Esbab

Türkan Saylan'ı gördüm bir kaç gün önce tv'de. Baktım, dönüp bir daha baktım. O mağrur halinden eser kalmamıştı hiç. 98'de İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampüsünün yemekhanesindeki ikna odasında;
beni, ailemi, çevremi, seçimlerimi, kararımı aşağılayan kadın o değildi sanki.
"Ben İ.Ü. Tıp fakültesinde ...(hatırlayamadım) ana bilim dalı başkanıyım, bu kılıkta beni ziyarete gelsen kapıdan içeri almazlar, bak ben burada seninle konuşuyorum" derken ki kibirli bakışları geldi aklıma.

Çok şükrediyorum ki nutkum tutulup kalmamış, "benimle konuşmak isteyen sizdiniz, benim bi talebim olmadı" diyebilmiştim, koca profesöre. İşte o zaman çileden çıkmış kapı dışarı etmişti beni zamanında.

Hiç bir zaman intikamcı bir yapım olmadı, bilakis hayatımın üstünden silindir gibi geçenlere bile. O zamanlar Alemdaroğlu, Saylan ve Serter hakkında tek bi duam vardı. "Evlatlarına hidayet nasip etsin mevla" derdim, kendi evlatlarıyla mücadele edebilirler miydi acaba? Beddua gibiydi ya bu aslında onlar için, öyle işte....

Bir masala dönüştürmüştüm o günü kendimce, acısını hafifletmiştim belli belirsiz, onu da ekliyeyim de tam olsun.


"Sorgunun dayanılmaz ağırlığı...

Bahsi geçen sorgu, içsel bir hesaplaşma değil. Anlatacağım tam da bunun zıttı aslında. Kendiyle hiç hesaplaşmamış, belki hesaplaşamamış bir insanın başkalarını sorgulaması mevzuumuz…

