uragan/günlük
bİr nevİ "anı deposu"

Göç

Pazartesi, Haziran 29, 2009
göç

Göç oldu bir acıdan öbür acıya
oysa sağrısı kurumamıştı atımızın
daha dün sürüp gelmiştik buralara
bugün göründü yine yolların ucu

Devrildi kıl çadırlar seher vakti
usulca uyandırıldı çocuklar
ve kadınlar bohçası çözülmemiş
bir keder gibi gibi düştüler yola

Turnalar gitti biz gittik
bitmedi peşimizdeki nal sesleri
nerde konaklasak tedirgindik
kuruyordu ırmaklar ve göller

Bir yangın gibi taşıyıp durduk
kederi ve acıyı göğsümüzde
yer gök duman içindeydi sanki
genzimizi yakıyordu ayrılıklar

Zulüm bırakmadı peşimizi hiç
biz gittik o buldu izimizi
konar göçer olduk yedi iklimde
tanığımızdır dağlar taşlar

Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
gözlerimizin yorgun sularında
yaşamak bir inat oldu artık
yaşamak bir direnme oldu zulme

Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
göç başladı bir acıdan bin acıya
Geride akşamın küllenen ateşi
ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı


ahmet telli



Read On 2 yorum

Dilediğim en güzel hayat / Çöplerin içinde rüya aradım / Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Pazartesi, Haziran 29, 2009




Başım Eğik Dilim kapalı Gözler

Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir

Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz

Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN

Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben

Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar

Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil

Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil

Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi

İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri

Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır

Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın

Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının

Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı


cahit zarifoğlu

ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Read On 0 yorum

Kayıt tamam / eşyaya puzzle muamelesi / düğün / altın hızma

Pazar, Haziran 28, 2009
  • Bugün elif hanımın kaydını yaptırdık babamla birlikte. Okula başlayacağına inanmak ne zor. Ev işi sevmeyen ve de zorda kalmadıkça yapmayan bi kadın olarak vaktimin büyük bi bölümünü elif'e ayırdığım düşünülürse, acayip bi boşluk hissedeceğim okullar açıldığında. Oh ne ala, sosyal kızım nihayet sosyal hayatını zirveye ulaştıracağı bir imkan buldu kendine. Sanırım Zeynep öğretmenin en büyük şikayeti gevezeliği ve aşırı hareketliliği olacak, Hayriceğimin benden şikayetleri gibi :)
  • Son bir aydır ev eşyalarına puzzle parçası muamelesi yapıyorum. Ordan oraya, olmadı şuraya derken denemediğim şekil kalmadı. Nıt olmuyor, ev küçük eşya büyük, istediğim huzur verecek atmosferi oluşturamıyorum bi türlü, bu benim huzursuz bi tip olmamdan kaynaklanıyorsa -ki kuvvetle muhtemel- yaşlandığımda ciddi bel ağrıları çekeceğim garanti.
  • Puzzle konusunda bugün kara kardeşimin de desteğiyle çığır açtım resmen. Antreye attığım gardrobumun ikinci parçasını yatak odasına taşıdık binbir zahmetle. Boyu kapılardan uzun olduğu için eğmek gerekti, alan da dar, ama pes etmedik. Değişik açı çalışmalarından sonra başardık. Bilo, geometrime sıfır verdi, ben de kötü olduğunnu biliyorum zaten hıh. Şimdi antreyi boyayıp, oraya kütüphaneyi taşımayı planlıyorum. Bir de mutfağı boyarsam, geniş çaplı bir temizliğe girişebilirim artık. Vay halime !!!
  • Tavla maceramız her akşam attığımız, beşi bulan kazanır, sistemiyle devam ediyor. Bi acemi için fena sayılmam, hatta 2 puanlık marslar bile yapıyorum, he he.
  • Ankara il halk kütüphanesine üye oldu kardeşcağızım, iki kitap getirmiş, İlber Hocadan. Gidecekler diye birine başladım ben de hemen. Hasan Cemal yarım yarım bekleyecek biraz daha, ne yapalım. İstediğim kitaplardan o kadar bahsetmiştim ama unutmuş kerata, yaz ver bana diyor, yaşı kaçsa daha. Okumadın di mi burayı oooolum:)


