Kayıtlar

Şubat, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

örmeye devam /Farid FArjad/pari kojae-peri kızı nerdesin?

Resim
Tığa elim alışsın derken, motif hastası olacağım yakında. Örmesi çok keyifli hem de acayip kafa boşaltıyor. Her zinciri bir tesbih tanesi sayıp, "ya sabır" çekmek de mümkün :)
Dün gece düşündüm Farid Farjad kemanı eşliğinde motif ören başka biri var mıdır ki acep?

Başka şeylerde düşündüm tabi. Üzüldüm, gözlerimin buğusunu kahverengi göz kaleminin ardına gizledim. Sonra "düşmeyin" dedim, "olsun, öyle olsun" dedim.
Ağlamayı kemana bıraktım, zikri zincirlere ekledim ve sabrı dilime...
Sabrı yaratan Allah'a hamdolsun...




pari kojaee - Farid Farjad






İşte bunlar da son iki günün neticesi...
Bazen bir kaç sene öncesine kadar hala içimde var olan kendimi savunma isteği ve ihtiyacı depreşiveriyor içimde. Öfke sızmaya çalışıyor içime; yanlış anlaşılmalar, yanlış anlatılmalar, yanlış hatırlanmalar ve tabi benim yanlışlarım, hepsi karşıma geçip pis pis sırıtıyorlar, öfkemi kabartmaya çalışıyorlar. Ama yooo olmayacak bu, öfkeyle bakmayacağım o yanlışlara, yaşanmışlara ...

"Olan-biten her şey olması gerektiğindendir, bu yüzden öfke boşunadır. Öyle olması gerekmiştir, öyle olmuştur, sebebler dairesi elbet vardır ama gelen her ne varsa yaratanın elindendir. Sebeplerin faillerine öfkelenmek, seni ve onu yaratana da öfkelenmektir. Seni ve onu yaratan bilmiştir, "ol" demiştir, olmuştur.

Can yakabilir, hırpalayabilir yaşandığında ama yaratan her daim yarattığına doğru yolu gösterir, yanlış yaptığında onu esbapla uyarır. Bu uyarıları görüp dikkate alan insan acının nefsi olanından münezzehtir, sadece lezzetli ve kemale erdirici olanından tadar. Ve böylesi bir acı da kalb…

dervişin fikri neyse zikri hesabı

Resim
Elif'in örgü oyuncak talebi sayesinde şişten sonra tığa da el attım. Bu alttakini elim tığa alışsın diye başladım. İki boyutlu, ayıcık kafalı bi anahtarlık olacaktı sözde. Ağzı, gözü kulağı derken, bitti. Ucuna takmak için anahtarlık ararken, hatun kız ayıcığa boyut kazandırmam konusunda ısrar etti. Baştan 3 boyutlu örseydim eminim daha kolay olurdu, iki yuvarlak parça ve bir de ara parça örüp eklemek zorunda kaldım çünkü. Bu haliyle anahtarlık vasfını kaybedince altına bir parça ördüm, oldu bize ayıcık kafalı toka kutusu.



Bu garibim de büyüyüp battaniye olacağı günleri umutla bekleyen örgü parçalarımdı. Haftasonu ani bir karar değişikliğiyle, aralarda trabzanlardan da faydalanarak minder yüzüne çeviriverdim.



Bu fotoğraf da son günlerdeki favori çorbamızın ana malzemeleri; Başlangıçte sadece un kavurarak yaptığım mercimek çorbam yıllar içinde malzeme yönünden gittikçe zenginleşti. Artık başka bir şey oldu, mercimek demek haksızlık olur yani, "annemin 8'lisi" koyduk b…

[.]

Bir yıl önce "büyüyünce battaniye olacak" diye başladığım artık ipleri değerlendirme projem dün akşam minder yüzü olarak noktalandı. Hoş hayatta da sık sık karşılaştığımız bi durum değil mi bu? Bir şeylere başlarkenki niyetlerimizle ulaştığımız sonuçların farklı olması bir benim başıma gelmiyor herhalde.
En sevdiğim animasyon filmlerden birini izliyor elif hanım, robinson ailesi, hani şu kızıl kafalı şirin şebelek çocuk ve hepsi birbirinden eğlenceli ailesi var ya işte o.
Lewis dinliyor ve hayatının lewis yüzünden mahvolduğunu düşünen oda arkadaşının sesi geliyor, içerden. En sevdiğim sahnelerden biri; "- hımmm bi düşüneyim, hayatımın sorumluluğunu üzerime almak mı, seni suçlamak mı? ding ding ding ding -seni suçlamak"
Issız adamı izledim, geçen hafta. Filmden bahsedince aklıma geldi şimdi, ama bir şey yazmayacağım fazla, sadece babam ve oğlum'un üzerimde bıraktığı etkiyi bırakamadı bende, nedense.ve bitti.