Üstelik bu başkasını sorgulama esnasında bile zerre kadar içine bakmaya yanaşmamış, ‘ben her şeyin iyisini bilirim’ edasıyla karşısındakini olabildiğince ezmeye çalışmış birinden bahsedicem şimdi.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ülkenin birinde ismi lazım değil bir tıp profesörü yaşarmış. Bu zat; aynı zamanda kraldan çok kralcı olanların da başıymış.
Bir gün bu ülkenin yöneticileri, dönem dönem yasaklanmış fakat sonraları serbest bırakılmış bir şeyi yeniden yasaklamaya karar vermişler. Kurullar kurmuşlar, bildirgeler yayınlamışlar ve sonunda birkaç üniversiteyi seçip, bu okullarda okuyan başörtülü kızların örtülerini çıkarmadan okullarına devam edemeyeceklerine karar vermişler.
‘Ama yazık olmasın çocuklara, önce bir konuşalım; belki bu başörtünün ne menem bir şey olduğunu anlatırız da, örtüyü çıkarıp tahsillerine devam ederler' diye de çok ince bir düşünceyle, adına ‘ikna odası’ denen bir oda açmışlar. Okullarına kayıt olmaya gelen öğrencilerin başı açık olanlarını kayıt masasına, başı örtülü olanları da bu bahsi geçen ikna odalarına götürür olmuşlar. Bu odadan çıkanların kimi örtüsünü çıkarmadan geldiği yoldan geri gönderilirken, kimileri de odada yeterince aşağılanmamış gibi, çıkışta da fakültelerinin kayıt masasına gidene kadar, önlerinde bir çalışanla başları açık, boyunları bükük salonda öööyle gezdirilmişler.
Neyse uzatmayalım; bu arkadaşlardan başını açmayı kabul edenlerin kayıtlarını yapmışlar, etmeyenleri de zorunlu olarak okuldan uzaklaştırılmışlar. Şimdi diyeceksiniz , peki hani ya şu ismi lazım değil profesör…
Tamam tamam sabır şimdi ona da sıra geldi….
İsmi lazım olmayan tıp profesörü, bu ikna odası tabir edilen odada oturuyor, gelen öğrencilerle konuşuyor ve onları güzellikle, olmazsa çirkinlikle ikna etmeye çalışıyormuş.
Yine bir kayıt günü Prof.' un oturduğu odanın kapısı açılmış, kısa boylu çocuk yüzlü biri girmiş içeri. İsmi lazım olmayan, onu bir güzel karşılamış ki sormayın… Daha önce kayıt olmak için verdiği başı açık resmine bakıp, ‘aman güzel kızım ne güzel saçların var senin öyle’ demiş. Demiş ama aslında kızın saçları fotoğrafta hiç de öyle güzel filan görünmüyormuş.
Prof. kıza adını sormuş,
‘B...’ yanıtını almış.
‘Babanın adı ne güzel kızım?’ demiş.
Kız söylemiş. Bu ismi de yobazca bulan prof., okuduğu liseyi sormuş kıza, cevap imam hatip lisesi de olunca, prof. un gülen yüzü giderek gerilmeye başlamış.
‘Bak bu kadar çalışıp, iletişim fakültesi gibi güzel bir bölüme girmişsin, değer mi şimdi altı üstü bir örtü yüzünden okulundan olmaya’ demiş kendini zorlayarak tatlı tatlı…
Kızdan ‘bence değer’ cevabını alınca, bu üslubun fayda etmeyeceğini anlamış bizim prof. Başlamış sayıp dökmeye….
‘Senin adında meymenet yok zaten, babanın adı da belli. Okuduğun liseye bak, senin gibilerin ne işi var zaten böyle fakültelerde, siz oturun din kitabı okuyun, başka da bir şeyden anlamazsınız….’
Daha da konuşmuş aslında ama bizim kız duymaz olmuş artık söylenenleri. Sosyalist bir devrimcinin hayatını anlatan kitabı çantasından çıkarıp prof. a göstermeyi geçiriyormuş içinden.
Masal bu ya tam kitabı çıkaracakken, kadının başının iki yanında at gözlükleri belirivermiş birden. Ve bizim kız kitabı çıkartmaktan vazgeçmiş, çünkü kadının tam karşısında oturmuyormuş ve kadının o gözlüklerle yan tarafında kalan bi şeyi görmesi imkansızmış.
Bizim kız düşünmüş taşınmış, sonunda ‘söyleyecekleriniz bittiyse ben gideyim’ demiş.
İsmi lazım değil prof. bir sinirlenmiş bizim kıza; ‘saygısız şey, terbiye denen şeyden eser yok sen de. Ben ismi lazım değil fakültenin ismi lazım değil ana bilim dalı başkanıyım, okuluma gelip benimle görüşmek istesen, değil benimle konuşmak, kapıdan içeri almazlar seni, ben vakit ayırıp seninle konuşuyorum burada, sen zerre kadar beni dinlemiyorsun’ demiş ve aynı tondan bir çok cümleler kurmuş, gözlerinden adeta ateş fışkırıyormuş. Prensesli masallarda, prensesi kaçıran hain ejderhalar gibiymiş adeta…
Neyse uzatmayayım, bizim kız ayağa kalkmış, ağzından tek bir cümle dökülmüş, ‘benim bi talebim olmadı, benimle konuşmayı isteyen sizdiniz’ demiş ve kapıya yürümüş, bu arada bizim ismi lazım değil prof. arkadan hala konuşuyormuş, ama kız için söyledikleri artık bir anlam taşımıyormuş. O odadan çıkarken hem prof.' a hem de tahsil hayatına sessizce veda ediyormuş. Başı hala dik, ama içi çökmüş olarak…
Masal burada bitmiş, onlar erememiş muradına, biz yanalım okulunu bırakmak zorunda kalan kızcağızın haline. Gökten üç elma düşmüş, biri anlatana, biri dinleyene , biri yaşayana….

Ufff başım, kafanıza iki elmayı siz de yiyin bakın da, nasıl acıyor, görürsünüz."

