uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

kikirik "patlamış mısır" izleyecek...

Perşembe, Aralık 17, 2009
Günler öncesinden heyecanı sardı...
İzin vermeyeceğimizden korkuyordu.

"Anne-baba gelmeyecek, servislere binip arkadaşlarla gidilecek ve yanımızda öğretmenimiz olacak."
"O gün gelsin, herhangi bir mani olmazsa gidersin"
"Ama anne-baba gelmeyecek"

Ben de ailemsiz, sadece arkadaşlarımla birşeyler yapmaktan keyif alırdım ama 15'imden sonra. Üstelik bunun için yoğun mücadeleler vermem gerekmişti. Bizimki bu yaşta net, açık ifade edip, geçti kenara. "anne-baba gelmeyecek, arkaşlarla gidilecek ve yanımızda öğretmenimiz olacak"

hıh, zati gelmek isteyen kim? :)

***

Kikirik bugün ilk defa tiyatroya gidecek.
Sinema gibi sandı önce, deneyimlerine sığınacaktı. Anlatınca şaşırdı, "ben de çıkıp oynayabilir miyim yanlarında?" dedi.
İzlemeye gittiği oyunda oynayamayacağını, ama sever ve isterse konuyu araştırabileceğimizi söyledim.

Sabah heyecanla uyandırdı beni, anne hadi geç kalıcam diye.
Nasıl telaşlı, nasıl meraklı ve heyecanlı...

Gelsin bakalım, neler anlatacak, ben de meraklıyım çok...

***
Oyunun adı patlamış mısır, Çankaya Belediyesi Tiyarosunda sahneleniyor.
***

Epeydir aklımda; fırsat bulup ekleyememiştim, ilk fotoğraf kikiriğin objektifinden, ikincisi benden. Ana-kız; ayak, çorap ayakkabı fotoğraflamaya ne kadar meraklıymışız emme :)





Read On 2 yorum

öküzlüğün alemi yok/minvalim biçim biçim/"halatlarım o kadar şeyi çekemez"/ortaokul,lise,üniversite çağlarımda aynıydın ömer k. hala aynısın İYİ Kİ !!

Perşembe, Aralık 10, 2009

Koca bayram geçti ben de tık yok!!!

"Geç de olsa ... " deyip, üstünden günleeer geçmiş bayramınızı kutlama öküzlüğünü yapmayacağım bu sefer.

****

Günlerim şu minvalde geçiyor;

Elif'in anlık büyümelerine şaşırmalar, yaptıklarına hayran olmalar,
yenmeyen yemeklerde bitmeyen kavgalar...
aralarda okumalar,
fırsat buldukça ortalık toparlayıp dip-köşe temizliğin hayalini kurmalar,
arada gezmeler-tozmalar,
kah Farid Farjad'a kah Sagopa'ya, kah Medihacığım Şen'ime takılmalar,
Ömer Karaoğlunda biraz fazla kalmalar...
arada vatandaşı nete bağlamalar,
irtibatı koparmamaya çalışmalar...
vs.


Sükunetle yaşıyor, sükunetle izliyor ruhum.
Sıkılırmıyımkine ?

****

Okuduğumda çok hoşuma giden şu cümleleri ekleyeyim de bi daha ne vakit uğrarım belli olmuyor, hani aklımdayken çıksın o da aradan. Hoşuma giden ve unutmak istemediklerimin notunu da buraya alıyorum ya, o bab'tan yani.

****

Biri Medine'de yaşayan, biri Konya'da bağ-bahçe sahibi iki dostun mektuplaşmasından seçki

Konya'dan...

"Ey benim mollam, can ve gönül dostum... Civar-ı peygamberiye çekildin, beni buralarda bıraktın gittin. Ne olur beni de oralara al, beni de o topraklara çek!...."
..........

Medine'den...

"Ey benim can ve gönülden dostum. Mektubunuzu aldım. Sıhhat ve afiyet haberinizden memnun oldum. Beni oraya çek, diyorsun. Kendin civar-ı peygamberi'ye gittin; bizleri buralarda bıraktın, beni de oralara çek diyorsun.... Azizim kardeşim, şunu ifade edeyim ki, benim halatlarım öyle 500 kayısı ağacını, 600 elma ağacını, bu kadar şu kadar ağaçları, bahçeleri çekecek kadar kuvvetli değil.... Sen de harekete geliver.....(Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-3 / Ertuğrul Düzdağ / s:168)"


****

ömer k. kimmiş diyene, ismail yk'yı bilirsiniz emme, diyorum;
yıllara direnmiş, tavizsiz, dik duruşlu abim, birileri dik durunca tutunmak daha kolay oluyor.




Read On 2 yorum

Ben Akyürek'ten, O; Abdullah bin Alevi el-Haddad'dan aktarıyor;

Çarşamba, Kasım 25, 2009
"içinizdeki öküze 'oha' deyin" kitabının 264. sayfasında. Senet zinciri gibi oldu ya neyse.

*

"Ben sözü bir müddet Abdullah bin Alevi el-HAddad'a bırakıp aradan çekiliyorum. HAddad, Allah'ın seveceği kulların bazı özelliklerini şöyle sıralıyor:

"Kur'an-ı Kerim'de bütün aradıklarını bulamayan mürid sayılmaz. Noksanı tamdan ayıramayan kimse mürid olamaz. Müridin kullardan ümid kesip Allah'a yönelmesi ve nazarında tenekeyle altının bir olması lazımdır. Mürid; nimete şükreden, belaya sabreden, kazaya rıza gösteren, sıkıntıdayken de değilken de Allah'a hamd edendir. Mürid'i Allah'tan başkası köle edemez, kimse ona Allah'tan başkasını tercih ettiremez. HAkka uyar, şeytanı reddeder. İyileri sever, onlarla dost olur. Kötüleri sevmez,onlara düşman olur. İnsanlara yükü az, yardımı çoktur. Elindekileri paylaşır, kıskanç değildir, iyi niyetlidir. Verilince şükreder, verilmeyince sabreder. Zulmetmez, zulme uğrayınca affeder. Şöhretten gösterişten uzaktır,yalnızlığı sever. Mürid hurma ağacı gibidir. Onu taşlayanın üzerine hurma düşürür. O, toprak gibidir herkes üstüne basıp geçer ama o rahatsız olmaz. Tek isteği, Allah'ın rızasını kazanmaktır."
*

Hakkıyla kul olmayı nasip etsin mevla, amin.

Read On 0 yorum

tabi; ne demek :)

Salı, Kasım 17, 2009
İsmi neydi hatırlamıyorum, gençten bi çocuk aradı. Modeme reset atmış, modemin cd'sini de bulamayınca bizi aramış. Ayarları yapılandır, kullanıcı adı-şifre hatalarını düzelttir, kablosuz ayarlarını yaptır derken yarım saate yakın sürdü konuşma. Ayarlarını doğru olarak kaydettik hattında her şey normal görünüyor, yine de bağlanamıyor. En son dizüstü bilgisayarının kablosuz özelliğini, kapalı olma ihtimaline karşı kontrol ettirdim. Konuşmanın başında açık olduğunu söylemişti meğer kapalıymış...
Nihayet internet bağlantısını kurdu. İşlemler bittiğinde sorulması gereken zorunlu soru,

  • Yardımcı olabileceğimiz başka bir konu var mı?
  • Yok sağolun ama sizin oğlunuz olmak istiyorum, çok teşekkür ederim... çat!!!!

ek: bir de bu soruya "yok, canınızın sağlığı" diyenler var; pek seviyorum onları :)
Read On 5 yorum

"Kabus geri döndü" demek isterdim ama ; "bi arkadaşa bakıp çıkcek" desek daha doğru olur kanaatindeyim :)

Çarşamba, Ekim 28, 2009
  • "Çivisi çıkmış dünya"yı bitirince aklıma bir soru geldi oturdu. Ben Amin Maaoluf'un romanlarını mı daha çok seviyorum yoksa makalelerini mi? Cümlelerinin tümüne katılmasam da onların tümünü sevme nedenim belki de, Maaoluf'un arada kalmışlığı ve arada kalmışlığın yarattığı bağlanamamanın getirisi olarak ortaya çıkan bağımsız bakış açısıdır... Zamanında "Ölümcül Kimlikler"i okurken de benzer duygulara kapılmıştım.
  • 17 ekim gecesi yola çıkıp, sabaha karşı uyuyup yine de saat 10'da kahvaltı etmeyi başararak Pazar günümüzü, dolu dolu Bursa ve Mudanya 'da gezinerek geçirdik. Bursa'ya üçüncü gidişim bu ama kayınbrotherlar oraya taşındığından bunun son olmayacağı aşikar. En son 8 sene önce gitmiştim. Mudanya'da sahilde yeni betişin fanusu için taş toplayıp, ızgara balık kokusuna karışan yosun kokusunu içime çekerken, denizin bana ne kadar iyi geldiğini düşünüyor ve en son ne zaman gördüğümü hatıramaya çalışıyordum denizi. 6 yıl olmuş... Mevla lutfetti de her halini gördüm ama bir gün içinde; sakin gri ve yağmurlu halini, kayaları döven hırçın halini ve güneşe teslim masmavi neşesini. Yaratana ve Tekrar Gösterene, hamdolsun.
  • Bu Pazar da İstanbul turu atıp gelecektim ama salı iznimi pazarla değiştirecek yüce gönüllü birini bulamadım maalesef. Kuzenimin nikahı ve düğün yemeği vardı aslında, ama nasip değilmiş demek ki. Beşiktaş evlenme dairesinde nikahı kıyılmış ve Yıldız parkında bir restoranda fasıl eşliğinde yemekler yenmiş. Teyzemle görüştüm "çok güzeldi"dedi. Bana uzaktan sevinmek kalsa da mutluyum; bekarlığı müzminlik yolunda ilerleyen kuzenimin nihayet evlenmiş olmasına... Allah; mutluluklarını daim etsin.
  • Dün bu saatlerde temizliğin yorgunluğunu atmak için ayaklarımı uzatmış balkonda çayımı ve sigaramı içerken; akşam 6-7 gibi gelmelerini beklediğim misafirlerimizin, saat 4'de yola çıkacaklarını öğrendiğim de Ali ile aramazdıkda geçen monologu andıran diyalog:
"ciddi misin yaa?, şaka di mi bu?"
"yoooo"
"hadi canım olamaz, kesin tufaya getireceksin beni"
"şimdi aradılar, tekrar"
"Allah'ım şaşkın şaşkın etrafa bakıp, sağa-sola koşturmak istiyorum ama yorgunum."
""
""
  • Güzel bi akşam oldu ve gürültülü. Yaşına yeni girmiş bir kız, onun peşinde benim kız, onları anakucağından seyredip arada ağlamalarıyla onlara eşlik 4 aylık bi başka kız... :)
  • Arkadaş muhabbetlerini artırmak lazım ve gelenlere hep balık pişirmek. Balıklar Ali bey'in elinden çıktığı için, bana kalan kısmı temizlik; önden bir çorba, salata, yeşillik bir iki meze hazırlığıyla sınırlı oluyor :) Ama ben yine de çok yoruldum sanki, sanırım geçen hafta evin zıvanadan çıkmış olmasıyla ilgili bir durum bu :)
  • Ayrıca bu ne güzel bi müzik yaw, harika olan yeri girişindeki müzik, burda 20. saniyede giriyor ama doyurmuyor. Fulünü dinleyin, dinlemediyseniz, neşe doldu içim, gökselsever'im ben kesin :)

