facebook bahane face of face şahane

Bak baştan deyim, başlığa bakıp ta facebook davetiyesi neyim göndermeyin, icabet etmem yani. Ama bi dönem başka hesaplardan girip okul arkadaşlarımdan kimsecikler var mı diye epey gezinmiş; üniversite, lise arkadaşlarımdan bir kısmına rastlamış ama aradığımı bulamamıştım.

Ne arıyordum pekiiiii? ınınınııııın.

İlkokul arkadaşlarımı.


Kızılcahamam'daki pembe boyalı Kazım Karabekir İlkokulundan bi dene tanıdık var mı?Acep; kankam Göksel'e (tek kız kankamdı bu arada, kız gibi bi kız olamadım ben hiç, fıtrat işte ne yaparsın), Hakan'a, Metin'e büyük ve küçük Gökhanlara, Matematik dahisi Mustafa'ya, şirinlik muskası Mehmet'e veyahut o yaşta virtiöz tadında bağlama çalan Hüseyin'e rastlarmıyımkine, diye az gezinmedim yani.


Hayır hiçbirini bulamadım, ilk dörtten birine rastlamak isterdim, özellikle Göksel'e ama olmadı. Ondan zahir, kendime hesap açmak neyim de istemedim. Aman aman illa görüşmek isteyeceğim kimsecikler de yoktu zaten, bir iki kişi dışında. Onlarla da msn sağolsun görüşüyoruz.
İki yıl önceki denemem fiyaskoyla neticelenince bir daha da dönüp bakmadım facebook'un face'ine.


Neyse efenim esas mevzuuya yani şahane kısmına geleyim; bugün kikirciğin de ikna olması neticesinde kalktık kuaföre gittik, saçlarını kestirmek için. Oturduk, konuştuk, modeli seçtik ve daha önce de blogumda adından bahsettiğim mesude hanım -artık sadece
mesude, - bir yandan kızımın caaanım saçlarını kesip, bir yandan da ben sıkılmayayım diye mevzu açmak için sorular sormaya başladı. Öyleydi, böyleydi derken konu çalışma hayatına geldi. Sorunca; Elif'den önce çalıştığımı ve o doğunca bıraktığımı söyledim. Ne iş yaptığımı sordu, tv haberciliği dedim. Mevzunun kırılma noktası orada başladı. Ben de iki sene kadar soğuksu fm'de dj'lik yapmıştım, dedi o da. Kızılcahamam'ın yerel radyosu olur kendisi, radyoyu kuran da zamanında İstanbul'da bir yıl kadar yanında yaşadığım İ. ablanın kardeşidir.

Hadiiii, onu tanıyo musun, bunu tanıyo musun derkene, biz mesude ile ilkokuldan ve ihl ortaokul 1' den sınıf arkadaşı çıkmaz mıyız?


Çıkarız, canım niye çıkmayalım?


Buyur burdan yak, dedi Mesude


ama kikirik bu yaşına kadar benim cuğara içtiğimi hiiiiiç görmediğinden ve beni cuğara düşmanı zannettiğinden (utandım bak kendimden, hani sır yoktu, pıfff) muhabbet ne kadar cuğara gerektirse de almadım, kaş-göz ederek anlattım derdi mi Mesude'ye, kikirik anlamadan konu kapandı.


Neyse; yok Nazif hocaydı, yok Asuman hocaydı, bedenciydi, Keskinli Şükrandı müdür kızı Melihaydı derken sohbet koyulaştıkça koyulaştı. Hatta konu okulda ki "yaşayan ölüler" efsanesine kadar geldi.


Bizim kızılcahamam İHL binası eski hastaneden dönmeydi. Benim gibi bi çatlakla beraber en alt katın morg olduğu, pencerelerinden baktığımızda orada duran eşyaların kıpırdadığı hikayesini uydurmuştuk, sanırım o çatlakta kaymakamın kızı Emineydi. Teneffüslerde başka kızları getirip camdan baktırıyor, hikayeyi genişletmeye devam ediyorduk. Herkes bunu konuşur ve durumdan epey korkar olmuştu ama kimse hikayenin nereden çıktığını bilmiyordu. Öyle ki oynarken topumuz kaçsa gitmeye korkar olmuştuk. Çıbanın başıydım yine her zaman ki gibi ama kendi uydurduğum hikayeden ben bile korkmaya başlamıştım zamanla, millet ne kadar geliştirmişti hikayeyi bi bilseniz, efsaneye dönüşmüştü. En son hocalar orayı gezerek duruma el koymuşlardı da okulda hayat biraz normale dönmüştü :)


"Yaaa, demek siz uydurdunuz haaa", diye çıkıştı Mesude.

"Valla bu kadar büyüyeceğini ben de tahmin etmemiştim", dedim.
Ben onu tam oturtamadım görsel hafızamda ama o beni çok iyi hatırlıyordu. Giyimimden gevezeliğime, hocalarla çataçat laf yarıştırmamdan eşarbımı ne kadar özenli bağladığıma kadar pek çok şeyi.

En son bana iki şey söyledi çok hoşuma gitti, umarım nezaket olsun diye değildir.


"Pek birlikte takılmazdık, arkadaş gruplarımız farklıydı ama ben severdim seni, söyleyeceğini ne olursa olsun mutlaka söyler, haksızlığa karşı susmazdın" dedi.


Bir de, "hiç değişmemişsin" dedi. "Kadınlar anne olduktan sonra genelde farklılaşıyorlar sen enerjinden hiç bir şey kaybetmemişsin", dedi. Mest ettin beni Mesude :)


Olura üzecek bir şeyler yapmışımdır, çocuktuk helal et hakkını dedim, helalleştik bi güzel.

Aaaaah ah, ne haşarıydım valla ben çocukken, bi dakka durmazdım yerimde. Sürekli şikayet ederdi hayriceğim canım, "tahtaya bir şey yazıyorum, dönüyorum B. yerinde yok, başka birinin sırasında, bi daha dönüyorum başka bir yerde" diye.

Ne kadar eskilere götürdü bu olay beni yaaa.


Bundan iki ay kadar önce de
muhaber.net'in blogunda yayınladığı bir çocukluk fotoğrafı sayesinde kendisiyle aynı okulda okuduğumuzu servis arkadaşlığı yaptığımızı anlamıştık.

Neeeerdeeen nereye, güzel bir gün oldu bugün benim için. Eski bir tanışı görmek, o günleri yadetmek pek keyifliydi, umarım Mesude için de öyle olmuştur.

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Rabbişrahli ve sadri!

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*