Yorumlar

ebru dedi ki…
biz de ikna odaları yoktu. hatta hocalarımız "başörtünüzü açmayın, taviz vermeyin. biz sizi idare edeceğiz" dediler ama bizim işgüzar arkadaşlarımızın çoğu başörtülerini açtığı için -yani en baştan pes ettikleri için- biz de mecburen hocalarımızın gözyaşlarına rağmen kovulduk.
hayırlısı buymuş.
biz de marmara ilahiyatın önünde günlerce bekledik... hiç taşkınlık olmadan sabırla, birbirimize kenetlenerek... sonunda istediğimiz oldu. ama bizden bir sonraki sene yine aynı yasak baş gösterdi...
gün olur devran döner...
içindeki yara geçer mi bilmem ama umarım bu duruşunun karşılığını ahirette kat kat sevapla alırsın...
SenaBera dedi ki…
Gurur duydum o kızla ben!! Ben de Emine gibi ahirette karşılığını fazlasıyla alırsın diyorum...


Biraz erken doğmam hasebiyle bu "ikna odası" rezaletlerini yaşamadım ben çok şükür, ki her akıllı mantıklı insanın utanması gereken, ülkemizin en büyük ayıp ve saçmalıklarından biridir bu olay... Senin yaşamış olmana da çok üzüldüm, kimbilir neler neler hissetmişsindir... Allah büyük, yapılan zerre kadar iyilik de kötülük de karşılıksız kalmaz...


O gün moralim bozuktu ya, en kısa ve öz duayı etmemişim, Allah kavuştursun!! Ve her neye ihtiyacın olursa bil ki bu şehirde blog dostların da var!!
uragan dedi ki…
eminecim, esbab dedim ya, yaşanacak başka şeyler varmış, sebebi oldu işte. ah ettim zamanında çok, hala okulla ilgili dökümanlarıma bakınca gözlerim yaşarır, ama fazlası da yok yani. okul bitmeyecekmiş benim için, bitmedi. onlar görünen sebebi oldular.
amin, inş.
*
ebru hanım, sizin durum da vahimmiş ama genel olarak toplu bir duruş sergilenemedi zaten bu konuda. Bizim fakültede 30 civarıydı tesettürlü sayısı, yasağın ilk gününden altı-yedi kişi kaldık ...
uragan dedi ki…
özlemcim, bu yaşıma kadar verdiğim kararlar arasında bir eminlik sıralaması yapsam, ilk sırada o günkü kararım olur. Yaşım ilerledikçe pek çok kez bu kararımı sorguladım ve her defasında "iyi ki yapmışım" dedim elhamdülillah.
*
biliyorum sağol arkadaşım, Allah razı olsun.
SenaBera dedi ki…
Birde Uro kafama takıldı yaa, sen bu olayı Türkiye'de yaşamıştın dimi, gerçi İstanbul Üniversitesi Türkiye'de olduğuna göre... Herkesler Türkan Saylan Hanım efendinin genç kızlar okusun diye canını dişini taktığından söz ediyor ya, acaba dedim sen başka bir ülkenin mi genç kızıydın bu olayı yaşarken...
uragan dedi ki…
Beni ikna etmek için attığı ilk adımlarda melek gibiydi zaten özlemcim, çok güleryüzlü, anlayışlı. benim kaybedilmiş olduğuma karar verdiğinde değişti zaten tavrı.
O odadan onun istediği gibi ayrılsaydım, eminim benim içinde canını dişine takardı :)
Adsız dedi ki…
merhaba,
ben üniversitelerde özgürlük yanlısıyım. fakat içinde bulunduğumuz dönemde gizli eller tarafından başörtüsünün "türban" ismini alarak, direkt bir ideolojiyi kendine misyon edindiğini düşünüyorum. ve bu durum "özgürlükçü ben"i bu ideolojiye karşı bir insan haline dönüştürüyor. benim tercihime kalmadan evrilmeye başlıyorum. benzer durum başıörtülü arkadaşlarda da yaşanıyor diye düşünüyorum. bu gizli eller sınıfta yanyana oturan başıörtülü ve başıörtüsüz arkadaşın arasına duvar örüyor, birbirinden kilometrelerce uzaklaştırıyor.
ikna odaları birçok arkadaşımın kabusu benim de onların bu zor durumlarına üzülmeme neden olmuştu. oysaki herkes üniversitede özgürce okuyabilseydi, kimse kimseyi kendi görünümüne kavuşturmaya çalışmasaydı. kimse kimseyi ötekileştirmeseydi! amaç okumak olsaydı, amaç vatana hizmet olsaydı. din herşeyn önünde olmasaydı.olmadı, olamadı, olmuyor! ne yazık.