İzlemeyenler varsa, şarkılı robinson :)





tokat/çaydanlık/çam kokusu/kurtuluş parkı/makarena/nargile/erkan oğur/pudra şekeri/che/ilesam/aiwa/jean reno ve daha birbirinden alakasız ne varsa...

Resim
Yatmadan önce elifi tuvalete götürüyorum, kocaman bir çocuğun kucağımda uyurken ki halini vestiyerin aynasında her görüşümde tuhaf bir hisse kapılıyorum, kendime yabancılaşıyorum, garipsiyorum, ne zaman büyüdüm ben bu kadar, diyorum. Senelerin bu kadar hızla geçmesine ve hayatımı bu kadar değiştirmesine rağmen, geçmişten pek çok anı nasıl bu kadar canlı kalabiliyor?
Babamdan yediğim ve oturduğum sandalyeye geçmeme sebep olan o tokadı,(ve belkide matematiği sevememe nedenimdir, adam bi saat anlatıyor anlamadığım yeri, ben uyuyakalmışım olacak iş mi yaw)
annemin elektrik kesildiğinde çaydanlığa sıcak su doldurup onunla önlüğümü ütüleyişini,ilkokuldaki kankam gökseli,
pencereyi açtığımda karşıdaki ormandan yükselen çam kokusunu,
K.hamamdan Ankaraya taşındığımızda ne kadar bocaladığımı,
ortaokuldayken bile aşırı milliyetçilerden hazzetmediğimi,
erkek kardeşimi berbere götürürken bana neler çektirdiğini,
ahretliğimle her sabah beraberce otobüs durağına gidişimizi ve okul dönüşü kurtuluş parkını…

ıhlamur, narçiçeği, tarçın; koklamadan içmeyin :)

Resim
Bu kadar iyi içici olmak için ne yaptım acaba? Günde en az 5-6 kupa kahve, 2-3 demlik çay içiyorum. İçtiğim suyunsa haddi hesabı yok. Su neyse de çay-kahve işine el koymak gerekti.


Gidip adaçayı, ıhlamur, tarçın, narçiçeği filan aldım aktardan ve başka şeyler de...


Bu altt fotoğrafını gördüğünüz, narçiçeği. Kuşburnuyu andırıyor hafif, ekşimtrak ama lezzetli. Faydalarıysa saymakla bitmiyormuş meğer, bakınız burada


Fakat benim karıştırarak oluşturduğum başka bir lezzet var ki, o muazzam. Kaynarken mis gibi kokuyor her yer. 3-4 tutam ıhlamura 1 tutam narçiçeği 1 tane kalınından kabuk tarçın nefis oluyor, bilginize.

gidip kikiriğin üzerini örttüm

uyandım
abdest aldım
kikiriğin üzerini örttüm
namaz kıldım
benden dua bekleyenlere,
ve hiiiç beklemeyenlere dua ettim
gidip kikiriğin üzerini örttüm
samim'le konuştum ve sonra onu yemledim
gidip kikiriğin üzerini örttüm
bitki çayı yaptım
kitap okudum ve çayımı içtim
gidip kikiriğin üzerini örttüm
bi elma yedim ve okumaya devam ettim
gidip kikiriğin üzerini örttüm
kahve yapıp balkona çıktım
biraz üşüdüm ama tam uyandım
içeri girdim
gidip kikiriğin üzerini örttüm
bilgisayarı açtım, bir kaç bloga yorum yazdım
mutfaktan su aldım
gidip kikiriğin üzerini örttüm
son bir ayda çekilen fotoğrafları düzenledim
suyumdan bi yudum aldım
gidip kikiriğin üzerini örttüm

yeni bir "blog ödülleri sahiplerini buluyor" postuyla karşınızdayım efenim.

