Poyraz Karayel'den Yalancı Yaşanmışlıklara...



Pek çok bayram, bir miktar doğum günü ve belki de -umarım- bir kaç yıllık yalancı yaşanmışlık bıraktım ardımda. Dört gün bayram, bir haftalık yıllık izin kendimi dinlemek için iyi bir fırsat oldu. Nicedir ara verdiğim -gerçekten yaşamak- için çabalamaya karar verdim. Boş verdiğim ruhuma ve kendime yeniden gayret etmesi için bir fırsat daha vereceğim. Belki bu sefer başarır, kim bilir.

Bugün bende yeniden yazma isteği uyandıran Poyraz Karayel dizisi oldu. Görüşmeyeli ne kadar popüler kültürcü olmuşum di mi? Bolca Oğuz Atay, bir kaç tutam Cemal Süreya, bir fiske Turgut Uyar içeren bu diziyi seviyorum. Şimdi bu isimleri sayınca o kadar da popüler kültürcü olmadığımı düşünmeye başladım.(aynı paragraf içinde kendiyle çelişebilen karakter-siz) TV'nin başından kalkar kalkmaz da blogun başında buldum kendimi.


Neden bilmem yazmak istedim. Bir Eylül'de başlamıştım bu blogu yazmaya. Kaç Eylüller geçti, inanılmaz ama hala burada duruyor işte. İçim daraldığında dökülmek için sanırım. Yazmak isteyince facebook, twitter filan kesmiyor beni.


Yazmadığım ya da düzelteyim tek tük yazdığım son bir kaç yılda; bir üniversite diplomam oldu. Mezuniyet törenine gitmek için bir yandan cübbemi ütüleyip bir yandan kocamı ve kızımı beklerken, Onlar büyük bir trafik kazasını burunları kanamadan atlatmaktaydılar. Kader...


Bu yılın başında doktorun verdiği haberle yıkılıp ve kendimi başka bir doktorda buldumsa da yeniden bir bebeğin süt kokusunu duyamama fikrine de alışıyorum galiba. Takdir...


Bu arada yeniden evlenip, bir de bebek bekleyen ahretliğime, Onu üzmemek için Ondan uzak durduğumu anlatma imkanım da olmadı. Ve bir de dosttan oldum. Kayıp...


Kardeşim bir meslektaşıyla evlendi. Gençler birbirlerini seviyorlar, bize de Onlara destek olmak düşer. Aşk...


Kikircanım 6. sınıfa başladı. Gençliğe adım adım yaklaşırken tüm dünyası arkadaşları. Kıskanıyor muyum ne? Her geçen gün büyüyor, her an boyumu yakalayabilir, bir kaç santimcik kaldı. Aradaki farkı açma isteğinden mi, daha zayıf gösterdiğinden mi bilemedim, topuklu giymeye başladım ara ara. Ah bu Annelik...


Hala yeni bir iş bulamadım, işin kötüsü arıyor da değilim, gidip geliyorum. "Bekledim de gelmedin" demek için imkan veriyor aramamak. Yaşasın mağdur edebiyatı. Acz...


Evde olmayı çok özlemişim. Keşke izin hiç bitmese. Ve ben biraz kendimle olsam. Yalnızlık...


Zeki Müren'den dinlemeye alışkın olduğum  bu şarkıyı  Poyraz-Karayel izlerken Ceylan Ertem'den dinledim ve pek bi beğendim. Ve tabi Müzik...


Döküldüm, saçıldım bu kadar yeter.

Bitti.
Nokta.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rabbişrahli ve sadri!

"Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun"/"Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" okumaları

günlerimiz bitecek bir gün saya saya*