vefakat bir gerçek var ki, hak yenmemeli. birileri kapıdan burnunu çıkaramayan kızları bir nefer yapıyor. birileri özgür üniversiteleri getirmeye çalışan bir gençlik besliyor, destekliyor.
başıörtülü arkadaş ile başıörtüsüzü mayıs şenliklerinde beraber şarkı söylesin diye özgürlüğü, demokrasiyi anlatmaya çalışıyor.

lütfen el-insaf ediniz, bir de bu "taraf"tan bakınız.
yollardagezer dedi ki…
seni seviyorum demek geldi içimden, aman bozma, sen de sarıl bana emi.
Adsız dedi ki…
siz hala güzelim saçlarınızı örtmeye, vücudunuzun her yerini kumaştan bir kafese almaya çalışan zihniyetin savunucuları olun.. siz hala saçınızdaki "kıl" dan etkilenen hayvanların dediklerini yapın.. sizin özgürlüğünüz hala "türban" olsun.. bırakın türkan saylanı, dönüp bir halinize bakın.. nasıl eziliyorsunuz, erkekler yazın 40 derece sıcakta sere serpe dolaşırken siz nasıl kolum da görünmesin diye uğraşıyorsunuz... siz "bayan" olmanın bilincini unutmuşsunuz, köle olmuşsunuz haberiniz yok...
uragan dedi ki…
Aysunum Yollardagezer'im ben de seni seviyorum canım kardeşim, bizim orda yazdığın yazıları da seviyorum ayrıca. bozmuyorum, ok.
uragan dedi ki…
özgürlükçü adsız arkadaşım (ima değil, başka adsız yorum olduğu için bu şekilde ayırmak istedim seni); el-insaf edecek bir şey yazmadım ben, başımdan geçeni yazmışım. Hatta tüm detaylarını da değil, pek çoğunu da hatırlamıyorum bile zaten. Ama zordu, yaşamadan ahkam kesmek kolay maalesef.
*
Üniversiteler her türlü siyasi, ideolojik, dini, toplumsal meselenin tartışılabildiği alanlar olmalı, özgür olmalı.Üniversite bu lise değil, fikir yapımızın netleşmeye başladığı yaşlarda oralarda oluyoruz. Herkes kendi fikrini açıkça ve özgürce ifade edebilmeli, seçimlerse kişilere kalmıştır. Keşke herkes birbirini daha iyi anlama gayreti içinde olsaydı, ben kendi adıma solcu-sağcı-muhafazakar-ateist-liberal demeden tüm arkadaşlarımı anlamaya çalıştığımı düşünüyorum, kimseye önyargılı davranmadım. pek çok farklı düşünceden insanla arkadaşlık ettim, pişman da değilim. hiç bir arkadaşımla da başörtüm yüzünden tek bi sorun yaşamadım.
hak yenmesin tamam, kızlar okusun, geleneğin baskıcı yapısından kurtulsun, fikir yapısını, düşünce dünyasını aile ve çevre baskısı olmadan hürce ve kendisi oluştursun, seçimlerini kendi yapsın, inanmayı da inanmamayı da, kendi seçsin.
Olması gereken de budur, herkes kendi hayatının sorumluluğunu almalıdır zira.
*
ben özgürlükçü düşünürken neyle karşılaştım peki? Kazanılmış hakkımın elimden alınmasıyla.
Ben de buna el-insaf diyorum işte. Dinimi yaşama özgürlüğüm olmalı ve bir diğerinin yaşamama özgürlüğü olduğu gibi.
*
anlaşıldığımı umuyorum.
uragan dedi ki…
diğer adsız arkadaşım, kelim ben ondan örtüyorum başımı :)
red or dead dedi ki…
Yaz sıcağında o türbanı nasıl çekiyorsunuz bunu hiç anlayamıyorum? Allah başını örtmesen seni sevmeyecek mi? Allah benim için sonsuz bir enerji, sonsuz bir sevgi. Allah'ın sevgisi sizin türbanınıza kadar mı? Hiçbir anlamı yok saçlarınızı kapamanızın, saçınızı kapamanızın sağladığı tek şey erkek egemenliğinin garantiye alınması. Kadın olarak bu tutsaklığa neden razı oluyorsunuz bu düşünce içimi yakıyor. Neden? Allah başı açık kızı sevmiyor da sizleri mi seviyor? Hayır asla...Erkeklerin köleliğini Allah'ın emri sanmanız...Bu düşünce gerçekten içimi yakıyor. Samimiyetle diyorum bunu...
firdevs dedi ki…
kelim ben ondan ortuyorum basimi :)))) Allah'in emrini anlamayanlara / anlamak istemeyenlere en guzel cevap :p
uragan dedi ki…
read or dead,
ergen olduğumdan beri başımı örtüyorum, sıcak mıcak vız gelir tırıs gider, bünye alışık yani.
*
"Allah başını örtmesen seni sevmeyecek mi?, Allah başı açık kızı sevmiyor da sizleri mi seviyor?, Allah'ın sevgisi sizin türbanınıza kadar mı?"