    Brada'ya not: kozlarını buradan paylaşabilirsin, buyur. pişecek o boza, pi-şe-cek!!!
Read On 9 yorum

mezlaka-i akdam

Pazartesi, Ekim 12, 2009
Mezalik-i akdam, teolojik bir terim. Mecaz anlamı ve kelimenin söylenişi çok hoşuma gitti, elimdeki kitaptan öğrendim ve bazı konularda dilime pelesenk olacağına eminim : )
*
"Mezalik, mezlaka'nin cem'i (çoğul) hali. Mezlaka "kaygan yer" demektir.
Mezlaka-i akdam; ayakların kaydığı yer; mecazen ilmi bahislerde hata yapma ihtimali çok büyük olan, nazik, tehlikeli meseleler demektir. "

kaynak: Ali Ulvi Kurucu-hatıralar 2 / Ertuğrul Düzdağ / kaynak yay. / sf:178
Read On

Okul'un -de hali...

Perşembe, Ekim 08, 2009
İlk günden bi kare ile başlayayım, Elif tören için sıra -da...


***

Biz de hanımefendinin klasöründeki sünger bob halin -de :)

***

İlk ödev var sırada, elmalı rocco eşliğin -de...

***


Yaşasın ayarlanabilir ütü masasıııııııı !!!



İlk veli toplantısı -da çıktı aradan. Elif deyince, kararsız kaldı öğretmen gülümsedi, toparlamaya çalıştı kelimeleri...

Elif çetrefilli bir çocuk, diye başladı söze. Şöyle devam etti: "Çok zeki bir çocuk, kendini çok güzel ifade ediyor, dil gelişimi yaşının çok üstünde ama aynı zamanda çok zor bi çocuk, "ben her şeyi bilirim" edasında ve bana karşı bile böyle davranıyor, sonuna kadar direniyor biliyorum diye. Biraz bencil, istediğini istediği zaman yapmak istiyor, bu kurallar bana uygun değil, değiştirelim diyor..."

Eve gittiğimizde konuştum biraz kikirciğimle, toplu halde bulunduğumuz yerlerde uymamız gereken kurallar hakkında. Öğretmeni de Pazartesi okul çıkışında, elif'le konuşup konuşmadığımı sordu, çok farklı davrandığını söyledi, zamanla sınıftakilerle daha uyumlu olacağını düşündüğünü söyledi.
Ne deyim yorum yapamıyorum henüz, izlemeye devam...
Read On

sorum/nlu blogger uyarısı :)

Perşembe, Ekim 08, 2009
Aaaah, nerde o eski günler, şunu da yazayım unutmayayım, dediğim her şeyi not edebiliyordum bir zamanlar blogcuğuma, epeydir ne kikirciğe yazı ekliyorum, ne u-foto'ya fotoğraf atabiliyorum, uraganik'in durumu ise içler acısı, buraya da kaydetmek istediğimin 20 de birini ancak yazabiliyorum. Başka bi plan vardı kafamda, o daha başlarken yarım kaldı...

Kikirciğin blogunu şifreledim yeniden, daha önceki maillerle girilebiliyor ama yazı atmayacağım. Yazabilirsem buradan devam ettireceğim kikiriğin günlüğünü de kikirik haber etiketiyle. Bir daha ki yıla kendi günlüğünü tutmaya başlar eminim. :) Uraganik'i de şifreleyeceğim ilk fırsatta, yarım yamalak yatmasındansa yok saymak daha iyi görünüyor gözüme, linkini de kaldırdım gitti.
Ve bir süreliğine -ne kadar olduğu belli olmayan bir süre- yoruma da kapatıyorum sayfayı. Yorumları görüp cevaplayamadığım için suçlu hissediyorum kendimi çünkü, yük oluyor kafamda ilgilenememek... Fırsat buldukça yorumları cevaplamaya çalışmak yerine; eksik gedik de olsa yazmayı ve sizin bloglarınızı okumayı sürdürebilmek niyetim.

Var mı itirazı olan?
İtirazı olan ya şimdi konuşmasın, ya da sonsuza dek sussun :))
Read On 4 yorum

nerde kalmıştık?

Cuma, Ekim 02, 2009
17.09/Muhabere onbaşımız döndü.
Elif babasını gördüğü an gidip boynuna sarıldı ve saatlerce kucağından inmedi.
Arabada başını babasının boynundan çekip yüzüne bakıp bakıp tekrar boynuna gömdü. İnanamadı, sanki hiç gelmeyecekmiş, bir mucize olmuş da gelivermiş gibi davrandı... Ağlamamaya çalıştı garibim, "döndü artık baban, giderken tutacaktık", dedim. Gözyşalarını bıraktı da rahatladı.



20.09/Ramazan bayramımız...
Bayram değişik oldu, bizim bayram 3 gün önce olduğundan, bu sene sönük geçti biraz Ramazan bayramı. İlk gün öğlene kadar, iki ve üçüncü günler de akşam altıdan sonra çalıştım. Aralarda bol bol akraba ziyareti yaptık. Dedim ya, sönüktü biraz...



24.09/ Şimdi okullu olduk / 31 yıl yaşayan ben miyim?
Okula başladık; bi heyecan, bi telaş. Ne yapacak bakalım küçük hanım?, beklediğimiz gibi kolay mı olacak,yoksa şaşırma ihtimali mevcut mu? Kafamızda sorularla bahçedeyiz, tören başlayacak, bi ara hakan albayrak'ı gördüm sanırım, sonradan hatırladım ama onun o olduğunu. Neyse Elif hemen ayrıldı yanımızdan, arkadaşlarının arasına daldı, çene çalmaya başladı, ürkek davrananları muhabbetin içine çekti, "biz olmasak da olurdu", gibi oldu... Beklemekten sıkıldı, öğretmene "sınıfa gidelim" dedi, biraz daha beklendi, diğerlerini de ayarttı, anaokulluların istekleriyle sınıfa gidildi. Öğretmen öğlene kadar her ihtimale karşı beklemelerini istedi velilerden. Yakında bi yerde çay- ankara simidi-sigara üçgenini tamamladık Ali beyle; evli ama çocuksuz günlerimizdeki gibi. En sevdiğim üçlülerdendir, bir de iki artı iki versiyonu var bunun ben de; simit-ayran arkasına çay-sigara versiyonu; onu da pek severim.
Doğum günümü ilk kutlayan kayınvalidem oldu. Sonra işe gitmeden önce ELif'e zetinyağlı fasulye pişirmek için fasulye ayıklarkeni Ezgicim aradı, akşamüstü ahretliğim ve gece de kardeşim ve annem babam kutladı doğum günümü. Elif unuttu, Ali kutlamadı. Sordum, geç kaldığı için kutlamamış. Bense yine bunca seneyi yaşayan ben miyim?, sorusuna yenik düştüm ama yine de geçen yıla göre daha kısa sürdü, yaşlanıyorum telaşı.



02.10/
Bugün de ahretliğin doğum günüsü, arayıp kutlayayım unutmadan. Hayat bilindik seyrine döndü; bilindik muhabbetler, bilindik gülüşmeler, bilindik tartışmalar ve bilindik akış işte...

Bir film tanıtımı gördüm, gitmek uzak bi ihtimal de olsa uzak ihtimal'e yine de heyecanlandırdı bu filmin sadeliği beni. Gizli bi plan yapıp sürükleyebilmeyi umuyorum Ali'yi de yanımda. Belki bi ihtimal...

Feride geçen bunca sürede, kendini ve yaşadığı hayatı sorgulamaktan aciz; paralı-softİNG-müslimleri, onların tüm ağır oklarına rağmen, eleştirmeye devam etti. Ben de onu okumaya. Yaşa, varol, azizim !!!

Dinlencedeki müziği değiştirdim, flemenko ve türk müziği karışımı süper bir müzik ekledim, meraklılarına duyurulur
.
şimdilik bitti.
cümleten vesselam...


Read On 5 yorum

Bu gece dua zamanı / beni de hatırlayın.

