uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

Hayır yanlış tahmin ettiniz

Pazar, Kasım 30, 2008
ilk direksiyon dersinde bi yere toslayıp mevta olmadım. Hala yaşıyorum, bu habere üzülen yoktur umarım:) Fakat dersin olduğu günün akşamı omuzlardan başlayan ve boyna da yayılan ağrım ciddi bir tutulmaya dönüştü. 2 gün kendime gelemedim. Neyse ki bugün iyiyim.
*
Direksiyon hocası acayip rahat bi adam, neredeyse sesi hiç duyulmuyor, bir iki ikaz dışında. Kendini kırk yıllık sürücüymüşsün gibi hissettiriyor. İlk seferde trafiğe çıkardı biz acemileri. Bu kardeşiniz başlangıçta yolların tek hakimi tarzında yolu ortaladığını farkedince, yakınları ile ilgili söylenecek güzel sözleri(!) düşünerek, çok geçmeden yolun sağına geçmeyi aklına getirebildi. Korkularım azaldı ama geçmedi, Çarşamba günü aracın koltuğuna bırakıp gelicem tümünü inşaallah.
*
Diğer dersler iyi gidiyor, muhtemelen yazılı sınava çalışmama gerek kalmayacak.
*
Kursa giderken yürüyorum en az 40 dakika sürüyor, bir de dönüşü var. İki haftada iki kilo vermişim yürümenin dışında hiç bir şey yapmadan hem de, boğaz yine bildiğin pisboğaz. Arıyorlar bizimkiler "çıkışta alalım seni" diye, "gerek yok ya siz keyfinize bakın,üşümeyin ben gelirim" diyorum, bilmiyorlar işime geliyor.
*
Dünde kurs çıkışı kuaföre uğrayıp erkek traşı yaptırdım. Koltuğa oturdum, nasıl olacak? diyen Mesude hanıma; olabilecek en kısa modeli kes, dedim. Kadıncağızın yüzü değişti, acıyarak baktı bana, kıyamadı saçlara (bi ben değilim yani, kıla-tüye bağlanan) önce bi güzel ördü, sonra örgüyü dibinden kesti, baktım aralarında postij mostij fısıldaşıyorlar; sen benim örüğümü bi paket yapıver, dedim:) 7-8 senedir bu kadar kısa kestirmemiştim, nasıl rahat olduğunu unutmuşum, ricoys reklamı gibi wash and go!!!
*
vesselam
Read On 10 yorum

Kursa başladım;

Salı, Kasım 25, 2008
cumartesi trafik, pazar günü de motor dersi (9-4 arası) vardı.
Yaklaşık 5 yıldır eşi ya da çocuğu yanında olmadan sayılı dışarı çıkmış biri olarak, kendimde sosyal fobi gelişmiş olacağından emindim, kalabalık ortamlardan hazzetmeyişim de hesaba katılırsa, bir köşede salon bitkisi gibi yeşil yeşil durup ders bitince eve gelmem gerekiyordu. Ama tahmin ettiğim gibi olmadı, o kadar asosyalleşememişim, daha kırk fırın ekmek yemem gerek :)

Trafik hocasının mesleği gardiyanlıkmış, yenikent f tipinde çalışıyormuş. Hayatımda ilk defa bi gardiyanla tanıştım, son derece sıcak bir hanımefendi, mesleğinin insanda ilk hissettirdikleriyle yakından uzaktan ilişkisi yok.

Motor hocası da öğretmenmiş, daha ilk dersten neredeyse oto tamircisine çırak olabilecek kadar çok şey öğretti, karbüratörden, distrübitöre, jigleden, bujiye, endüksiyon bobininden, pistona kadar her parçanın ne işe yaradığını öğrendim. Ateşleme ve yakıt sistemindeki parçaları şimdilik. Adam dersin başında "Derslerin tümü bittiğinde aracınızın arızasının nereden kaynaklandığını %100 bulacak, %90 sorunu çözebileceksiniz, geriye kalan %10 luk kısım parça değişikliği ve uzmanlık isteyen kısım, bi zahmet onun için oto sanayiye gideceksiniz" deyince, ben içimden "atıyoosssun" diye geçirdim ne yalan söyleyim, ama günün sonunda 50 soruluk sınavda sadece 2 soru kaçırınca, bu defa helal olsun dedim. Ha gerçi çok da işime yaramayacak, şimdiki arabalarda açıkta bir şey yok pek ama yine de aracın çalışma biçimini anlamak hoşuma gitti.