Bunlar cevaplanabilir sorular değil ki, yaratıcı tarafından sevilmek kul olduğunu kabul eden herkes için önemlidir. Ama daha önemli olanı benim onu sevebilmemdir, ruhuma bir şeyler katacak olan da budur. Tekamül için gereken kulun yaratıcısını artan bir sevgiyle sevebilmesidir. Onun rızasına uygun davranabilmesidir. Ben "örtü"yü -kur'anda aynen bu şekilde geçiyor- onu daha fazla sevebilmek için takıyorum yani.
*
içini yakmasın hiç, gerçekten. vücudumu cinsel obje olmaktan kurtararak son derece özgür oluyorum ben, sokakta dilediğim gibi dolaşıyorum, hiç kimsenin taciz dolu bakışlarına muhatap olmuyorum, keyfime bakıyorum yani :)
*
bu tabi sadece başını örtmekle olmuyor, gerçek bi tesettürden bahsediyorum. -Daracık kotları çekip, kısacık ceketleri üstünde, suratında tonla boya, 50 metre öteden kokusu gelen ama başında örtü olanları kastetmiyorum.-
*
Örtü, hicabdır. Umarım anlaşılır.
uragan dedi ki…
firdevs, yorumlardaki niyet daha başından anlaşılıyor, kiminde gerçekten bir anlama çabası var, bi samimiyet var, "farklıyız ama belki ..." gibi bi yaklaşım var
*
Kimiyse kurulmuş plak gibi; çalıp, söyleyip gidiyor. :) ne deyim yani.
*
15 seneden fazla olmuş ben örtülü yaşamayı seçeli; ne ortamlara girdim neler duydum, neler işittim :) gülüp geçiyorum artık.
firdevs dedi ki…
insanlar neden anlamiyorlar ? Allah bizim ibadetlerimize muhtac degil , biz Allah'a muhtaciz ... onun icin ibadet yapiyoruz .

gercekten iman buyuk nimet vesselam !!

kapali kadinlar icin kimsenin ici yanmasin ! herkes tercihiyle yasar ...
Sakin Kafa dedi ki…
İkna odalarına ne gerek var sevgili uragan, okuyucu arkadaşların birçoğu da sayın türkan hanım gibi burada herkesleri ikna ediyorlar görüyorsunuz.

diyelim başörtüsü, türban veya başka birşey gerçekten çok saçma, çok yakıcı, çok sıkıcı, çok baskıcı, çok yorucu. peki sana veya bana mı kaldı bunu uygulamak isteyene bunun ne kadar da yanlış(!) olduğunu anlatmak.

hadi anlatma olayını da geçtim. anlatın güzel. bi kere anlattın. anladık biz de. saçma buluyormuşsun. neden zorla bizi iknaya uğraşıyorsun ki hala. neden üzerimizde başka başka baskılar uyguluyorsun. baksana başımızda zaten "türban" gibi bir baskı var. bir de sen yormasana bizi bu kadar düşünüyorsan.

bir insanın galatasaraylı, fenerbahçeli, beşiktaşlı olmasını her zaman anlarım. ama bir insan niçin anti-fenerli olur bunu hiç anlayamadım.