Salı, Eylül 15, 2009

Kadr suresi meali

1. Gerçek şu ki, Biz "o"nu (kur'anı) kadir gecesinde indirdik.

2. Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir?

3. Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.

4. Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.

5. Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir (selamdır) o.


*****



Rabbim dileyene; dileğini hakkında hayırlı olduğu şekliyle, nasip etsin,
amin.

Tüm müslüman kardeşlerimize sağlık, sıhhat ve "nefse asi ruh" nasip etsin,
amin.




Read On 2 yorum

uygun adam olmak için uygun adım / iki ileri bir geri

Perşembe, Eylül 10, 2009
  • İstanbul'da yaşanan sel felaketini gözlerimi koca koca açarak izliyorum, hele insanların ortalara saçtıkları onur ve haysiyetlerini basit bir eşyayla değiş tokuş edip gitmelerini hiç anlayamıyorum. Hele ki daha yenile "şehir asla unutmaz" dan İstanbul'u okuyup İstanbul sevgimi tazeledikten sonra hiç. Allah'ım fukaralıktan değil, zelil olmaktan sana sığınırım.
  • Açılım'da son durum ne bilemiyorum, diz üstüne çıktık mı haberim yok, doğrusu ya köxüz'e bile uğrayamadım çok merak ettiğim halde, "öc-alan ne demiş acep en son" deyi. İnternetle olan bağım her geçen gün azalıyor. Sonunda inceldiği yerden kopsun dermiyim ki...
  • Haaaa inceldiği yerden kopsun deyince geldi aklıma, 7 eylül itibariyle 2 yılı doldurmuşum bu adres ve isimde. Epey istikrarlı davranmışım, şaştım. "Süreklilik ne zor bir iş" ne de olsa...
  • Senede bi defa fuar için kocatepeye giden ben, son bir haftada iki-üç kez orada buldum kendimi. Kızılay üzerinden eve gidiyorum ya, bi yokuş değil mi çıkarım deyip, vurdum kendimi yollara. Ne iyi oldu, çok iyi oldu iyi. Dün cemaatle kılınan ikindi namazının ardından gözlerim dolu dolu, nefsime ve kalbime çok çok ağır gelerek bir konuda uzun uzun dua ettim. Dilerim hayırlısı olur.
  • Otobüste gelirken bugün, kitabı açtım. Sonra bir şey oldu, bi çağrışım, kapattım kitabı. Müzik dinlemeye başladım. Ezginin Günlüğünden babamı anarken ile başladım, aşk hiç biter mi , papatya, sigaramın dumanına sarsam ve bekle beni ile devam ettim. Zorla acıttım canımı. Ama başlangıçta kendi geldi acı, o çağrışım neydi hatırlamıyorum şimdi ama kapıyı o araladı ilkin, ben peşinden koştum. Sonra bir baktım ağlamak üzereyim, dur dedim kendime. Hizaya gel!!! Hadsizliğin lüzumu yok deyip, zılgıtı çektim içimden nefsime. Bir an geçiyor, yok oluyor; bir hafta, bir ay, iki ay, iyiyim hamdolsun diyorum, iyileşmişim, normlara uygun adam olmak için uygun adım yoldayım, diyorum. Sonra bir yerde bi şekilde tesadüfen elinize batmış, siz çıkardığınızı sanırken derinizin altına inmiş bir dikenin bir gün bir yere takılıp zonklatması gibi elinizi, birden zonkluyorum, birden ama aniden. Sanki o an bir şeyler olmuş gibi... Tuhaf, daha pek çok şey yazdım aklımdan da üşendim deftere dökmeye, yanımdaki teyzenin kıpırtılarında da zordu ya hani. Ama asıl tefekkürün tadı kaçmasın aklımdan geçenleri kağıtta yakalamaya çalışırken, diye düşmedim üstüne, amaaaan boş geç dedim, iyi dedim...
  • Bugün işyerinde tek çalıştığım ikinci gündü. İlk gün daha iyiydi doğrusu, çözümse çözüm, arızaysa arıza kaydı, tereyağından kıl çeker gibi. Ama bugün sorun çözmek neredeyse imkansız gibiydi, 20 dakika modem arayüzüne girmesi için uğraştım bir hanımla; kullandığı modemin ip'sini veriyorum, yönlendiriyorum aşama aşama, nıtt giremiyor. Neler yaptım neler, bi dos komutuyla modem ip'si buldurmadığım kaldı, onun yerine vista üzerinden tek tek tıklatarak varsayılan ağ geçidine ulaştırıp modem ip'siyle yüzleşmesini sağladım, kopyalayıp arayüze girmesini istedim, yine giremedi. Ya yanlış yazdı, ya da modem hatalı üretim, bilmiyorum. Aşamaları anlatıp, destek alması için modem firmasına yönlendirdim sonunda. Ama yine de mutlu ayrıldı görüşmeden, ilginç. Çözüm yok ama müşteri memnuniyeti sağlandı :)) Bu işin güzel yanı; senin yönlendirmenle sorunu çözülen birinin sesinde hissedilen değişim. "Aaa girdim bak gogle'ye, a-a valla açıldı sayfa, çok teşekkür ederim yaaaa, sizin dahili bi numaranız var mı ... hanım, bi dahaki sefere direk sizinle görüşsek...." tabi canım olma mı :)
  • Uykum geldi ve dahi kikirik bekliyor beni.
  • Bu yazı İmla ve dilbilgisi kontrolünden geçmemiştir, anlatım bozukluğu var ise kusura bakmayınız.
  • eyvallah, vesselam.

"Bırak beklemekten usanmış dostlarım öldüğümü sansınlar benim" E.G.
Read On 2 yorum

bağırmayacaktın anton, artık ağzının yerini biliyorum / uykum vaaar!!!

Pazar, Eylül 06, 2009
Perşembe, cuma, cumartesi üç gün koçluk eğitimi aldım. Bu işi uzunca bir süredir yapan birinin yanına oturup, bir kaç saat boyunca aldığı çağrıları dinleyip, bilgisayarda yaptığı işlemleri izleme ve devamında onun gözetiminde çağrı alma durumu oluyor koçluk eğitimi.

Makine gibiler yaw, o kadar seri konuşuyorlar ki apışıp kalıyor insan. Ben bu süreçler sonunda bu kadar otomatik ve seri cümleler kullanıyor olursam; duruma en çok Ali Bey sevinir sanırım. Eve geldiğimde konuşacak halim kalmayacağından, onun sessizliğine iştirak etmiş olurum ki; bu da onun 8 senedir arayıp da bulamadığı bir durum olur :)

Yoğun ve çok stresli bir işmiş, bu üç günde onu farkettim. Bünyem altüst oldu, vücut denge ibrelerim sürekli titreme durumunda. O kadar az uyuyabildim ki bu süreçte(3-4 saat), uykuya teslimden sonra uyanmamı sağlamak neredeyse imkansız, resmen sızıyorum. Kabusa çevirdim beni sahura kaldırmaya çalışan annem ve kardeşimin hayatını.

Neyse ki Pazartesi değerlendirme sınavından sonra parttime olarak devam edeceğim, değerlendirmeyi geçtiğimi varsayıyorum tabi.
Geçen 24 günün ardından kendimi savaştan çıkmış gibi hissediyorum, rahata fazla alışmışım ben.

Bu sürecin en güzel yanı belediye otobüsünde geçirdiğim zamanı kitap okuyarak değerlendirebilmem oldu sanırım. Henüz istediğim hıza ulaşamadım, çünkü 20-25 sayfadan sonra algım kapanmaya başlıyor ve beraberinde göz kapaklarımda:)
O zaman şöyle en gürültülüsünden bir iki metal şarkı dinleyip, uykuyu dağıtıyorum da ineceğim durağı kaçırmaktan kurtuluyorum şükür.

Kikirik beklediğimden daha kolay alıştı sürece,
bir de okul heyecanı başladı tabi.
Fuardan aldığımız elif-ba'yı çalışıyorlar babamla evde.Yine fuardan aldığım origami kitabından hayvancıklar katlayarak eğlenceli hale getiriyor geçirdiği zamanı. Tabi yumurcak tv''nin çizgi filmleri ve oyunlar 1.com'un hayvan bakımı oyunları da bir kaç saatini alıyor keratanın.

Teravih diye başımın etini yiyor ama ben bir kere götürebildim daha. İnşaallah
Pazartesiden sonra daha rahat olacak durumlar, ondan sonra parksa park; teravihse teravih yani...

Geri sayımda da son 10 güne indik bu arada. Etrafında yaşananlardan sonra nasıl biri olarak dönecek Ali bey , yeniden uyum sağlaması ne kadar sürecek meraktayım. Neticede ayrı geçirilen bu süreçte değişimler yaşadığımız muhakkak. Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler; diyorum. Dahasını da yaşayıp göreceğiz.
Bu arada geçen gün birader facebook'una eklemiş bu videoyu pek bi beğendim. Kan görmeye dayanamayanlar izlemesin, uyarıyorum bak :))


Read On 8 yorum

Ana baashaq el bahr / أنا بعشق البحر

Salı, Eylül 01, 2009
el mana: "denize sevdalıyım" mış.
Kaynağım son derece güvenilir :)


http://www.yeniresim.com/img4804.htm



Uronot: Üstteki gibi bir manzarayı dünya gözüyle görebilen şanslıların manzaraya karşı; benim gibi denizi gönlünde olanların da fotoğrafa bakarak dinlemesi tavsiye olunur.



Şarkının sözlerinin türkçe çevirisi de burada


Bu güzel sesin güzel yüzlü sahibesi
necat el sagirah
(küçük kurtuluş)

Read On 4 yorum

şimdi özetler

Pazartesi, Ağustos 31, 2009


31 Ağustos; geri sayımda son 17 gün.

Uragan'ın sır gibi sakladığı kocası 17 Eylül'de evine ve ailesine geri dönüyor. Heyecan dorukta.