Kızım cumartesi- pazarını babasıyla geçirdi, bir kaç defa konuştuk. Halinden gayet memnundu. Ben de halimden memnun oldum, kendimi henüz eş ve anne olmadığım zamanlardaki gibi genç ve bağımsız hissettim iyi geldi, tabi günün sonunda bağlarımın beni beklediğini bilerek...
Bağsız bağımsızlık bir müddet sonra ancak acı veriyor, tecrübeyle sabittir. (açmak lazım ama uykum var)

Neyse ilk direksiyon dersim perşembe sabahı, umarım o da bu iki ders kadar verimli olur.

not;
kursta en çok hoşuma giden
1. acayip güzel ve her an hazır taze çay olması
2. çayın iyi olmasının yanında beleş olması
3. çay bardaklarının da iyi yıkanmış olması
:)
vesselam

03:15
Read On 6 yorum

kendim kendime

Cuma, Kasım 21, 2008
Şu saatten sonra kuleye kapanıp prens beklemeyeceğine göre Rapunzel olma yolunda bu kadar azimle ilerlemenin bi mantığı yok. Havalar soğudu, ille kurutmak lazım, tembelsin hasta olursun, erteleme, kestir gitsin, hem kıl-tüyle bu kadar duygusal bir bağ kurmak anlamsız.

Avrupa Yakasında, Şahika ile Volkan'ın kafedeki sahnelerini izlerken A ile kendini düşünüp "işte bizi bekleyen trajikomik son" diye geçti içinden hiç yalan söyleme, ben senin ciğerini bilirim!
Read On 4 yorum

arayı açıyorum emme;

Pazartesi, Kasım 17, 2008
aslında yatmadan önce bir sürü şey yazıyorum kafamda ama teknoloji o kadar ilerlemediğinden burada görünemiyor maalesef. İşin doğrusu bilgisayarı açıp, nete bağlanıp, kafamdakileri buraya aktaracak ne zaman ne de istek bulamıyorum kendimde. Son yazıyı yazdığımdan bu yana sanırım iki kez nete girdim, yorumlara bir şeyler yazıp, bir iki bloga bakabildim ancak.

Havalar soğudu biz de ailecek şifayı kaptık. Ağır bir durum yok elhamdülillah ama kikiriğin bugün yutkunma sorunu başladı, uğradık ayşin doktora ama mesaisi bitmiş, vardiyası olan doktor amcayla da pek anlaşamıyoruz. Yarın sabah Ayşin'e gideceğiz erkenden. Sesimiz kısık, konuşmak istemiyoruz. Aslında sabah ses kısıklığı dışında bir şey yoktu, hatta ehliyet kursuna kayıt için yola çıktık. Arabayı parkedip, yürümeye başlayınca uykusunun geldiğini eve gitmek istediğini söyledi. Baktık halsiz görünüyor, geri döndük. Hastaneye uğrayıp Ayşin hanımın mesaisinin bittiğini öğrenince de doğru eve.

Takviyelere başladık, sürekli bir şeyler içirip duruyorum. Şimdi de gidip babamızın hazırladığı salepi içirmeye çalışacağım kuzuya.

bizim durumlar böyle, tüm yorum yazan arkadaşlara teşekkür ediyorum ama ben bu aralar pek cevap yazabileceğimi sanmıyorum yorumlara. şimdiden af buyrun efenim.

vesselam.
Read On 4 yorum

o kaaa yorulduk o kaaa yorulduk sorman gari

Salı, Kasım 11, 2008



Pazar günümüz fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere köy hayatından küçük bi numune tadında geçti. Uzunca bir süreden sonra ilk defa pazar günü çalışmayan babamızın öncülüğünde babaannemiz ve dedemizle birlikte Ayaş'ın gönece köyüne gittik, kurbanlık bakmaya.

