Kayıtlar

Mayıs, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

pişşt millet!!! bu bloxoo var ya;

benim yazmamı istemiyor, garanti. Ne vakit yazmaya ara versem puanım yükseliyor, ne vakit daha sık yazmaya başlasam puanım düşüyor, bi şey anladıysam ne olayım.

ne olayım?

a; arapsaçı

b; pollyanna

c; kahrolayım

d, hepsi

bu küpeler hep düşeş :)

Resim

ben sever, akiksever :)

Bi çift ucuz küpeyle bile eğlenebilirim istersem, bakınız diyecektim ama bu saatte fotoğraf çekmek istemedi canım, yarın eklerim fotoyu da.
tabi o zamana kadar küpeler bi şekilde kaybolmazsa :)

Yatamıyorum takıyla, ya çıkarıp el yordamıyla başucumdaki dolabın üzerine bırakıyorum veyahut yastığımın altına tıkıştırıyorum; küpe, yüzük, kolye, saat rahatsız eden ne varsa. (Yastığa başımı koyduktan sonra, Elif'in dışında hiç bir neden beni bi daha kaldıramaz kolayla.)

Sonra bazen sabah uyanınca orada olmuyorlar, nasıl uyuyorsam artık. Yastık altından kaybolanlarda ben ne kadar kabahatliysem, dolabın üzerindekilerin kaybolmasında da kikircik o kadar suçlu :)
meraklı ve kokoş tosbağğ ne olcak :)

Küpelerimin büyük bölümü tektir, çift kalabilenler şanslılar kendi adlarına. Kendi adlarına diyorum, zira ben iki kulağa iki farklı küpe takmayı daha çok severim. Birine şöyle küçük bi şeyler takıcam, upuzun gümüş bi zincirin ucunda akik taşı olan bi küpem var, diğerine de onu....
Tek kalmaları sorun …

solarım sistırım, sağol bacım :)

Resim
iyi geldi iyiii :)

somebody help me or somebody stop meeee!!!







Jump in the Line - Harry Belafonte

gecenin nemimi düşmüş gözlerine

Yo, aslında düşmedi. Bebeler uyudu, yani kuzucuğum ve bi de kardeşcağızım. Üstlerini örtüp bi çay daha aldım kendime. Bu saatte ev ne kadar da sessiz; çay kaşığı şıkırtısı, klavye tıkırtısı, pc fanı ve mide gurultusu sesten sayılmazsa.

eeee?

...

eee'si içtim bitti :)

ben bazen hakkaten tuhaflaşıyorum, git uyu kızııım, manyak mısın?

ferideee, ferideee

unuttum bak, bi de


Kılçığı çıkarılmış balık tutma şansım olsa bile tutmazdım. Hazırlıklı olmayı sevmem. Yazmak hazırlıksız yakalanmaktır öyle düşünüyorum sanki. Evet, hazırım dert çekebilirim kıvamı gülünçtür. Neye dokunursam ona dokundururum. Bu kadar.

diyen Esra Elönü'den haberdar edecektim haberi olmayanları. Sevdim mi, sevmedim mi henüz
bilmiyorum ama düzenli okuyorum, dili çekiyor. "Feride'nin günlüğü"nü yazıyor, burada.

hamdolsun zıplıyorum

Nihayet biraz nefes almaya başladım, dün gece iyi bi ağlama-iç boşaltma faslından sonra bugün daha iyiyim, şükür. Son bir haftayı kendi kendime eziyet etme haftası olarak çeşitli etkinliklerle geçirmiştim, bu konuda kapasitemin ne kadar geniş olduğunu hatırlamış oldum bu sayede.Bugün biraz sabah haberlerine takıldım, şu Suriye sınırındaki mayınlı bölgenin İsrailli bir şirkete temizletilmesi ve ardından da onlara kiraya verilmesi hususu ihtimal olarak bile son derece can sıkıcı geldi. Ne işi var İsrail'in türkiye-suriye sınırında Allahaşkına. "Başbakanımız sınırdaki mayınları temizleme konusunda "Suriye bunu yaptı, biz de yapalım istedik" deyince aklıma geldi: Madem Türkiye'nin yapamadığı bu işi Suriye yapabiliyor, öyleyse ihaleyi Suriye'ye verelim!" demiş Hakan Albayrak, benim için aslında kimin temizlediği değil ne kadar! ve ne kadara! temizlediği, ardından bölgenin ne olacağı önemli. "İsrail'e temizlettikten sonra yine onlara 49 yıllığına kir…
ya bi şey deyim mi?hayır deme, yap!!!