Resim
Çok sevgili kitapkurdu arkadaşım, bendenizi de sevdiği 7 blog arasına eklemiş, çok sevindim.
Şimdi sıra benim ekleyeceklerim de...

Ödül dağıtımında uygulanan düzen aşağıdaki gibi olacaktır;

1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek,
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek,
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.

İlk kuralı yerine getirdiğimize göre, sıra ikincide.




Solar

Aysun

Kuaybe

Özlem

Patagonya ahalisi

İki dost

İnsanlı haber aracı


Tek tek bu arkadaşların bloglarını neden sevdiğimi yazmak isterdim, ama böyle bi kural yok he he :)


demiştim di mi, bi daha diyorum, kabbaniyi seviyorum

...
3

Resim defterini önüme koyuyor oğlum
Buğday başağı çizmemi istiyor benden
Kalemi alıyorum
Bir üçgen çiziyorum ona
Resim sanatındaki bilgisizliğime şaşırıyor oğlum
Şaşkın şaşkın diyor ki:
Üçgenle başak arasındaki farkı bilmiyor musun baba?
Ona diyorum ki, oğlum
Eskiden başağın biçimini bilirdim ben
Somunun biçimini
Gülün biçimini..
Ama bu metalik çağda
Ormanın ağaçları
Silahlı adamlara katıldı ya
Güller, lekeli giysilere büründü ya
Silahlı başaklar çağında
Kuşlar silahlı
Kültür silahlı
Din silahlı
Bir somun alsam
İçinde tabanca buluyorum
Bir gül koparsam bahçeden
Silahını dayıyor burnuma
Bir kitap alsam kitapçıdan
Parmaklarımın arasında patlıyor......
NK.

daha fazlası



vesselam,

kurutulmuş fasulye, sirkede uyumuş lahana yanına bir de kabbani, peh peh

Kuruttuğum fasulyeler ocakta şimdi, pek sevilmeyen bi koku çıkarıyor haşlanırken. ben seviyorum o kokuyu. Birazdan suyunu süzeceğim. Soğan, kıyma, patates, salça ekleyeceğim bi de, yemek olacak. Acısı yerinde olursa tadına doyum olmaz. Sonra onu bi kaba alıp sıkıca kapayacağım ağzını, yanına sıcacık bir de tarhana çorbası yapacağım. Onu da fasulyenin yanına alacağım. Salata mı? olmazsa olmaz, yeşillikleri sudan çıkarıp doğrayacağım, bir havuç rendesi, bir de sirkede uyumuş mor lahana*, maydanoz ve dereotunu unutma, turp dilimleri yanına. Sosunu eklemeyeceğim, çökmesin diye. O artık gidince, orada. Pilav da oraya kalsın, 20 dakikada pişer nasıl olsa.
Anneanneme gideceğim öğlen A ile E beni bırakıp baba-kız takılacaklar. Ben de anneannemi görüp, anlatacaklarını dinleyeceğim, "hayın değilim" diyeceğim.
Şiir kitabı satın alabilme zamanım gelmiş; okuyamıyordum, içine giremiyordum ne zamandır, satırlar bana ben onlara bakıp duruyorduk. bugün oldu. Kabbani, seviyorum seni
"kal…

uyumadan önce gördüğün son kare bir deniz aslanı olursa, kabus kaçınılmaz mıdır ? :)

Resim
Pazar günü akşam toplanıp kayınvalidelere gittik. Pazartesi hastaneye yatacak, salı'da anjio olacaktı. Biz evden çıkmak üzereyken telefon etti, elifle konuşmak istedi, vermedik telefona. Mutlaka ağzından kaçırır, oraya gitmekte olduğumuzu açık ederdi çünkü. Oysa biz beklenmedik bi anda gidip şaşırtmaya kararlıydık onları. Ve öyle de yaptık, "birazdan görüştürürüz seni, şimdi oyun oynuyo gelmez telefona" deyip kapattık. Ardından da yola koyulduk. Kadıncağız kapıda bizi görünce duygulandı çok, neredeyse ağlayacaktı. O ertesi gün hastaneye geliriz sanıyordu, iyi bi sürpriz oldu he he :)

Akşam çantasını yaptık birlikte; hastaneye götüreceklerini ütüledim, o da ilaçlarını filan hazırladı. Sabah altıda ayaklandık, namaz, kahvaltı,kikiriğin hazırlanması derken sekize doğru çıkabildik ancak. Kikiriği hastane girişinde baba ve dedeye bırakıp, doktorun yanına çıktık birlikte. Ama bütün bu koşturma yarım kaldı, anjio makinesi bozulmuş, yatışı perşembeye ertelediler.
Biz de oradan kay…

ben lisedeyken; ...

Resim
Geçen pazartesi ahretlik bendeydi. Yarıyıl tatilinde Ankara'daydı, cumartesi de İstanbula döndü. Salı günü bana gelmeyi düşündüğünü söylemek için aradığında "atla trene gel be selva, yarın da kalırız ama bugünden gel" lerime dayanamadı. Öğlen kafa kafaya vermiş, çay içip çerez yiyerek lise yıllarımızı konuşuyorduk. Onca sene geçince aradan gülünecek ağlanacak ne çok şey birikiyor ama bazı olaylar vardır ki tek kelimeye bakar. Yani bi kelime söyleyecek nefesi ancak buluruz, çünkü daha birbirimize bakarken ne kastettiğimizi anlayıp gülmeye başladığımızdan gerisi gelmez kelimelerin. (burun, ş ile başlıyodu, o neydi be öyle gibi sözler kahkahaların arasından bazen seçilebilir)

Hocalara yaptığımız nisan 1 şakaları, tarihçi nuran'a sınıfça yaptığımız yazılı kandırmacası*, görüşemediklerimiz, nerde nasıl olduklarını bilemedilerimiz, tek bir davranışları bir ömür unutulmayan vefalı akadaşlarımız, neleeeer neler. Liseden sonra üniversite hatıraları başladı bir de, İstanbul…

Sevdiğim ne çok şey varmış bak sen...

Erkenciyim bu sabah, erken uyan-mayı/abilmeyi seviyorum.
Kendimi yataktan sökmek zorunda kalmadığım sabahları seviyorum.
Evin içinde tıkır tıkır dolaşmayı seviyorum, sabah sessizliğinde.
Günün ilk sıcak içeceğini seviyorum ve ilk yudumda içimi sıcacık edişini.
Odaların kapılarından kafamı uzatıp nefesleri dinlemeyi seviyorum.
Kendimi pek de istekli olmadığım ve dahi hiç beceremediğim "ağır olma" konusunda bir tek herkesin uyuduğu saatlerde yetkin buluyorum. "Kimsecikler uyanmasın, rahatsız olmasın" diye o ivecen, aceleci, şaşkın, sakar hallerimi yatağın başında bırakıp, evin içinde adeta bir prenses edasıyla süzülüyorum.

Bu sabah erkenciyim, uykumu almışım, kahvemi içmişim ve sarayımın koridorlarında dolaşıyorum, bu sessizlikte eteklerim hışırdıyor sadece...

(hangi etek kızıııııııım, yıl oldu sen etek giymeyeli, okuyucuya madik atma!)

doğum gününden girip, davos'a, gaz'a, sınava şöööle bi değinip balıkta cart diye biten yazı

Resim
Arayı açmışım yine, neden bilmem ihtiyaç hissetmiyorum yazmak için. İçimi kıpır kıpır eden yazma isteği oluşmuyor eskisi kadar sık. Bir önceki postla arada geçen sürede bir tek Davos olayı hakkında yazmak istemiştim, o vakit de şartlar uygun değildi :)
Ve fakat yazmalıyım, çünkü dönüp okuduğumda hayatımın unutulmaya müsait detaylarını hatırlama imkanı sağlıyor blog ve bir nevi "anı deposu" görevi görüyor. Bu da benim gibi hafıza fakiri biri için eşi bulunmaz bi fırsat.

Geçtiğimiz haftaya kikirciğimin 5. geleneksel doğum günü toplaşması damgasını vurdu. Pazartesi dip-köşe temizlik, Salı önceden yapılabilecek ikramlıkların hazırlığı, Çarşamba ikramlık hazırlıklarına devam ve dahi evin çocuklar için eğlenceli hale getirilmesi derken akşamına nihayet kadro toplandı. 16 yetişkin ve 8 çocuk evin her köşesine dağıldı :) Yedik, içtik, sohbet ettik, çocuklarınsa keyfine diyecek yoktu. Önce hazırladığım bol kepçe menüyle karnımızı doyurduk (akşam yemeği niyetine), sonra çocuklar için …