düstur edinilebilecek daha güzel bir söz biliyorum: "bağımsızlık benim karakterimdir"
uragan dedi ki…
sakinkafa ne güzel buyurdun kardeşim, anti-fenerli olmanın ne mantığı var, beşiktaşlı ol, olmadı galatasaraylı, sivas bak gayretli uğraşıyo :) onu tut, ama bana elleme!
*
bu tamamen, en doğru benim doğrum ve herkesin doğrusu da bu olmalı mantığı. Herkesi aynılaştırınca ne olacak anlamıyorum, biri bize madalya mı takacak? :)
*
tam bağımsız günler diliyorum :)
ılgındalı dedi ki…
:) yazılanları okudum, e hoşumada gitmedi değil... insanların modayı takipde ne denli iyi olduğuna bir kez daha inandım (ikna ettiniz beni vesselam).
harika at gözlükleri var ve bir kaçını birden takıyorlar; ehh yakışıyorda hani :)))

insan biraz araştırır sonra bir sav ortaya atar. basit bir misal ile acizane anlatmaya çalışayım: efendim malumunuzdur ki; güneş ışınının ısısı yoktur, çarptığı nesnede yansır ve enerjiye dönüşür. bu esnada açığa çıkan enerji "ısı" oluşturur. diyelimki güneşleniyorsunuz, bir müddet sonra yanmaya başlarsınız (hay aksi pancar gibin (!) olduğunuzu fark edersiniz. mamafih fizik bunu gerektiriyor.
uzun süre bu ışınlara mağruz kaldığınızda önemli bazı cilt rahassızlıklarına yakalanma riskiniz var. hadi diyelim hastalanmadınız (benim midemi alt üst eder) nur topu gibi güneş lekeleriniz oluşur (30'unda olup 20'li yaşlarda olmak harika bence; bu kısım anlayana).
haa burada hatırlatmakta yarar var başınızda bir koruyucu yoksa güneşte çarpabilir (bu kısım da anlayana).
biraz daha araştırma yapacak olurlarsa arkadaşlar (nur suresi:30/31 ve azhab suresi:59. ayetler (Allah anlayış kıtlığı vermemişse anlarlar mutlaka (inşaallah :) )) araştırmacı ruhları yorulmazda devam ederlerse "örtü"nmenin bütün semavi dinlerde "emr"edilmiş olduğunu öğrenebileceklerdir ( e bunuda umuyorum).

daha ne söyleyeyim imdü?

masalın sonunda ascık değişiklik yapmamda sakınca yoktur umarım :)

gökten üç saksı düşmüş; üçüde anlamamkta direnen ve moda takibinde usta "at gözlüğü" severlerin başına düşmüş :))

valla benim başımda papatyadan taç var :) hanımlar, sizin taçlar hangi çiçeklerden?
uragan dedi ki…
ılgındalı, taçın en güzeli papatyadan olanı, onu da sen kaptın, bize ne kaldı?, gelsin gene elmalar:))
bir kız sıradan dedi ki…
sizler, başörtüsü taktıgınız için kendinizi bu kadar yüce, bu kadar dokunulmaz görenler...
acaba gün gelir devanr döner de, takmak istemeyenleri hangi odalara tıkarsınız?
ikna odalarına mı yoksa daha beterlerine mi?
dürüst olun: size ve inançlarınıza saygı gösterilmesini beklerken, siz karşı tarafa aynı saygıyı gösterebilecekmisiniz? gercekten bu hoşgörüyü içinizde taşıyormusunuz?
birbirimize dürüst olalım: sizin çektiginiz eziyetlerin daha agırlarını digerlerine cektirmekten geri kalmayacaksınız. işin kötüsü bunu Allah(c.c) adına yapacaksınız.
Dini bilenler sadece kapalı olanlar degil, şundan emin olun ki, bi cogunuzdan daha iyi bilirim dinimi!
bir kız sıradan dedi ki…
Türkan Saylan yanlış yaptı 'baba beni okula gönder' diyerek... o küçücük kızları Hüseyin amcalarına göndermeliydi, kocalarını memnun etmenin çeşitli yollarını öğrenip, (kendi dile getirdiği gibi) iman yoluna döndürülürlerdi...
Türkan Saylan yanlış yaptı, bi ülkede cüzzamla savaş derneğinin kurucularından olup, cüzzam denilen illet hastalıkla savaşarak ve onu bu ülkenin sınırlarından kovarak...zaten bunun için Hindistan'dan Gandi ödülünü almasıda ancak dinsiz imansız oldugunun göstergesi... Allah(c.c) başına saksılar dusursun de anlasın yanlışlarını.
Türkan Saylan yanlış yaptı, zira binlerce öğrenciye burs verdi, onların okumasına destek oldu ve hala oluyor. Ne gerek var aydınlık beyinlere? özellikle kız çocuklarında!
uragan dedi ki…
yüce? dokunulmaz? / http://moruragan.blogspot.com/2008/05/i-dk-kimse-krlmasn-ltfen.html
*
tıkmak? / http://moruragan.blogspot.com/2008/04/gomnistkim-inanr.html
*
hüseyin amca? /
http://moruragan.blogspot.com/2008/11/dikkat-dikkat.html
*