Gitmeden önce özenle(!) hazırlandı küçüğüm. Bir beden büyük pantolon simli kemerle tutturuldu, gömleğine uyuyormuş başka bir şey giyemezmiş. Eski ayakkabılar seçildi ayakkabılıktan, "hani bayramda aldıklarını çok seviyordun, niye giymiyorsun" dedim cevap hazır "çamur olur onlar, sen bunları yıkarsın, o yıkanmaz"

Neyse efenim havanın güzelliği bir yandan, hayvanların çeşitliliği bir yandan, toprak bir yandan kikiriğin keyfine diyecek yoktu. Önce karabaşa takıldı, fotoğraftaki teyze zaptetmese sarılacaktı neredeyse. Köpek de bizimkini sevdi, elini yaladı hatunun, yüzüne ramak kala ben çığlığı bastım :)

Sonra sıra ineklere geldi, biraz çekingen davrandılar önce. Ama baktılar ki benimkinin pes etmeye niyeti yok, sonunda onlar da dize geldi. Yemliklerin önüne yabancı biri geldi mi yanaşmayan yemlerini bile yemeyen ineklere yaklaşmayı başardı. Hatta bi tanesini bi aşağı bi yukarı koşturdu, elif çitin bu tarafında (tabi ben de arkasında), melek(sarıkız koydum ben adını, elif değiştirip melek yaptı) öbür tarafında 8-10 kez gidip geldiler. Sonunda melek neredeyse çitten atlayacak hale geldi; kızdı mı, sevdi mi elif'i bilemedim:)
Bi de 6 aylık bi buzağı vardı şirin mi şirin ama pek asabiydi, yanına yaklaşınca zıplayıp durdu. Kendine zarar vermesin diye, pek yaklaşmadık biz de.

Hayvanlarla hemhal olma faslından sonra iş toprağa geldi, bi güzel çalıştı. Hatta gitmeden önce bizim sitenin bahçesinden topladığı akşam sefası tohumlarından bir kaçını oradaki bahçeye ekti, teyzeye hediye olarak. Üç saat kadar kaldık orada ve bir dakika oturmadı, ve yine tabi ben de. Ayrılma zamanı gelince ise ikna etmek epey zor oldu hatunu, hava güzel olursa yeniden geleceğimiz söznünü koparınca pes etti. Yol boyunca "ben danayım" diye muuu ladı durdu, ne dediysek, ne sorduysak muuuyla cevap verdi. Ben bir ara, "sağa çekin dananın biri arabaya sızma yapmış" dedim ve araba yavaşladı, bizim ki o zaman bile dana olmaktan vazgeçmedi:)

Gönece'ye kadar gidince, Ayaş'a uğramamak olmazdı, olmadı. A'nın kuzenleri oturuyor orada, yemek- kahve-çay faslı derken akşamı da orda ettik. Kuzenlerden birinin iki kızı var, kikirikle pek iyi anlaşıyorlar, kuzum varlığını bile unutturdu bana, çeşit çeşit oyunlar oynandı, yine keyifler gıcırdı yani.

Arabaya biner binmez de beklenen oldu, sızdı kaldı :)

Çocuğunun bakışlarında yaşar anneler, evladının gözlerinin içi gülüyorsa ve bunu görebiliyorsa daha ne ister ki bir anne...

vesselam
Read On 11 yorum

haberleer, haberleeer, haberleeeeer ...

Cumartesi, Kasım 08, 2008
Son günlerde ne zaman askerlik mevzusu açılsa, Elifciğim üzgün ve de süzgün bir şekilde "babaaa, ben seni çok özlerim amaaa" diyor, yetmiyor sabahları adamcağızı yolcu ederken işine "gitme babaaaa, zaten yakında askere gideceksin, işe gitme yaaa" diye tutturuyordu.

Sonunda istediği oldu, sözleri dua niyetine geçmiş olacak ki kikirik hanımın, iki-üç haftadır beklediğimiz haber bu çarşamba geldi babamızdan. Çalıştığı kurum tenkisata gitti pek çok medya kuruluşu gibi, Ankara bürodan da eleman çıkarttı kurum. Babamızın zaten beş ay sonra askere gidecek olması çıkarılacakların başında olmasına sebep oldu tabi.
Neyse efenim vardır her işte bir hayır, elhamdülillah kira vermeden başımızı sokacak bir çatımız var. Ve yine şükür kü çalıştığı (işi bırakmadan önce benim de çalıştığım yer) kurum -beklenmedik bir şekilde- hesabı şaşırtmadan tazminatını alması gerektiği gibi hazırlıyor.

