bir hafta evde olmayacaktı, kardeşim de olmayınca yalnız kalmasın diye düşünmüştüm. Fakat o da ne? Babamın evden uzakta geçirdiği hafta geçen haftaymış!!! Arada yaptığımız onca telefon görüşmesini filan silmiş olmalı zihnim, epey güldüm kendime. Nasıl oluyor da zaman kavramından bu kadar kopabiliyorum bilmiyorum. Şimdilik gülüyorum ama pek hayra alamet değil sanırım bu durum, annem gene tipik tanımlamasını yaptı olayla ilgili "aşık kızım benim", efendim buyrun benim :DDün kayınvalidemler, esmacan ve yeğenler bizdeydi. Akşam da kayınço geldi. Çocuklar yaramazlığın dozunu iyice kaçırıp, antrede kovalamaca oy…

sabahın seherinde.

Sabahın ilk ışıklarıyla kahve içmeyi özlemişim sanki.
Yanıma da eski bir dostu aldım, Ankara'nın sabah ayazında ısıtmayan güneş ışıkları eşlik ederken bana, parmaklarımı ovarak yazıyorum bu satırları.
Niye?
...?

Yazıp yazıp sildiğim cümleleri zihnimden de kovarak, hep kızdığım bir şeyi yapıp aç karnına bir dilim baklava yuvarlayacağım ve gidip uyuyacağım sanırım. Sanırım çünkü uyumayadabilirim bundan kime neyse...

Bir de her neyse var ama onun konumuzla alakası yok.

Bol gezmeli bir bayramı ardımızda bıraktık. Pek çok akraba ziyareti yaptık bayramda. Yıllaar sonra babaannemi ziyaret ettim iyi oldu. Omuzumdan koca bir yük kalktı sanki. Kalabalık sofralarda bol kahkahalı yemekler yedik, güzel sözler ettik birbirimize. Beni çok mutlu eden bir haber aldım bayramda z. teyzemden. Öyle ki sesli sesli ağladım duyunca, en son ne zaman ağlamıştım mutluluktan bilmiyorum, önemli de değil zaten.

Dün de lunaparka götürdük kikirciği, ona adrenalini bir miktar fazla gelecek bir oyuncağa bindi. Kalbi hız…