çaktı sillesini felek misali, mevlam gör bizi

Bu hafta yazmak istediğim ne çok şey vardı aslında ama pazartesi akşamından beri psikopata bağladığım için fırsatım olmadı hiç. Neler birikmişti; eş dost muhabbetlerinden ilginç diyaloglar, eşyanın ruhuna sinen tozu almamak için direnişim, sevdalım hayat ve çöldeki penguenden alıntılamak istediklerim, üzerine kuralacak cümlelerim, kikirikle ilk ateş yakma operasyonumuz, yanan kuru çam kokusunu ve çiçek toplamayı nasıl da özlediğim, kitap ayracı konusunda yükselen kariyerim, cezmi ersöz'e başlayıp başlamama konusundaki kararsızlığım, verilecek cevaplarım, sorulacak sorularım.....

yaa birikmiş ama di mi?

Ama yok detaylandırma isteği yok içimde, en azından başlık olarak kalsın aklımda diye yazdım üstteki paragrafı.
Ve en çok da; uğruna yemekteyiz'in yeni versiyonunu bile izlediğim urfa türküleri ve bir de kazancı bedii'nin görmüş geçirmişlik akan gülümsemesi üzerine yazmak istiyordum bir şeyler ama olmadı işte. Ve olamayacak da yakın zamanda sanki. Bi daldım... uzatmayayım, …

ya o korkunç ikna odalarına kardelen kızları sokulsaydı

Serdar Turgut yazmış; başka bi açıdan.

tikkat tikkat !!! / Hac kura sonuçları açıklandı

Resim
içimde bi sıkıntı
ben bilgisayara baktım, o bana baktı
diyecek bi şey
sanki yoktu
f5
f5

hak
hukuk
helal
haram


bilemedim ki...

Türkan Saylan öldü

gecikmiş kahvaltıyı hazırlıyordum, "cenaze töreni" kelimeleriyle birlikte gördüm adını.
İÇim bi garip oldu. Bir şeyler gitmiş gibi, bir şeyler bitmiş gibi, bi ateş sönmüş gibi.

***Türkan Saylan öldü***

ne tuhaf şu cümleyi kurarken, içimin acıyor olması, tadımın kaçmış olması, tuhaf ne tuhaf,üzülüyorum sanırım.
yüzü gözümün önünde 98'de haliyle...
ama onun kendinden emin, kararlı ve kudretli ; benimse öfkeli bakışlarım yok artık.

İki insan bakıyor birbirine; hissiz ve pek de anlamı yok bakışların. Acıyorlar daha çok sanki ...

***Türkan Saylan öldü***

birilerinin kutsal eğitim neferi, birilerinin eğitiminin önündeki en ustalıklı set, teslim etti canını. "hayat nasıl biterse, öyle bitti bu hayatta" Ahmet Telli'nin "aşk bitti" si gibi.


***Türkan Saylan öldü***

Masa başında sandalyeye yığılmış izlerken ntv'de çdd'nin cenaze töreni ile ilgili basın toplantısını, dudaklarımdan nasıl dökülüyor; "rahmet, taksirat, hizmet, hürmet" nasıl, anlamıyor…

boğaz manzarası

Resim
boğazım ağrıyor çok fena.bir sattir ılık ılık içiyorum, içilebilir olanlardan.nıtt.bana mısın demiyor.
ben diyorum.