  • Elvankent'te açılan belediyeye bağlı merkeze gitmeyi planlıyorum önümüzdeki hafta, bağlama ve platese kaydolmak için. Küçük hanım için de etkinlik grubu varmış, takılırız beraber, tembelliğim tutmazsa. Benim sazım kısa sap(çöğür) gerçi ama, sorun olmaz inşaallah.
  • Bu hafta içi de kına - düğün filan geçecek, Ali'nin teyze kızı evleniyor. Ben hediyemi hazırladım ama Ali'nin siparişini yaptırmak Bilo'ya kaldı. Asker künyesine tebrik mesajı yazdıracak, ben de Ali'ye vekaleten onu takacağım M'ye :)
  • Sanki yazacak daha çok şey birikmiş gibi ama yeter be, uykum geldi aaaaa. İki yıl ismini bilmeden, son bir yıldır da adıyla sanıyla favori türkücüm olan Aysun Gültekin 'den güzel bir türkü ekleyeyim de, kulaklarımın pası silinsin. Ne kadar kendine has ve güçlü bi sesi var ya helal olsun. Süper uzun hava okuyor ama, ben bu sefer başka bir türküsünü ekleyeceğim, altın hızma. Sesine sağlık Aysun abla :)



videoyu göremeyenler için;

Read On 0 yorum

Cumanız, üç aylarınız ve gecikmeli de olsa Regaip kandiliniz mübarek olsun.

Cuma, Haziran 26, 2009
Bugün üç ayların başlangıcı ve Recep ayının ilk günü.

Bu güzel günlerin; blogun tüm takipçilerine, aileme, dostlarıma, bana ve alem-i islama iyilikler getirmesini diliyorum Mevla'dan. Hakkımızda hayırlı olanla muamele etsin yüce yaratıcı. Hepimiz için; sağlık, sıhhat, huzur, afiyet diliyorum. Kararmış kalplerimizi aydınlatmak için iman nuru, doğru insan olma gayreti ve ne olursa olsun tevbeden vazgeçmeyen kullar olmayı nasip etsin Mevla.

