bi porsiyon laf salatası, en karışığından

ben geldiiiiim. (-oooo, oleeey, şak şak, şak, şak, yaşaaaaaaaaa, varoooool -ne demek efenim, uraganı sizler varettinisssss / ukelalıktan değil valla, pohpohlanmaya ihtiyaç hissettim sadece, pis nefis; öl nefis öl, kaç bininci kere e mi.)
Yazayım diye oturup, tonla blog teması
incelediğime göre pek tiz sıkılmış olabilebilirim bu temadan. Şu sıra netten de sıkıldığımdan hızlıca aktarıp unutmamak üzere, kaçayım hatta yatıp uyuyayım.
  • Geçtiğimiz pazar, haziranın 7'sine tekabül eder, uzun zamandır geçirdiğim en sakin, huzurlu ve dahi keyifli gün idi. Kalabalık bir grupla Çamlıdere'ye gittik. Grup kalabalıktı ama ben daha çok kuzucuğumla uzuuuun yürüyüşlere çıktım, ormanda kaybolmak ister gibi ama kızıma kıyamadım, sonunda hep döndük grubun yanında. Yürüyüş sopaları, su ve fotoğraf makinesinden mütevellit teçhizatla gezindik durduk dağlarda. Bi yemeğe, bi çaya indik düze. Bol bol fotoğraf çektim, bi kısmı şurada
  • Salı günü, haziran'ın 9'una tekabül eder, beni daha kısa ve daha şişman göstereceğini bile bile, ekose bi tunik aldım. Pamuklu, kot üstüne uuupuzun, çıkarmıyorum üstümden, tabi kotumu da. Biri çamaşırların belli aralıklarla yıkanması gerektiğini hatırlatsa ne iyi olacak. İğrencim bööööğ.
  • Çarşamba günü, haziran'ın 10'una tekabül eder, çok fena duygulandım, gözyaşlarına boğuldum çok pis. Kızıma, yakınlarıma, yüzünü görmediğim bloggerlara ya da filmlere duygulanmaktan kendimi unutalı çooook olmuştu, şaşırdım. Ya benim adamımın sahte şeyhliği gerçek olacak ya da mevla bana onun eliyle şamarı indirdi. Çok realist bir adamla evliyim ben, romantizmi ucundan yakaladığımız zamanların bile üzerinden çok sular aktı. Öyle ki şikayet etme safhasını bile aştım çoktan. Neyse efenim, adamım askere gittiğinden beri, telefon konuşmalarımızın büyük bi kısmı Elif ve onun atlattığı soğuk algınlıkları, hasta olma ihtimalleri, vitamini, ateşi, saçı, kıyafeti, okulu...vs etrafında dolaşırken, geriye kalan kısmı da kayınvalidemin şekeri, tansiyonu, morali.... vs. konularında geziniyordu. Pek nadir zamanlarda "ben iyiyim, merak etme"lerin dışına çıkıyorduk. İçerliyordum ben de ne yalan söyleyeyim. O gün kayınvalidemle sofrada çay keyfi yaparken şimdi hatırlamadığım bir nedenle , konu bu mevzuya geldi. Şakayla karışık, "A'nın orada iki derdi var; biri elif, biri sen başka bir şey sormuyor" mealinde bir cümle kurdum ve üzerine kapı çaldı. Kargo gelmiş, Kars'tan. Bekliyoruz kargoyu aslında ama kars kaşarı gelecek, diye. Israrla da soruyor bana, "bu hafta evde olacak mısın; ümitköy'e ya da keçiören'e gidecek misin, kaşar göndericem kızıma, nerede olacaksan oraya yollayayım" diye. Neyse uzattım lafı, paketi aldım elime, "bu pakette kaşar varsa 100 gramlık filan herhalde :)" diye kafa buluyorum, içimden kendimle. Uzunca bir mektup (realist adamımdan beklenmeyecek kadar edebi), yeni fotoğraflar ve bir kutu. Kutuyu açtım, içinde sedeften küçük bir sanduka. Sandukanın içinden, çok sevdiğim gümüş işlemelerle bezenmiş bi de yüzük çıkmaz mı? Çıkar, çıkabilir ama ben daha çok, "hediye aldım sandın di mi ama kutudan başka bir şey yok" diyen bir not olasılığı üzerinde durmuştum. Yanılmışım ve içimden geçen cümle "çaktı sillesini felek misali" oldu nedense.... Sonra bir de üzerine mektubu okuyunca....
  • Cumartesi günü, bildiniz evet, haziran'ın 13'üne tekabül eder, kikirik trambolin'le tanıştı. Tırsak kızım (sayemizde, onun suçu yok) önce küçük zıplamaları bile korka korka yaparken, sonra acayip keyif almaya başladı. Eve dönmeye ikna etmek epey zor oldu üstelik, o kadar çok terlemeseydi, ısrar da etmezdim ama hem terleyip hem de teri rüzgarla kuruyunca hasta olmasından çekindim.
  • Ve bugün, bugün ne oldu dersiniz? Akşamüstü yanımda elif, fotoğraf makinesi ve bir de havlu ile park yolunda buldum kendimi. Bunlar da yakalayabildiklerimin ikisi.



de haydi bitti, dağılın :)

Yorumlar

Hacer dedi ki…
Banane gitmicem işte:)
Anne İş'te dedi ki…
kaşar peyniri ha??? Böyle olunca sanki daha mı güzel oluyor,daha özel???

Güle güle kullan

sevgi,selamla..
SenaBera dedi ki…
Valla o kargo kendime gelse, ancak bu kadar sevinebilirdim herhalde, çok sevindim bu sürprize...:)
uragan dedi ki…
hacer sen hep gel, gitme :)
*
Teşekkür ederim bahtiyarcım, demekki öyle oluyor.
*
özlemcim sağolasın, suçluluk duygusundan pek sevinememiştim ben zaten, sen benim boşluğumu doldurmuşun :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Matematik Performans Ödevi / Kocatepe Kavşağı / Aptal kovboy