30 ağustos; kikirik annesi ve annenannesiyle birlikte fuarın altını üstüne getirdi.
Aldığımız bilgilere göre geçen yıl olduğu gibi bu yılda semerkant yayınlarından çıkamayan kikirik, en son semerkant standında tabureye oturmuş, anneliğe ilk adım kitabına bakarken objektiflere yakalandı.



29 ağustos; flaş flaş flaş!!! Uragan ve Solar buluşması Ankara'nın gözlerden uzak bir köşesinde, tam de iki tarafın beklediği şekilde gerçekleşti.
Birbirini zaten seven iki blogger, görüşmeden sonra "en büyük ittifak gönüllerin ittifakıdır" bakışıyla görüşmeyi değerlendirdi. Uragan daha sonra yaptığı bir açıklamada "güzel kardeşimi fuara götürüp, ona uragan kitabı almayı planlıyordum ama fuarı kapalı sandığım için maalesef bu isteğimi gerçekleştiremedim" dedi. Fuarın cumartesi de açık olduğunu eve geldiğinde öğrenen uragan'ın karalar bağladığı fakat çok geçmeden Solar'ın ince ruhlu annesinin hediye pişmaniyelerinden yiyerek kendine geldiği öğrenildi.



28 ağustos; Uragan'ın anasını ağlatan ileri bilgisayar ve network sınav sonuçları açıklandı.
Alnının akıyla ve dahi başındaki kazanla sınavı atlatan Uragan, 78 aldığını öğrenince havalara zıpladı, ama içinden.




Özetlerin detayları ve diğer haberler, Uragan'ın insiyatifinde bir gün; BURADA!!!

***

Haber öncesi müzik de bu bloga mahsustur!!!




İstisnalar Kaideyi Bozmaz.mp3 -
Read On 4 yorum

kikiriğin ilk orucu

Çarşamba, Ağustos 26, 2009
23 ağustos ; elif ilk orucunu tuttu.
Onun ağzından söyleyeyim; "tekne değil bütün oruç"

Epey iyi bi başlangıç yaptığını düşünüyorum doğrusu. Saat altıya kadar nerdeyse hiç şikayet etmedi desem yeridir. Bir kaç defa susadığından bahsetti ama ağzını çalkalayarak o sorunu çözdük. Ama altıdan sonra oyalamak için epey gayret ettim. Sonunda orucu tamamladı.
Afferin kızım 15 saat dayandın, ben beklemiyordum bu kadarını, dedim.
15 saat mi bana 2 saat gibi geldi; dedi :)
Read On 4 yorum

Ramazan geldi hoş geldi.

Cumartesi, Ağustos 22, 2009

Bu yılda eriştik hamdolsun.

Cümleten Hayırlı Ramazanlar ihvanlar*




*: "H", hırıltılı okunuyor burada, aman tikkat :)

Herşey iyi hoş, ama yazacak zaman yok, ne eğitimmiş, anam ağladı. Kafayı uzun zamandır bu kadar zorlamadığımdan olsa gerek sık sık başağrısı çekiyorum. İlk sınavı atlatayım da hayırlısıyla, geniş geniş yazarım o vakit, inşaallah.

hepinize hörmetleeeeer,
vesselam
Read On 1 yorum

a be tek-nik des-tekçi geldii be. uuuu, anıııııııııııııım :)/kadın cinsi olarak çok mu konuşuyoruz ne?

Cuma, Ağustos 14, 2009
  • Dersler dün başladı. Şimdilik "ileri düzey bilgisayar ve network eğitimi" fotokopileriyle girişi yaptık bakalım.
  • Son mülakkattaki eğitmenler, 2 takıma ayıracaktı önceki testi geçenleri; adsl1 yardım, adsl2 teknik destek. Doğrusu ikinci takıma girmeyi istemiştim. Hem mesai sırasındaki işleri daha hafifmiş, her telefonun direk muhatabı değillermiş, hem de ücretleri ilk gruba göre daha iyiymiş. Artı detaylı bilgayar teknik eğitimi verip üstüne de maaş ödüyorlar, daha ne olsun :)
  • 2 yıllık bilg. teknik eğitim mezunları vardı grupta, doğrusu ya ben de onların arasından teknik desteğe seçilmeyi ummuyordum ama seçmişler, eksik olmasınlar. Bu ara gönlümden geçen oluveriyor, hamdolsun.
  • Özlemcim; ilgine teşekkür ederim. üç nokta hayır-şer'lik bi şey değil, durağan bi durumdu çünkü. Dün bir şey oldu, burnumun direği sızladı; yazmak istedim bi sürü şey, olmadı yazamadım, içime aktı, geriye üç nokta kaldı.
  • vesselam.
"hatırladım" notu: Bugün ders hocanın rahatsızlığı nedeniyle biraz erken bitince, hacı bayram'a gideyim öğle namazına dedim, gittim de. Müzik ve ritmi hayatı tanımlarken pek çok yerde kullandığımdan olsa gerek; zihnimde şu fikir oluştu. Kocatepe ve civarında tsm dinler gibi, hacı bayram civarında arabesk dinler gibi hissettim.
Camiinin içi çok sesli ve namazı kılmak için odaklanmak çok zor, zihin sürekli başka yere kayıyor. Kadınlar alışveriş torbalarını döküp birbirlerine gösteriyorlar, cuma nedeniyle olabilir bir bayan vaiz anlatıyor, konu kadınların çok sesliliği :) Camiin içinde tam sessizlik sağlanıyor, yaşlı bi teyze çıkıyor, ayakkabılarım gitmiş, diye. Velhasıl zar-zor sağlanabilen sükunet, yine kadın uğultularında yitip gidiyor. Erkek tarafına girip, arkada bir yerde mi kılsaydım ki acaba; orada kadınlar uğuldamıyor ve erkekler camide genelde konuşmuyorlar nedense:))
Read On 6 yorum
Perşembe, Ağustos 13, 2009
...
Read On 3 yorum

İş-güç/tüp kaydırak/bisiklet/Sagopa /bil ateştir biraz suyla söndürülmesi mümkündür, tırnaklarını aşındıran çözemediğin bu kördüğümdür / vesselam*

Pazartesi, Ağustos 10, 2009
Zaman geçti gitti yine, haftada bir gün yazabilirsem ne ala. Yoktum yine tahmin edeceğiniz gibi. Olan biteni kabataslak maddelemeden önce blogumun takipçilerine edecek bi çift lafım var, önce onu diyeyim. Fırça atacakmışım gibi oldu ama, fırçayı hakeden benim herhalde.
Neyse efenim;
  1. Doğru dürüst kimsecikleri okuyamıyorum, siz gelip okuyorsunuz üstüne yorum yazıyorsunuz, ben bir paragrafcık bakıp kaçıyorum, şimdilik fazlası mümkün olmuyor kusura bakmayınız.
  2. Eski dostlar sağolun, dualarıma amin'leriniz ve içinizden geçirerek ettiğiniz her dua için.
  3. Yeni tanışlar sizler de varolun, eksik olmayın, okunmak hangi blogger'ın hoşuna gitmez ki di mi ama :)
  4. Ve eski yeni tüm okuyucu arkadaşlar; yorumları cevaplayamıyorum epeydir, nadiren imkan oluyor, onda da ancak bloga bir iki satır yazıp, sizlere toplu bi teşekkür etmekle yetinmek zorunda kalıyorum, af buyrun :)
Bu satırları yazmak istedim çünkü, suçlu hissediyorum yorumlara karşılık veremediğim için. Pabuç kadar dil var da klavyeyle karşılaşamıyorum, elden ne gelir :) Ama Warrior kendimi tutamadım, söylemezsem çatlarım orta yerimden; yaşıyormuydun sen, uğrarmıydın buralara? :)

Tutamadım gene çenemi; aynı biraz önce olduğu gibi. Bugünden geriye doğru gideyim hazır laf oraya gelmişken.


  • Beklediğim telefon geldi az önce; yarın son bi görüşmeye çağırıyorlar. Mübarek beni T...'a genel müdür yapcekler sanki. Telefondaki hanım diyor ki; "bir iki evrak var onları da tamamlayıp getirin", yazmaya başladım. Bir iki deyince ne bileyim; foto, adli sicil, nüfus cüzdan fotokopisiyle sınırlıdır diyorum, hadi olsun bir de diploma örneği filan. O söyledi ben yazdım, O söyledi ben yazdım, O söyledi ben yazdım, O söyledi ben yazdım, O söyledi ben yazdım, O söyledi ben yazdım....(yaşasın past-copy) bitmek bilmedi anacım. Sondan iki öncekinde dikimevinde bir bankadan hesap açtırmamı istedi, ben artık koptum, hem güldüm hem de kadına "bunların hepsini tamamlayıp, aynı gün görüşmeye mi geleceğim?" dedim. Neyse ki o da güldü :)

  • Yapacağım işe gelince; hani büyük kurum filan dedim ama yanlış anlaşılmalara mahal vermeyelim, uragan bacınız trt'ye örtülü muhabir neyim olmuyor yani. Hatta muhabir filan da olmuyor. Bir kaç ay yarı zamanlı, sonrasında çalışanların isteğine bağlı olarak tam zamanlı olacak bir adsl yardım hatcısı olacak. (O da yarın ki çenesini tutabilme kapasitesine bağlı) Vatan bilgisayardaki sosyoloji mezunu garibim gibi. Ama O mezun, ben de o da yok. Hani egom şişiyor da bazen, ulusal bi kanalda beş sene çalıştım, yapmadığım iş kalmadı aman da aman diye haber-medya geyiği yapıyorum ya, onları düşünüp de farklı muhayyelelere kapılmayın diye söylüyorum. Tabi bu cümleleri de şikayet olarak ya da işi küçümsemek için yazmıyorum asla, ben memnunum, epeydir bekliyordum, hamdolsun. Hele ki yarı zamanlı ve vardiyalı olması öyle rahatlatıyor ki kafamı; gece vardiyasında çalışmak niyetindeyim mümkün olduğunca, kuzuyu da ihmal etmeden. Üstelik dötbuçuk saatlik mesai için şartları da epey iyi sayılır. Hayırlısı tabi; dilimi tutabilmem de ön şart :) Gülücükleri kondurduğuma bakmayın; korkuyorum aslında O'nunla zar-zor kurduğum bağın koşuşturmalarda kopmasından, düzen değişikliğinden, uyum sağlayamamaktan, sıkılmaktan, tembelliğe alışan bünyemin çabucak iflasından...