bu müzik bana iyi geliyor ayrıca



Read On 2 yorum

göç / okul / orman / tavla

Salı, Haziran 23, 2009
  • Günlerim kah orda kah burda geçiyor. Bu yaz benim için göç yazı oldu. Akşamdan şuradaki çantayı üst-baş, kitap, ıvır zıvır doldurup kapının kenarına koyuyor, sabah da kikiriğimle birlikte çıkıp ya anneanneye ya babaanneye gitmek için düşüyoruz yola. Anneme giderken Bilo'da oluyor tabi yanımızda, eski günlerdeki gibi toplaşıyor sofra başında geyiğin dibine vurup annemi çıldırtıyoruz. Hatta dün sofra sonrasında b-b-e korosu olarak nemrudun kızını bağıra bağıra seslendirerek annemin ters bakışlarını üstümüze çekmeyi başardık :) Komşuları rahatsız etmemek lazım, diye kızdı bize :) Bu satırları da annemlerde yazıyorum. Bilo tek bütünlemesini vermeye gitti. Annemse kış boyu vakıfta hanımlara verdiği kur'an derslerini şimdi de çocuklara vermek üzere yola düştü. Babamsa okulda seminerleri oluyor ya öğretmenlerin, işte orada. O yemeğe gelmeden, Elif de kalem kağıdın başından kalkmadan ben de iki satır yazmayı deneyeyim, dedim. Deniyorum çünkü bu ara "yazamayasıca" bedduasına maruz kalmış gibiyim :)
  • Son iki hafta kikiriğe okul aramakla geçti. Mali durumumuz aslında bi özel okulu düşünmek için son derece riskli de olsa, okulla ilk tanışmasının; körelmeyeceği, destekleneceği, belli insani ve ahlaki değerlerin önemsendiği bir yerle olması adına bu riski almaya karar verdik A ile. Anaokulu için özel bi okul istememiz gereksiz bi teferruat gibi görünse de, ben çocuğumu biraz tanıyorsam hiç de öyle değil. Çünkü okulla tanıştığı an evle bağı çok azalacak, çevresiyle bütünleşip, ortama sonuna kadar ayak uyduracak ve duruma göre davranış geliştirecek. Ve oturduğumuz semt itibari ile çok da ortama göre davranış geliştirmesini istemiyorum. Başlangıçta belli değerleri taşıyan insanlarla yola düşerse, temel bu şekilde atılmış olursa evden ayrılışın ilk şoku daha az değişimle atlatılabilir diye düşünüyorum. Umarım yanılmıyorumdur, eve dönersem bu hafta, dönmezsem önümüzdeki hafta yaptıracağım kaydını Allah'ın izniyle.
  • Çamlıdere gezisinden sonra orman ihtiyacım arttı çok fena. Bana çam altı lazım, püfür püfür. Yosunlu kaya diplerindeki kekiklerin ve orman çiçeklerinin birbirine karışan kokusu hala burnumda. Fotoğraf çekmek için yere her eğilişimde burnuma gelen o yoğun koku, nasıl bir şey yaaa, Allah'ım ne büyüksün. (Ben kibarcık bi tip olamadım hiç, belki çocukluktan ergenliğe kadar geçen süreyi kızılcahamam'da geçirmemden kaynaklanıyordur bu, dağlı oldum sanırım :) çünkü ailem nezaketten anlar ama bana pek az sirayet etmiş.) Deniz severim ama manzarada, ufukta ya da sahilinde gezip, yorulunca karşısına oturup bi çay içersem. Ama orman öyle mi, çektikçe içine çeker beni. Yeşilin tonlarınlarında kaybolmayı, bir çamın dibine serilip uyumayı, bir yayla kayasına sırtımı verip, uçsuuuz bucaksız ormanın ruhuna karışmayı yüz kere tercih ederim. Taşına, çiçeğine tek tek bakmayı, her yeni gördüğüm çiçeğe şaşırmayı, kuru pürlerden ateş yakmayı, başına oturup izlemeyi, pürün ve kozalağın yanarken çıkardığı çıtırtıyı, dumanını bile severim. Neyse bu mevzu bitmez, bana orman lazım en çamlısından ve en tiz vakitte.
  • Değişik bi perde yapıyorum kikiriğe bi de, aslında başında oturacak kadın gibi bi kadın olsa :) yarım günde başlar, yapar, bitirir asar da nerdeeeeeeee !!!
  • Elif'de benim için yeni yüzükler tasarlamaya devam ediyor, eve dönünce atacağız bloguna fotoğraflarını, ilk tasarımı görmeyenler için burada
  • Hasan Cemal'in "Kürtler" ine başladım bir kaç hafta önce, o da sürünüyor elimde. Aslında kitap sürünecek bi kitap değil ama, kalınlığı yüzünden taşıma sorunu çıkıyor, çocuksuz yıllarımdaki gibi; "defter, kalem, cüzdan, sigara-çakmak ve bunların dışında kalan her yeri kitaba tahsis edilmiş" bir çantam yok artık. Elif'in suyu, çubuğu; yedek giysileri, ev terliği ya da ayakkabısı, duruma göre tokası, tacı, tarağı, boyama kitabı, resim defteri, oyuncağı derken; telefonumla cüzdanıma zor yer buluyorum, Allah sizi inandırsın :)
  • Tavlaya sardık biloyla ayrıca, en son 95'te oynamıştım. Bi gün elinde tavlayla çıkıp geldi eve, gel abla hatırlatırım ben sana diye, pişman oldu yavrum. Benim zarım pek kuvvetlidir efenim, hep çift, hep düşeş. Bi de "kırıcı" oynayınca üst seviye heyecanlı oluyor oyun. Elif yatınca kuruluyoruz başına, çaylar da cabası. Şimdi annemdeyiz ya, oynayamıyoruz tabi, keşke getirseydik be abla diye hayıflanıyor kara oğlan.
  • Bunların dışında geçen hafta hapşırık, burun akıntısı ile başlayan, şimdi de yerini ciddi bir öksürüğe bırakan sinsi nezleyle boğuşuyorum. Geçiyormuş gibi yapıp, iki gün sonra nüksettiği için adını sinsi nezle koydum. Sanırım yatıp dinlenmediğim, hasta olduğumu kabullenmediğim için iyileşemiyorum :)
Bu da son zamanlarıma tercüman en güzel bi şarkı, tümünü dinleyemiyonuz ama ne yapalım, siteye giderek dinleyebilirsiniz. Video koyayım dedim ama ben de burada youtube göremiyorum, uğraşamadım şimdi ktunnel le filan.