-bana mısın?
-evet sanayım, unutmuştun epeydir nasıl olduğunu, hatırla diye geldim.
-hatırladım, kötüymüş elhamdülillah.

ya ya ya şa şa şa antienflamatuar antienflamatuar çok yaşa

varol tanflex, evladım.

karabasma iz olur

*: ahmet telli **: ismet özel
1. "... Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna.
Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi artık. Küstü, öldürdü kendini su...
Su çürüdü...
Adımdan gayrısını bilmiyorum" A.T*

2."...Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim." İ.Ö**

*******************
ikisi arasında nice seste, sözde
ziyadesiyle
git-gel ve gel-git.
kapattım, dinledim.
ki ihtiyacı vardı gözlerimin
kapaklarını açabildiğim vakit, söz
sesin önüne geçti.
az sürdü,
kaldıramadı karışan harflerin ağırlığını
çünkü.

şimdi "ham yüreğin pütürlerini geç"** mek gerekse de,
"yoruldum gereklilik kipinde yaşamaktan"*
ve hem
"adımdan gayrısını bilmiyorum"*

"amentü" deyip başa almalı ya, yok takatim.
demliği…

titrin* ne ulen: boş gezenin boş ayraçcısı :)

Resim
Bu amigurumiden kitap ayracı işi sardı beni. Eşekcikle başlamıştım, kocakulak olmuş bir ayı ve bi de ördek kafası yaptım ardından. Arada kayınvalidedeyken Betül'ün kitap kurtlarından ördüm yeğenlere.
Boş gezenin boş ayraçcısı olarak kariyer yapacağım, nassı ama?




solar sözümü tuttum bak :)

tümüne evet diyecek bi oyun arkadaşı yok ama dünyada, olsun...
hemen pes ediyor arkadaşlar.

yine de bu blogda bana oyun arkadaşlığı yapan herkes için söylesin Bülent amca,
konuşmasaaam taş olsam...


Su olsam Ates olsam - Bulent Ortacgil


*titr; ismin önüne gelen ve ünvan, kariyer bildiren kelime

bkz: cümle içinde;

-akşam canlı yayına şu şu adamı çıkaralım diyom, ne den?
- titri neymiş ki, kimin nesiymiş?
-titri(genelde tilti diyen de çoktur, tilt olurum ben de onlara ayrıca) askeri stratecik psikoloci ve dermatoloci uzmanı nahit özkan can (misal)

120 /dünya bülteni/nutukçu,artiz ve dahi obur uragan

Resim
Gece 120'yi izledik biraderle beraber. Özhan Eren müzik konusunda ki başarısını, filmin müzikleriyle zirveye taşımış. Tarihi bi film olduğuna göre kayıtlara dayanıyordur senaryo, zaten Eren de öyle diyor, bu yüzden keşke sonu daha mutlu bitseydi deme şansı yok.Görsel olarak beklediğimden iyiydi, çok çalışılmış ama kurguda devamlılık sıkıntısı var sanki birkaç sahnede. Bütüne bakıldığında, (fırtına sahneleri, efektler, kostümler, mekanlar...) hakikaten iyiydi, o zaman diliminde olduğunuz hissini veriyordu.
Babaların evlatlarını Van'dan Erzurum'a cephane taşımaya gönderdiği bi bölüm var filmde, vilayet binası önünde okul müdürü gençlerle konuşuyor, "yol çetin ama yine de gitmek isteyenler bir adım öne çıksın" mealinde bir şeyler söylüyor. Çocukların tümü öne çıkınca, oradaki babaların gözyaşına boğulduğu sahnede ben de tutamadım kendimi..
Bil0; "hayırdır abla, nooluyon" dedi. "Evladını göz göre göre ölüme göndermenin ne demek olduğunu, yapacağın herha…
o..., iyi de...
öz... di... n... çok a... o...
k... da derinmiş, e... h... olsun.i... ne hacet, d... biliyorum.sayın okur, buyur sana bilmece oku çöz.ama ben cevabı vermem, diyim.
ne yapayım ben de bööleyim :)
sonnot: tahminlerinizi kendinize saklayın deyi bu yazıya yorum yapamıyonuz, uyanıklık etmeyin hüleeeeyn.
:)