  • Dün Ayaş'taydık, -kot pantolonu bulan adamı yaratan Allah'a hamdolsun, Levi miydi, kimdi?- Hani şo kocaaaaaman oyun parkları oluyor ya, bir tüpün içinden uzun mu uzun merdivenlere tırmanıyosunuz, sonra da upuzun ve dönerek inen başka bir tüpten kayıyorsunuz, hah işte o yüzden şükrettim. Çünkü bendeniz dün kızımla beraber tırmandım o merdivenleri ve dahi kayıverdim bir çırpıda o tüpün içinden. Allahım ne güzel bir şeydi o yaaa, tabi ilkini saymıyorum. İlk seferde bebe-belik kim varsa, tüpün iniş noktasına pusu kurup, inince de bas bas bağırıp korkuttular çünkü beni. Ya zaten içim bi hoş olmuş, ani seslerden de acaip tırsarım oldum olası (gökgürültüsü hariç) nasıl korktum anlatamam. Ama diğerleri iyiydi, akşam ki bacak ağrısı epey zorladı tabi, hamlamışım. Eylül'de 31'im kolay mı?

  • Temizlikten yakınmış, dem vurmuştum ya bi de; cevabı geldi şakkadanak. Kayınvaldemde bi güzel dip-köşe giriştim, süpür-sil. Askere gidecek bir yeğeni var n. annenin, "sen buradayken onu da çağaralım, tek başıma altından kalkamam" dedi. Bir de onun hazırlığı, ardından yine süpür-sil. Ayaşa gideceğimiz gün mutfağına el attım bi de, dolaplardakiler indirildi, yıkandı, dolaplar silindi paklandı, eşyalar yerleşti, bittim. -İyi ki aspiratörüm yok dedim, bunların kendi kendini temizleyeni varmı ki?- Aynı gün babaanneme gittim, hem ziyarete hem de iki kap yemek yapmaya. Orda da mutfakla dalaştım mı bi güzel. Üstünden bi süpürge de cilası. Neymiş, yakınmak yok, yok...

  • Ha unuttum, kuzucukla bisiklete bindik kayınvaldelerde bol bol, o kendi bisikletine ben yeğenin bisikletine. Ayırttım efenim; küçüğe yeni bisiklet alınınca bu benim olacak, tam boyuma göre zira, denge bozuldu mu ayağı indir, tamam. -Üstteki kotla ilgili şükür aynen tekrar buraya sayın okuyucu-

  • Bu hafta Sagopa Kajmer dinleyerek geçti, ev işi yaparken verdiği destekten dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Tavsiye ederim rep deyip geçmeyin. Ben sevdim ama daha başındayım, ne çok şarkı yapmış meğer. Mp3'e yüklenmiş altı şarkısından en sevdiğim olanı ekleyeyim, sonra da ufaktan alayım yolumu, buzdolabını temizlemem lazım, evrakların hazır olanlarını toparlamam lazım, yarın için kıyafet ütülemem lazım, zira yıkanıp yıkanıp yığın olarak bekliyorlar heppiciği; kısaca lazım oğlu lazım, bi de lazımoğlulazımları yapacak kadın lazım; peh peh...

  • vesselam.







Bunlarda sözleri efenim; defalarca dinleyemeyecekler için...


*şu baş belası dilimi kesin zilimi çalsın
serzeniş içime dolsun üzüntü
süreklilik ne zor bir iş perişanlık
pişmanlık çekilmesi en güç dertmiş
sabır tüm sıkıntıların anahtarıdır doğrudur
düş kırıklıklarım sonucu ruhum yorgundur
ağaçlarımdan pişmanlık meyveleri sarkıyor haydi topla
gözlerimden uyku çalına ara ve bul patakla
gönlümün dipte kalan kısmında arşivlenmiş onca yara
yılan ve akreplerle dolu içinde bulunduğum yuva
birileri haddini bildirmeli ölüm okuna kafa tutan kalkanlara
yaptıklarımdan sebep yapacaklarına hazırlıklı
sago yüzüm sadık köpek yüzün kedice pazarlıklı
lan bir sen mi kaldın akıllı bu tarla mayınlı
ummadığın yer tuzaklı vesselam

bil ateştir biraz suyla söndürülmesi mümkündür
tırnaklarını aşındıran çözemediğin bu kör düğümdür
üzgünümdür hayli vesselam
vuslatım gelmez mihman
bekleyim gurbetteyim ne deyim

sen gözümde dikensin bana hoş bir gül gerek
düşüncelerin yüzüne vurmalı buna adam gerek
lakayıtın hedefi uğruna sadece yanan bir yığın emek
içinde şeytan himayede o sen değilsin o an demek
kum saati döner akan zaman saçlarımı söker
nursuz bir yüz meyvesiz bir ağaca benzer gülüver
taş yerinde ağır -ağır ağır gazla diyarımdan
ey iştahı maymun nefis çekil gıyabımdan
el emeği mahsulünden geçin yunus
dalaletin delaleti olmak neyime desturum
sorularınızın cevaplarını bakışlarımdan bulun
silahlarımın acılarını kurşunlarımdan sorun
elbiselerin kibir kokulu kalbin içi fesat dolu
fikir zikir aynı anda bitir okulu fark edilmez
sandığın komik iblis oyunu
ezelden beridir ona elini veren kaptırmıştır kolunu
bil ateştir biraz suyla söndürülmesi mümkündür
tırnaklarını aşındıran çözemediğin bu kör düğümdür
üzgünümdür hayli vesselam
vuslatım gelmez mihman
bekleyim gurbetteyim ne deyim

Read On 4 yorum

yorgunum;

Pazartesi, Ağustos 03, 2009
niye?

  • Son yıllarımı eve kök salmış olarak geçirip, sonrasında da şu son üç buçuk aylık dönemde bir oraya bir buraya koşturmaktan
  • Eve geldiğimde yıkanacak tonla çamaşır ve yapılacak yığınla ütüyle boğuşmaktan
  • Evimin hemen karşısında yapımı gece gündüz süren köprü ve yeni site inşaatları nedeniyle almaya yetişemediğim tozlardan
  • Biladerin akşamüstü başlayıp gece olmadan bitirdiği tuvalet ve banyo boyama işleminin ardından, benim iki gündür bitiremediğim karo temizliğinden (ben bu yazıyı yazarken onlar parıldamakla meşguller)
  • Dolap fakiri evimde özellikle mutfağımda bitmeyen -neyi nereye yerleştireceğim- telaşından
  • Ve tabi ki her şeyin üstüste olduğu mutfak dolaplarını indir-bindirlerle saatlerce temizlemekten (onlar da parlamakla meşguller)
Seven ya da reklamlardaki şıkır şıkır kadınlar gibi bir o yana bir bu yana salınarak yapan var mı bilmiyorum ama ben temizlik yapmayı sevmiyorum yaaa, hele ki en ufak zorlamada arıza veren sağ kol ve boyun ikileminden sonra hiiiiç.
Read On 7 yorum

toplu ödeme

Pazartesi, Ağustos 03, 2009
31 temmuz'da sözlü mülakat'a girdim, olumlu olursa iki hafta içinde döneriz demişlerdi, iki saat dolmadan döndüler.* Ben bununla bitiyor sanmıştım ama ertesi gün için tekrar çağırdılar.

1 Ağustos'ta iki aşamalı bir testten geçtik, 20 kişiyle birlikte. On dakika geç başlamamı saymazsam iyiydi. İlki karakter analizi gibi bir şeydi. İkincisi; algı, zeka, pratik düşünme'yi ölçüyordu kanaatimce.
Şu ana kadar ki iş deneyimim kanal ... ve öğrencilik zamanlarımda ihtiyaçtan yaptığım part-time kasiyerlikle sınırlı. Büyük bir kurumda işler nasıl yürür, hiç bir fikrim yok.

Hayırlısı olsun bakalım, beklemedeyim şimdi. Olumlu olursa önümüzdeki hafta döneceklerini sanıyorum, olursa da olmazsa da elhamdülillah.
Neticede "Şüphesiz ki rızkı veren, mutlak kudret sahibi olan ancak Allah'tır." **' a iman ettim ve üstüme düşen çabayı da gösteriyorum.

*:Bu arada mülakata girenlerin en yaşlısı bendim, benden sonraki kişiyle aramda 5 yaş vardı, geçmiş mi bu işler bizden ne? :)

**:Zariyat 58

dipçik not: duama amin diyen herkese teşekkürü bi borç bilirim, ödemeler cuma günü yapılacaktır :))
Read On 7 yorum

"teslim ol, kurtul" u seçtim.

Perşembe, Temmuz 30, 2009
Ümitlendiğim olmadı.
Ümidimi kestiğimden ses geldi. Net cevap için bir gün bekleyeceğim.
Allah'ım hakkımda hayırlı olanla muamele et bu gafil kuluna.

