Kayıtlar

Kasım, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hayır yanlış tahmin ettiniz

ilk direksiyon dersinde bi yere toslayıp mevta olmadım. Hala yaşıyorum, bu habere üzülen yoktur umarım:) Fakat dersin olduğu günün akşamı omuzlardan başlayan ve boyna da yayılan ağrım ciddi bir tutulmaya dönüştü. 2 gün kendime gelemedim. Neyse ki bugün iyiyim.
*
Direksiyon hocası acayip rahat bi adam, neredeyse sesi hiç duyulmuyor, bir iki ikaz dışında. Kendini kırk yıllık sürücüymüşsün gibi hissettiriyor. İlk seferde trafiğe çıkardı biz acemileri. Bu kardeşiniz başlangıçta yolların tek hakimi tarzında yolu ortaladığını farkedince, yakınları ile ilgili söylenecek güzel sözleri(!) düşünerek, çok geçmeden yolun sağına geçmeyi aklına getirebildi. Korkularım azaldı ama geçmedi, Çarşamba günü aracın koltuğuna bırakıp gelicem tümünü inşaallah.
*
Diğer dersler iyi gidiyor, muhtemelen yazılı sınava çalışmama gerek kalmayacak.
*
Kursa giderken yürüyorum en az 40 dakika sürüyor, bir de dönüşü var. İki haftada iki kilo vermişim yürümenin dışında hiç bir şey yapmadan hem de, boğaz yine bildiğin pisbo…

Kursa başladım;

cumartesi trafik, pazar günü de motor dersi (9-4 arası) vardı.
Yaklaşık 5 yıldır eşi ya da çocuğu yanında olmadan sayılı dışarı çıkmış biri olarak, kendimde sosyal fobi gelişmiş olacağından emindim, kalabalık ortamlardan hazzetmeyişim de hesaba katılırsa, bir köşede salon bitkisi gibi yeşil yeşil durup ders bitince eve gelmem gerekiyordu. Ama tahmin ettiğim gibi olmadı, o kadar asosyalleşememişim, daha kırk fırın ekmek yemem gerek :)

Trafik hocasının mesleği gardiyanlıkmış, yenikent f tipinde çalışıyormuş. Hayatımda ilk defa bi gardiyanla tanıştım, son derece sıcak bir hanımefendi, mesleğinin insanda ilk hissettirdikleriyle yakından uzaktan ilişkisi yok.

Motor hocası da öğretmenmiş, daha ilk dersten neredeyse oto tamircisine çırak olabilecek kadar çok şey öğretti, karbüratörden, distrübitöre, jigleden, bujiye, endüksiyon bobininden, pistona kadar her parçanın ne işe yaradığını öğrendim. Ateşleme ve yakıt sistemindeki parçaları şimdilik. Adam dersin başında "Derslerin tümü bittiğinde…

kendim kendime

Şu saatten sonra kuleye kapanıp prens beklemeyeceğine göre Rapunzel olma yolunda bu kadar azimle ilerlemenin bi mantığı yok. Havalar soğudu, ille kurutmak lazım, tembelsin hasta olursun, erteleme, kestir gitsin, hem kıl-tüyle bu kadar duygusal bir bağ kurmak anlamsız.

Avrupa Yakasında, Şahika ile Volkan'ın kafedeki sahnelerini izlerken A ile kendini düşünüp "işte bizi bekleyen trajikomik son" diye geçti içinden hiç yalan söyleme, ben senin ciğerini bilirim!

arayı açıyorum emme;

aslında yatmadan önce bir sürü şey yazıyorum kafamda ama teknoloji o kadar ilerlemediğinden burada görünemiyor maalesef. İşin doğrusu bilgisayarı açıp, nete bağlanıp, kafamdakileri buraya aktaracak ne zaman ne de istek bulamıyorum kendimde. Son yazıyı yazdığımdan bu yana sanırım iki kez nete girdim, yorumlara bir şeyler yazıp, bir iki bloga bakabildim ancak.

Havalar soğudu biz de ailecek şifayı kaptık. Ağır bir durum yok elhamdülillah ama kikiriğin bugün yutkunma sorunu başladı, uğradık ayşin doktora ama mesaisi bitmiş, vardiyası olan doktor amcayla da pek anlaşamıyoruz. Yarın sabah Ayşin'e gideceğiz erkenden. Sesimiz kısık, konuşmak istemiyoruz. Aslında sabah ses kısıklığı dışında bir şey yoktu, hatta ehliyet kursuna kayıt için yola çıktık. Arabayı parkedip, yürümeye başlayınca uykusunun geldiğini eve gitmek istediğini söyledi. Baktık halsiz görünüyor, geri döndük. Hastaneye uğrayıp Ayşin hanımın mesaisinin bittiğini öğrenince de doğru eve.

Takviyelere başladık, sürekli bir şeyle…

o kaaa yorulduk o kaaa yorulduk sorman gari

Resim
Pazar günümüz fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere köy hayatından küçük bi numune tadında geçti. Uzunca bir süreden sonra ilk defa pazar günü çalışmayan babamızın öncülüğünde babaannemiz ve dedemizle birlikte Ayaş'ın gönece köyüne gittik, kurbanlık bakmaya.

