bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandın mı hiç?

Yazıp yazıp yayınlamadığım siyasi yazılar için başka bi blog mu açsam ne?. Zira bu sıralar ciddi yekün tutmaya başladılar.

Bu perşembe'de kurtlar vadisi pisi pisi pisine yayınlanmazsa, bırakıcam seyretmeyi. Bu ne yaa, boşluğa düşüyorum bekleyip bekleyip aradığımı bulmayınca. Kedi gibi girip battaniyenin altına hayal kurarım ben de, doğalgaza gelen zamlardan soona battiler(ikizler dilince) gizlendikleri kıyı köşeden çıkacaklar mecbur.

Nasıl özlemişim hamsiyi, iki gün önce pişirdik ne iyi geldi. mımmh'layarak yedim. Baba hamsinin kuyruklarını yemedi. Kızı kılçıklarını. Bendeniz hiçbir azasını ziyan etmedim:) Ahretliğimden kalma alışkanlık, "hamsinin kılçığından ne olurmuş" der, yutardı. Ben de öyle yaptım. Hamsiye burun kıvıranlar vardır ya hani, "o da balık mı canım; somon, çinekop, levrek... varken" diye; bu caanım balıkları da severim ama hamsinin yeri başka ben de.

Çocukken ağır bi sarılık vakası atlatmıştım. Annem bi ızgara hamsi yapmıştı hiç unutmam. Tv'de beyaz takım elbiseli Erol Evgin, "bir ilkbahar sabahını" söylemişti, "çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç" demişti. Mutluluk kaplamıştı içimi, iyileşeceğimi hissetmiştim. Bilmiyordum o zamanlar siyah beyaz tv'de her elbisenin siyah-gri ya da beyaz olduğunu. Gençti Erol Evgin , çocuktum ben de ama hastaydım, karaciğerim şişmişti. Bir divanda, yanan sobanın yanında, ızgara hamsimi yemiştim, iyileşeceğimi hissetmiştim.





Bir Ilkbahar Sabahi - Erol Evgin

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Rabbişrahli ve sadri!

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*