Maddi olarak sıkıntılı olmayacak gibi görünüyor önümüzdeki süreç. Ama işin diğer boyutları nasıl olur bilemiyorum:) Haftanın altı günü çalışmaya alışmış bir gövdenin evde oturmaya alışması hiç kolay olmuyor iyi biliyorum :) Gerçi A. benim gibi dışarı meraklısı bi tip değil. (ben de eskiden meraklıydım zati, elif doğduğundan beri evle bütünleştim:D) Evde oturup kendiyle kalmak, ya da bizimle vakit geçirmek onu her zaman daha çok mutlu etmiştir, hatta tüm hayatını idame ettirecek maddi imkanı olsa sessiz sakin bi yerde sofu hayatı yaşamayı tercih ettiğinden dem vuruyor son bir yıldır.

Netice itibariyle Elif babasını askere göndermeden önce onunla doya doya vakit geçirmiş olacak, ondan sonra nasıl yollayacağız babayı onu da bilmiyorum ama, hadi hayırlısı:)
Bizim için bu meselenin en sorunlu yanı olayı ailelerimize anlatma kısmıydı, meseleyi bizim algıladığımız gibi anlamalarını sağlamak zor olur, diye düşünmüştük ama olmadı şükür.

Kayınvalidem ve kayınpederim kalp hastası, tansiyonu ve şekeri var bir de N. annenin, olaylar karşısında kendini çabuk bırakan bi yapısının olması da cabası. Durum böyle olunca tedirgin oldu tabi A. Gittik, son derece basite indirgeyerek ve gayet rahat bi şekilde anlatıp geldik olanları. Kimse de panik havası yaratmadan ve bir sağlık sorunu olmadan atlattık hayırlısıyla:)

Benimkilere gelince, elhamdülillah ikisinin de kronik bir sağlık problemi olmadığından, uraganca söyleyecek olursam zıppkın gibi fişşşek gibi olduklarından (maaşallah) anlatırken daha rahattım ben. Annem perşembe sabahı beni aradı. Vakite tepki maili atacakmış, internet kullanmaya yeni yeni alıştığı için zorlanıyor biraz, yardım istedi.
Ben aslında annem ve babamla yüzyüze konuşmak istiyordum meseleyi ama; tazminat hesabı yapılırken bi sorun çıkmış, A.' da hukuki süreci öğrenmek için "hakim bey kızımı" aramış, biz teyzeme öööle diyoz aile arasında. Hani olur ha, tesadüfen annemin teyzemi arayacağı tutar, o da biliyor sanır filan, tam bir fiyasko olur diye; "anne, atarız onu sonra, şimdi bilmen gereken başka bir şey var" deyip başladım anlatmaya, başta sesi biraz paniklemiş gibiydi ama onu da rahatlatmayı başardım şükür, ne şirin şebeleğim ben ya di mi anne? -benim gibi kızın ossun dünya aleme borcun olsun hııı? (mail atabiliyorum diye bana yorum yazmayı denemeyecen demi anneeee:D, şaka kız annelerin güzeli)

Olaydan sonra iki gün evde yoktum, üstte yazdığım rahatlatma operasyonunda görevliydim efenim :), ancak fırsat oldu yazmaya yaw. İnsan anne-baba olunca, kendi anne-babasını daha iyi anlıyor, her ebeveyn yaşadığı sürece evladı için kaygılanmaktan bir türlü kurtulamıyor, kurtulmakta istemiyor zaten, bunun neresi kötü ki? :)

Bir de perşembe günü bi hanımlar toplantısına katıldık kikirikle. Kur'an okundu dinledik, yıllardır başkalarının yanında yüksek sesle okumamıştım hiç, kıramadım oradaki teyzeleri, ben de okudum üç-beş sayfa ama nasıl heyecanlandım, müsamereye çıkmış çocuk gibi oldum. Yanaklarım kızardı, sesim titredi.