07- Goc - Gulay

vesselam.
Read On 8 yorum

bi porsiyon laf salatası, en karışığından

Pazartesi, Haziran 15, 2009
ben geldiiiiim. (-oooo, oleeey, şak şak, şak, şak, yaşaaaaaaaaa, varoooool -ne demek efenim, uraganı sizler varettinisssss / ukelalıktan değil valla, pohpohlanmaya ihtiyaç hissettim sadece, pis nefis; öl nefis öl, kaç bininci kere e mi.)
Yazayım diye oturup, tonla blog teması
incelediğime göre pek tiz sıkılmış olabilebilirim bu temadan. Şu sıra netten de sıkıldığımdan hızlıca aktarıp unutmamak üzere, kaçayım hatta yatıp uyuyayım.
  • Geçtiğimiz pazar, haziranın 7'sine tekabül eder, uzun zamandır geçirdiğim en sakin, huzurlu ve dahi keyifli gün idi. Kalabalık bir grupla Çamlıdere'ye gittik. Grup kalabalıktı ama ben daha çok kuzucuğumla uzuuuun yürüyüşlere çıktım, ormanda kaybolmak ister gibi ama kızıma kıyamadım, sonunda hep döndük grubun yanında. Yürüyüş sopaları, su ve fotoğraf makinesinden mütevellit teçhizatla gezindik durduk dağlarda. Bi yemeğe, bi çaya indik düze. Bol bol fotoğraf çektim, bi kısmı şurada
  • Salı günü, haziran'ın 9'una tekabül eder, beni daha kısa ve daha şişman göstereceğini bile bile, ekose bi tunik aldım. Pamuklu, kot üstüne uuupuzun, çıkarmıyorum üstümden, tabi kotumu da. Biri çamaşırların belli aralıklarla yıkanması gerektiğini hatırlatsa ne iyi olacak. İğrencim bööööğ.
  • Çarşamba günü, haziran'ın 10'una tekabül eder, çok fena duygulandım, gözyaşlarına boğuldum çok pis. Kızıma, yakınlarıma, yüzünü görmediğim bloggerlara ya da filmlere duygulanmaktan kendimi unutalı çooook olmuştu, şaşırdım. Ya benim adamımın sahte şeyhliği gerçek olacak ya da mevla bana onun eliyle şamarı indirdi. Çok realist bir adamla evliyim ben, romantizmi ucundan yakaladığımız zamanların bile üzerinden çok sular aktı. Öyle ki şikayet etme safhasını bile aştım çoktan. Neyse efenim, adamım askere gittiğinden beri, telefon konuşmalarımızın büyük bi kısmı Elif ve onun atlattığı soğuk algınlıkları, hasta olma ihtimalleri, vitamini, ateşi, saçı, kıyafeti, okulu...vs etrafında dolaşırken, geriye kalan kısmı da kayınvalidemin şekeri, tansiyonu, morali.... vs. konularında geziniyordu. Pek nadir zamanlarda "ben iyiyim, merak etme"lerin dışına çıkıyorduk. İçerliyordum ben de ne yalan söyleyeyim. O gün kayınvalidemle sofrada çay keyfi yaparken şimdi hatırlamadığım bir nedenle , konu bu mevzuya geldi. Şakayla karışık, "A'nın orada iki derdi var; biri elif, biri sen başka bir şey sormuyor" mealinde bir cümle kurdum ve üzerine kapı çaldı. Kargo gelmiş, Kars'tan. Bekliyoruz kargoyu aslında ama kars kaşarı gelecek, diye. Israrla da soruyor bana, "bu hafta evde olacak mısın; ümitköy'e ya da keçiören'e gidecek misin, kaşar göndericem kızıma, nerede olacaksan oraya yollayayım" diye. Neyse uzattım lafı, paketi aldım elime, "bu pakette kaşar varsa 100 gramlık filan herhalde :)" diye kafa buluyorum, içimden kendimle. Uzunca bir mektup (realist adamımdan beklenmeyecek kadar edebi), yeni fotoğraflar ve bir kutu. Kutuyu açtım, içinde sedeften küçük bir sanduka. Sandukanın içinden, çok sevdiğim gümüş işlemelerle bezenmiş bi de yüzük çıkmaz mı? Çıkar, çıkabilir ama ben daha çok, "hediye aldım sandın di mi ama kutudan başka bir şey yok" diyen bir not olasılığı üzerinde durmuştum. Yanılmışım ve içimden geçen cümle "çaktı sillesini felek misali" oldu nedense.... Sonra bir de üzerine mektubu okuyunca....
  • Cumartesi günü, bildiniz evet, haziran'ın 13'üne tekabül eder, kikirik trambolin'le tanıştı. Tırsak kızım (sayemizde, onun suçu yok) önce küçük zıplamaları bile korka korka yaparken, sonra acayip keyif almaya başladı. Eve dönmeye ikna etmek epey zor oldu üstelik, o kadar çok terlemeseydi, ısrar da etmezdim ama hem terleyip hem de teri rüzgarla kuruyunca hasta olmasından çekindim.
  • Ve bugün, bugün ne oldu dersiniz? Akşamüstü yanımda elif, fotoğraf makinesi ve bir de havlu ile park yolunda buldum kendimi. Bunlar da yakalayabildiklerimin ikisi.



de haydi bitti, dağılın :)
Read On 4 yorum

"sıktım ama polat yüzünden be abi"

Cuma, Haziran 05, 2009
Dün yine Ali Kırca arası Vadi günüydü.
Ali Kırca show tv'ye geçtiğinden beri pek gülüyorum kendisine. Atv haberi sunduğu zamanlarda, epey bi süre, aralıklarla kutlar vadisi aleyhine haber yaptırıp duruyordu. Dizinin müzikleri ve görüntüleriyle. O zamanlar diyordum ki, ya bu adam vadi'nin reytinglerinden faydalanmak istiyor, ya da çok duyarlı !!!
(o görüntüleri prime time'da yayınlamak da ne duyarlılık ama)



Merak ediyorum şimdi, boşa-beşe silah çekip "polat'a özendim" diyen tiplere ne oldu acaba? Birden yeraltına mı indiler?
Ya Ali Kırca; Haber bülteninden "Siyaset Meydanı"na pas atarken "Kurtlar Vadisinden hemen sonra" demeyi neden ihmal etmiyor?