Senin ilmin çok büyük; Sana yeterince yakın olamıyorum, Senden daha da uzaklaştıracak bir şeyi (imtihanım değilse) bana yük etme, ahirette ayağıma dolama yarabbi.

***

رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.

رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma.



amin.

***
yazarın notu: yazı yoruma kapalı ama "amin" demene engel değil saygıdeğer okuyucu...
Read On

eğer birini kötüleyeceksen nefsin yeter*

Salı, Temmuz 28, 2009
"Nefsini ezme, onu kötülüğe atma. Ve o nu, kendi başına bırakma. Onu kendi isteğine bırakırsan şaşar; halka bağlanır, hakkı unutur. Maddi kuvvete ve sebeplere güvenir; mahvına sebep olur. Hayır kapılarını sana kapar.
Nefsi kendi başına bırakmak bir cehalettir. Allah'a bir eş tutmaktır. Bu yapıldığı takdirde, mukabili olarak manevi taraf kapanır. Çünkü hak terkedilmiş ve batıl tutulmuştur. Şunu da bilmelisin ki, ilahi kapılar her zaman açıktır. Her an tevbe yolları görünmektedir. Onları tuttuğun an; yine Hak yardımına erersin; merhamet eli seni yine kurtarır.
Bir defa kapıldım, deyip ötesini aramamak olmaz; Allah'a dönmek istediğin an, kabul olunmuş sayılırsın.
Dön ve yalvar; onun rahmeti seni tutar. Hastalıklarına şifa verir. İstediğin zenginliği ve her güzelliği bulursun. Eğer yine bir şaşkınlık yapmazsan böylece kalırsın ve yokluk senin için yok olur."**

* :Abdülkadir Geylani-Fütuh'ül - Gayb(gizliden sesler) sayfa:190
** :Abdülkadir Geylani-Fütuh'ül - Gayb(gizliden sesler) sayfa:162


İki defa bağlılarıyla, sonuncusunda bilakis kelimeleriyle yolum kesişti, iyi geldi. Neden bilmem aklıma The Pursuit of Happynees / Umudunu Kaybetme filminin sonunda, küçük veledin babasına anlattığı hikayecik geldi; denizde boğulmak üzereyken tanrının kendini kurtarmasını bekleyen ve gelen gemileri geri çevirip "bana tanrı yardım eder" diyen adama, ölüp diğer aleme geçip sorduğunda tanrının verdiği cevap "3 koca gemi gönderdim seni kurtarmak için, daha ne yapsaydım" kısmı yani

...
Read On 3 yorum
Salı, Temmuz 28, 2009
Elimde kütüphaneden aldığım iki Cemil Meriç kitabıyla vatan bilgisayara gittim geçtiğimiz hafta, pc'de herhangi bir arıza tespit edilemeyince hd'leri götürdüm. Dördü çekmeceleriyle birlikte çantamın tümünü işgal ettiğinden, kitaplar elimde kaldı. Derdimi anlattım, görevli de olabilecekleri anlattı, neticede hd'leri vermekten vazgeçtim, bilgiyi kurtarma garantisi veremediklerinden. Tam çıkıcam, görevli -sosyoloji'de mi okuyorsunuz, dedi? içimden -nerdeee, diye geçirip -hayır okumuyorum, dedim. -Cemil Meriç'i ders kitabı olarak okuyorduk biz, görünce sosyoloji öğrencisi sandım sizi, dedi. Gülümseyip iyi günler diledim, vay benim garip ülkem. O kadar eğitim al ve sonunda bilgisayar arızalarını sisteme girmek düşsün payına.
ve
vay garip uragan
niye hala tuhaf buluyorsan böyle olayları, niye şaşırıyorsan...
Read On 1 yorum

vay beni vay vay

Çarşamba, Temmuz 22, 2009
Moralmanım :) çok yüksek.

sebep: bir ay önce giremediklerime girebildiğimi farkettim bugün.
sonuç:
verilen üç kilo
şu , şu , şu ve kikircik eşliğinde törenlerle kutlandı :)
Read On 4 yorum

Namaz mü'minin miracıdır ya, ...

Pazartesi, Temmuz 20, 2009
Cümle alemin miraç kandilini kutluyorum efenim, duada hatırlanmak umuduyla tabi.
Ben üstüme düşeni yaptım, duada unutmadım unutulmaması gerekenleri.
Bir yanda Mescid-i Aksa, bir yanda Eyüp Sultan ve sonrasında Sultanahmet, oradan edilen dulara da amin dedim, gönülden.

Mevla kalplerimizde olanı bilir, kalbinde duasıyla kendine yönelen tüm cemaat-i müslimin'in dualarına icabet edecektir elbet, en hayırlısıyla. Çıkılan yollardan boş dönülmesin, atılan adımları boş çevirmesin, tamamına erdirsin bizler için hayırlı olan işlerimizi.

Bu gece ve sonrasında adım adım miraca ulaştıran secdelerde bulunmayı nasip etsin Allah, dileyen herkese, adım atan herkese; şu kudsi hadisteki vaadi gibi

“Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni zikrettiği zaman onunla beraberim. O beni kendi nefsinde zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim. O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.”



Read On 7 yorum

bi çift lakırdı

Pazar, Temmuz 19, 2009
  • Blogu sadeleştirme çabalarım sırasında takip listem uçtu, pıfff. Bi sürü yeni eklenmiş adres vardı, yeniden hazırlamak da uzun iş, bi süre böööle.
  • Düğün, dernekler; hopidik kupidikler, alışveriş işkencesi yani dilberce söylersem vıttırı vızzık işler bitti. Şunu anladım ki ben sazlı sözlü düğünlerde izleyici olarak bile bulunmamalıyım.
  • Eve döneli epey oldu aslında, ama yazmamam gerektiğine olan inancım depreşmişti ve doğru olanın bu olduğuna karar verip erteleyip durdum yazmayı. Ama belki de birşeyleri normalleştiriyor ve içinde bulunduğumuz hayatı kabullenmeyi kolaylaştırıyordur blog tutmak, ne bileyim, sonuçta burdayım işte.
  • Evde olduğum sürede antreyi boyadım. Kara, göz iltihabı yüzünden yardım edemedi. Kütüphaneyi antreye taşıdık ve ondan sonraki iki gün boyunca, kitapları yeniden sınıflandırmak ve aslen kütüphane olmayan bir dolaba, ayrılmış olarak sığdırmaya çalışmakla geçti. Tam olarak istediğim neticeyi alamasam da idare eder.
  • Şimdi annemde tatil yapıyorum. Bilal Adam'cılarla Bosna'ya gidince, ben de babaocağına döndüm :)
  • Tuvaleti, banyoyu bi de vazgeçmezsem mutfağı boyamaya niyetliyim eve dönünce, ondan sonra da gecikmiş bi yaz temizliği.Yaz temizliği ve bayram temizliğini cem etmiş olacağım bu yıl. Gelmeden önce koltuk ve sandalyelerin minder yüzlerini yıkamıştım zati. Kıyafetleri elden geçirip ayırmıştım. Yorgan ve yastıkları da havalandırıp kaldırmıştım. Yağmurlardan fırsat bulursam ilk iş cam-pencere temizliği olacak, ardından sıkı bi mutfak temizliği, en son salon ve çalışma odasının duvarlarını silip bi de halıları yıkamaya gönderdim mi, tamamdır. Ne çok iş varmış be. Bitecek onlar da sırasıyla, inancım sonsuz :)
  • Otomobili kullanmakla olan bağım epeydir, keçiören'den sincana otobanı kullanarak gelmek ve şehiriçi trafiğe girince uygun bir yerde arabayı kayınpedere teslim etmekle sınırlıydı, bir iki sincan-ayaş yolculuğu da suyu niyetine. En son dönüşümde eve kadar geldim kazasız belasız, ama sitenin park alanında fren yerine gaza bastığımı son saniyede farkedip frene asılmasaydım, bindiriyordum park halindeki arabaya neredeyse. Kırk fırın ekmek yemem lazım özetle :) İnanıyorum ama, kullanmayı ihmal etmez sıklaştırırsam olacak inşaallah.
  • vesselam
Read On 1 yorum

Göç

Pazartesi, Haziran 29, 2009
göç

Göç oldu bir acıdan öbür acıya
oysa sağrısı kurumamıştı atımızın
daha dün sürüp gelmiştik buralara
bugün göründü yine yolların ucu

Devrildi kıl çadırlar seher vakti
usulca uyandırıldı çocuklar
ve kadınlar bohçası çözülmemiş
bir keder gibi gibi düştüler yola

Turnalar gitti biz gittik
bitmedi peşimizdeki nal sesleri
nerde konaklasak tedirgindik
kuruyordu ırmaklar ve göller

Bir yangın gibi taşıyıp durduk
kederi ve acıyı göğsümüzde
yer gök duman içindeydi sanki
genzimizi yakıyordu ayrılıklar

Zulüm bırakmadı peşimizi hiç
biz gittik o buldu izimizi
konar göçer olduk yedi iklimde
tanığımızdır dağlar taşlar

Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
gözlerimizin yorgun sularında
yaşamak bir inat oldu artık
yaşamak bir direnme oldu zulme

Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
göç başladı bir acıdan bin acıya
Geride akşamın küllenen ateşi
ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı


ahmet telli



Read On 2 yorum

Dilediğim en güzel hayat / Çöplerin içinde rüya aradım / Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Pazartesi, Haziran 29, 2009