Gitmeden önce özenle(!) hazırlandı küçüğüm. Bir beden büyük pantolon simli kemerle tutturuldu, gömleğine uyuyormuş başka bir şey giyemezmiş. Eski ayakkabılar seçildi ayakkabılıktan, "hani bayramda aldıklarını çok seviyordun, niye giymiyorsun" dedim cevap hazır "çamur olur onlar, sen bunları yıkarsın, o yıkanmaz"

Neyse efenim havanın güzelliği bir yandan, hayvanların çeşitliliği bir yandan, toprak bir yandan kikiriğin keyfine diyecek yoktu. Önce karabaşa takıldı, fotoğraftaki teyze zaptetmese sarılacaktı neredeyse. Köpek de bizimkini sevdi, elini yaladı hatunun, yüzüne ramak kala ben çığlığı bastım :)

Sonra sıra ineklere geldi, biraz çekingen davrandılar önce. Ama baktılar ki benimkinin pes etmeye niyeti yok, so…

haberleer, haberleeer, haberleeeeer ...

Son günlerde ne zaman askerlik mevzusu açılsa, Elifciğim üzgün ve de süzgün bir şekilde "babaaa, ben seni çok özlerim amaaa" diyor, yetmiyor sabahları adamcağızı yolcu ederken işine "gitme babaaaa, zaten yakında askere gideceksin, işe gitme yaaa" diye tutturuyordu.

Sonunda istediği oldu, sözleri dua niyetine geçmiş olacak ki kikirik hanımın, iki-üç haftadır beklediğimiz haber bu çarşamba geldi babamızdan. Çalıştığı kurum tenkisata gitti pek çok medya kuruluşu gibi, Ankara bürodan da eleman çıkarttı kurum. Babamızın zaten beş ay sonra askere gidecek olması çıkarılacakların başında olmasına sebep oldu tabi.
Neyse efenim vardır her işte bir hayır, elhamdülillah kira vermeden başımızı sokacak bir çatımız var. Ve yine şükür kü çalıştığı (işi bırakmadan önce benim de çalıştığım yer) kurum -beklenmedik bir şekilde- hesabı şaşırtmadan tazminatını alması gerektiği gibi hazırlıyor.

Maddi olarak sıkıntılı olmayacak gibi görünüyor önümüzdeki süreç. Ama işin diğer boyutları na…

dikkat dikkat

Linkteki adreste vakit gazetesine gönderilmek üzere bir metin var.
buyur oku, katılıyorsan mail at, bu adamlar gerine gerine piyasada dolaşmasın!!!

http://vakitetepki.blogspot.com/

vakitetepki@gmail.com

bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandın mı hiç?

Resim
Yazıp yazıp yayınlamadığım siyasi yazılar için başka bi blog mu açsam ne?. Zira bu sıralar ciddi yekün tutmaya başladılar.

Bu perşembe'de kurtlar vadisi pisi pisi pisine yayınlanmazsa, bırakıcam seyretmeyi. Bu ne yaa, boşluğa düşüyorum bekleyip bekleyip aradığımı bulmayınca. Kedi gibi girip battaniyenin altına hayal kurarım ben de, doğalgaza gelen zamlardan soona battiler(ikizler dilince) gizlendikleri kıyı köşeden çıkacaklar mecbur.

Nasıl özlemişim hamsiyi, iki gün önce pişirdik ne iyi geldi. mımmh'layarak yedim. Baba hamsinin kuyruklarını yemedi. Kızı kılçıklarını. Bendeniz hiçbir azasını ziyan etmedim:) Ahretliğimden kalma alışkanlık, "hamsinin kılçığından ne olurmuş" der, yutardı. Ben de öyle yaptım. Hamsiye burun kıvıranlar vardır ya hani, "o da balık mı canım; somon, çinekop, levrek... varken" diye; bu caanım balıkları da severim ama hamsinin yeri başka ben de.

Çocukken ağır bi sarılık vakası atlatmıştım. Annem bi ızgara hamsi yapmıştı hiç unutmam. Tv…

kikirikten anneye kıyak

Kikirik ve annesi mutfaktalar, kikirik hala kaşarlı omletiyle boğuşurken annesi kahvaltı bulaşıklarını makineye yerleştiriyor. Bu arada trt çocuğun deneme yayınında program tanıtımları açık tv'de. Anne işini yapıyor gibi görünürkene bir taraftan da kayda değer, izlenesi bir şey var mı diye dinliyor tv'nin sesini.

Tanıtımın birinin sonunda, "bu brogram sadece çocuklar için, büyüklere izletmeyin" diyo. Anne atlıyo hemen, "aaaaaa niyeymiş ama ben de izlemek istiyorum belki"

Kikirik annesinin zihnine kazınan o tarihi cümleyi etmek için ağzındakini yutuyor veee

"Anneee, sen ne kadar büyürsen büyü, hatta yaşlansan bile, senin içindeki çocuk hep çocuk kalacak eminim ben" diyor gülümseyerek.

Annenin gözleri doluyor, masaya dönüp o pis elleriyle (ıyy) kucaklıyor sımsıkı kızını.
"teşekkür ederim yavrum umarım öyle olur, dua niyetine geçer inşaallah sözlerin" diyor anne, kuzusu ise "amin"

hamdolsun.
vesselam.