Demek ki diyorum duyarlılık bahane, reyting şahane...
Read On 4 yorum

don't say, do it!!! /okudum bi zahmet

Cuma, Haziran 05, 2009
Bi zahmet çünkü, epey uzun konuşmuş zat-ı muhterem.
Üstüne de bi çeşni yaptım, farklı farklı kalemlerden. Bazen bazı köşe yazarlarını okuyunca içimden ... diyorum. Neyse, Hulki Cevizoğlu'nun başlığı dikkatimi çekti.


Don't say, do it!!!

İfadeye katılıyorum, yazının bazı bölümlerine de katılıyorum, ben daha kimlere katılacağım acaba?

katıla katıla gülüyorum kendime :)
Read On 0 yorum

bu notlara uygun başlık bulamadım.

Cuma, Haziran 05, 2009
Obama Kahire'de konuştu dün (04.06.09), hem de günlerden perşembe.
İzledim canlı canlı, tuhaf ve karışık hislerle.
Hani gri gri diyorum ya durup durup, gri olmak çok kafa karıştırıcı olmaya başladı. Düşünmem lazım yeniden.

  • İslam dünyasına jest üstüne jest yaptı.
  • Konuşmasında ayetler havada uçuştu.
  • Benim gibi temkinli bi tipin bile tüylerini tiken tiken etmeyi başardı bazı bölümlerde.
  • Filistin'e devlet, dedi.
  • Kudüs de barış, dedi.
  • Barışçıl nükleer enerji, dedi. İran, dedi.
  • ABD İslamla savaşmayacaktır, dedi.
  • Guantanamo, dedi.
  • Irak'tan çıkıyoruz, dedi
  • Diplomasiyi kullanacağız, dedi.
  • "Hiçbir ülke bir başkasına zorla bir yönetim şeklini kabul ettiremez" dedi.
  • İslam'ın hoşgörüsünden ve medeniyete kazandırdıklarından bahsetti.
  • Yani dedi oğlu dedi.

Daha neleeer neleeer dedi dedi de, ben Elif'i öğle uykusuna yatırıyordum, çocukcağızım çevirmenin sesinden uyuyamayınca, gerisini dinleyemedim, okuyacağım bi zahmet.
Read On 0 yorum

"Keskin sirkeysem küpün sahibi benim. " diyor feride

Cuma, Haziran 05, 2009
İçimden "yürü kim tutar seni demek geliyor" ayıp olur diye çekiniyorum. Söylemiş kadar oldum ama di mi şimdi, hatta söylemiş oldum. O zaman çekinilesi bi durum kalmadı, tam söyleyeyim de içimde kalmasın;

yürü feride kim tutar seni.

***

Esra Elönü/04.06.09/haber7.com/


"Türküm, Müslüman’ım, ferideyim…
Kılıç mı kuşanayım, dantel mi öreyim? Börek mi açayım bayrak mı? Egosu şişmeye müsaitlerin hava yastığı mı olayım yoksa çuvaldızı mı? Darağacına salıncak kurup KAFA sallayanlara overlok mu geçeyim yoksa birilerinin sıkılaştırdığı adaletsizlik düğmelerini söküp yerine hakkım olanı mı dikeyim. Ben dünyaya UĞRAMAK için değil, yasalarını kasa kasa eteklerimize dökenleri bozguna UĞRATMAK için geldim diyordu feride.
Kadınsam Dünyaya bol paça yalanlar dikmeye değil, o yalanları gözümüze sokanları yaratıcıya havale etmeye geldim. Aklım kısaysa, elim yağlı bir boyuna yapışacak kadar UZUN. Dilim sertse biri çıkıp şu yaşadıklarımızın YALAN olduğunu söylesin ben de kalemimi hurma krom reçeteleri yazacak kadar yumuşatayım diyordu feride. Bir elime Güneşi, bir elime Ayı verseler diyen peygamberin SEVR’ini camiadan rant dilenmek için yazdıysam(!) o mağarada inen ayetlerin ASLI’nı bugün dosyalayıp fişleyenleri Allah için yazdım diyordu feride. Bugün yasaklarını satılığa çıkarıp bal koleksiyoncusu gibi anlatan kovan paspalı rektörün kiralık öğrencilere pankart açtırdığını dinlediğimde içimin duvarlarından sökülen mağduriyetin üzerine, kalemimi sağmayacaktım da bize dayatılan şerbetin tadına mı kanacaktım. Keskin sirkeysem küpün sahibi benim. Yasayı görmeden cüppesini sıvayan AVUKATLARIN Hz. Ömerin kılıcından lisans almadıklarını yazmayayım da ALO ADALET HATTINInın ucundaki cüppeli sarışınların akrostiş şiirlerinden pasajlar mı okuyayım? Allah not düşmez çünkü hiç unutmaz.
Ferideysem Damat Feridi aramak için yazmıyorum. Haksızlık inşasını tamamlamış köse mimarların gökdelenleri için yapıcı değilim YIKICIYIM. Solundan soluyanları ferahlatan naneli yazılar yazacak olsaydım, sağından soluduklarını zanneden boğmaca kafalardan NEM kapmazdım diyordu feride. Hiçbir tarafım yok. Allah'ın taraftarıyım. Bugün bir ağaç dile gelse “meyvem adaletli” dese tatmadan inanmam. Bugün bir yağmur düşse elime GÖKTEN indim dese daha önce kimi ıslattığına bakarım. Sorgulamadan kabul edenlerin tezgahında DİNDAŞLIK naraları atmam çünkü çığlığıma aynada bakarım. Ayetlerin bitişi finish değil Sadakallahülaziymdir. Diğer taraftaki hukuk fakültesi dekanı Hz. Ömer'in adaleti eşiğinize kadar gelsin ben bunu dilerim diyordu feride…
Read On 0 yorum