Başım Eğik Dilim kapalı Gözler

Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir

Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz

Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN

Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben

Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar

Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil

Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil

Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi

İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri

Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır

Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın

Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının

Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı


cahit zarifoğlu

ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Read On 0 yorum

Kayıt tamam / eşyaya puzzle muamelesi / düğün / altın hızma

Pazar, Haziran 28, 2009
  • Bugün elif hanımın kaydını yaptırdık babamla birlikte. Okula başlayacağına inanmak ne zor. Ev işi sevmeyen ve de zorda kalmadıkça yapmayan bi kadın olarak vaktimin büyük bi bölümünü elif'e ayırdığım düşünülürse, acayip bi boşluk hissedeceğim okullar açıldığında. Oh ne ala, sosyal kızım nihayet sosyal hayatını zirveye ulaştıracağı bir imkan buldu kendine. Sanırım Zeynep öğretmenin en büyük şikayeti gevezeliği ve aşırı hareketliliği olacak, Hayriceğimin benden şikayetleri gibi :)
  • Son bir aydır ev eşyalarına puzzle parçası muamelesi yapıyorum. Ordan oraya, olmadı şuraya derken denemediğim şekil kalmadı. Nıt olmuyor, ev küçük eşya büyük, istediğim huzur verecek atmosferi oluşturamıyorum bi türlü, bu benim huzursuz bi tip olmamdan kaynaklanıyorsa -ki kuvvetle muhtemel- yaşlandığımda ciddi bel ağrıları çekeceğim garanti.
  • Puzzle konusunda bugün kara kardeşimin de desteğiyle çığır açtım resmen. Antreye attığım gardrobumun ikinci parçasını yatak odasına taşıdık binbir zahmetle. Boyu kapılardan uzun olduğu için eğmek gerekti, alan da dar, ama pes etmedik. Değişik açı çalışmalarından sonra başardık. Bilo, geometrime sıfır verdi, ben de kötü olduğunnu biliyorum zaten hıh. Şimdi antreyi boyayıp, oraya kütüphaneyi taşımayı planlıyorum. Bir de mutfağı boyarsam, geniş çaplı bir temizliğe girişebilirim artık. Vay halime !!!
  • Tavla maceramız her akşam attığımız, beşi bulan kazanır, sistemiyle devam ediyor. Bi acemi için fena sayılmam, hatta 2 puanlık marslar bile yapıyorum, he he.
  • Ankara il halk kütüphanesine üye oldu kardeşcağızım, iki kitap getirmiş, İlber Hocadan. Gidecekler diye birine başladım ben de hemen. Hasan Cemal yarım yarım bekleyecek biraz daha, ne yapalım. İstediğim kitaplardan o kadar bahsetmiştim ama unutmuş kerata, yaz ver bana diyor, yaşı kaçsa daha. Okumadın di mi burayı oooolum:)


  • Elvankent'te açılan belediyeye bağlı merkeze gitmeyi planlıyorum önümüzdeki hafta, bağlama ve platese kaydolmak için. Küçük hanım için de etkinlik grubu varmış, takılırız beraber, tembelliğim tutmazsa. Benim sazım kısa sap(çöğür) gerçi ama, sorun olmaz inşaallah.
  • Bu hafta içi de kına - düğün filan geçecek, Ali'nin teyze kızı evleniyor. Ben hediyemi hazırladım ama Ali'nin siparişini yaptırmak Bilo'ya kaldı. Asker künyesine tebrik mesajı yazdıracak, ben de Ali'ye vekaleten onu takacağım M'ye :)
  • Sanki yazacak daha çok şey birikmiş gibi ama yeter be, uykum geldi aaaaa. İki yıl ismini bilmeden, son bir yıldır da adıyla sanıyla favori türkücüm olan Aysun Gültekin 'den güzel bir türkü ekleyeyim de, kulaklarımın pası silinsin. Ne kadar kendine has ve güçlü bi sesi var ya helal olsun. Süper uzun hava okuyor ama, ben bu sefer başka bir türküsünü ekleyeceğim, altın hızma. Sesine sağlık Aysun abla :)



videoyu göremeyenler için;

Read On 0 yorum

Cumanız, üç aylarınız ve gecikmeli de olsa Regaip kandiliniz mübarek olsun.

Cuma, Haziran 26, 2009
Bugün üç ayların başlangıcı ve Recep ayının ilk günü.

Bu güzel günlerin; blogun tüm takipçilerine, aileme, dostlarıma, bana ve alem-i islama iyilikler getirmesini diliyorum Mevla'dan. Hakkımızda hayırlı olanla muamele etsin yüce yaratıcı. Hepimiz için; sağlık, sıhhat, huzur, afiyet diliyorum. Kararmış kalplerimizi aydınlatmak için iman nuru, doğru insan olma gayreti ve ne olursa olsun tevbeden vazgeçmeyen kullar olmayı nasip etsin Mevla.

bu müzik bana iyi geliyor ayrıca



Read On 2 yorum

göç / okul / orman / tavla

Salı, Haziran 23, 2009
  • Günlerim kah orda kah burda geçiyor. Bu yaz benim için göç yazı oldu. Akşamdan şuradaki çantayı üst-baş, kitap, ıvır zıvır doldurup kapının kenarına koyuyor, sabah da kikiriğimle birlikte çıkıp ya anneanneye ya babaanneye gitmek için düşüyoruz yola. Anneme giderken Bilo'da oluyor tabi yanımızda, eski günlerdeki gibi toplaşıyor sofra başında geyiğin dibine vurup annemi çıldırtıyoruz. Hatta dün sofra sonrasında b-b-e korosu olarak nemrudun kızını bağıra bağıra seslendirerek annemin ters bakışlarını üstümüze çekmeyi başardık :) Komşuları rahatsız etmemek lazım, diye kızdı bize :) Bu satırları da annemlerde yazıyorum. Bilo tek bütünlemesini vermeye gitti. Annemse kış boyu vakıfta hanımlara verdiği kur'an derslerini şimdi de çocuklara vermek üzere yola düştü. Babamsa okulda seminerleri oluyor ya öğretmenlerin, işte orada. O yemeğe gelmeden, Elif de kalem kağıdın başından kalkmadan ben de iki satır yazmayı deneyeyim, dedim. Deniyorum çünkü bu ara "yazamayasıca" bedduasına maruz kalmış gibiyim :)
  • Son iki hafta kikiriğe okul aramakla geçti. Mali durumumuz aslında bi özel okulu düşünmek için son derece riskli de olsa, okulla ilk tanışmasının; körelmeyeceği, destekleneceği, belli insani ve ahlaki değerlerin önemsendiği bir yerle olması adına bu riski almaya karar verdik A ile. Anaokulu için özel bi okul istememiz gereksiz bi teferruat gibi görünse de, ben çocuğumu biraz tanıyorsam hiç de öyle değil. Çünkü okulla tanıştığı an evle bağı çok azalacak, çevresiyle bütünleşip, ortama sonuna kadar ayak uyduracak ve duruma göre davranış geliştirecek. Ve oturduğumuz semt itibari ile çok da ortama göre davranış geliştirmesini istemiyorum. Başlangıçta belli değerleri taşıyan insanlarla yola düşerse, temel bu şekilde atılmış olursa evden ayrılışın ilk şoku daha az değişimle atlatılabilir diye düşünüyorum. Umarım yanılmıyorumdur, eve dönersem bu hafta, dönmezsem önümüzdeki hafta yaptıracağım kaydını Allah'ın izniyle.
  • Çamlıdere gezisinden sonra orman ihtiyacım arttı çok fena. Bana çam altı lazım, püfür püfür. Yosunlu kaya diplerindeki kekiklerin ve orman çiçeklerinin birbirine karışan kokusu hala burnumda. Fotoğraf çekmek için yere her eğilişimde burnuma gelen o yoğun koku, nasıl bir şey yaaa, Allah'ım ne büyüksün. (Ben kibarcık bi tip olamadım hiç, belki çocukluktan ergenliğe kadar geçen süreyi kızılcahamam'da geçirmemden kaynaklanıyordur bu, dağlı oldum sanırım :) çünkü ailem nezaketten anlar ama bana pek az sirayet etmiş.) Deniz severim ama manzarada, ufukta ya da sahilinde gezip, yorulunca karşısına oturup bi çay içersem. Ama orman öyle mi, çektikçe içine çeker beni. Yeşilin tonlarınlarında kaybolmayı, bir çamın dibine serilip uyumayı, bir yayla kayasına sırtımı verip, uçsuuuz bucaksız ormanın ruhuna karışmayı yüz kere tercih ederim. Taşına, çiçeğine tek tek bakmayı, her yeni gördüğüm çiçeğe şaşırmayı, kuru pürlerden ateş yakmayı, başına oturup izlemeyi, pürün ve kozalağın yanarken çıkardığı çıtırtıyı, dumanını bile severim. Neyse bu mevzu bitmez, bana orman lazım en çamlısından ve en tiz vakitte.
  • Değişik bi perde yapıyorum kikiriğe bi de, aslında başında oturacak kadın gibi bi kadın olsa :) yarım günde başlar, yapar, bitirir asar da nerdeeeeeeee !!!
  • Elif'de benim için yeni yüzükler tasarlamaya devam ediyor, eve dönünce atacağız bloguna fotoğraflarını, ilk tasarımı görmeyenler için burada
  • Hasan Cemal'in "Kürtler" ine başladım bir kaç hafta önce, o da sürünüyor elimde. Aslında kitap sürünecek bi kitap değil ama, kalınlığı yüzünden taşıma sorunu çıkıyor, çocuksuz yıllarımdaki gibi; "defter, kalem, cüzdan, sigara-çakmak ve bunların dışında kalan her yeri kitaba tahsis edilmiş" bir çantam yok artık. Elif'in suyu, çubuğu; yedek giysileri, ev terliği ya da ayakkabısı, duruma göre tokası, tacı, tarağı, boyama kitabı, resim defteri, oyuncağı derken; telefonumla cüzdanıma zor yer buluyorum, Allah sizi inandırsın :)
  • Tavlaya sardık biloyla ayrıca, en son 95'te oynamıştım. Bi gün elinde tavlayla çıkıp geldi eve, gel abla hatırlatırım ben sana diye, pişman oldu yavrum. Benim zarım pek kuvvetlidir efenim, hep çift, hep düşeş. Bi de "kırıcı" oynayınca üst seviye heyecanlı oluyor oyun. Elif yatınca kuruluyoruz başına, çaylar da cabası. Şimdi annemdeyiz ya, oynayamıyoruz tabi, keşke getirseydik be abla diye hayıflanıyor kara oğlan.
  • Bunların dışında geçen hafta hapşırık, burun akıntısı ile başlayan, şimdi de yerini ciddi bir öksürüğe bırakan sinsi nezleyle boğuşuyorum. Geçiyormuş gibi yapıp, iki gün sonra nüksettiği için adını sinsi nezle koydum. Sanırım yatıp dinlenmediğim, hasta olduğumu kabullenmediğim için iyileşemiyorum :)
Bu da son zamanlarıma tercüman en güzel bi şarkı, tümünü dinleyemiyonuz ama ne yapalım, siteye giderek dinleyebilirsiniz. Video koyayım dedim ama ben de burada youtube göremiyorum, uğraşamadım şimdi ktunnel le filan.