gel bi yazı oku, cevapı yapıştır, etiketle git, ne ala memleket.

bir kız sıradan, uymuş yani.

birazcık sabrın varsa linklerdeki yazı ve yorumları okuyuver bi zahmet.
e.t. dedi ki…
Rabin içinizi ferahlatsın, daha güzelleri ile gönlünüzü mutmain etsin.
"iyi biliniz ki kalpler ancak Allah ı anmakla mutmain olur"(rad süresi)
Siz en güzelini başarmışsınız.

Sakin kafa ne güzel demiş.

Bu mevzu bir insana kırmızı giyme demek gibi birşey bence.
Çünkü o da bir tercih.kırmızı renk bizce şunu ifade ediyor dolayısı ile bu kötü, yobazca bir iş, gel sen bu renk giyinme demek gibi.
Belki kırmızı renk benim psikolojime iyi geliyor.Belki sevgilim bana kırmızıyı çok yakıştırıyor. Belkide inandığım tanrı öyle istiyor. Kim bilebilir.
Kim benim neden, nasıl örtündüğümü biliyor acaba? BENİM BÖYLE MUTLU OLMAMIN HİÇ Mİ ÖNEMİ YOK! Bırakın sıcağı soğuğu ben düşüneyim.
Adı üzerinde.
Bunun adı İNANÇ.
İnanç, akıl ve mantık yürütme sonunda varılan bir çıkarıma değil, genellikle; korku, umut gibi İNSANİ HASLETLERİN ORTAYA ÇIKARDIĞI "İHTİYACA" dayanır.(Bknz:wikipedia.org)

Neden bir Prof. milleti iknaya cabalayarak ömrünü tüketmişken son günlerinde kendide örttü. Bunu sormak ne kadar saçmaysa örtülü insanlara sormakta o kadar saçma.

Ve kendi gibi olmayanı yargılamaya gelince.

Asla!

"Zira kalpleri ancak Allah bilir."
Ve "sakın zanda bulunmayın çünkü zannın çoğu yalandır."
buyurmuyor mu yüce yaratıcı.
İşte hakikaten dinini ve kendini bilen iman sahibi sadece kendini yargılar. Yani gerçek manada örtüyü anlayıp başına takan bunu yapmaz. yapanada iman edenlerin temsilcisi gözüyle bakılmaz ve o kişiden hareketle örtülüler diye iman sahipleri kast edilerek cümle kurulamaz.
Dolayısı ile lütfen örtülü olmayan kişiler örtülülerin kendilerini ötekileştirdiği bahanesine de sığınmasın.Velev ki öyle bile olsa sizinde bu yanlışa aynı yanlışla karşılık vermenizimi gerektirir.

Ve türban mı baş örtümü ne diyorsanız işte o sadece bir harfidir cümlenin. Kimin ne haddine Allah ın sevgisini sadece örtüye bağlamak.
Örtüsüz niceeeleri var ki cebinden 100 lerle -birçok örtülüyü bile bakarken utandıran- örtülü çıkartır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Matematik Performans Ödevi / Kocatepe Kavşağı / Aptal kovboy