solar bu sana cevaptı, bir gün belki bana bi faydası olur diye kayda geçtim.

Perşembe, Haziran 04, 2009
Hep özenirim, sonradan islamla tanışmış olanlara.
Biz, ya da ben demeliyim aslında.
Gümüş tepside sunulan bir dini hayatın içinde buldum kendimi.
Bu yüzden bir-iki ciddi sorgulama dışında ne tümden bir inkar durumum oldu ne de araya araya bulup sımsıkı sarıldığım bir dinim.


Orta kıvamda, geleneklerle ve ailemin yaşama biçimiyle şekillenmiş ve onlarınkinden biraz daha esnetilmiş bir din anlayışı hakim oldu hayatıma.
Sonraları ufak ufak adımlar attım ama, hiç bir zaman bu videodaki samimi adamcağız gibi, "geçmişe dönüp bakmadım" diyemedim.


Öğrenilmişlerim vardı ve her yeni arayışta, onlar boyunlarını büküp melül melül bir köşeden bana bakıyorlar ve yanlarına çağırıyorlardı beni, ben de sonunda tıpış tıpış onlara dönüyordum.

Demiştim ya bi kere beyne müsil lazım diye, kalbe de lazım. Kalıntıları temizlemek, yeniden başlamak lazım.

Read On 4 yorum
Read On 1 yorum

facebook bahane face of face şahane

Perşembe, Haziran 04, 2009
Bak baştan deyim, başlığa bakıp ta facebook davetiyesi neyim göndermeyin, icabet etmem yani. Ama bi dönem başka hesaplardan girip okul arkadaşlarımdan kimsecikler var mı diye epey gezinmiş; üniversite, lise arkadaşlarımdan bir kısmına rastlamış ama aradığımı bulamamıştım.

Ne arıyordum pekiiiii? ınınınııııın.

İlkokul arkadaşlarımı.


Kızılcahamam'daki pembe boyalı Kazım Karabekir İlkokulundan bi dene tanıdık var mı?Acep; kankam Göksel'e (tek kız kankamdı bu arada, kız gibi bi kız olamadım ben hiç, fıtrat işte ne yaparsın), Hakan'a, Metin'e büyük ve küçük Gökhanlara, Matematik dahisi Mustafa'ya, şirinlik muskası Mehmet'e veyahut o yaşta virtiöz tadında bağlama çalan Hüseyin'e rastlarmıyımkine, diye az gezinmedim yani.


Hayır hiçbirini bulamadım, ilk dörtten birine rastlamak isterdim, özellikle Göksel'e ama olmadı. Ondan zahir, kendime hesap açmak neyim de istemedim. Aman aman illa görüşmek isteyeceğim kimsecikler de yoktu zaten, bir iki kişi dışında. Onlarla da msn sağolsun görüşüyoruz.
İki yıl önceki denemem fiyaskoyla neticelenince bir daha da dönüp bakmadım facebook'un face'ine.


Neyse efenim esas mevzuuya yani şahane kısmına geleyim; bugün kikirciğin de ikna olması neticesinde kalktık kuaföre gittik, saçlarını kestirmek için. Oturduk, konuştuk, modeli seçtik ve daha önce de blogumda adından bahsettiğim mesude hanım -artık sadece
mesude, - bir yandan kızımın caaanım saçlarını kesip, bir yandan da ben sıkılmayayım diye mevzu açmak için sorular sormaya başladı. Öyleydi, böyleydi derken konu çalışma hayatına geldi. Sorunca; Elif'den önce çalıştığımı ve o doğunca bıraktığımı söyledim. Ne iş yaptığımı sordu, tv haberciliği dedim. Mevzunun kırılma noktası orada başladı. Ben de iki sene kadar soğuksu fm'de dj'lik yapmıştım, dedi o da. Kızılcahamam'ın yerel radyosu olur kendisi, radyoyu kuran da zamanında İstanbul'da bir yıl kadar yanında yaşadığım İ. ablanın kardeşidir.

Hadiiii, onu tanıyo musun, bunu tanıyo musun derkene, biz mesude ile ilkokuldan ve ihl ortaokul 1' den sınıf arkadaşı çıkmaz mıyız?


Çıkarız, canım niye çıkmayalım?


Buyur burdan yak, dedi Mesude


ama kikirik bu yaşına kadar benim cuğara içtiğimi hiiiiiç görmediğinden ve beni cuğara düşmanı zannettiğinden (utandım bak kendimden, hani sır yoktu, pıfff) muhabbet ne kadar cuğara gerektirse de almadım, kaş-göz ederek anlattım derdi mi Mesude'ye, kikirik anlamadan konu kapandı.


Neyse; yok Nazif hocaydı, yok Asuman hocaydı, bedenciydi, Keskinli Şükrandı müdür kızı Melihaydı derken sohbet koyulaştıkça koyulaştı. Hatta konu okulda ki "yaşayan ölüler" efsanesine kadar geldi.


Bizim kızılcahamam İHL binası eski hastaneden dönmeydi. Benim gibi bi çatlakla beraber en alt katın morg olduğu, pencerelerinden baktığımızda orada duran eşyaların kıpırdadığı hikayesini uydurmuştuk, sanırım o çatlakta kaymakamın kızı Emineydi. Teneffüslerde başka kızları getirip camdan baktırıyor, hikayeyi genişletmeye devam ediyorduk. Herkes bunu konuşur ve durumdan epey korkar olmuştu ama kimse hikayenin nereden çıktığını bilmiyordu. Öyle ki oynarken topumuz kaçsa gitmeye korkar olmuştuk. Çıbanın başıydım yine her zaman ki gibi ama kendi uydurduğum hikayeden ben bile korkmaya başlamıştım zamanla, millet ne kadar geliştirmişti hikayeyi bi bilseniz, efsaneye dönüşmüştü. En son hocalar orayı gezerek duruma el koymuşlardı da okulda hayat biraz normale dönmüştü :)


"Yaaa, demek siz uydurdunuz haaa", diye çıkıştı Mesude.

"Valla bu kadar büyüyeceğini ben de tahmin etmemiştim", dedim.
Ben onu tam oturtamadım görsel hafızamda ama o beni çok iyi hatırlıyordu. Giyimimden gevezeliğime, hocalarla çataçat laf yarıştırmamdan eşarbımı ne kadar özenli bağladığıma kadar pek çok şeyi.

En son bana iki şey söyledi çok hoşuma gitti, umarım nezaket olsun diye değildir.


"Pek birlikte takılmazdık, arkadaş gruplarımız farklıydı ama ben severdim seni, söyleyeceğini ne olursa olsun mutlaka söyler, haksızlığa karşı susmazdın" dedi.


Bir de, "hiç değişmemişsin" dedi. "Kadınlar anne olduktan sonra genelde farklılaşıyorlar sen enerjinden hiç bir şey kaybetmemişsin", dedi. Mest ettin beni Mesude :)


Olura üzecek bir şeyler yapmışımdır, çocuktuk helal et hakkını dedim, helalleştik bi güzel.

Aaaaah ah, ne haşarıydım valla ben çocukken, bi dakka durmazdım yerimde. Sürekli şikayet ederdi hayriceğim canım, "tahtaya bir şey yazıyorum, dönüyorum B. yerinde yok, başka birinin sırasında, bi daha dönüyorum başka bir yerde" diye.

Ne kadar eskilere götürdü bu olay beni yaaa.


Bundan iki ay kadar önce de
muhaber.net'in blogunda yayınladığı bir çocukluk fotoğrafı sayesinde kendisiyle aynı okulda okuduğumuzu servis arkadaşlığı yaptığımızı anlamıştık.

Neeeerdeeen nereye, güzel bir gün oldu bugün benim için. Eski bir tanışı görmek, o günleri yadetmek pek keyifliydi, umarım Mesude için de öyle olmuştur.
Read On 8 yorum

ayraççı geldi, hanıııııııım :)

Pazartesi, Haziran 01, 2009
Bunlar da yeni ayraçlarım...
kokoş şapka, bambi, bizim oğlan; hepsine de isim veriyorum iyi mi?

Fotoğrafını çekemediğim bi küt saçlı kız, bi de bozayı kafalı olanı vardı bunların, ama taze bitti :)
Onlara isim verme fırsatım olmadı, hemen hediye ettim çünkü, sahipleri koysun adlarını artık, ne yapayım.








Read On 6 yorum

...kürtler pkk'ya sırtlarını dönmez* / edi bese* emine!!!

Pazartesi, Haziran 01, 2009
"PKK'nın ilk silahlı eylemini gerçekleştirdiği tarih olan 15 Ağustos'un kutlandığı etkinlikte DTP Eşbaşkanı Emine Ayna ilginç sözler sarf etti. 'Kürt özgürlük harekatı kendisine dayatılan inkar ve imhaya karşı kurşun sıkarak var oluşunu gün yüzüne çıkarttı. 15 Ağustos yaratıcılarını şahsınızda selamlıyorum.' "
haberin tümü


  • "Sayın Öcalan’ı muhatap alın. İnanın bu durumda incinmez, büyürsünüz. Ölümle çözüm olmuyor." haberin tümü

  • “Biz hakların ve özgürlüklerin siyasetini yapıyoruz. Bugün Türkiye'de çok kimlik var ve çok kimlik yaşıyorsa, bu ülke bunu Anayasal güvenceye almak zorundadır. Bu kimlik siyaseti değil. Kimlik siyaseti başka kimliği reddetmektir. Bu ülkede kimlik siyaseti yapan DTP dışındaki tüm siyasi partilerdir. haberin tümü

diyen eşbaşkan Emine Ayna, şu cümlelerin de sahibesidir.


  • "30 yıl sonra Kürt özgürlük hareketi bu noktaya geldikten sonra birileri herhangi bir siyasi hareketin içinde ’Ben Kürt’üm’ diyerek oy istemesin. Kürt olmanın ölçüsü artık DTP’dir. Kürtler siyaset sahnesinin çöplüğünde AKP’nin de yerini ayırmıştır" dedi. haberin tümü


  • “Bugün Kürtçe televizyon kanalından söz edilebiliyorsa, bugün eğer Kürtlere ‘Şarkınızı türkünüzü söyleyin’ denilebiliyorsa, bugün eğer Kürtler yıllardır süren mücadeleleriyle meydanları doldurabiliyorsa, Kürt özgürlük hareketinin verdiği mücadele sonucundadır. Dağa çıkan gençlerimizin verdiği mücadele sonucundadır. Bu yüzden Kürtlerin yaşadığı ulusal sorunun çözümü halkın ulusal liderleriyle ancak mümkündür.haberin tümü


Ya Allah aşkına bi elimizi vicdanımıza koyup düşünelim, son iki yıldır yaşanan gelişmelere bakalım. Ekonomik kalkınma için sadece bölgeye has çıkarılan yasalara bakalım, Kürtçe konusunda gelinen noktaya bakalım, mecliste grubuna anadiliyle hitab edebilen bi genel başkan var, görmezden gelmeyelim. Gelinen noktada bütün bunların pkk'nın eliyle olduğunu ileri sürmek, "çözüm istemiyoruz" demenin en kestirme yoludur, bu ülkede barış isteyen milyonlarca iyi niyetli insanı, hükümetin çabalarını, oluşturulan kamuoyunu hiçe saymaktır bence.

O zaman adama derler ki; tüm bunlar pkk ve öcalan sayesinde olmuşsa çözüme ne hacet, özerkliğinizi de alırsınız gerisini de, siz bildiğiniz yolda devam edin, biz de...
Yıllardır olduğu gibi yine kan akmaya devam eder, yine halklar taraf olur.
İstenen bu mudur, merak ediyorum doğrusu.

Ve tam da bu yüzden meselenin önemini kavrayan, konuya iyi niyetle yaklaşan, silahlı mücadelenin çözümsüzlüğü körüklediğine inanan tüm Kürtlerin bu kadını susturmasının gereğine inanıyorum. Kürtler adına konuşma hakkı; TBMM'deki DTP'nin mi, yoksa dağdaki silahlı pkk'nın mı eş başkanı olduğu belli olmayan "aynalı" ya bırakılmamalı kanaatimce.

Çok çetrefilli mesele, fazla detaya girmeden döktüm içimi, izlemeye devam ediyorum süreci, beklentim yüksek. Ama ne hükümet, ne dtp, ne de uluslararası platformda pkk'nın konum değişikliği yüzünden değil beklentimi yüksek tutuşum, bunlar gelip geçen durumlardır, kaygandır siyasetin zemini. Beklentim yüksek ama nedeni bu ülke insanlarının kardeşliğine olan sonsuz inancımdan. Bu toprakları vatan yapan ve bu uğurda omuz omuza harbedenlerin nesilleri oluşumuzdan.

not: *Emine Ayna'nın en son
başlıktaki cümleleri bana "yeter artık*" dedirtmiş, bu alıntıları yaptırmış ve bu yazıyı yazdırmıştır.

Read On 2 yorum

İletişim

uragan3@gmail.com

Blog Arşivi

Translate