07- Goc - Gulay

vesselam.
Read On 8 yorum

bi porsiyon laf salatası, en karışığından

Pazartesi, Haziran 15, 2009
ben geldiiiiim. (-oooo, oleeey, şak şak, şak, şak, yaşaaaaaaaaa, varoooool -ne demek efenim, uraganı sizler varettinisssss / ukelalıktan değil valla, pohpohlanmaya ihtiyaç hissettim sadece, pis nefis; öl nefis öl, kaç bininci kere e mi.)
Yazayım diye oturup, tonla blog teması
incelediğime göre pek tiz sıkılmış olabilebilirim bu temadan. Şu sıra netten de sıkıldığımdan hızlıca aktarıp unutmamak üzere, kaçayım hatta yatıp uyuyayım.
  • Geçtiğimiz pazar, haziranın 7'sine tekabül eder, uzun zamandır geçirdiğim en sakin, huzurlu ve dahi keyifli gün idi. Kalabalık bir grupla Çamlıdere'ye gittik. Grup kalabalıktı ama ben daha çok kuzucuğumla uzuuuun yürüyüşlere çıktım, ormanda kaybolmak ister gibi ama kızıma kıyamadım, sonunda hep döndük grubun yanında. Yürüyüş sopaları, su ve fotoğraf makinesinden mütevellit teçhizatla gezindik durduk dağlarda. Bi yemeğe, bi çaya indik düze. Bol bol fotoğraf çektim, bi kısmı şurada
  • Salı günü, haziran'ın 9'una tekabül eder, beni daha kısa ve daha şişman göstereceğini bile bile, ekose bi tunik aldım. Pamuklu, kot üstüne uuupuzun, çıkarmıyorum üstümden, tabi kotumu da. Biri çamaşırların belli aralıklarla yıkanması gerektiğini hatırlatsa ne iyi olacak. İğrencim bööööğ.
  • Çarşamba günü, haziran'ın 10'una tekabül eder, çok fena duygulandım, gözyaşlarına boğuldum çok pis. Kızıma, yakınlarıma, yüzünü görmediğim bloggerlara ya da filmlere duygulanmaktan kendimi unutalı çooook olmuştu, şaşırdım. Ya benim adamımın sahte şeyhliği gerçek olacak ya da mevla bana onun eliyle şamarı indirdi. Çok realist bir adamla evliyim ben, romantizmi ucundan yakaladığımız zamanların bile üzerinden çok sular aktı. Öyle ki şikayet etme safhasını bile aştım çoktan. Neyse efenim, adamım askere gittiğinden beri, telefon konuşmalarımızın büyük bi kısmı Elif ve onun atlattığı soğuk algınlıkları, hasta olma ihtimalleri, vitamini, ateşi, saçı, kıyafeti, okulu...vs etrafında dolaşırken, geriye kalan kısmı da kayınvalidemin şekeri, tansiyonu, morali.... vs. konularında geziniyordu. Pek nadir zamanlarda "ben iyiyim, merak etme"lerin dışına çıkıyorduk. İçerliyordum ben de ne yalan söyleyeyim. O gün kayınvalidemle sofrada çay keyfi yaparken şimdi hatırlamadığım bir nedenle , konu bu mevzuya geldi. Şakayla karışık, "A'nın orada iki derdi var; biri elif, biri sen başka bir şey sormuyor" mealinde bir cümle kurdum ve üzerine kapı çaldı. Kargo gelmiş, Kars'tan. Bekliyoruz kargoyu aslında ama kars kaşarı gelecek, diye. Israrla da soruyor bana, "bu hafta evde olacak mısın; ümitköy'e ya da keçiören'e gidecek misin, kaşar göndericem kızıma, nerede olacaksan oraya yollayayım" diye. Neyse uzattım lafı, paketi aldım elime, "bu pakette kaşar varsa 100 gramlık filan herhalde :)" diye kafa buluyorum, içimden kendimle. Uzunca bir mektup (realist adamımdan beklenmeyecek kadar edebi), yeni fotoğraflar ve bir kutu. Kutuyu açtım, içinde sedeften küçük bir sanduka. Sandukanın içinden, çok sevdiğim gümüş işlemelerle bezenmiş bi de yüzük çıkmaz mı? Çıkar, çıkabilir ama ben daha çok, "hediye aldım sandın di mi ama kutudan başka bir şey yok" diyen bir not olasılığı üzerinde durmuştum. Yanılmışım ve içimden geçen cümle "çaktı sillesini felek misali" oldu nedense.... Sonra bir de üzerine mektubu okuyunca....
  • Cumartesi günü, bildiniz evet, haziran'ın 13'üne tekabül eder, kikirik trambolin'le tanıştı. Tırsak kızım (sayemizde, onun suçu yok) önce küçük zıplamaları bile korka korka yaparken, sonra acayip keyif almaya başladı. Eve dönmeye ikna etmek epey zor oldu üstelik, o kadar çok terlemeseydi, ısrar da etmezdim ama hem terleyip hem de teri rüzgarla kuruyunca hasta olmasından çekindim.
  • Ve bugün, bugün ne oldu dersiniz? Akşamüstü yanımda elif, fotoğraf makinesi ve bir de havlu ile park yolunda buldum kendimi. Bunlar da yakalayabildiklerimin ikisi.



de haydi bitti, dağılın :)
Read On 4 yorum

"sıktım ama polat yüzünden be abi"

Cuma, Haziran 05, 2009
Dün yine Ali Kırca arası Vadi günüydü.
Ali Kırca show tv'ye geçtiğinden beri pek gülüyorum kendisine. Atv haberi sunduğu zamanlarda, epey bi süre, aralıklarla kutlar vadisi aleyhine haber yaptırıp duruyordu. Dizinin müzikleri ve görüntüleriyle. O zamanlar diyordum ki, ya bu adam vadi'nin reytinglerinden faydalanmak istiyor, ya da çok duyarlı !!!
(o görüntüleri prime time'da yayınlamak da ne duyarlılık ama)



Merak ediyorum şimdi, boşa-beşe silah çekip "polat'a özendim" diyen tiplere ne oldu acaba? Birden yeraltına mı indiler?
Ya Ali Kırca; Haber bülteninden "Siyaset Meydanı"na pas atarken "Kurtlar Vadisinden hemen sonra" demeyi neden ihmal etmiyor?

Demek ki diyorum duyarlılık bahane, reyting şahane...
Read On 4 yorum

don't say, do it!!! /okudum bi zahmet

Cuma, Haziran 05, 2009
Bi zahmet çünkü, epey uzun konuşmuş zat-ı muhterem.
Üstüne de bi çeşni yaptım, farklı farklı kalemlerden. Bazen bazı köşe yazarlarını okuyunca içimden ... diyorum. Neyse, Hulki Cevizoğlu'nun başlığı dikkatimi çekti.


Don't say, do it!!!

İfadeye katılıyorum, yazının bazı bölümlerine de katılıyorum, ben daha kimlere katılacağım acaba?

katıla katıla gülüyorum kendime :)
Read On 0 yorum

bu notlara uygun başlık bulamadım.

Cuma, Haziran 05, 2009
Obama Kahire'de konuştu dün (04.06.09), hem de günlerden perşembe.
İzledim canlı canlı, tuhaf ve karışık hislerle.
Hani gri gri diyorum ya durup durup, gri olmak çok kafa karıştırıcı olmaya başladı. Düşünmem lazım yeniden.

  • İslam dünyasına jest üstüne jest yaptı.
  • Konuşmasında ayetler havada uçuştu.
  • Benim gibi temkinli bi tipin bile tüylerini tiken tiken etmeyi başardı bazı bölümlerde.
  • Filistin'e devlet, dedi.
  • Kudüs de barış, dedi.
  • Barışçıl nükleer enerji, dedi. İran, dedi.
  • ABD İslamla savaşmayacaktır, dedi.
  • Guantanamo, dedi.
  • Irak'tan çıkıyoruz, dedi
  • Diplomasiyi kullanacağız, dedi.
  • "Hiçbir ülke bir başkasına zorla bir yönetim şeklini kabul ettiremez" dedi.
  • İslam'ın hoşgörüsünden ve medeniyete kazandırdıklarından bahsetti.
  • Yani dedi oğlu dedi.

Daha neleeer neleeer dedi dedi de, ben Elif'i öğle uykusuna yatırıyordum, çocukcağızım çevirmenin sesinden uyuyamayınca, gerisini dinleyemedim, okuyacağım bi zahmet.
Read On 0 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate