tokat/çaydanlık/çam kokusu/kurtuluş parkı/makarena/nargile/erkan oğur/pudra şekeri/che/ilesam/aiwa/jean reno ve daha birbirinden alakasız ne varsa...

Yatmadan önce elifi tuvalete götürüyorum, kocaman bir çocuğun kucağımda uyurken ki halini vestiyerin aynasında her görüşümde tuhaf bir hisse kapılıyorum, kendime yabancılaşıyorum, garipsiyorum, ne zaman büyüdüm ben bu kadar, diyorum. Senelerin bu kadar hızla geçmesine ve hayatımı bu kadar değiştirmesine rağmen, geçmişten pek çok anı nasıl bu kadar canlı kalabiliyor?
  • Babamdan yediğim ve oturduğum sandalyeye geçmeme sebep olan o tokadı,(ve belkide matematiği sevememe nedenimdir, adam bi saat anlatıyor anlamadığım yeri, ben uyuyakalmışım olacak iş mi yaw)
  • annemin elektrik kesildiğinde çaydanlığa sıcak su doldurup onunla önlüğümü ütüleyişini,
  • ilkokuldaki kankam gökseli,
  • pencereyi açtığımda karşıdaki ormandan yükselen çam kokusunu,
  • K.hamamdan Ankaraya taşındığımızda ne kadar bocaladığımı,
  • ortaokuldayken bile aşırı milliyetçilerden hazzetmediğimi,
  • erkek kardeşimi berbere götürürken bana neler çektirdiğini,
  • ahretliğimle her sabah beraberce otobüs durağına gidişimizi ve okul dönüşü kurtuluş parkının başında inip o ağaçlarla bezeli yolu kah keyifli kah üzgün ama hep beraber geçişimizi asla unutmuyorum.
  • İki kez üstüste üniversite sınavını kazanamamanın yarattığı hayal kırıklığını,
  • son denememin tahminimden de iyi sonuç vermesini,
  • üniversiteye kayıt yaptırmaya gittiğimizde fakültede"makarena" eşliğinde kıvıran dekan, hoca ve asistanları,
  • babamın "bak burada hiç sıkılmayacaksın" deyişini,
  • ilk yıl o kadar nefret ettiğim İstanbulu sonra memleketimmiş gibi sevişimi,
  • ilesamdaki elma çayını ve elmalı nargileleri,
  • sorumlu olduğum öğrenci grubunu nargile içmeye götürüşümü,
  • yazarlar birliğinde hep çalan erkan oğur türkülerini,
  • cemal reşit rey'de geçirdiğim haftasonlarını,
  • fkm'deki paneli,
  • tutunamayan arkadaşım havva ile sabah ayazında beyazıt-sultanahmet arasında attığımız turları,
  • kürt böreği yediğimiz, yerin altındaki o izbe yeri ve masada metal kapta duran şeyin pudra şekeri olduğunu öğrendiğimde yaşadığım şaşkınlığı,
  • saray pide salonunu
  • cerrahpaşadaki eylemde dinlediğimiz grup yorum şarkılarını,
  • beyazıtta avazımız çıktığı kadar attığımız sloganları,
  • babamın "yarın da eyleme gideceksen kameraya el salla da, yüzün görelim" lerini,
  • yine meydanda araç yasağı olduğu halde meydana girmiş taksi şoförüne polisin hoparlörle yaptığı "taksici arkadaşıııım hayırdır" ihtarını ve meydandakilerin aynı anda kafalarını çevirip taksiye bakışını
  • durmadan usanmadan yeni şeyler öğrenme çabamı,
  • son paramla alıp, pili bitene kadar kullandığım ve parasızlıktan iade etmek zorunda kaldığım o dönemin en son model aiwa marka volkmenimi,
  • yarı fiyatına geri vermeye razıyken durumu anlattığımda tüm paramı geri veren o satıcı amcayı,
  • eli-yüzü kir pas içinde ama dünya tatlısı çocuk rukeni,
  • ikramda "kafatasçısın sen" diye üstüne yürüdüğüm çocuk ayağa kalktığında yanında ne kadar da bücür kaldığımı,
  • bir tabak kuru-pilavla bir ekmek yediğimiz süleymaniye'nin kuru'cusunu
  • kısa süreli kaldığımız öğrenci evimizde kültablası olarak kullandığımız o köşeyi
  • evin salonunu ortadan bölen o hamağı
  • ayşe'nin söz ve bestesini yaptığı "adana kebabını yeeee" şarkısını grup halinde seslendirirken girdiğimiz türlü kılık ve halleri
  • beyhan ablanın gecenin bi yarısı "ben sana mecburum" u okurken ki yüzünü
  • osman abinin "kızma beyhan çok yiyorum tamam ama spor yapıyorum" derken işaret parmaklarını havaya kaldırıp oynatışını,
  • selma ve hakkı kardeşleri, evlerindeki che posteri önünde içtiğimiz çayları ve sonu gelmez varoluş muhabbetlerini, fonda çalan cemo'yu,
  • leon'daki sahnelerinden fotoğraflanmış, elinde silahıyla o güzelim evimizin mutfak duvarında asılı duran jean reno posterini (yanında kimin gazeteden kesilmiş fotoğrafı vardı söylemem ama, Reno ona silahını doğrultmuştu, belki de ondan çok seviyorum bu adamı. tahminleri alayım)
iyi hatırlıyorum. heyt beee... :D




ve o günlerde "söylemeyi başarıyoruz" diye sevindirik olduğumuz harika bi rumeli türküsü, "bulut gelir seher ile" yi de ekleyeyim de tam olsun.seraaaaaaap, oku bunları, dinle bu türküyü serap :)

Arif Şentürk'ün eski kayıtlarından dinlemek lazım aslında, o zaman tam süper olurdu :D






belki devamı, sonra

Yorumlar

SENABERA dedi ki…
Harika bir yazı olmuş bu, bazen gülümsedim, bazen de gülümseyerek okudum yazdıklarını ve seni daha iyi tanımak hoşuma gitti....
uragan dedi ki…
"seni tanımak hoşuma gitti"nin devamı, "mümkünse bi daha görüşmeyelim" değil di mi :)
SENABERA dedi ki…
Şimdi okudum, çok güldüm....:))

Hayır, kesinlikle değilll...:))

Benim pek normal arkadaşlarım yoktur zaten... Şaka şaka:)
SENABERA dedi ki…
Seni mimledim bu arada...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*