Kayıtlar

Mart, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Buruk

Resim
Sene 95, üniversiteye hazırlanıyorum. Cebecideki evimden Necatibey caddesindeki dersaneme kadar yürüyorum. Kurtuluş parkının içinden, o sevdiğim yoldan yürüyorum. Parkın bitiminde karşıya geçip çok katlı otopark girişindeki çarşının parka bakan kapısından girip diğerinden çıkıyorum. İki yüz metre yürüyorum yürümüyorum, bir araba parkediyor bir binanın önüne, benim de bir kaç saniye sonra geçip gideceğim yere. Kafamı kaldırıp binaya bakıyorum bbp genel merkezi, daha önce bilmiyorum hiç orada olduğunu, ilgilenmiyorum. Arabadan Yazıcıoğlu ve iki kara çocuk iniyor. Çocuklarının birini bir yanına diğerini öbür yanına alıyor, gülerek şakalaşarak keyifli keyifli bir şeyler anlatıyorlar. Gülümsemelerinden ben de nasipleniyorum sabah sabah. Sonra yine dimdik, emin adımlarla giriyor binadan içeri. Güneş pırıl pırıl, binanın girişine vuruyor. Güzel bir sabah oluyor, ilk defa siyasetçi gibi değil bir baba gibi görüyorum onu, toplasan üç-dört saniyelik görüntü. 24 kareden 4 saniye 96 kare, 100 …

su verdiğin çiçekler ...

Resim
Yine geçmiş gitmiş zaman, yine günler olmuş yazmayalı. Şunu farkettim ki olanı biteni olduğu gün kayda geçmezsem sonra hiç bir detayı hatırlamıyorum. Kabaca şunu yapmıştım, diye aklımda kalıyor. Öyle olunca da ancak ortaya karışık bi şeyler çıkıyor işte.

N. anne, şubatta olacağını söylediğim anjiyoya girdi, geçtiğimiz hafta. Anjiyo diye girdi, balon yapılmış ve stent takılmış olarak çıktı. 15 dakikalık anjiyo 1 buçuk saat sürünce hepimiz telaşlandık, ameliyattan bir gün önce acil bir durumda gerekenin yapılması için doktora imza verdiğinden hiçbirimizin haberi yok tabi. Bi müdahale yapılacak olsa sorarlar, diye düşünüyoruz, doktorlarda bir şey demiyor. Sıkıntılıydı epey. Geçti ama. İyi şimdi çok şükür. Hastanede kaldığım sürede n. anne uyurken bu yumurtalardan ördüm, yeğenlere ve elif'e.Bir buçuk-iki yıldır hayalini kurduğumuz proje, A'nın evde geçirdiği dört aylık zamanda dilediği gibi çalışabilmesi nedeniyle ete-kemiğe bürünmeye başladı ama sanal olarak:) Bu animasyon dene…

Belgeselin Türkçesi İz TV / Kafka'nın Kafesi Prag / Ömür biter İstanbul bitmez / Yemeğin yolculuğu ve tatlı Olivier :)

Resim
Epeydir "İz" izlemekten alamıyorum kendimi. Dijitürk sağolsun bütün belgesel kanallarını 80. kanal ve sonrasında tuttuğundan çoğu zaman unutuyordum bu kanalın varlığını. Ama bir kaç aydır İz Tv Kanal 18'de ve o günden bu yana sıkı bir zappingci olarak, 18'e gelince takılıyorum genelde.

Bence Türkiye'de bir belgesel kanalına konulabilecek en iyi isimdir İZ. Bu ülkede izi sürülebilecek o kadar derin bir hazine var ki, yeter ki izlenmek istesin.

Bu kanalın en sevdiğim belgesellerinden biri; Rüknü Özkök ve Eray Canberk'in şapkalı-çantalı halleri, yavaş yürüşleri ve sakin anlatımlarıyla bana zamanı uzatıyormuş hissi veren "Ömür biter, İstanbul bitmez" idi. İdi diyorum geçtiğimiz hafta, Süleymaniye sokaklarında bitti çünkü. Çok üzüldüm yaaa, umarım tekrar yayınlanır, çünkü ben sadece 3-4 bölüm yakalayabilmiştim.

Fırsat buldukça izlemeyi çok sevdiğim Coşkun Aral'ın "Türkiye Notları " , Fransız usta Olivier'ın Türk lezzetlerinin izini sürdüğü…

nete set / nazlı bebek / ip yağmurlar /saç sakal,sahte şeyh /zor günler vs...

Resim
Günler debisi yüksek akarsu şeklinde akıp gidiyor. Tuhaf bi koşturmaca hali, dönüp baksan elle tutulur bir şey de yok, her zaman ki yetişememe duygusu. Arada; bi dinginlik,bi bişeyler oluyor ama uzun sürmüyor, huzursuz ruhum benim. Dönüp bakınca on günden aklımda kalanlar; Güzel yağmurlar yağdı, ip gibi olanlardan, çıkıp ıslandım.10 günde 4 sabah yürüyüşü, iki aile bir de doğum günü ziyareti yaptım. Bir büyük alışveriş, kikiriğin oyun parkı takılması, fast food'un dibine vurdum bi de...
Akşam oldu mu köşeme geçip, uzattım ayaklarımı, ooooh. Kendime bu çızıklı çorapları aldım yenile, pek bi pofuduk. Fotoğrafını çekip unutmuşum, biraz önce A. makineye bakıyordu, "ayaklarını fotoğraflayan kaç kişi vardır acaba" dedi gülerek , cevap olarak "ayaklarımı değil çoraplarımı fotoğrafladığımı" söyledim de ondan aklıma geldi çektiğim :)
Hani bebek örüyordum ya, bitti o teee ne zaman. Kikirikten alıp fotoğraflayamamıştım bi türlü. Adını Nazlı koydu, gittiğimiz yerlere taşıdı…

bi çay, açık olsun

Resim
birleşik'in yerin altındaki kitap ve toz kokulu dükkanına gidesim var, cemal süreya alasım bi de.
yandaki ocağa geçip, "bi çay açık olsun" diyesim var, bi de cigara tellendiresim.
"sevda sözleri"nden okuyup, iki çay-sigara içimliği...
çünkü biri asla kesmez beni.
merdivenlerden çıkıp sokağa karışasım var.
bi buket de nergis alsam, tam olur
koklaya koklaya öyle.....
tam mevsimi



bi şeyler bi şeyler, hüzünkovan kuşu

Resim
bir bebek örüyorum dünden beri, kolları ve aksesuarları kaldı tamamlanacak, şimdiden çok sevdim bu kızı. dilerim elif elinden düşürmez, zaten iki gündür öyle gibi ama çabucak sıkılmaz inşaallah. bi isim bulmuştum aslında, sonra vazgeçtim.zaruretten başlayan az uyumalarım, bu sürede yazdığım diğer yazılarda bahsi geçen /geçmeyen çeşitli nedenlerle bir ayı aşkın süredir devam ediyor, 6 saatten fazla uyuduğum vaki olmadı. Rekorum üç buçuk saat .... Nasılım, iyiyim. Uykusuzluk şikayetim olmaz benim genelde, olsa olsa "yine uyuyakalmışım, günüm gittiiii" yakınmalarım olur. Uyku kendi kendini yineleyen bi şey bence, ne kadar uyursan o kadar uykun gelir, doyamazsın uykuya. Tam tersi de doğru. Az uyudukça bünye buna da alışır ve uykusuzluğun getirdiği sinir, stres, yorgunluk hali azalır zamanla. Ama uyuduğun zamanın sana yettiğine inanmalısın, buna inanmadın mı olmaz. " uykumu alamadım" diye gezinen biri on saat uyusa, yirmiyi ister. Hatta eskilerin bi lafı var, bebek …