Ama o gün için benim zihnime damgasını vuran Elif'in cümleleriydi. Okuma faslı bittikten sonra bir dua ve tesbih halkası oluşturdu hanımlar, bizde oturduk kızımla. Başını örtmek istedi, örttük. Fatihalar, ihlaslar filan derken oradaki bir hanım dua etmeye başladı. İntisaplı olduğu yerin silsilesinden başladı duaya. Elif dinledi dinledi dinlediiiii, sonra ani bir hışımla ayağa kalkıp halkanın ortasına geldi. Başındaki örtüyü yine aynı hışımla çıkarırken, "Hep kendinize dua ediyorsunuz. Madem siz Türkiyeye Dünyaya başkalarına dua etmiyorsunuz, o zaman ben de yokum" deyip basıp gitti mutfağa :) Ben de peşinden tabi. Haksızlık etmemesini sonuna kadar dinleyip tepkisini sona saklamasını istedim, ikna oldu. Onun tabiriyle Türkiyeye, dünyaya ve başkalarına dua edildiğini kendi kulaklarıyla duyunca, biraz yumuşadı kerata :D

vesselam.
Read On 5 yorum

dikkat dikkat

Salı, Kasım 04, 2008
Linkteki adreste vakit gazetesine gönderilmek üzere bir metin var.
buyur oku, katılıyorsan mail at, bu adamlar gerine gerine piyasada dolaşmasın!!!

http://vakitetepki.blogspot.com/

vakitetepki@gmail.com
Read On 5 yorum

bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandın mı hiç?

Pazartesi, Kasım 03, 2008
Yazıp yazıp yayınlamadığım siyasi yazılar için başka bi blog mu açsam ne?. Zira bu sıralar ciddi yekün tutmaya başladılar.

Bu perşembe'de kurtlar vadisi pisi pisi pisine yayınlanmazsa, bırakıcam seyretmeyi. Bu ne yaa, boşluğa düşüyorum bekleyip bekleyip aradığımı bulmayınca. Kedi gibi girip battaniyenin altına hayal kurarım ben de, doğalgaza gelen zamlardan soona battiler(ikizler dilince) gizlendikleri kıyı köşeden çıkacaklar mecbur.

Nasıl özlemişim hamsiyi, iki gün önce pişirdik ne iyi geldi. mımmh'layarak yedim. Baba hamsinin kuyruklarını yemedi. Kızı kılçıklarını. Bendeniz hiçbir azasını ziyan etmedim:) Ahretliğimden kalma alışkanlık, "hamsinin kılçığından ne olurmuş" der, yutardı. Ben de öyle yaptım. Hamsiye burun kıvıranlar vardır ya hani, "o da balık mı canım; somon, çinekop, levrek... varken" diye; bu caanım balıkları da severim ama hamsinin yeri başka ben de.

Çocukken ağır bi sarılık vakası atlatmıştım. Annem bi ızgara hamsi yapmıştı hiç unutmam. Tv'de beyaz takım elbiseli Erol Evgin, "bir ilkbahar sabahını" söylemişti, "çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç" demişti. Mutluluk kaplamıştı içimi, iyileşeceğimi hissetmiştim. Bilmiyordum o zamanlar siyah beyaz tv'de her elbisenin siyah-gri ya da beyaz olduğunu. Gençti Erol Evgin , çocuktum ben de ama hastaydım, karaciğerim şişmişti. Bir divanda, yanan sobanın yanında, ızgara hamsimi yemiştim, iyileşeceğimi hissetmiştim.





Bir Ilkbahar Sabahi - Erol Evgin
Read On 3 yorum

kikirikten anneye kıyak

Cumartesi, Kasım 01, 2008
Kikirik ve annesi mutfaktalar, kikirik hala kaşarlı omletiyle boğuşurken annesi kahvaltı bulaşıklarını makineye yerleştiriyor. Bu arada trt çocuğun deneme yayınında program tanıtımları açık tv'de. Anne işini yapıyor gibi görünürkene bir taraftan da kayda değer, izlenesi bir şey var mı diye dinliyor tv'nin sesini.

Tanıtımın birinin sonunda, "bu brogram sadece çocuklar için, büyüklere izletmeyin" diyo. Anne atlıyo hemen, "aaaaaa niyeymiş ama ben de izlemek istiyorum belki"

Kikirik annesinin zihnine kazınan o tarihi cümleyi etmek için ağzındakini yutuyor veee

"Anneee, sen ne kadar büyürsen büyü, hatta yaşlansan bile, senin içindeki çocuk hep çocuk kalacak eminim ben" diyor gülümseyerek.

Annenin gözleri doluyor, masaya dönüp o pis elleriyle (ıyy) kucaklıyor sımsıkı kızını.
"teşekkür ederim yavrum umarım öyle olur, dua niyetine geçer inşaallah sözlerin" diyor anne, kuzusu ise "amin"

hamdolsun.
vesselam.
Read On 6 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate