göç / okul / orman / tavla

  • Günlerim kah orda kah burda geçiyor. Bu yaz benim için göç yazı oldu. Akşamdan şuradaki çantayı üst-baş, kitap, ıvır zıvır doldurup kapının kenarına koyuyor, sabah da kikiriğimle birlikte çıkıp ya anneanneye ya babaanneye gitmek için düşüyoruz yola. Anneme giderken Bilo'da oluyor tabi yanımızda, eski günlerdeki gibi toplaşıyor sofra başında geyiğin dibine vurup annemi çıldırtıyoruz. Hatta dün sofra sonrasında b-b-e korosu olarak nemrudun kızını bağıra bağıra seslendirerek annemin ters bakışlarını üstümüze çekmeyi başardık :) Komşuları rahatsız etmemek lazım, diye kızdı bize :) Bu satırları da annemlerde yazıyorum. Bilo tek bütünlemesini vermeye gitti. Annemse kış boyu vakıfta hanımlara verdiği kur'an derslerini şimdi de çocuklara vermek üzere yola düştü. Babamsa okulda seminerleri oluyor ya öğretmenlerin, işte orada. O yemeğe gelmeden, Elif de kalem kağıdın başından kalkmadan ben de iki satır yazmayı deneyeyim, dedim. Deniyorum çünkü bu ara "yazamayasıca" bedduasına maruz kalmış gibiyim :)
  • Son iki hafta kikiriğe okul aramakla geçti. Mali durumumuz aslında bi özel okulu düşünmek için son derece riskli de olsa, okulla ilk tanışmasının; körelmeyeceği, destekleneceği, belli insani ve ahlaki değerlerin önemsendiği bir yerle olması adına bu riski almaya karar verdik A ile. Anaokulu için özel bi okul istememiz gereksiz bi teferruat gibi görünse de, ben çocuğumu biraz tanıyorsam hiç de öyle değil. Çünkü okulla tanıştığı an evle bağı çok azalacak, çevresiyle bütünleşip, ortama sonuna kadar ayak uyduracak ve duruma göre davranış geliştirecek. Ve oturduğumuz semt itibari ile çok da ortama göre davranış geliştirmesini istemiyorum. Başlangıçta belli değerleri taşıyan insanlarla yola düşerse, temel bu şekilde atılmış olursa evden ayrılışın ilk şoku daha az değişimle atlatılabilir diye düşünüyorum. Umarım yanılmıyorumdur, eve dönersem bu hafta, dönmezsem önümüzdeki hafta yaptıracağım kaydını Allah'ın izniyle.
  • Çamlıdere gezisinden sonra orman ihtiyacım arttı çok fena. Bana çam altı lazım, püfür püfür. Yosunlu kaya diplerindeki kekiklerin ve orman çiçeklerinin birbirine karışan kokusu hala burnumda. Fotoğraf çekmek için yere her eğilişimde burnuma gelen o yoğun koku, nasıl bir şey yaaa, Allah'ım ne büyüksün. (Ben kibarcık bi tip olamadım hiç, belki çocukluktan ergenliğe kadar geçen süreyi kızılcahamam'da geçirmemden kaynaklanıyordur bu, dağlı oldum sanırım :) çünkü ailem nezaketten anlar ama bana pek az sirayet etmiş.) Deniz severim ama manzarada, ufukta ya da sahilinde gezip, yorulunca karşısına oturup bi çay içersem. Ama orman öyle mi, çektikçe içine çeker beni. Yeşilin tonlarınlarında kaybolmayı, bir çamın dibine serilip uyumayı, bir yayla kayasına sırtımı verip, uçsuuuz bucaksız ormanın ruhuna karışmayı yüz kere tercih ederim. Taşına, çiçeğine tek tek bakmayı, her yeni gördüğüm çiçeğe şaşırmayı, kuru pürlerden ateş yakmayı, başına oturup izlemeyi, pürün ve kozalağın yanarken çıkardığı çıtırtıyı, dumanını bile severim. Neyse bu mevzu bitmez, bana orman lazım en çamlısından ve en tiz vakitte.
  • Değişik bi perde yapıyorum kikiriğe bi de, aslında başında oturacak kadın gibi bi kadın olsa :) yarım günde başlar, yapar, bitirir asar da nerdeeeeeeee !!!
  • Elif'de benim için yeni yüzükler tasarlamaya devam ediyor, eve dönünce atacağız bloguna fotoğraflarını, ilk tasarımı görmeyenler için burada
  • Hasan Cemal'in "Kürtler" ine başladım bir kaç hafta önce, o da sürünüyor elimde. Aslında kitap sürünecek bi kitap değil ama, kalınlığı yüzünden taşıma sorunu çıkıyor, çocuksuz yıllarımdaki gibi; "defter, kalem, cüzdan, sigara-çakmak ve bunların dışında kalan her yeri kitaba tahsis edilmiş" bir çantam yok artık. Elif'in suyu, çubuğu; yedek giysileri, ev terliği ya da ayakkabısı, duruma göre tokası, tacı, tarağı, boyama kitabı, resim defteri, oyuncağı derken; telefonumla cüzdanıma zor yer buluyorum, Allah sizi inandırsın :)
  • Tavlaya sardık biloyla ayrıca, en son 95'te oynamıştım. Bi gün elinde tavlayla çıkıp geldi eve, gel abla hatırlatırım ben sana diye, pişman oldu yavrum. Benim zarım pek kuvvetlidir efenim, hep çift, hep düşeş. Bi de "kırıcı" oynayınca üst seviye heyecanlı oluyor oyun. Elif yatınca kuruluyoruz başına, çaylar da cabası. Şimdi annemdeyiz ya, oynayamıyoruz tabi, keşke getirseydik be abla diye hayıflanıyor kara oğlan.
  • Bunların dışında geçen hafta hapşırık, burun akıntısı ile başlayan, şimdi de yerini ciddi bir öksürüğe bırakan sinsi nezleyle boğuşuyorum. Geçiyormuş gibi yapıp, iki gün sonra nüksettiği için adını sinsi nezle koydum. Sanırım yatıp dinlenmediğim, hasta olduğumu kabullenmediğim için iyileşemiyorum :)
Bu da son zamanlarıma tercüman en güzel bi şarkı, tümünü dinleyemiyonuz ama ne yapalım, siteye giderek dinleyebilirsiniz. Video koyayım dedim ama ben de burada youtube göremiyorum, uğraşamadım şimdi ktunnel le filan.


07- Goc - Gulay

vesselam.

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

Rabbişrahli ve sadri!

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*